Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
yar.doç.hüseyin özdikmene göre biyolojik çorbadayken tohum halindeymiş bütün canlılar ve bu su topluluğu olan çorbada gen alış verişi yapılarak şimdi canlıların temeli atılmış. _________________ ne ilgiye ne bilgiye ne sevgiye
hımm çorba
hangi lokanta da konmuş ve hangi aşçı tohumları atmış sonra tohumların canları sıkılıp hadi alışveriş yapalım demişler...
hüseyin özdikmene sevgiler!! _________________ -nerde?
-az önce çıktı..
Canlıların birbirinden ne şekilde türediğini düşünen bir evrimci ilk canlılığın ortaya nasıl çıktığını neden sorgulamaz?
DNA'ya bu bilgi nerden geldi?
Yaklaşık 530 milyon yıl önce Kambriyen devirde ilk kompleks canlılar nasıl bir anda ortaya çıktı? Atası olduğu iddia edilebilecek bir canlı dahi yok yeryüzünde..
Bunları gözardı edip türlerin birbirine dönüştüğünü iddia edenler. Şunu da atlamayın lütfen. Her tür birbirinden türediyse bunların aralarında ara türler varolması gerek. Şu an tanımlanabilmiş tür sayısının yaklaşık 2 milyon civarında olduğunu hesaba katarsanız yeraltının aratür fosilleriyle dolup taşması gerekir.
Peki bir tane gösterin. Şu an bulunmuş, kayda geçirilmiş 100 milyon civarında fosil var. Hepside tam tür. Bir tane ara tür gösterin.
Allah yarattı demek istemeyen demesin, tamam. Ama canlılığın kesin olarak kendiliğinden oluşmadığı ortadaysa hala ısrar etmenin bir alemi yok. İstemeyen Allah demesin, bir güç var o yaptı desin, yada işte mantığı neyi kabul ediyorsa. Ama şu durumdan sonra hala kendiliğinden oluştu demek mantık acizliği olur.
En basitinden yaklaşık 2sene önce yanılmıyorsam Sivas civarında yapılan bir kazıda 3 toynaklı at fosili bulundu.
Sanırım hiç bir zeki(!) biyolog 3 toynaklı atı, günümüz atlarıyla aynı tür olarak kabul etmez.
Üniversite öğrencisi, hazır bilgiyi alıp beynine yerleştiren, başkalarından daima kanıt bekleyen kişiye değil; kanıtları ve araştırmaları kendi başına kapsamlıca yapan kişiye denmeli sanırım.
Buyrun bahsettiğim fosillerin Hürriyet Gazetesinde çıkmış haberi;
Öncelikle şunu söylemem gerek ki, eğer evrim gerçek olsaydı ara türlerin fosilleri yukarıda da verdiğim sayılardan anlaşılacağı gibi çok çok fazla olurdu. Yani 100 fosil buluyorsak, bunun 90 ı ara tür olması gerek. Kısacası ara tür fosilleri o kadar çok olurdu ki, tartışamazdık bile. Ama yinede yaptığınız alıntıdaki bilgi yanlışlıklarını da yazayım.
Söz konusu röportajda, atın evrimi senaryosuyla ilgili demeçler verilirken farkında olmadan büyük bir bilgi eksikliği de sergilenmektedir. Örneğin, üç tırnaklı atların tek tırnaklı günümüz atının atası olduğu iddia edilmektedir. Bu iddiaya göre "tek tırnaklı atların üç tırnaklı atlardan önce yaşamamış olması" gerekmektedir. Oysa durum böyle değildir.
National Geographic dergisinin Ocak 1981 sayısında yayınlanan bir habere göre araştırmacılar ABD'nin Nebraska eyaletinde, bir volkan patlaması sonucu aniden lav altında kalmış ve iskeletleri günümüze kadar korunmuş binlerce canlının fosillerini ele geçirmişlerdir. Yaşları 10 milyon yıllık olan fosiller arasında üç tırnaklı ve tek tırnaklı atların bir arada bulunduğu görülmüştür. Bu canlıların bir arada yaşıyor olması, birinin ötekinin atası olduğu iddiasını da çürütmüştür.
Atın evrimi senaryosuna dahil edilmiş olan tüm canlılar birbirinden farklı canlılardır. Bu sıralamaya dahil edilen ve soyu tükendiği iddia edilen Okapi isimli canlının da, günümüzde yaşayan örneği bulunmuş ve canlının daha çok zebra benzeri bir hayvan olduğu anlaşılmıştır. Bu durum hayali at serisini bir kez daha tamamen geçersiz kılmaktadır.
peki neden 3 toynaklı atların soyu tükendi de tek toynaklı atlar günümüze erişebildiler? ayrıca ara tür bulunamıyor diye birşey sözkonusu değil. çünkü aratür denen şeyin ismi tamamen keyfi şekilde konuyor. aynı şey tamtür deyimi için de geçerli. neye göre bir canlıyı "tam tür" olarak adlandırabilirsin ki? mesela dünyada birbirinde farklı birsürü fare türü yaşar. yapıları evimsel süreçleri itibariyle birbirlerinden farklıdır. bu canlıların fosillerine bakarak "bu bundan evrimleşmiş" diyemezsin. tam zıttı da doğrudur. esasında 2 canlı arasında "ara tür" konumunda olan bir canlının fosilini pek tabiiki "tam tür" olarak ele alabilirsin.
ayrıca,
tüm memeliler istisnasız 5 parmaklıdır. kedilerin artık işlevini yitirmiş 5. parmakları vardır ve hala yerli yerinde gereksiz olmasına ramen durur. balinaların bile yüzgeçlerinde 5 tane parmak şeklinde kemikleri vardır.
araştırmalar şunu çok net göstermiştir ki tipi birbirinden çok farklı iki memelini aslında hemen hemen birbirinin aynısıdır. çok küçük farklar canlılardaki çeşitliliğe neden olmuştur.
zaten pempe_sarrap'ın verdiği linkteki antropolog da aynı noktaya değinmiştir.
haberden alıntı yapıyorum:
"Büyük değişiklikler var. Atın evrimi net şekilde görülüyor. Beş toynaktan tek toynaklı hale geldiklerini biliyorduk. Üç toynaklı hipparion denilen atı bulduk. Çenesi bugünkü attan daha küçük, ebatları da bir Pony (Midilli atı) kadar. Ama ondan daha zayıf, narin. Ağaç filizleri yiyor. Gergedanda çok değişim yok. Zürafanın boynu bugünküne göre çok daha kısa."
dahası evrim bilinçli birisi tarafından yapılmadığı için çok ilginç canlılar da oluşmuştur.
mesela, kör mağara balığı. bu balık hiç ışık girmeyen mağaralarda yaşar ve ışık olmadığı için görebilecek hiçbirşey yoktur. böyle bir canlıda 2 tane kör gözün bulunmasını nasıl açıklayabilirsin?
tanrının boş bulunduğu bir ana mı denk gelmiş o balığın yaratılışı?
aynı şekilde yarasalarda hiç bir şekilde görememelerine ramen kafalarında gözleri vardır. ama süs olarak durur. görme işlemini farklı bir şekilde gerçekleştirir. _________________ I keep my eyes wide open all the time
I keep the ends out for the tie that binds
Because you're mine, I walk the line
Canlıların birbirinden ne şekilde türediğini düşünen bir evrimci ilk canlılığın ortaya nasıl çıktığını neden sorgulamaz?
