Grupların müziklerinin karakterleri! Tartışalım

'Müzik Endüstrisi' forumunda davulzade tarafından 4 Temmuz 2004 tarihinde açılan konu

  1. Son günlerde kafamı kurcalayan bir konu var.Benim grubumda son günlerde farkettiğim bir şey.Bizim her şarkımızda ayrı bir davul ve ayrı bir gitar tonu var.hatta gitarları aynı şarkıda farklı farklı kullanıyoruz.Ve genelde aynı parça içinde farklı ampliler kullanabiliyoruz.Fakat profesyonel gruplara baktığımda onların aynı albüm içinde şarkılarının davul gitar ve bass soundlarının yaklaşık olarak birbirine yakın olduğunu görüyorum.Ve bunu nasıl yapabileceğimizi düşünüyorum birkaç gündür.Elbette loop kullanmak ve ampli simülatörleri kullanmak bu konuda dezavantaj oluşturuyor.Örneğin "Interpol" adlı grubun "Turn on the bright lights" adlı albümünü dinlediğimde davulların bassların ve gitarların aşağı yukarı aynı soundda olduğunu görüyorum.Yani bu sound grubun özgün karakterini belirliyor.Eğer farklı birşeyse mutlaka kendine yer ediniyor.Peki bunu nasıl uygulayabilirim?
    Mesela bir şarkı çıktı ortaya ama kendi soundumuzda yapmak istesek yani örnek olarak hiwatt marka gitar amplisine fender telecaster girip kaydetsek(diyelim ki bu bizim gitaristin karakteri olsun) ama o şarkıyo vox ac30 ile gibson daha güzel oluyorsa ne yapacağız.Bu konuda umarım derdimi anlatabilmişimdir.Lütfen fikirlerinizi yazın.Tartışalım.
    Saygılar
     
  2. Albüm kaydı aynı setup'ta yapılırsa ve parça parça değil de 1 seferde kaydedilirse (bir oturuşta değil belki ama aynı süreçte) şarkılar arasında sound farkı pek olmaz gibi geliyor bana...

    Kendine özgü bir sound oluşturmak için ses kalitesinden ödün verilmemelidir bence, hangi setupla ses daha iyi geliyorsa veya beklediğin ses hangisinden geliyorsa onu kullanmalısın diye düşünüyorum...
     
  3. Cok ilginc bir konu bu. Profesyonel albumlerin yapiminda hassas dengeler sozkonusu. Kimi muzisyen surekli yeni sesler arar. Kiminin tanindigi belli bir ses vardir hayatta degistirmez.

    Her produktorun de kendine has belli bir tarzi vardir, Ingilizcede "signature sound" denen olay. Kimi zaman grup bir produktorun sound'unu begenir ve bir sonraki albumde o sound'u yakalamak icin o produktorle calisir.

    Aslinda "sound" denen seyin en onemli bileseni calis tarzidir. Eger bir gitaristin kendine has belirgin bir calis tarzi varsa eline hangi gitari alirsa alsin farketmez, o sanatci oldugunu anlarsin. Ornegin Pat Metheny akustik de calar, elektrik de, gitar synthesizer da calar. Fakat hangisini eline alirsa alsin 5 saniye icinde "tamam bu Pat Metheny" dedirtir dinleyiciye.

    Sizin grubunuzda da, ister bir parcada loop kullanin digerinde canli davul, bir ucuncusunde Fruityloops, eger vokalleriniz, besteleriniz, armonik yapiniz aninda taninacak kadar ozgunse bunlar bir albumde arka arkaya geldiginde yadirganmaz, hatta dinleyici cesitlilik olarak algilar ve tercih eder diye dusunuyorum.
     
