Abdurrahim Karakoç

'Forum Meydanı' forumunda bir_kereye_mahsus tarafından 13 Şubat 2010 tarihinde açılan konu

  1. Abdurrahim KARAKOÇ'u yeni yeni tanımaya başlıyorum. Şahsi fikrimce üstad yaşayan en iyi şairlerden bir tanesidir. Belki de en iyisidir. Zira hece ölçüsünü bu denli güzel kullanan, Türkçe'ye bu kadar hakim başka bir şair daha bilmiyorum. Siz biliyorsanız, özelden mail atınız bir zahmet.

    Karakoç, Musa EROÐLU'nun Mihriban türküsünün söz yazarıdır.

    Mihriban(Aşk)

    Sarı saçlarına deli gönlümü
    Bağlamışlar, çözülmüyor Mihriban.
    Ayrılıktan zor belleme ölümü
    Görmeyince sezilmiyor Mihriban.

    'Yâr' deyince, kalem elden düşüyor
    Gözlerim görmüyor, aklım şaşıyor
    Lâmbamda titreyen alev üşüyor
    Aşk, kağıda yazılmıyor Mihriban.

    Önce naz, sonra söz ve sonra hile...
    Sevilen, seveni düşürür dile
    Seneler, asırlar değişse bile
    Eski töre bozulmuyor Mihriban.

    Tabiplerde ilâç yoktur yarama
    Aşk deyince ötesini arama
    Her nesnenin bir bitimi var ama
    Aşka hudut cizilmiyor Mihriban.

    Boşa bağlanmamış bülbül, gülüne
    Kar koysan köz olur aşkın külüne...
    Şaştım kara bahtın tahammülüne
    Taşa çalsam ezilmiyor Mihriban.

    Tarife sığmıyor aşkın anlamı
    Ancak çeken bilir bu derdi, gamı
    Bir kördüğüm baştan sona tamamı...
    Çözemedim... Çözülmüyor Mihriban.

    Vur Emri(sh.80)
    Abdurrahim KARAKOÇ

    Abdurrahim KARAKOÇ (1932 - )

    Hayatı

    7 Nisan 1932 tarihinde Kahramanmaraş ili, Elbistan ilçesine bağlı Ekinözü(Cela) köyünde dünyaya geldi. Küçük yaşlarda şiire merak sardı. Bu, aileden gelme bir merak diyebiliriz. Çünkü dedesi, babası ve kardeşleri de şairdirler.

    İlk yazdığı şiirleri 2 kitap olacak hacimde iken beğenmeyip yaktı ve 1958 yılından itibaren yazdıklarını 'Hasana Mektuplar' ismi altında 1964 yılında 10.000 adet bastırdı. FEDAİ yayınları arasında çıkan bu eser kısa zamanda tükendi ve 2. baskısını yine 10.000 adet bastırdı.

    1958 yılında bulunduğu kasabada belediye mesul muhasibi olarak memuriyete girdi. 1981 yılı Mart ayında emekli oldu.

    Serdengeçti, Töre-Devlet, Ocak, Yeni Düşünce, Yenisey, Alperen yayınları olarak şimdiye kadar 12 şiir kitabı, bir tane de makalelerinden derlenen nesir kitabı çıktı.

    1985 yılından beri gazetecilik yapmaktadır. Bir ara politikaya girdi ve ayrıldı. Niçin girip, niçin ayrıldığını bir röportajda şöyle cevaplandırdı:
    'Allah rızası için girmiştim, Allah rızası için ayrıldım'

    30 yılı aşkın bir zaman içinde kitapları baskı üstüne baskı yenilemektedir. Bilhassa VUR EMRI adlı kitap günümüz şairlerinin hiç birisine nasip olmayan kabulü görmüştür.