DNA'ya bu bilgi nerden geldi?
Yaklaşık 530 milyon yıl önce Kambriyen devirde ilk kompleks canlılar nasıl bir anda ortaya çıktı? Atası olduğu iddia edilebilecek bir canlı dahi yok yeryüzünde..
Bunları gözardı edip türlerin birbirine dönüştüğünü iddia edenler. Şunu da atlamayın lütfen. Her tür birbirinden türediyse bunların aralarında ara türler varolması gerek. Şu an tanımlanabilmiş tür sayısının yaklaşık 2 milyon civarında olduğunu hesaba katarsanız yeraltının aratür fosilleriyle dolup taşması gerekir.
Peki bir tane gösterin. Şu an bulunmuş, kayda geçirilmiş 100 milyon civarında fosil var. Hepside tam tür. Bir tane ara tür gösterin.
Allah yarattı demek istemeyen demesin, tamam. Ama canlılığın kesin olarak kendiliğinden oluşmadığı ortadaysa hala ısrar etmenin bir alemi yok. İstemeyen Allah demesin, bir güç var o yaptı desin, yada işte mantığı neyi kabul ediyorsa. Ama şu durumdan sonra hala kendiliğinden oluştu demek mantık acizliği olur.
Allah neden canlıları evrimle yaratmamış olsun??
Tüm bu evrimsel oluşumlar neden tanrı tarafından yaratılıyor olmasın??
Yerçekimi kanununu da yaratan tanrı değil mi??Neden evrimi de yaratmış olmasın??
Neden Mevlana,İbni Haldun,Miskeveyh,Cahız,Cabir,Nazzam gibi ünlü İslam düşünürleri evrimsel oluşumla paralel düşünceler ortaya atarken,sen,Harun Yahya vs vs lar illada evrim yoktur diye diretiyorsunuz??
Neden evrimin varolabilirliliği bu kadar rahatsız ediyor sizi?? _________________ "Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Slaytanic,
aratüre getirdiğin açıklamada hata var. aratürü tam tür olarak sınıflandırmak mümkün olamaz çünkü yarı işlevsel, yada işlevini tamamen yitirmiş organlar olması gerek söz konusu canlılarda. örneğin bir balık düşünelim. tam bir solungacı var. böbreği yok. ikici aşamada işlev görmediği halde oluşmaya başlayan bir akciğer ve bir böbrek oluşması gerek.üçüncü aşamada akciğer ve böbrek faaliyete geçtiği sırada solungaçların işlevini yitirmesi gerek. tabi buna pulların deriye ya da tüye dönüştüğünü, vücut ağırlığını taşıyabilmek için gerekecek artı hücresel fonksiyonlarıda eklersek sonuçta karşımıza şu sonuç çıkar: ara tür denilen canlılarda yarı ve işlevsiz organlar bulunmalıdır. (tabi yarı bir akciğer ya da yarı bir solungaçla nasıl hayatını devam ettirdi bu canlılar nesiller boyu? bu zorluğuda unutmamak gerek)
canlı türlerinin elenip soylarının tükenmesi evrimi göstermez, sende biliyorsunki evrim için yeni türler oluşmalıdır.
atın evrimi şemasının geçersiz olduğunu önceki mesajımda anlatmıştım.
kör mağara balığından bahsetmişsin. eminim bu mesajı okuyan bir çok kişi ilk defa duydu bu canlıyı. ve dediklerin etkili oldu onlarda. ama iyi niyetli olduğunu düşünerek yanıldığını söylemem gerek. kör mağara balığının gözleri yoktur. bu balık etrafı algılamak için yanal çizgilere sahiptir. hatta bu yapısı o kadar mükemmeldir ki toplu iğne başından daha küçük nesneleri bile algılayabilir. kör mağara balığı hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebilirsin buradan: John Downer, SUPERNATURE, The Unseen Powers of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London 1999, s. 32
yarasalara gelince onların gözleri kısmi olarak görür. ayrıca en eski yarasalar yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamışlardır. ve bu dönemdeki yarasa fosilleriyle günümüzdekiler birebir aynıdır. yarasaların memeli olduğunu ve zaten memelilerin kökenininden çok fazla geriye gitmediğinide eklersek yarasa evrimide çıkmaza giriyor.
cesareborgia,
öncelikle şunu söyleyeyim. ben Allah'a kesin olarak inanıyorum. yani evrim teorisinin yanlış olduğunu düşündüğüm için Allah'a inanmıyorum, ya da Allah'a inandığım için evrimi reddetmiyorum. evet Allah evrimlede yaratabilirdi, bende evrim vardır, Allah evrimle yaratmıştır derdim ve benim inancım için yine sorun olmazdı. benim evrimi reddediyor olmamın nedeni bilimsel olarak şu an geçersiz olması.
güzel kardeşim yarı gelişmiş akciğerlerden, böbreklerden bahsediyorsun ama bu canlıların geçen cuma ölmediklerini unutuyorsun. milyon yıl önce ölmüş canlıda akciğer mi kalır? böbrek mi kalır? göz mü kalır? hangi ara türün akciğeri incelenecek sorarım sana. bu canlıların 2-3 tane kemiğine birarada erişebilmek bile mucizevi bir durumken sen ara türlerdeki organladan bahsediyosun. bu tip yarı gelişmiş organların bulunmadığından bahsediyorsun. fosil denen kalıntıda sadece kemik kaldığı gerçeğini ise atlıyorsun.
kör mağara balığının gözleri organ olarak vardır fakat üzeri kapanmıştır. ama sonuçta vardır.
yarasalar konusunda tübitaktan alıntı yapıyorum:
Yarasalarda göz bulunur. Ancak, yarasalar etkinliklerini gece yaptıklarından ve daha çok mağaraları yaşam alanın olarak seçtiklerinden görme işlevini yerine getiren gözler işlevini bildiğimiz anlamda yapmıyor. Belki 50 milyon yıl sonra yarasalarda göz tamamen körelecek ve hiçbir işlev yapmayacak. Bugün körfare (Spalax sp.) olarak bilinen toprakaltı memelileri, topraküstüne hiç çıkmazlar. Devamlı toprakaltında yaşadıklarından gözler işlevini tamamen yitirmiş ve üzeri deriyle kaplanmıştır. Benzer bir durum yarasalarda da ileride gerçekleşebilir. Bunun yanında meyve yarasaları, gündüz de dışarı çıktıkların gözleri oldukça iridir ve görme işlevini yerine getirir.
son olarak, illa işe yaramaz organlar istiyorsan fosillere değil günümüz canlılarına bile bakman yeterli olacaktır:
balinalar, boa yılanları, pitonlarda hiçbir işe yaramayan bel kemiği kalıntısı mevcuttur.