  4. Domokun kesinlikle katılıyorum dediklerine.
    Ama benim kastettiğim sanırım ilk anlattığın prodüktör meselesi.
    Bu konuya ağırlık verdiğim için özellikle bunu nasıl becerebilirim(ya da becerebiliriz) diye düşünüyorum.Çünki kendi sevdiğim soundu uygulamak istesem gitaristin de ton seçimine karışmaya kalkacağım.Bir de her gitar tonunu ve her davul tonunu kullanmak istiyorum.Ama sanırım bu zamanla eleniyor ve en baskın olanlar kalıyor.En çok kafama taktığım da her parçanın apayrı gitar ve diğer tonları barındırması.Yani kayıtlarda bunu yakalamak çok zor geliyor bana.En azından şimdilik :)
     
  5. Bütün albümü aynı ses renginde götürmek için bütün kayıtlar miks yapılmadan kuru olarak baştan sona kaydediliyor genelde. Daha sonra da belirlenmiş bir setup ile bütün kayıtlar miksleniyor. Böylece baştan sona hiç renk değişmeden konsantre bir şekilde hep aynı gitar tonu ve davul tonu elde ediliyor. Bazen iyi bazen (özellikle numetalde) sıkıcı geliyor bana. Aynı ses rengini tutturabilmek için gruplar da genelde hep aynı tarzda çalıyorlar ve neredeyse bütün parçalar birbirine benziyor.
     
  6. Evet büyük bir sorun ortada. Bizim de bu ay içerisinde albüm çalışmalarımız başlıyacak. Nisanda çıkardığımız single in kayıtlarındaki sounda benzer bir sound oluşturmak için uğraşmayı pek düşünmüyoruz. O yüzden yayınladığımız parçayı tekrar baştan kaydedip mixing ve masteringe diğer parçalarla sokmayı planladık. Çok sinir işler bunlar. Eğer işi profesyönel bir şahıs yaparsa çok zorlu olmaz ama kendi başınıza yapmaya kalkarsanız çok zaman harcarsınız. O yüzden bütün şarkıları beraber kaydetmek, mixlemek daha mantıklı geliyor bana da.
     
  7. Iste zaten boyle durumlarin icinden cikabilmek icin produktorle calisiliyor. Olaya disaridan tarafsiz bakabilen, herkesin goruslerine saygi duydugu biri, hele biraz da diplomatik davranip kimsenin egosunu citirdatmadan herkesin memnun olacagi bir orta yolu tutturmayi becerirse ortaya harika sonuclar cikiyor.

    Tabi baslangicta gruplarin istedikleri produktorle calisacak butcelerinin olmamasi cok normal, o zaman da yine yukaridaki ozelliklere sahip biri bulunur cevreden.
     
  8. Produktor kadar tonemaister'in de katkisi cok buyuk. Sonucta mix'i yapan kisi de ister istemez kendi muzik karakterini katiyor sarkiya . Su ana kadar Cengiz Koroglu ve Ihsan Apca ile calistik. Cengiz'in tarzi daha karanlik ve Rock'a yatkin iken Ihsan abinin mixledigi sarkilar daha cok pop sounduna yaklasiyor. Dusunuyorum: gitarlarda ayni veya benzer patchler kullandim,keyboard keza oyle, vokal benzer tarz okudu, davul da davul olduguna gore... :lol: Eger sorun "trafik" veya "tarz" degil sound ise, o zaman bu sorun tarza yatkin bir "mix uzmaniyla" bertaraf edilebilir.

    Bence produktorun farki hedef koymak ve gurubu yonlendirmek suretiyle olabileceginin en iyisini ortaya cikarmak (bkz Mutt Lange - Def leppard ortakligi) ancak gurup/sanatci zaten iyiyse,nerede ne yapilmasi gerektigini zaten biliyorsa ve kendi aranjmanlarini kendileri kivirabiliyorlarsa bence produktorun cok fonksiyonu yok (daha dogrusu olmamasi lazim) sound'da..

    selamlar
     
  9. Musticim çok iyi bir konuya değinmişsin bu başlığı açtıgın için teşekkürler..

    100 lerce belkide 1000 :) lerce saatimi harcamıştırım heralde preamps lerin başında :) bu iş için en iyisi, sıkı bir prodüktör olması sanırım

    Senin Davulun tonuna göre gitarlarında tonlarında değişiklik yapmak istemen gayet normal ama bencede bu şeekilde bir seyler ögreniliyor ugraşarak ve dinleyerek senin bence bir avantajın Davul çalmana rağmen Preamps, processor.... lerle ugraşman çok iyi iyi yoldasın bence ...
     
