Kurban Röportajları

'Haberler & Etkinlikler' forumunda öz!em tarafından 24 Haziran 2002 tarihinde açılan konu

  1. Albümün çıkışı ile birlikte onlarca röportaj verdi Kurban. Nereyi açsak karşımızdaydı bu adamlar. Belki de bu yoğun trafik içinde anlamsızlaşmaktan korktuğumuzdandı bu kadar beklememiz. Aslında derdimiz biraz da, her yerde okuduğunuz Kurban röportajlarından daha farklı bir şey vermekti sanırım. Klasik röportaj formundan çok uzakta bir yerde alıp da kuralların içine sıkıştıramayacağımız kadar samimi bir şeydi bu. Adı yok. Öyle ki, o samimi gülüşleri sadece “iki nokta” ve “bir parantez” ile ifade etmek çok sığ geldi...Çok daha fazlasıydı çünkü... Her birine teker teker teşekkür etmek de sığ gelir... Çok daha fazlası çünkü ...

    Özlem : Şöyle başlayalım; Forumda açtığım başlıkta gelen soruların çoğu tarzınızı değiştirmiş olmanızla ilgiliydi ?

    Deniz: Tarzımızı mı değiştirmişiz biz :)

    Özlem: Ya bak anladın ne demek istediğimi dalga geçiyorsun, tarzınızı değiştirmediniz tabi de işte hani şu eğlenceli moddan ciddi moda geçiş. Tarz derken o yani... Yaklaşım...

    Deniz: Haa.. Evet Çok göze batmış galiba :)

    Özlem : Demek ki :) işte bu değişimi bir risk olarak görüp görmediğinizi merak etmiş adamlar.

    Kerem : Risk mi Riks mi ? :)

    Özlem: Ah, evet riks :)

    Deniz: Bizim hayatımız riks zaten :)

    Burak : Evet zaten herşey öyle bizim hayatımızda. Herşey ne kadar riskse o da o kadar riskti yani.

    Özlem: Ya tamam da, durup dururken nerden çıktı ki şimdi bu ? Hayır siz kendiniz söylediniz “ bu albümde Kurban daha ciddi ” diye de, o yüzden soruyorum. Sizi rahatsız eden bir şey mi oldu ?

    Deniz: Yooo hayır :)

    Kerem: Çaldık öyle çıktı desem, çok mu basit olur acaba ...

    Burak: Rahatsız eden şeyler de var tabi bir sürü ...

    Deniz: Ya çok da bir değişim yok ki aslında.

    Özlem: Dur şimdi, eğlenceli olmak kötü bir şey mi ?

    Burak: Yok hayır, çok güzel.

    Deniz: Şöyle düşün bak, ilk albümün B yüzü göze battıysa eğer, bu albüm de göze batmıştır.

    Burak: Şimdi aynı şeyi söyleyecektim. İlk albümün B yüzünün devamı gibi bir albüm bu.

    Deniz: Şunu yapmış olduk ; kendi bestelerimiz olan daha eğlenceli şarkılar “Sert” albümünde yer aldı. Bu da böyle oldu, eğlenceli şarkı koymadık ...

    Özlem: Bu kez, içinizden böyle geldi ve böyle yaptınız. Bu ciddi olma durumu, daha doğrusu öyle demeyelim de, eğlenceli şarkılardan uzak olma durumu sürekliliği olan bir şey değil o zaman ?

    Deniz: Ben bile bilmiyorum inan.

    Özgür: Kim bilir ne olur ? Planlı programlı bir şey yok ki zaten ortada. Girdik, çaldık ve bu çıktı ortaya.

    Kerem: İleriye dönük planları IMF yapıyor, biz değil :)

    Burak: Biz playlisti bile uygulayamıyoruz ki :) Hazırlıyoruz bir şey sonra değiştiriyoruz sahne de :)

    Deniz: Genelde yaptığın röportajlarda karşılaştığın insanlar bunları planlıyolar mıymış ?:)

    Özlem : Neyleri ? :)

    Deniz : Bu tip şeyleri programlayan gruplar mı varmış yani ? Anlatabildim mi :)

    Özlem: E tamam da başka grupları mı konuşuyoruz ? :) Sizin durumunuzda çok dikkat çekti ki demek soruyoruz biz de, “ Kurban artık çok daha ciddi” şeklinde başlayan cümleler var .

    Deniz: Kimse karışmadı inan biz kendimiz yaptık :) Kimseye beğendirmek için albüm yapmıyoruz neticede. Kimseye sormuyoruz da ne yapalım diye. İstediğimiz müziği yapıyoruz sadece. Budur.

    Burak: Tabi bu dinleyiciye karşı duyarsızlık olarak algılanmasın. Daha farklı bir şey.

    Deniz: Zafer’ in bunları sana anlatmış olması lazımdı aslında :)

    Zafer: Yok ben bir şey anlatmadım :)

    Deniz: Öyle yapmadık mı lan, gidip amfileri sonuna kadar açmadık mı sizin de, getireyim mi kayıtlarınızı ?

    Zafer: Abi her röportaja beni karıştırma gözünü seveyim :)

    Deniz: Hayır abicim, yapmadık mı kafamıza göre,istediğimiz gibi, açmadık mı ?

    Zafer: Evet.

    Deniz: Memnun musunuz ?

    Zafer: E evet abi :)

    Deniz: Tamam işte aynen öyle yaptık bu albümü de. Kafamıza göre. Zafer’ lerle yaptığımız çalışmadan hiç bir farkı yok yani.