İnsan bacağının alt kısmındaki "plantaris" kası maymunlarda işe yarayan birkastır. Tüm ayak parmaklarının bir anda esnemesini sağladığından ayakları kullanarak ağaçlarda daldan dala atlarken faydalıdır. İnsanlarda ise yok olmaya yüz tutmuştur. Ayak parmaklarına kadar ulaşmaz bile, "Achilles tendon"una kadar inip yok olur
kuyruk sokumumuzun hiçbir işlevi yoktur. sanki orada birzamanlar kuyruk varmış gibi görülür.
bununla beraber insanlarda kuyruklu ve tüylü doğumlar gerçekleşmiştir. bunlar sanılandan çok daha fazladır. şeytan oldukları için genelde hemen öldürülürler veya ölürler.
vücudumuzda daha dünya kadar işe yaramaz organ vardır. mesela apandisit. muhtemelen otobur olduğumuz dönemlerden kalma. aynı şekilde yirmilik dişler de öyle. bunlar artık günümüzde işe yaramadıkları gibi bize problem de çıkarırlar.
alıntı:
"İnsan bünyesi C vitaminine ihtiyaç duyar. Eğer düzenli bir biçimde bu vitamini almazsak iskorbit hastalığına yakalanır ve zaman içinde ölürüz. İnsan bünyesinde C vitamini üretmek için gerekli gen yukarıda bahsettiğimiz işe yaramaz genlerden biridir. Halbuki örneğin köpeklerin bünyelerinde bu aynı gen iş görür ve köpekler kendi C vitaminlerini kendileri yaparlar. Dışarıdan almaya ihtiyaç duymazlar. Acaba Tanrı neden köpekleri daha fazla sevmiştir bu konuda? Eski yüzyıllarda uzun deniz yolculuklarına çıkan gemiciler bu hastalıktan ölürken gemideki köpeklerin başına birşey gelmemiştir. Eğer bu olay evrimsel süreçteki kör rastlantı sonucu değil, bilinçli bir tasarım ürünü olarak oluştuysa, belli ki Tanrı gemi yolculuğuna çıkacağını bildiği kullarını değil, gemideki köpekleri kollamayı tercih etmiştir."
daha saymakla bitmez.
geçen yıl hakkaride doğan bebeği de unutmamak gerekir. hernekadar maymun bebek dense de kafa yapısı bir balığınki ile aynıdır, kulaklarının olduğu yere dikkat ederseniz solungaç gibi birşey olduğunu farkedersiniz.
not: bu video 18 yaşıdan küçükler için sakıncalı olabilir. _________________ I keep my eyes wide open all the time
I keep the ends out for the tie that binds
Because you're mine, I walk the line
Kayıt: Oct 02, 2004 Mesajlar: 677 Nerden: Dünyadan
Tarih: Pzr 06.04.2008 6:56 Mesaj konusu:
Arkadaşlar, sorun evrimin doğru olup olmadığı değil, sorun evrimi reddeden çevrelerin bizi, halkı uyutup uyutamayacağı mevzusu...
Bir grup din hurafecisi çıkıp, afedersiniz oralarından sıkma fikirleriyle evrimi reddetmeye, çürütmeye çalıştı.. Ama zaman ilerledikçe hani derler ya herşeyin ilacı bunun hurafe olduğunu gösterdi..
Problem dine farklı misyonlar yüklemekle ilgili.. Hakikatin sırrını bilimde aramayı reddedecek kadar yobazlaşan çevreler, siyasi olarak bir güç sağlayabilmek için bu tarz hurafelere yükleniyorlar... Kitaplar çıkıyor.. Bilim adamlarının yıllarını harcayarak ortaya koyduğu bilimsel olguları, 70 sayfada çürütüyorlar.. Yanlış anlaşılmasın 70 sayfada çok değerli fikirler de ifade edilebilir.. Ama mevzu konunun bunla ilgisi yok hatta çok uzak..
Bu belli çıkarlara hizmet eden zatlar bu fikirleri bi de sanki bilim adamlarının fikirleri gibi sunuyorlar.. Asıl saptırma burda... Daha önce de söyledim, evrim teorisinin bilim çevresi tarafından dünya litaratüründe reddini açıklayan bir tane tez bırakın makale yok... Herşey tamamen kişisel fikirler... Ben çıksam, dünyanın aslında düz olduğunu savunsam aynı bilimsel değere tekabül eder...
Bakın halka (ki ne kadarı okuyodur bilmem), bu yazıyı okuyan arkadaşlara bir tavsiyem var, ki ukalalık olarak anlamasınlar (aslında ülkenin sorunu bu herkez en iyiyi biliyorum zannediyor), altında üniversitelerin imzası olan makaleleri okusunlar... Hangi ülkeden olursa olsun.. Yabancı dilleri de varsa ne ala...
Ama sadece belli yayınların kitapları okunduğu sürece kişiler kendi kanaatlerine ulaşamaz...
Önemli olan hangi bilim adamları neler söylüyor, neler ifade ediyor onu anlamak... Hangi şıh, hangi şeyh değil... Önce bu tarikatların hocalarının eğitim seviyesi, kültürel birikimini tahlil edin... Bir parantez açıyorum belli gruplar çocuklarını okula yollamayıp kendi dergah artık tabiri neyse oralara yollayıp, ona göre bu çocukların eğitimine yön veriyorlar.. Bu çocuklara bu dergahlarda diploma veriliyor... Ona göre başarılı veya başarısız oluyorlar... Bugün bir öğretmen arkadaşla konuştum bazı çocular "abla" adı verilen kişiler tarafından hurafelere inandırılıyorlar (bu hurafenin konusunu merak edene cevap yazarım). Bu "abi" ler ya da "abla"lar kim? Bu mevzu haberlerde yayınlanmıştır..
Görünen şu ki bazı gruplar artık ülkedeki eğitimi reddetip kendi eğitim kurumlarını bile kurmuş....
Bakınız şu anda konuyu bir noktaya taşıyacağım... Yanlış anlaşılmasın aslında mevzu ile o kadar alakalı ki...
Eskiden sosyalistler, solcular geçerli sistemi, devleti eleştirirlerdi ki hala öledir.. Bu gelişimler ülkeyi bir noktaya taşıdı... Artık bunların reddedilemez düzeye gelmesi bazı kesimlerim çıkarlarına o kadar yaradı ki bu kesimler bunu bir silah olarak kullanmaya başladılar...
Konuyu uzatmadan bu noktada bazı örnekler verip kapatacağım.. Örnek: demokrasi adına kadınların başını kapatma, demokrasi adına eğitim sistemini reddetme, üniversitelere saldırılar, yargıya saldırılar....
Netice açıktır. Amaçlar bellidir.. Tarih bizi yanıltmamıştır... Bazı örgütlenmeler ve illegal oluşumlar ne kadar illegal olsalar da şu an legal gibi yaşıyorlar...
Konumuza dönelim.. Birkaç sayfa önce 3. dünya ülkesi olmayı evrimi kabul ederek mi aşacağız diye bir yazı vardı...