  10. Bu konuda meragı olup bilgisi olmayan biri olarak ciddi ciddi sormak isterim: Prodüktör nedir, ne değildir, ne yapmalıdır, görev sınırları nelerdir, nelere karışır, nelere karışmaması iyi olur?

    Bazen acıklamalar görürüz ya, "prodüktör karıstı, populer olsun diye, icine edip bıraktı, oysa biz muhtesemiz",

    ya da "produktör cok uysaldı, kemiği attık o onla ugrasırken biz kayıdı hallettik",

    veyahut "adama bıraktık gitarları bile caldı, araya saksafon girmiş bak şimdi duyuyorum aferin cocuga" gibi...

    Prodüktörle calısmak isteyen amatör kaydını bir yerlere götürmek isteyen adamın prodüktörden beklentisi ne olmalı, nereye kadar işi onlara bırakmalı, hatta prodüktöre karısabilmeli mi(ezik müzisyen), muhtemel ukalalıkları sineye cekmeye hazır kendisini onun kollarına mı bırakmalı? Biz basvurdugumuz şirketi secerken, dogal olarak da o şirketten cıkan işlerin tarzına yatkın bir prodüktör secmiş oluyoruz değil mi?

    İsmi de yamuk zaten, kıl oldum, prodüktör.
     
  11. Prodüktör adı üzerinde "üretici"dir. Sen sanatçı olarak bir ürün icad edersin (beste), prototipini yaparsın (demo), üreticiye götürürsün (prodüktör), üretici de önce seninle oturur bir konuşur, o ürünle nereye gitmeye çalıştığını öğrenir, sonra alır o ürünü karşısına, bir konsept içerisine koyar, üretim aşamasında karşılaşılan tasarım problemlerini çözer (aranjmandan tut ekipman ve personel seçimine kadar), müzisyenleri ve müziğin yapımına katkıda bulunan herkesi organize ve disipline eder, müziği bütün olarak konsepte oturtur, bu prodüktörlerden iyi olanları sanatçıların sahip olduklarının dahi farkında olmadıkları özelliklerini onlara keşfettirir, kötü olanları ise "sen bilmezsin, dediğimi yap, gerisine karışma" veya "sen yapamıyorsun, gitarları filancaya çaldıralım, bu aralar o çok moda" gibi çam deviren önermelerde dahi bulunur, netice olarak kaydedilen müziği bir miksajcı bulup miksletir, ve "al işte satışa sunulmaya hazır eserin, git masteringini yaptır" diye sanatçıya geri sunar.
     
  12. Turkiye'deki produktorluk anlayisi Mahcem'in "kotu" tabir ettigi anlayistan oteye gidemiyor. Her calismadan max. ticari basari beklentisi ve denenmisten sapma fobisi o kadar ust duzeyde ki , senelerdir piyasaya yeni ve farkli bir sey surulemiyor, surulenler de ancak uzun yillar boyunca cesitli arenalarda kendilerini zorla kabul ettirmis guruplar/sanatcilar oluyor (bkz Teoman, Athena,S. Ferah..) cunku o zaman belli bir hedef kitleye satis yapma imkanini teoride garantilemis oluyorlar.

    Elde demo Turkiye'deki bilcumle produktor tayfasinin kapisini asindirmis bir tip olarak Turkiye'deki produktorlerin bir demo'yu dinlerken neye dikkat ettiklerini az cok anladim:

    1. Vokalin sesi ve okuma tarzi
    2. seksapel/imaj ( o yuzden "gelin hepinizi bir gorelim" diyorlar :) )
    3. bu kadar :)
    bazen ise 3. sikkin yerine "gurubun/sanatcinin ticari besteleri ve ticari beste yapma kabiliyeti" koyabiliriz. Gurubun muzik karakteri, sound'u vesairesi umurlarinda degil cunku amac muzik uretmek degil!

