Sylvia Plath

'Forum Meydanı' forumunda sadecesiyah tarafından 23 Mayıs 2004 tarihinde açılan konu

  1. İngiliz ve Amerikan şiirinin cadı tanrıçası, lanetli giz dökümcü şair olarak anılan, “ölmek her şey gibi bir sanattır, bu konuda yoktur üstüme” diyen Sylvia Plath’ın İmge Kitabevi Yayıncılıktan çıkmış kitaplarından biri olan ve 31 yaşında intihar etmeden önceki yaklaşık 1 yıllık dönemi kapsayan Ariel, şimdilik okuduğum ilk kitabı olmakla birlikte Türkçe’ye Ariel, Üç Kadın, Sırça Fanus, Sylvia Plath’ın Günceleri, Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal Kitabı eserleri çevrilmiş, den “Babacığım” isimli şiirinin daha vurucu olan bir bölümünü, biraz uzun olduğu için, yazmak istiyorum. Şiirlerinin alışılmış olanın dışında hayli farklı olduğunu belirtmeliyim, yine de tüm yazdıklarını sevdiğim söylenemez.

    Yok artık bir işe yaradığın yok
    Tam otuz yıl zavallı
    Kanı çekilmiş bir ayak gibi
    İçinde yaşadım senin kara kundura
    Ancak bir soluk
    Babacığım öldürmek zorundayım seni
    Ben zaman bulamadan ölüverdin
    Mermer gibi ağır, bir torba dolusu tanrı
    San Fransisco ayıbalığı gibi kocamandı
    Bir ayak tırnağın, iğrenç anıt

    Bendeki resminde
    Karatahtanın önünde duruyorsun baba
    Ayağın yerine çenen ikiye ayrık
    Ama daha az şeytan sayılmazsın bu yüzden
    Yoo, küçücük kan kırmızı yüreğimi
    Isırıp ikiye ayıran adam sensin
    Daha on yaşındaydım seni gömdüklerinde
    Yirmimde ölmek istedim
    Sana dönmek, sana dönmek istedim
    Kemiklerim bile becerir sandım
    Ama çıkardılar beni torbadan
    Tutkalladılar, yapıştırdılar yeni baştan
    O zaman anladım ne yapmam gerektiğini
    Bir örneğini yaptım senin
    Meinkampf bakışlı, işkence askısı

    Burgu düşkünü karalar giymiş herif
    Sonra evet dedim, evet, evet
    İşte böyle babacığım, sonunda işim bitti
    Kara telefon kökünden kesildi
    Kımıl kımıl sesler geçemez artık

    Bir değil iki adam birden öldürdüm
    Bana sen olduğunu söyleyen
    Ve bir yıl doğrusunu bilmek istersen
    Tam yedi yıl kanımı emen vampiri
    Babacığım sırt üstü uzanabilirsin şimdi

    Bir kazık saplı şişko kara kalbinde
    Hatta köylüler bile sevmediler seni
    Üstünde dans edip tepiniyorlar şimdi
    Sen olduğunu hep biliyorlardı
    Baba, babacığım, alçak herif, seninle işim bitti.

    S.P. 12 Ekim 1962
     
  2. film tam bi fiyasko. çoğunuz bisürü dergide gazetede okumuşsunuzdur sylvia filmi hakkında yazılanları. milliyet sanatından tutunda kaçak yayınına kadar bahsetmeyen kalmadı gibi geçen ay... bu arada beni en çok etkileyen şiirde yukardakidir. dady..- dady, you bastard, im through- deler geçer...
    (ece temelkuran başlığından sonra belki burası da sayemde hareketlenir:) )
     
  3. “Sylvia Plath’ın Günceleri” kitabından, Boston (1958-1959) ve İngiltere (1960-1962)’de yaşadıklarını anlattığı günlüklerden intiharının ipuçlarını çıkartabileceğimiz birkaç kısa bölümü aktarayım.. Merak edenlere, güncelerinin geri kalan kısmında ise Smith Koleji ve Cambridge’deki yılları var.