İşte gerçeğe geliyoruz... Bilimi artık rehber olarak kabul etmeyen çevreler var... İşte bu yazıdaki hedef belli....
Bilim tek yol göstericidir.. Önce bunu anlayalım... Herkeze iyi sabahlar.... _________________ .......................
Slaytanic,
aratüre getirdiğin açıklamada hata var. aratürü tam tür olarak sınıflandırmak mümkün olamaz çünkü yarı işlevsel, yada işlevini tamamen yitirmiş organlar olması gerek söz konusu canlılarda. örneğin bir balık düşünelim. tam bir solungacı var. böbreği yok. ikici aşamada işlev görmediği halde oluşmaya başlayan bir akciğer ve bir böbrek oluşması gerek.üçüncü aşamada akciğer ve böbrek faaliyete geçtiği sırada solungaçların işlevini yitirmesi gerek. tabi buna pulların deriye ya da tüye dönüştüğünü, vücut ağırlığını taşıyabilmek için gerekecek artı hücresel fonksiyonlarıda eklersek sonuçta karşımıza şu sonuç çıkar: ara tür denilen canlılarda yarı ve işlevsiz organlar bulunmalıdır. (tabi yarı bir akciğer ya da yarı bir solungaçla nasıl hayatını devam ettirdi bu canlılar nesiller boyu? bu zorluğuda unutmamak gerek)
canlı türlerinin elenip soylarının tükenmesi evrimi göstermez, sende biliyorsunki evrim için yeni türler oluşmalıdır.
atın evrimi şemasının geçersiz olduğunu önceki mesajımda anlatmıştım.
kör mağara balığından bahsetmişsin. eminim bu mesajı okuyan bir çok kişi ilk defa duydu bu canlıyı. ve dediklerin etkili oldu onlarda. ama iyi niyetli olduğunu düşünerek yanıldığını söylemem gerek. kör mağara balığının gözleri yoktur. bu balık etrafı algılamak için yanal çizgilere sahiptir. hatta bu yapısı o kadar mükemmeldir ki toplu iğne başından daha küçük nesneleri bile algılayabilir. kör mağara balığı hakkında daha ayrıntılı bilgi edinebilirsin buradan: John Downer, SUPERNATURE, The Unseen Powers of Animals, Published by BBC Worldwide Ltd., London 1999, s. 32
yarasalara gelince onların gözleri kısmi olarak görür. ayrıca en eski yarasalar yaklaşık 50 milyon yıl önce yaşamışlardır. ve bu dönemdeki yarasa fosilleriyle günümüzdekiler birebir aynıdır. yarasaların memeli olduğunu ve zaten memelilerin kökenininden çok fazla geriye gitmediğinide eklersek yarasa evrimide çıkmaza giriyor.
cesareborgia,
öncelikle şunu söyleyeyim. ben Allah'a kesin olarak inanıyorum. yani evrim teorisinin yanlış olduğunu düşündüğüm için Allah'a inanmıyorum, ya da Allah'a inandığım için evrimi reddetmiyorum. evet Allah evrimlede yaratabilirdi, bende evrim vardır, Allah evrimle yaratmıştır derdim ve benim inancım için yine sorun olmazdı. benim evrimi reddediyor olmamın nedeni bilimsel olarak şu an geçersiz olması.
Evrim kuramına karşı çıkarken kullandığın yazılardan hangi sitelerden etkilendiğin belli.Bu ülkede din adına evrime karşı çıkmak moda oldu.Bilimsel araştırmaların tamamlanmamışlığını kullanarak evrimi inkar etmek bilim değildir.
O zaman bana 500 milyon yıl önceye ait insan fosili göster ve bende evrimin varolmadığını düşüneyim.
Araştırmalar bir evrilmenin olduğuna dönük veriler sunarken,evrimin olmadığına dair hiçbir veri ortada yok.Yapılan şey sadece bilimsel araştırmaların tamamlanmamışlığından yararlanarak " Hani yok" ,"Hani bulamadınız" " Hani ara tür fosili" gibi kolaya kaçmak yoluna gitmek.
Son yazdığın açıklama inandırıcı olmadı..Çünkü sen dinin evrimi inkar etmesi gerektiğini düşünüyorsun.Evrime inanmamanın dinin bir gereği olduğunu düşünüyorsun..Çünkü evrimci bilim adamlarının hemen hemen hepsi ateist..Neden bu olsa gerek..
Sen bana 500 milyon yıl önce yaşamış bir insan fosili bul..veya günümüz insanının o dönemdeki yaşayışını gösteren bir kanıt ver..
Buyur sen araştır.
İnsanın aniden günümüz biçiminde ortaya çıkışını kanıtlayıcı bir delil koy ortaya.
Bırakalım bilimsel araştırmaların tamamlanmamışlığından yararlanmayı da kendi araştırmalarımızın sonucuna bakalım..
Evet bekliyorum.Aniden insanın ortaya çıkışına ait bilimsel kanıt yada araştırma.. _________________ "Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Arkadaşlar, sorun evrimin doğru olup olmadığı değil, sorun evrimi reddeden çevrelerin bizi, halkı uyutup uyutamayacağı mevzusu...
Bir grup din hurafecisi çıkıp, afedersiniz oralarından sıkma fikirleriyle evrimi reddetmeye, çürütmeye çalıştı.. Ama zaman ilerledikçe hani derler ya herşeyin ilacı bunun hurafe olduğunu gösterdi..
Problem dine farklı misyonlar yüklemekle ilgili.. Hakikatin sırrını bilimde aramayı reddedecek kadar yobazlaşan çevreler, siyasi olarak bir güç sağlayabilmek için bu tarz hurafelere yükleniyorlar... Kitaplar çıkıyor.. Bilim adamlarının yıllarını harcayarak ortaya koyduğu bilimsel olguları, 70 sayfada çürütüyorlar.. Yanlış anlaşılmasın 70 sayfada çok değerli fikirler de ifade edilebilir.. Ama mevzu konunun bunla ilgisi yok hatta çok uzak..
Bu belli çıkarlara hizmet eden zatlar bu fikirleri bi de sanki bilim adamlarının fikirleri gibi sunuyorlar.. Asıl saptırma burda... Daha önce de söyledim, evrim teorisinin bilim çevresi tarafından dünya litaratüründe reddini açıklayan bir tane tez bırakın makale yok... Herşey tamamen kişisel fikirler... Ben çıksam, dünyanın aslında düz olduğunu savunsam aynı bilimsel değere tekabül eder...
Bakın halka (ki ne kadarı okuyodur bilmem), bu yazıyı okuyan arkadaşlara bir tavsiyem var, ki ukalalık olarak anlamasınlar (aslında ülkenin sorunu bu herkez en iyiyi biliyorum zannediyor), altında üniversitelerin imzası olan makaleleri okusunlar... Hangi ülkeden olursa olsun.. Yabancı dilleri de varsa ne ala...
Ama sadece belli yayınların kitapları okunduğu sürece kişiler kendi kanaatlerine ulaşamaz...