    Ozetle turkiye'de yaygin produktorluk anlayisi "muzik p***venkligi" olarak tabir edilebilir. :lol:

    selamlar
     
  13. Turkiye'deki durumu cok net bilmiyorum, ama ABD ve Ingiltere'de produktorler gercekten cok genis yetkilere ve gorev tanimina sahip. Ornegin buyuk firmalardan biri yeni bir sanatciyi begenip CD cikarmaya karar verdigi zaman produktorlerden birine havale ediyor. Ondan sonra produktor sanatciyi eline alip hamur gibi yoguruyor. Bu produktorler eskisi gibi sirketlere bagli (in-house) calismiyorlar, bagimsizlar.

    Tabi tarzi yerlesip oturmus gruplarin/sanatcilarin durumunda produktor biraz daha kucuk viteste calisabiliyor.

    Ozellikle pop alaninda produktor herseyi kendisi yapiyor, bunun da en onemli nedeni muzik sirketinin, album icin ayirdigi butceyi produktore verip gerisine karismamasi. Produktorun iki secenegi var: ya her isi birilerine yaptirip parayi onlar arasinda pay edecek, ya da her isi kendisi yapip tamamini cebine atacak.

    Dolayisiyla kendilerine has gayet guzel studyolari olan, duzenleme, enstrumantasyon, muzik teknolojisi gibi konulardan az bucuk anlayan adamlar oluyor bunlar. Parcalari duzenliyor, enstrumanlari hazirliyor, sonra sarkiciyi kaydedip isi bitiriyorlar.


    Bence amator kaydi bir yere goturmek icin produktore ihtiyac yok. Eger bu kayit muzik sirketlerinin yetkililerine sunulacaksa, o adamlar zaten grubun barda calarken kaset teyple yaptigi kayittaki "hit" parcayi bile yakalayabilecek kadar *deneyimli* insanlardir (sempati < 0 ise *deneyimli* = *kurt* :wink: ). Demonuzdaki kayit performansin "ruhunu" yansitacak kadar net olsun yeter.

    Grubun belli bir yonelimi varsa, ciddi bir anlasmazlik olmadan o yonde ilerlenebiliyorsa, bence disaridan mudahale aramanin hic anlami yok. Ha olur da cikmaza girersiniz, veya bir anlasmazlik olur, o zaman herkesin tercihlerine saygi duydugu birine danisilir belki. Turkiye'de enflasyon yuksek olabilir ama nasihat her zaman bedava :wink:
     
  14. Benim değinmek istediğim bir konu da Türkiye'deki amatör gruplara kyıt yapan stüdyolar aslında prodüktörlük olayının bir kısmını da yerine getiriyorlar.Gerçi bana acaip saçma geliyor bu kayıt stdüyosu sistemi ama öyle işte.Grup olarak gidiyorsunuz ama kayıttan anlamıyorsanız sadece aletinizi çalıyorsunuz,kulakla da biras miksaj yaptırıyorsunuz ama onun dışında stüdyo sahibinin eline kalmış durumdasınız.Bu da istediğiniz ürünü alamamanıza neden oluyor...
     
  15. Cyberknight, eğer ne istediğini biliyorsan Stüdyodaki insan seni dinlemeli ve sana yardımcı olmalı. Bana gelenler arasında dediğin gibi birçok kararı kendim vermem gereken insanlar da oldu, biz bu renkte gitarlar isteriz, ası olay gitarlar iyi olsun diyenler oldu, şu oldu bu oldu. Önemli olan hem prodüktörün hem de grup elemanlarının anlayışlı olmaları ve kim işşi iyi biliyorsa ona güvenmeleri.

    Vokali iyi olan bir grubun vokal rengi öncelikli olur ve diğer enstrümanlar ona göre renklendirilir. Arkadaşlar bana bazen gitar tonlarının tek başına çok çiğ olduğunu söylerler, iki gün sonra parça bitip miks olunca gitarlar için "abi süper sağol düzeltmişsin" derler. Halbuki hiç bir değişiklik yapmamışımdır. Toplamda gelen soundun nasıl yaratılması gerektiğini bilmezseniz bırakın onu bilen yapsın. Ben anlatıyorum bu sound ancak böyle iyi olur veya toplamda şöyle olur diye. Bekleyenler muratlarına eriyorlar ama beklemeyip "yok öle olmasın böle olsun illa" derlerse ben de "öle" yapıyorum. Sonuçta bu sizin ürününüz olacak ben sadece yön verebilirim.