    KENDİ DİLİNDEN, KENDİ TARİFİ

    'Ebedî kudretin tek sahibinden alınan emir üzerine 1932 yılında dünyaya gelmişim. Çocukluğum şöyle-böyle geçti. Kıt imkânlara, kıtlık yıllarına rağmen hâlâ o günleri özlerim. Birçok kimseye o yılları anlatsam, 'Özlenecek neresi var? ' diyebilirler, amma ben hep çocukluk yıllarımı sevdim. Şiir yazmaya küçük yaşlarda başladım. Zaten bizim oralarda her genç şiir yazar. Bu tutku başka bir meşgalenin veya işin olmayışından kaynaklanıyor gibime geliyor. Ben de avareydim, boşluğumu şiirle doldurmaya çalıstım.
    Benimle şiire başlayanlar yalnızlıktan, yardımsızlıktan dökülüp gittiler.
    Bana gelince:
    Sağolsunlar, iktidarların ve muhalefetin irikıyım politikacıları, ihtilal cuntacıları, 'bilimsel' cüppeliler, entellektüel züppeler, millî soyguncular, sosyete parazitleri, sermaye sülükleri, zulüm-işkence makineleri, adalet katleden hukukçular, dalkavuklar, üçkağıtçılar v.s. hep bana yardımcı oldular. Şiir malzememi veren onlar, öfkemi bileyen onlar oldular. Yardımlarını inkâr etmiyorum, fakat teşekkür de etmiyorum.
    Dinsizlerin değil, din düşmanlarının, yani İslâm düşmanlarının da az yardımı olmadı. Bir bakıma dinî duygularımın kuvvetlenmesine vesile oldular.
    En uygun zamanda yaşadığıma inanıyorum. Yardımcılarım (!) var oldukları sürece yazmaya devam edeceğim. Allah (cc) kısmet ederse...'

    Evli ve 3 çocuk babasıdır. 1984 Ekim ayından bu yana Ankara'da ikamet ediyor. Şu anda hiç bir siyasi kuruluş, hiçbir mesleki dernek üyesi değildir. Hakkın yanında olanları sözleriyle desteklese de, şahısları övmek, beğenmeyince sövmek gibi basitliği kabul etmemektedir.

    Yemini var, yazabildiği müddetçe yazacak. Kim bilir nereye ve ne zamana kadar...

    Abdurrahim Karakoç, şahsiyet abidesi bir yiğit, bir bilge, bir alperen olarak hayatımıza giren en tatlı, en güzel şairlerimizden birisidir. İşte o güzel, o yiğit dostun şiir kitaplarını 'Alperen Yayınları' olarak yayınlamaktan gurur ve mutluluk duyuyoruz. Alperen


    ESERLERİ

    Şiir kitapları: Hasan'a Mektuplar (1965) , El Kulakta (1969) , Vur Emri (1973) , Kan Yazısı (1978) , Suları Islatamadım(1983) , Beşinci Mevsim(1985) , Dosta Doğru, Akıl Karaya Vurdu(1994) , Yasaklı Rüyalar(2000) , Gökçekimi(2000) , Gerdanlık-I(2000) , Gerdanlık-II(2002) , Gerdanlık-III(2005) ,Parmak İzi(2002) ,
    Düşünce Yazıları, Çobandan Mektuplar(Deneme)

    Son sözü yine bir şiirle tamamlayalım:

    ACABA?

    Uyuyan göllere ay ışığında
    Sevginin resmini çizsem kim anlar?
    Tomurcuk ayrılıp gül açtığında
    Yağmurun saçını çözsem kim anlar?

    Bir mekan kaplamış ne varsa nerde
    Kendi ötesini saklar her perde
    Sonsuzluğun sona erdiği yerde
    Huduttan bir kulaç kazsam kim anlar?

    Aşk kömür beyazı; kin süt karası
    Eklenir yarama her dost yarası
    Et oldum bıçakla kemik arası
    Cellatla ahdimi bozsam kim anlar?

    Doğumda yalan var, ölümde gerçek
    Bir şeyler anlatır balık, kuş, çiçek
    Kırık gönülleri toplayıp tek tek
    Toplayıp göğsüme dizsem kim anlar?

    Gün geldi zamanı gömdüm kabire
    Dağ oldu aklımın verdiği fire
    Bağlasam telaşı çelik zincire
    Sabrın derisini yüzsem kim anlar?

    İçte deprem olur dışın düğümü
    İhlâssız çözülmez işin düğümü
    Aklımdan geçeni düşündüğümü
    Okusam kim dinler, yazsam kim anlar?

    Aşk ancak bu kadar güzel anlatılabilirdi:

    TUT ELLERİMDEN

    Sırat’tan incedir sevda köprüsü
    Beraber geçelim tut ellerimden.
    Niyet ak güvercin, vuslat gökyüzü
    Beraber uçalım tut ellerimden

    Gönüldeki birlik kalkandır dışa
    Aldırma ayaza, yele, yağışa
    Giden ilkbahara, gelecek kışa
    Beraber göçelim tut ellerimden.

    Birleşmek üzredir şafakla gurûp
    Korku beklenilmez kapıda durup
    İster zehir olsun, isterse şurup
    Beraber içelim tut ellerimden.

    Çağır hayallerin en ötesini
    Yakından duyarsın aşkın sesini
    Sonsuz mutluluğun penceresini
    Beraber açalım tut ellerimden.