Önemli olan hangi bilim adamları neler söylüyor, neler ifade ediyor onu anlamak... Hangi şıh, hangi şeyh değil... Önce bu tarikatların hocalarının eğitim seviyesi, kültürel birikimini tahlil edin... Bir parantez açıyorum belli gruplar çocuklarını okula yollamayıp kendi dergah artık tabiri neyse oralara yollayıp, ona göre bu çocukların eğitimine yön veriyorlar.. Bu çocuklara bu dergahlarda diploma veriliyor... Ona göre başarılı veya başarısız oluyorlar... Bugün bir öğretmen arkadaşla konuştum bazı çocular "abla" adı verilen kişiler tarafından hurafelere inandırılıyorlar (bu hurafenin konusunu merak edene cevap yazarım). Bu "abi" ler ya da "abla"lar kim? Bu mevzu haberlerde yayınlanmıştır..
Görünen şu ki bazı gruplar artık ülkedeki eğitimi reddetip kendi eğitim kurumlarını bile kurmuş....
Bakınız şu anda konuyu bir noktaya taşıyacağım... Yanlış anlaşılmasın aslında mevzu ile o kadar alakalı ki...
Eskiden sosyalistler, solcular geçerli sistemi, devleti eleştirirlerdi ki hala öledir.. Bu gelişimler ülkeyi bir noktaya taşıdı... Artık bunların reddedilemez düzeye gelmesi bazı kesimlerim çıkarlarına o kadar yaradı ki bu kesimler bunu bir silah olarak kullanmaya başladılar...
Konuyu uzatmadan bu noktada bazı örnekler verip kapatacağım.. Örnek: demokrasi adına kadınların başını kapatma, demokrasi adına eğitim sistemini reddetme, üniversitelere saldırılar, yargıya saldırılar....
Netice açıktır. Amaçlar bellidir.. Tarih bizi yanıltmamıştır... Bazı örgütlenmeler ve illegal oluşumlar ne kadar illegal olsalar da şu an legal gibi yaşıyorlar...
Konumuza dönelim.. Birkaç sayfa önce 3. dünya ülkesi olmayı evrimi kabul ederek mi aşacağız diye bir yazı vardı...
İşte gerçeğe geliyoruz... Bilimi artık rehber olarak kabul etmeyen çevreler var... İşte bu yazıdaki hedef belli....
Bilim tek yol göstericidir.. Önce bunu anlayalım... Herkeze iyi sabahlar....
Aynen katılıyorum nbvma
Eğitim sektörünün içinde bir kişi olarak bunları canlı canlı yaşıyoruz..Matematik,fizik,kimya biyoloji gibi derslerde abuk subuk hurafeler anlatılıyor.
İnsanlar küçük yaşlardan bilime karşı önyargılarla dolduruluyor.Öbür dünyada yanma korkusuyla herkez bu insanlara inanıyor..Saçma sapan öğretileri din zannediyorlar..Aslında inandıkları dinin esaslarınıda bilmiyorlar..Bu sözlerimi yukarıdaki arkadaşa itafen söylemiyorum yanlış anlaşılmasın..Ama nerde bilim karşıtlığı var orda bağnaz insanların çıkar amaçları yatıyor..
Tamam bir insan inanabilir ama bağnaz olmamalı..Her türlü bilimsel araştırmaya severek ve heyecanla atılmalı..
Evrim kuramıda aynı şekilde..Hayatın oluşumunun sır perdesi yavaş yavaş aralanırken neden insanlar heyecan duymuyorlar ve karşı çıkıyorlar..
Aynen söylediğin gibi bazı zatı muhteremlerin çıkarları için bağnaz bir kitlenin yaratılması gerekli...Bunu da günümüzde yapıyorlar zaten..Bu sonuç belli bir sürecin mirası..70 ve 80 ihtilalinde aydın kalmadı ortada..Ne oy verecek siyasetçi ne de bilim insanı kaldı ülkemde..En az 40 yılın bir sonucudur düştüğümüz durum..
Konuya dönecek olursak
Eğer bilimsel anlamda ortaya konulan evrim verilerini kabul etmiyorsanız..O zaman kendi iddialarınızı destekleyen veriler getirin..
Çalışmalarınızı dökün ortaya..
İnsanın aniden günümüz biçimiyle ortaya çıkışını destekleyen bir araştırma koyun da bizde değerlendirelim..
Kendi iddianızı bile destekleyici veri toplamaya üşeniyorsunuz..Sadece insanların çalışmalarını emeklerini çürütmeye ve karalamaya çalışıyorsunuz..Sayfa sayfa boş kitaplar yazıyorsunuz..
Tekrar ediyorum..
Buyrun!Siz iddianızı kanıtlayın.. _________________ "Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Slaytanic,
bu konuda bilgin var fakat nedense bilerek bilgi çarpıtmaları yapıyorsun. Tübitak ın kitaplarından da bakabilirsin, milyonlarca yıl öncesine ait denizanası fosili bile var. ayrıca daha önce de söylediğim gibi bulunan fosil sayısı 100 milyon civarında. tabiki bahsedilen organları kanlı canlı göremeyiz. ama paleontologlar bıraktıkları izlerden bu yapıları çıkarıyorlar.
yine aynı şekilde -belkide bilerek- yanlış bilgi vermeye devam ediyorsun. körelmiş organlardan bahsetmişsin. bundan 150 yıl önce bilimadamları bir körelmiş organlar listesi hazırladılar. yaklaşık 200 organ işlevsizdi bu listeye göre. ama zamanlar bu sayı sürekli azaldı. ve şu an liste boş.. işlevi olmayan organ denilen organlar, işlevini bilmediğimiz organlarmış meğerse. ama bugün biliyoruz, senin saydığın yapılarında işlevini:
kuyruk sokumu vücut üzerindeki basıncı dağıtır ve yürümek için gerekli kaslar buraya tutunur.
verdiğin doğum örnekleri genetik bozukluğu olan hasta bireylerdir.
apandist savunma hücrelerinin üretimine yardımcıdır. ve bazı hormonların üretildiği yerdir.
yirmilik dişler çocukluktan itibaren olan yeme alışkanlıkları dolayısıyla sorun çıkarır. eğer bizde çocukluktan beri daha sert ve karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler yeseydik, bizimde 20 lik dişlerimiz sorunsuz çıkardı.
genlerle alakalı körelmişlik iddiası evrimcilerin yüzkarasıdır. bundan haberin yokki bunu buraya koymaya cesaret etmişsin. yoksa genelde örtbas edilir.
nbvma5,
konunun bilimsel yanıyla alakalı olmayan yazınızı koyarak, konunun okunmasını yeni üyeler için zorlaştırıp, teknik kısmına verilen cevapların öğrenilmesini engelleme yönündeki çabanız enteresan.
cesareborgia,
insanın 500 milyon yıl önce ortaya çıktığını iddia etmiyorum ki ben 500 milyon yıllık fosil örneği getireyim. canlılar birbirineden evrimleşmedi derken hepsi kambriyen devirde ortaya çıktı demiyorum ki. farklı zamanlarda bugünkü yapılarıyla eksiksiz ve kusursuz olarak tek bir anda yaratılmıştır diyorum. insana ait 3.6 milyon yıllık bir kalıntı var bilinen en eski. bu da yeterli olur iddian için. çünkü evrime göre o dönemde modern insan yoktu.