    Her insan bu müzik yaratımında ve CD oluşana kadar geçen süreçte amaçlarını, ciddiyetlerini ve finanslarını belirlemek ve ona uymak zorunda. Yoksa işler sarpa sarar ve birileri boş yere suçlanır. Gidilecek yolda atılacak adımlarda prodüktör çok önemli rol oynar. Büyük yerlere gelmek için de oyunu kuralına göre oynamanız gerekir. Bazı "pislikler" olabilir, görüntü, iyi çalamamak, gruptan çıkarılmak, vb. Demo başka, albüm yapmak başka, ticari albüm yapmak başka :)
     
  16. Atalay, konu daha guzel anlatilamazdi.

    cyberknight'in bahsettigi senaryo cok tipiktir. Grup sahnede yanar tutusur, fakat studyoya girince (alisik olmadiklari icin) sut dokmus kediye doner. Bunun uzerine bir de (gercek anlamda) ilk kez kendi muziklerini karsidan dinleme firsatini bulunca begenmedikleri bircok seyin farkina varirlar, motivasyon yerlerde surunur. Muzik teknolojisine hakim degillerse, ne istediklerini bilmiyorlarsa veya biliyor da ifade edemiyorlarsa proje spiraller cizerek asagi dogru inmeye baslar.

    Bu durumda studyonun sahibi/yetkilisi herkimse isi ele alir ve dumene gecer, alinmasi gereken birtakim kararlari grup adina alir ve projenin bitmesini saglar. Aldigi kararlar grubun hosuna gitmezse grup memnun kalmaz ve hem parasini bosa harcadigini, hem kontrolu bir baskasina kaptirdigini dusunur. Projeden sogur.

    Studyoda calisan adam ise hem grubun projesini toparlamak icin fazla mesai yaptigini, hem de sonucta onlari mutlu edemedigi icin musteri kaybettigini dusunur. Bir is sahibi icin fazla emek harcadigi bir musteriyi kaybetmenin maliyeti cok fazladir.

    Sonuc: gruplar studyoya girmeden once odevlerini iyi yapmali, oncelikle kendi tarzlarina yakin tarzlarda muzikleri kaydetmekte uzmanlasmis bir studyo bulup oraya gitmeliler. Sonra, kendilerine bir istikamet belirlemeli, bunu ise baslarken studyodakilere net bicimde anlatmalilar. Onun disinda kalan konularda studyodakilerin alacaklari kararlara en azindan bir firsat verip denemeyi bilmeliler.
     
  17. Ben de aşağı yukarı bu görüşteyim.Fakat grup herşeyi çok iyi yapsada prodüksiyon aşamasında yada mixerin başında bir uzmana ihtiyaç duyuluyor çünkü sen ne kadar iyi ton ayarlasanda ne kadar kusursuz çalsanda total soundda en iyi nasıl tınlayacağını onlar daha iyi biliyor bence çünkü artık o aşamada olay artık frekanslar tresholdlar reverbün decay msn'si falan düzeyinde düşünülüyor ve müzisyenin bilmediği bir sürü soundu iyileştiren numara biliyor onlar.

    Mustinin dediği şarkıda tek amfi tonu görüşüne katılamıycam(bu arada gitar tonlarıma göz dikmişsin bakıyorum musticim :wink: :lol: )Çünkü zaten her müzisyenin kendine özgü yada apartma yada yada esinlenme babında kafasında bir sound düşüncesi zaten vardır.Bir gitar rifini kaydederken diğer gitar(lar)için düşündüğü amfi tonunun dışında bir tonuda eğer oraya uygun görürse pekala kullanabilir.O zaten onun müzikal görüşü ve hissiyatıyla birebir alakalı olup şarkının yada grubun özgün soundunu oluşturanda budur.

    Örneğin Radiohead'in nev-i şahsına münhasır gitaristi jhonny sahne setupında floorboardunun stereo çıkışının birini Vox AC-30'a diğerini Marshall jcm'e girmektedir buyrun burdan yakın :D
     

Bu Sayfayı Paylaş