    Hatırla kaybolan hatıraları
    Elmastan ışıklı, altundan sarı
    Zaman tortusundan işte onları
    Beraber seçelim tut ellerimden.

    Şüphe “başlangıç”tır, karar “nihayet”
    Zamanı zamana etme şikayet
    Kaçmak kurtuluştur diyorsan şayet
    Beraber kaçalım tut ellerimden.

    Abdurrahim KARAKOÇ
     
  2. Herhalde Karakoç üstadın şiirleri bilen, okuyan yok. Devam edelim öyleyse...

    BEŞİNCİ MEVSİM

    Düştü can evime dördüncü cemre
    Dünyayı üçüncü gözümle gördüm.
    Dört yüz seksen beş gün çekti bir sene
    On altıncı aya takvimsiz girdim.

    Aynalara baktım korku gösterdi
    Saatler her sabah kırkı gösterdi
    Namlular, nişanlar Türk'ü gösterdi
    Hayatım boyunca hedefte durdum.

    Gül sundum yediler, koklamadılar
    Armağan can verdim saklamadılar
    Gittim... gelir diye beklemediler
    Kaybolan gölgemi yollara sordum.

    Getirdim yanıma ay'ı bir karış
    Ölçtüm ki dağların boyu bir karış
    Şehiri bir adım, köyü bir karış
    Damlada denizdir en küçük derdim.

    Savurdum, eledim, seçtim zamanı
    Yaprak yaprak, tel tel açtım zamanı
    Haftada üç asır geçtim zamanı
    Nereye gittimse zamansız vardım.

    Yırtıldı ruhlara çizdiğim resim
    Yazık, kulaklara sığmadı sesim
    Yaşadığım şimdi beşinci mevsim
    Çağın çilesini sırtıma sardım

    HASAN'A MEKTUP

    Çok oku, çok düşün, çok şeyler anla,
    Aha bu mektubu alınca Hasan.
    Manalar iplikten incedir amma,
    Kelimeler biraz kalınca Hasan.

    Gene ağzımızı açmıyor bıçak,
    Huzur size ömür..... Dert salkım saçak.
    Oyuna kalkıyor yüzlerce köçek,
    Batıdan bir hava çalınca Hasan.

    Kök saldı bahçede ayrık otları,
    Yemler pay edildi, sattık atları.
    Biz kovalım derken baştan bitleri,
    Sülükler yapıştı, kulunca Hasan.

    Süt dolu güğümü çalarız taşa,
    Kutsal görevimiz 'Sağol çok yaşa !'
    Mülkte hakikati aramak boşa,
    Tüm suçlular güçlü olunca Hasan.

    Derisini yüzdük demokrasinin,
    İşi iştir imtiyazlı asinin.
    Hakikatte vahşi, sözde 'vasinin'
    Dörtnala gidilir yolunca Hasan.

    Canım Hürriyeti koydunsa ara,
    Ekmek yalınayak kaçtı dağlara.
    Çevremize küsmüş kardeşlik var ya,
    Haber ver, izini bulunca Hasan.

    Soysuzlar taş atar mukaddesata
    Karşı duramazsak bizdedir hata.
    Tahammül teşviktir, böyle hayata,
    Öl..İnsan küçülmez ölünce Hasan.

    Bu son şiiri özellikle sosyalist kardeşlerimiz okusunlar. Ve görsünler: Antiemperyalistlik nasıl oluyormuş.
     
  3. Garibin Garip Türküsü

    Sılada sılasız kaldım;
    Suyum garip, aşım garip.
    Ben kendime gurbet oldum;
    İçim garip, dışım garip.

    Bayram diye insem düze,
    Düşman olur astar yüze.
    Kattım geceyi gündüze;
    Uykum garip, düşüm garip.

    Temmuzda üşür gezerim,
    Zemheride akar terim;
    Dört mevsimde derbederim..
    Yazım garip, kışım garip.

    Felek bir gün rahat koymaz;
    Çağırsam kaderim duymaz.
    Ayağım aklıma uymaz..
    Gövdem garip, başım garip.

    Parasız kesem suç olur.
    Acıkıp yesem suç olur.
    Sözüm var, desem suç olur.
    Dilim garip, dişim garip.

    Ben bu devre nerden geldim..
    Kırk parçayı bire böldüm.
    Bugün doğdum, dünden öldüm..
    Vaktim garip, yaşım garip.

    Koştum hakikat ardına,
    Yandım ayrılık derdine,
    Git, bak, ölüler yurduna;
    Kabrim garip, taşım garip.

    Abdurrahim Karakoç
     

Bu Sayfayı Paylaş