Araştırmaların tamamlanmamışlığından yararlanıp reddetmek yanlış diyorsun. öncelikle, böyle bir durum yok. araştırmalar evrimi reddetmek için yeterli düzeyde mevcut. ayrıca böyle düşünüp inanan birileri varsa bu da çok doğal. sonuçlanmamış birşeye inanmamak zorunda değil kimse. ispatlanmadığı halde inanacak olsaydık ortalık teoriden geçilmezdi.
-sanırım bundan sonra pek girmeyeceğim buraya, zaman kaybımı önlemem gerekiyor. tek bir yazı yazmak için bakmıştım, hala buradayım-
Slaytanic,
bu konuda bilgin var fakat nedense bilerek bilgi çarpıtmaları yapıyorsun. Tübitak ın kitaplarından da bakabilirsin, milyonlarca yıl öncesine ait denizanası fosili bile var. ayrıca daha önce de söylediğim gibi bulunan fosil sayısı 100 milyon civarında. tabiki bahsedilen organları kanlı canlı göremeyiz. ama paleontologlar bıraktıkları izlerden bu yapıları çıkarıyorlar.
yine aynı şekilde -belkide bilerek- yanlış bilgi vermeye devam ediyorsun. körelmiş organlardan bahsetmişsin. bundan 150 yıl önce bilimadamları bir körelmiş organlar listesi hazırladılar. yaklaşık 200 organ işlevsizdi bu listeye göre. ama zamanlar bu sayı sürekli azaldı. ve şu an liste boş.. işlevi olmayan organ denilen organlar, işlevini bilmediğimiz organlarmış meğerse. ama bugün biliyoruz, senin saydığın yapılarında işlevini:
kuyruk sokumu vücut üzerindeki basıncı dağıtır ve yürümek için gerekli kaslar buraya tutunur.
verdiğin doğum örnekleri genetik bozukluğu olan hasta bireylerdir.
apandist savunma hücrelerinin üretimine yardımcıdır. ve bazı hormonların üretildiği yerdir.
yirmilik dişler çocukluktan itibaren olan yeme alışkanlıkları dolayısıyla sorun çıkarır. eğer bizde çocukluktan beri daha sert ve karbonhidrat ağırlıklı yiyecekler yeseydik, bizimde 20 lik dişlerimiz sorunsuz çıkardı.
genlerle alakalı körelmişlik iddiası evrimcilerin yüzkarasıdır. bundan haberin yokki bunu buraya koymaya cesaret etmişsin. yoksa genelde örtbas edilir.
nbvma5,
konunun bilimsel yanıyla alakalı olmayan yazınızı koyarak, konunun okunmasını yeni üyeler için zorlaştırıp, teknik kısmına verilen cevapların öğrenilmesini engelleme yönündeki çabanız enteresan.
cesareborgia,
insanın 500 milyon yıl önce ortaya çıktığını iddia etmiyorum ki ben 500 milyon yıllık fosil örneği getireyim. canlılar birbirineden evrimleşmedi derken hepsi kambriyen devirde ortaya çıktı demiyorum ki. farklı zamanlarda bugünkü yapılarıyla eksiksiz ve kusursuz olarak tek bir anda yaratılmıştır diyorum. insana ait 3.6 milyon yıllık bir kalıntı var bilinen en eski. bu da yeterli olur iddian için. çünkü evrime göre o dönemde modern insan yoktu.
Araştırmaların tamamlanmamışlığından yararlanıp reddetmek yanlış diyorsun. öncelikle, böyle bir durum yok. araştırmalar evrimi reddetmek için yeterli düzeyde mevcut. ayrıca böyle düşünüp inanan birileri varsa bu da çok doğal. sonuçlanmamış birşeye inanmamak zorunda değil kimse. ispatlanmadığı halde inanacak olsaydık ortalık teoriden geçilmezdi.
-sanırım bundan sonra pek girmeyeceğim buraya, zaman kaybımı önlemem gerekiyor. tek bir yazı yazmak için bakmıştım, hala buradayım-
Yani insanoğlunun farklı zamanlarda bir anda yaratıldığını neye dayanarak söylüyorsun..
Kuran ayetlerine mi bakıyorsun..Bende bakıyorum ama göremiyorum..Eğer ayetlerden bu sonucu çıkardıysan,hangi ayet olduğunu bana özelden yollarsan sevinirim..
Bilimsel bir araştırma sonucu mu yoksa..Hiç sanmıyorum..Varsa bu iddian yönünde bilimsel bir veri,buradan bizleri bilgilendirirsen sevinirim..
Eğer iki türlüde bir veri gösteremiyorsan, neden inanıyorsun..Neye dayanarak.. _________________ "Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Kuran canlılığın Allah tarafından, O'nun ol demesi ile yaratıldığını bildiriyor. Ama hangi canlının hangi devirde yaratıldığını paleontoloji bilimi bize gösterir. Aşağıdaki şemada canlılığın ortaya çıkış devirleri gösteriliyor. Görüldüğü gibi Kambriyen devirden önce yeryüzünde kompleks canlı yok. Kambriyen de bir anda birbirinden çok farklı canlı aniden ortaya çıkıyor. Daha sonrada dönem dönem yeni canlıların ortaya çıktığını görüyoruz.
Kuran canlılığın Allah tarafından, O'nun ol demesi ile yaratıldığını bildiriyor. Ama hangi canlının hangi devirde yaratıldığını paleontoloji bilimi bize gösterir. Aşağıdaki şemada canlılığın ortaya çıkış devirleri gösteriliyor. Görüldüğü gibi Kambriyen devirden önce yeryüzünde kompleks canlı yok. Kambriyen de bir anda birbirinden çok farklı canlı aniden ortaya çıkıyor. Daha sonrada dönem dönem yeni canlıların ortaya çıktığını görüyoruz.
Kambiryen dönemde canlı türleri öncülsüz ve aniden(hiç bir neden olmadan) ortaya çıkmıyor.Kambiryen öncesi dönem (Prekambiryen) mavi yeşil alglerin ve bakterilen bolca bulunduğu bir dönemdir ve bu yüzden o döneme "mavi yeşil algler çağı" denir.Prokaryotik (Prokaryot :çekirdeksiz hücre) organizmalardan ökaryotik organizmalara geçiş,prekambiryen dönemin sonu ve kambiryen dönemin başlarında olduğu düşünülüyor.Dolayısıyla kambiryen patlamada ortaya çıkan çeşitliliğin nedeni ökaryot organizmaların hızlı evrimleşmesidir.Bu hızlanmaya birçok neden söylenir.Örneğin Dr Kenan Ateş " Kambiryen dönemin hemen öncesinde tek bir kıta halinde birleşmiş ve buzullarla kaplanmış karalar birbirinden ayrılıp değişik yanlara dağıldılar.Yeni kıta ve okyanuslar oluştu.Buzullar eridi.Bu dönemde çok büyük bir değişiklik daha oldu.Dünyada oksijen miktarı ve yoğunluğuda arttı.Büyük olasılıkla oksijen miktarında ve yoğunluktaki artış ve uzun buzul döneminin sona erişi,uzun zaman birikmiş ve patlamak için fırsat kollayan evrimsel değişiklikleri tetikledi.Çok sayıda canlı türü jeolojik açıdan kısa bir an sayılabilecek 10-15 milyon yıl gibi kısa sayılabilecek bir zaman diliminde ortaya çıkıp hızla çeşitlendi.Benzer patlamalar daha sonrada oldu." der.