    Kitabın geneline intihara meyilli kelimeler hakim olmasa da ruhunuzu çepeçevre saran bir karaltıyı hissediyorsunuz her an ve düşmeyi de bilmeli insan diye bir çıkarım yapabiliyorsunuz bu sonsuz açmazlıkta. Okurken günlükleri aklımda hep aynı soru belirdi: Ölmek bir sanat mıdır? Peki ya yaşamak.. Şimdi günce:

    20 Haziran, Cuma. Ruhsal çöküntüyle boğuşuyorum. Yaşamımı sanki iki elektrik akımı yönlendiriyor büyüsel bir biçimde. Şu anda umutsuzluk, neredeyse isteri kaplamış yaşamımı, boğuluyormuşum gibi. Sanki kocaman, kasları güçlü bir baykuş göğsümün üstüne çökmüş, pençelerini sıkmış, yüreğimi sıkıştırıyor.

    19 Temmuz, Cumartesi. Felç durumu hâlâ sürüyor. Sanki zihnim durmuş da yeniden doğabilmek için yokluğun dibine dalmışım gibi.

    27 Ağustos, Çarşamba. Öfke gırtlağımı tıkıyor, zehir saçıyor ama yazmaya başlar başlamaz dağılıyor, harflerin biçimine doğru akıyor.

    14 Eylül, Pazar. Kent çağırıyor, yaşantılar insanlar çağırıyor; içsel bir kuralla kendimi kapatmalıyım.

    Bu kadar yeter:)
     
  4. mo

    mo

    121
    0
    300
    film bir şairi değil,aldatıldığı için acı çeken ve bu yüzden intihar eden bir kadını anlatıyor ve o kadın kesinlikle plath değil!
     
  5. tıpkı dergilerdeki cümleler gibi olmuş. film bu .oka benzemio o kadar. fazlasına gerek yok. hollywood rules...
     
  6. ne deselerde bu kadinin hayatinin anlatildigi filmi izleyecem yine de cok merak ediyorum nasil olmus...
     
  7. Sylvia Plath ile Nilgün Marmara okumaya basladigimda tanismistim.iki mükemmel yazar iki mükemmel kadin.iki mükemmel ölü oldular bende..onlari giptayla okuyorum..
     
  8. okuduğum anı ve geleceğimi derinden etkileyen kadın- nilgün marmarayla birlikte sonumu getirecekler..muhteşem şiirler yazan bir kadın.ona feminist diyorlar ama bence bu bir yalan.sadece -izm tutkunu çağım insanının bir zorlamasıdır.
     
  9. Enis Akın'ın bir Sylvia Plath araştırması vardı, hayatı ve şiirleri hakkında kısa bir kitap. Onu da tavsiye ederim ilgileniyorsanız.
     
  10. bi profesörün sylvia plath şiirlerini şiire giriş derslerinde okuttuğunu duymuştum(bu sylvia filmi muabbetinin çok yoğun olduğu sıralar çok da güzel bi yazı yazmıştı milliyet sanata).
     
  11. Sylvia Plath
    Johnny Panik ve Rüyaların Kutsal
    Kitap arkasi..

    Çağdaş edebiyatın gizemli, kırılgan ve hak ettiği değeri bir türlü kazanamayan isimlerinden biriydi Sylvia Plath. Sıranın dışına doğru çıkmaya, içindeki yılanı beslemeye uğraşırken sıradanlığa sokulmaya çalışan bir kadın yazar..

    Özel olmanın ayrıcalığı diğer yüzünü döndü- herkes olmanın baskısı ve buna bağlı olarak hiç kimse olamama. Bir şeyin öldüğünü ve özgür oldugunu düşünürsün, sonra onu içine çöreklenmiş sana gülümserken bulursun."

    Tıpkı, çok eski bir ayinde söylendiği gibi:

    Sevilecek tek şey Korku'nun kendisidir..
    Korku'nun Sevgisi bilgeliğin başlangıcıdır..
     
  12. another overrated one
     
  13. Sırça fanus romanını, okurken boğulacak gibi olmuş,sanki bütün dünyanın üzerime çöküp beni nefessiz bıraktığını hissetmiştim.Okuyan bu hale ,geliyorsa varın yazanın halini düşünün siz(Sonuç ortada)
     
  14. bikini kill den kathleen hanna bir şarkı yazmıştı bloody icecream adında.Sylvia Plath in intiharını dişi edebiyatçıların aleyhine kullanmak için ağızlarında sakız edenlere yönelik bir tepki olarak.şöyle gidiyordu sözleri;yazan kızlara hep sylvia plath hikayesi anlatılır,eğer bir kadın şairsen ölmek zorundasındır,diye düşünmemizi isterler. yazan bütün kızların intihar etmeleri gerektiğini kim söylemiş?bende daha iyi birşey var,biz işlek harflerimizi bıçağa çeviririz...
     

Bu Sayfayı Paylaş