S büyüme eğrisinden bahsetmek istiyorum.
Herhangi bir bakterinin 1 dk da ikiye bölünerek çoğaldığını düşünelim.Daha sonra ortaya çıkan 2 bakteride tekrar ikiye bölünerek 4 bakteri olacaktır.Bu şekilde çoğalma yavaş yavaş artarak belirli bir hıza ulaşacak ve bu artışlar öyle bir zaman gelecek ki büyük çoğalmalara dönüşecektir.
Bu şekilde düşündüğümüzde bir zaman sonra evrenin her noktasının kaçınılmaz biçimde bakterilerle dolacağını ve boş yer kalmayacağı sonucuna varırız.Ancak bakteriler belirli sayıya ulaştıklarında yaşam alanlarını daraltacak ve çoğalma yavaşlayacaktır.Bu durum ya bakterinin yok olmasıyla yada sayının belirli dengede kalmasını sağlayacaktır.
Bu büyüme biçimine S biçimi diyoruz.S büyüme biçimi her koşulda gerçekleşmez.Yani herzaman S büyüme olacaktır diye bir şey söyleyemeyiz.
İşte Kambiryen öncesi devirde mavi yeşil algler ve bakterilerde bu biçimde bir büyümenin olduğu artık su götürmez bir gerçektir.Bu çoğalma,yaptıkları fotosentezle oksijen artışına ve besin oluşumuna katkı sağlamış ve ökaryot hücrelerin hızla artması ve çeşitlenmesine zemin hazırlamıştır.
Margulis,ökaryot hücrelerin prokaryot hücre kolonilerinden oluştuğunu söyler.Yani hücre çekirdeğimizin veya mitokondrimizin bir zamanlar prokaryot organizma olduğunu varsayar.Sayıca artan prokaryot organizmalar kolonileşerek ökaryot organizmaları oluşturmuştur.
Bu varsayım mantıklı
Çünkü benzer şekilde,proton ve nötronların, fotonların sayısının fazla olduğu evrenin ilk dönemlerinde,uygun enerji seviyesine ulaşıldığında foton çarpışmaları sonucunda oluştuğu düşünülüyor.
Aniden oluşmak,bir şeyin ortaya çıkmak için öncüle ihtiyaç duymaması demektir..Doğada bu şekilde bir oluşum yoktur.Herşey,öncesi için bir sonuç,sonrası için bir nedendir.Oluşumun yasası budur.
Sen yukarıda türlerin aniden ortaya çıktığını yazdın.Nasıllığını yazmadın.
Ortada hiç at yok mesela,at nasıl oluştu.Bugünkü haliyle bir anda mı oluştu.Senin hiç aklın bunu alıyor mu??Nerden geldi bu at??İlk at dünya yüzeyine ışınlandı mı yani??
Tavsiyem
Harun Yahya sitelerinden vazgeç..
Mevlana,İbni Haldun,Cahız ,Cabir gibi İslam alimlerini oku.
saygılar _________________ "Bağımsızlık benim karakterimdir.." Mustafa Kemal ATATÜRK
Kabriyen öncesi devirde bakterilerin olduğunu bende söylüyorum zaten. Verdiğim şemada da görülüyor. Kambriyen devirde ortaya çıkan canlılar çok kompleks yapılara sahiptir. Ve evrimin iddiasına göre bu kadar kısa sürede böyle bir evrim gerçekleşemez.
Günümüzde yeryüzünde 35 filum yaşar, kambriyen devirde karşımıza bir anda 50 filum çıkar. Tüm bu filumlar Science dergisinde yazıldığı gibi 10 milyon yıl gibi bir sürede orataya çıkmıştır. Canlılık tarihi 3.5 milyar yıla kadar gittiğini hesaba katarsanız, 10 milyon yıl göz kapatıp açmak kadar kısa bir süre olur. 3.5 milyon yılda aynı kalan bakteriler bir anda evrimleştiler demek komik olur.
Kambriyen devirde yaşayan canlıların yapılarını biraz inceleyen bir evrimci bile bu canlıların 10 milyon yılda bakterilerden evrimleştiğini söyleyemez.Mesela birkaçına bakalım:
Yukarıda resimleri olan Trilobit kambriyen canlılarının en ünlülerindendir. Trilobit algılayıcı antenleri bulunan, mükemmel bir hareket yeteneğine sahip bir canlıdır. En dikkat çekici özelliği ise gözleridir. Gözleri kalkittendir. Ve çok sayıda mercekten oluşur. Londra Doğa Tarihi Müzesine göre bu sayı 3.000 civarındadır. Göz gibi bir organın ilk canlılarda, hemde en mükemmel haliyle bulunması evrim açısından imkansızdır.
Kambriyen devrinde bir anda ortaya çıkan canlılardan biri, sol üstteki Hallucigenia'dır. Bu ve diğer pek çok Kambriyen canlısının fosilinde, saldırılara karşı korunma sağlayan dikenler ya da sert kabuklar yer alır. Evrimcilerin açıklayamadıkları bir konu da, ortada hiçbir "avcı" canlının bulunmadığı bu devirde bu hayvanların nasıl bu kadar iyi bir korunmaya sahip olduklarıdır. Ortada avcı hayvanların bulunmayışı, bu konuyu "doğal seleksiyon"la açıklamayı imkansız kılmaktadır.
Kambriyen devrine ait bir omurgalı canlı olan Pikaia. Ayrıca Pikai'dan yaklaşık 15 milyon yıl önce yaşamış başka bir omurgalı canlı daha vardır: Haikouella.
tam beklediğim cevap. hatta tam beklediğim resimler. yoksa harun yahya sen misin? hadi açıkla da uğraştırma bizi. (bu arada cesareborgia'nın verdiği doyurucu yanıta tek bir kelime yanlışlama bile getiremedin bunca kelimenin arasında).
şu güzide tavsiyesiyeyi de okumadın heralde:
""
Tavsiyem
Harun Yahya sitelerinden vazgeç..
Mevlana,İbni Haldun,Cahız ,Cabir gibi İslam alimlerini oku.
"" _________________ I keep my eyes wide open all the time
I keep the ends out for the tie that binds
Because you're mine, I walk the line
Kayıt: Oct 02, 2004 Mesajlar: 677 Nerden: Dünyadan
Tarih: Sal 15.04.2008 3:49 Mesaj konusu:
Sayın ardayineardaarda, yazdıklarım emin ol konuyla oldukça alakalı. Sanırım sen geçmiş 60 sayfayı hatta 2 yıllık dönemi kaçırdın....Biz insanların inandığı kutsal gördüğü kitapların bir bilim kitabı olmadığını, bir ahlak kitabı olduğunu söyledik. Bilimsel araştırmaların bir yöntemi olduğunu, bu şekilde bazı gerçeklerin ortaya çıktığını ve bilimsel araştırmaların sonuçlarının doğruluğunun günlük yaşamımızda her alanda kendini reddedilemez şekilde gösterdiğini bu sebeple bilimin doğruyu bulmada en kesin yol olduğunu ifade ettik..
Ama bilimsel verileri, senin gibi harun yayha takma adlı gerici grupların kaynaklarından edindiği bilimsel olarak birşey ifade etmeyen bilgilerle çürütmeye çalışanlar, kutsal kitapları kendi inançlarına bile saygı göstermeden, bir ahlak kitabı olduğunu anlamadan tartışmalara taşıyanlar oldu..Şunu anlasınlar ki bu tarz insanlar önce kendi inançlarına saygı göstermiyorlar.. Bu da ayrı bir konu isteyen olursa tartışırız..
Sanırım sen beni yanlış anladın, ya da niyetin farklı...
İyi geceler...
Bu sebeple, günümüzdeki gelişmeleri de dikkate alarak bir yazı yazmak istedim.. _________________ .......................
Kayıt: Sep 20, 2003 Mesajlar: 498 Nerden: İstanbuL
Tarih: Çrş 04.06.2008 1:37 Mesaj konusu:
Her gün evrimle ilgili bilimsel gelişmeleri göz ardı edip, bütünüyle astrolojiye ve mitolojiye dayanan, Mısır'lıların "Ölüm Kitabı"ndan alınan 10 maddeyle, sizin bildiğiniz 10 Emir ile başlayıp, 12 havari, 12 arkadaş, güneşin oğlu, tanrının oğlu, havarilerine mucizeler gösteren İsa, Musa ve onlardan önceki aynı işi yapan bir sürü örneği görmezden gelip, her savaştan önce cahilliğinizden, içinizi kaplayan milliyetçilik, dincilik gibi kavramlarla akıllarınızı yıkatmanıza, hepsinden sonra Muhammedin yazdırdığı kitapta diğer dinlerinde Allah'tan geldiğine, değiştirildiklerine ve sizinde buna inanmanız gerektiğine...
Ben inanmıyorum ve burada "Evrim" artışılmasını neden istemediğinizi çok iyi biliyorum. Ya beyinleriniz öylesine yıkanmış ya da direk olarak ona (onlara) hizmet ediyorsunuz. Ama bir gün kaybediceksiniz ve gerçek sevgi kazanacak, insan sevgisi. İnsanların sürekli birbirlerini öldürmelerini gerektiren "Yüce Tanrının Sevgisi" sonsuza kadar çürüyecek.
Musa'dan İsa'dan ve Muhammet'ten çok önce, mitolojide, Tanrının bir dağda peygamberine kanunları iletme teması;
Hindistan'da Manou büyük "Kanun Koyucu"
Girit'te ise Minos, Dicta Dağı'na çıkarak orada Zeus'tan kutsal kanunları öğrenmiş.
Mısır'da ise Mises, tanrının ona verdiği ve taş tabletlere yazılmış kanunları taşırmış.
Manou, Minos, Mises, Moses (Musa)
"Ölüm Kitabı"nda yazan mısralardan; "Çalmadım" mısrası "Çalmayacaksın" olarak, "Öldürmedim" mısrası "Öldürmeyeceksin" olarak, "Yalan söylemedim" mısrası ise "Yalan yere şahitlik etmeyeceksin" olarak değiştirilmiştir.
Yoksa Eski Mısır inanışı Hristiyanlığın ve Museviliğin temelini mi oluşturuyor (!)
(not: sizin için bu iki dinde kutsal ve peygamberleri var, unutmayın)
Vaftiz, ölümden sonra yaşam, mahşer, bakire doğumu, yeniden diriliş, çarmıha gerilme, gemi, sünnet, mesih, kutsal müridler, büyük tufan, paskalya, noel ve bunun gibi bir sürü şey Mısır kökenlidir.
Semavi dinler ve ve semavi olmayanların bir çoğunda aynı tema? Neden?
Neden bu çağda? Bin yıllardır aynı tekrarın yavaş yavaş geliştiğini, tekrar tekrar önünüze konduğunun anlamak istemiyorsunuz. Neden saçma sapan bilimle alakası olmayan insanların söylediklerini kopyalayıp yapıştırıyorsunuz da, kendiniz bir şeyleri doğru adreslerde araştırmıyorsunuz?
“Her Müslüman Muhammed gibi İsa'yı da bir peygamber olarak tanır.
İsa'nın yaşadığı iddia edilen zaman aralığında ya da daha sonraları Akdeniz çevresinde sayısız tarihçi yaşadı. Bunların kaç tanesi bu insanı kaleme aldı?
Buna rağmen, dürüst olmak gerekirse İsa'nın varlığını savunanlar birbirleriyle çelişkili değildir.
İsa'nın varlığına kanıt olarak 4 tarihçi referans kabul edilir.
Genç Pliny, Suetonius ve Tacitus bunların üçüdür. Her birinin, bu konu hakkında yazdıkları en fazla birkaç cümleden ibarettir ve yazılar "Christus" ya da "Christ" hakkında yazılmıştır, ki bunlar aslında isim değil ünvandır. "Vaftiz Edilmiş Kişi" anlamına gelirler.
("Christ" ile detaylı araştırmayı astrolojide yaparsanız, neden onun ve onun gibi birçok kanun koyucu, mucizevi insan, peygamber vs. dendiğini anlarsınız)
4. referans ise, sahte oldukları yüzyıllardır
bilinen Josephus'un metinleridir.
Ne yazık ki hala doğru kabul edilirler.
Öldükten sonra tekrar dirilen, herkesin gözü önünde cennete yükselen ve ona bağışlanan mucizeleri gerçekleştiren bir adamın tarihi kayıtlara geçmesi gerektiğini düşünebilirsiniz.
Ama geçmedi, çünkü kanıtları incelediğimizde
İsa figürünün gerçekte var olmadığı açıkça ortaya çıkmaktadır.”
Dinlerin temelleri hep aynı şeye; Sevgiye ve eğer onun dediklerinizi yapmazsanız ateşlerde yanacağınıza, çok acı çekeceğinize dayanıyor.
Bir durup bunu düşünün? Korktuğunuz için, bin yıllardır "Din" adına neler yaptığınızı düşünün... Sevgiyle dünyayı ne hale getirdiğnize bir bakın.
Tanrının sevgisi ve cehenemi bu dünya üzerindeki en büyük yalandır. İşte benim inandığım şey bu. Ben bunda iyi olan birşey görmüyorum, ve baktığım tek yer insanlık tarihi.