    Zafer: Ama şimdi bu bunları yazamayacak röportaja :)

    Deniz: Sen tekrar anlat o zaman :)

    Özlem: Ne alaka, niye yazamıyorum, sorunlu muyum ben? :) Ben anladım, Zafer anlamayanlara özelden anlatsın. Kafanıza göre yapıyormuşsunuz herşeyi, millet ne der beğenir mi diye dert etmiyormuşsunuz, içinizden geldiği gibi işte. Bak anlamışım :)

    Deniz: Ha aferin :)))

    Özlem: Niye bütün şarkıları sen yapıyorsun Deniz ? :)

    Burak : Yoo bu albümde Kerem’ in de, Özgür’ün de var.

    Özlem : Aaa var mı ! ? Ne var :)

    Burak: A var, Yok var :)

    Özlem: E kartonete yazmamışsınız, bilmemem normal sanırım, içime mi doğsun ? :)

    Kerem : Sen o kartoneti daha iyi oku bence :)

    Özlem : Aaaa o da mı var ? :)

    Burak: Var:) Cd yi kaldırdığın zaman altta yazıyor...

    Özlem: Ya bak çok utandım şimdi :)

    Burak: Kapakta öyle bir bulmaca durumu var ama doğru. Şarkı sözleri de okunmuyor zaten ama özellikle öyle yaptık.

    Özlem: E belli zaten özellikle yaptığınız :) Gerçi anlamayanlar, hata olduğunu düşünenler olmuş :)

    Burak: Evet :) Şikayet ediyorlar o şarkı sözlerinin yazılımını ama okunsun diye orada değil onlar zaten grafik öge olarak kullandık biz. Resimin bir parçası ... Okunmasını isteseydik okunaklı yazardık değil mi :)

    Deniz: Kapağı Alican Tezer yaptı. “ Abi bir resim yaptım ben, şarkı sözü yazmadım aslında, okunaklı değil hiç biri, bunu seninle özel olarak konuşmak istiyorum ” dedi. Ben de “ benimle özel olarak konuşman gereken bir şey yok, görmeme de gerek yok, ben çok beğendim kapağı teşekkür ederim ” dedim. Bitti olay. Şarkı sözlerini yazan adam olarak beni rahatsız etmiyor , rahatsız olanların kendi sorunu :) Çünkü önemli bir şeydir yani, orada benim yazdığım sözler var, ‘evet görünmesi gerekir’ diye düşünebilirim. Ama resim o kadar güzel ki ve o yazılar da onun bir parçası, onları düzgün yazdığın zaman resimin bütünü bozuluyor. Benim için resim çok daha önemli orada.

    Kerem: Hem zaten bir kaç klikle sözlere ulaşabilir herkes.

    Deniz: Evet www.kurban.com a giren orada sözlerin gayet düzgün bir şekilde yazılmış halini bulabilir. Çok merak eden olursa oraya girip bakar.

    Özlem: Kurban.com demişken, sizin foruma arada girip bakıyorum da ben, pek uğramıyorsun bu aralar galiba, serzenişler var :)

    Deniz: Evet ben uzun süredir ne e-maillara cevap veriyorum, ne de özel mesajlara. Foruma da sık girmiyorum. Sebepleri var ! Şöyle bir şey var bir de ; Görüyor adam beni mesela konser de diyalog şu;

    -Aaa sen gerçekten Deniz’ misin ?

    -Eveeet. Neden ki?

    -E bizim yanımıza geldin ?

    -Niye gelmeyeyim ki ?

    Zaten konserlerde bir sürü adam oluyor, hepsiyle de inip birebir konuşuyoruz . Daha iyi bir şey var mı ?

    -Yok abi, illaha netten konuşalım senle.

    Ne alaka ya ?Görmüyorum ki seni ne konuşayım. Ben gördüğüm insanla konuşmayı seviyorum, gözlerine bakıp konuşacağım böyle seninle konuştuğum gibi, anladın mı ?

    Özlem: Hı hı anladım da, bana niye sinirleniyorsun onu anlamadım :)

    Deniz: Yok sinirlenmedim :)Çünkü yüz yüze konuşurken mimiklerimi görecek karşımdaki, ancak o şekilde anlayabilir tam olarak ne demek istediğimi. “Deniz çok soğuk bir herifsin ” diyor mesela nette...

    Evet, çünkü sadece yazı yazıyorum. Görmüyorsun ki beni, o anda nasıl bir ruh hali içinde olduğumu bilmiyorsun ki.

    Özlem: Tamam anlaşıldı, sakin :) Siz bu gala konserinde “Yalan” ı neden çalmadınız peki ısrarlara rağmen ? Onun gölgesini hissediyor musunuz bu diğer şarkılar üzerinde ?

    Kerem: Bu albümde “Yalan” gibi bi şarkı yok çünkü.

    Özlem: Yok tamam da, özellikle çalmamanızın sebebi nedir ?

    Deniz: Çünkü, yeni albüm şarkılarını çalmayı tercih ettik.

    Özlem: E önceki albümlerden de çaldınız ama ?

    Kerem: Ama biz başka bir şey vermek istiyorduk ve o “Yalan” değildi. Sözleri doğru dürüst yazdık mı ? Yazmadık. Niye ? Her şeyi istenildiği ya da beklenildiği gibi yapmak istemiyoruz çünkü. Popüler olmuş olanı takip etmek peşinde olan bir grup değiliz. O yüzden sözleri böyle, resim gibi yaptık, kendi istediğimiz gibi yani. Seyirci karşısına çıktığımız zaman, neden albümü yaptığımızdan farklı bir tavır takınalım ki ? Bizden ‘ Yalan ’ istiyolar, ‘ Yosma ’ istiyolar, ama bizim playlistimiz öyle değil. Yapmak istediğimiz vermek istediğimiz başka şeyler var ve o gece de kendi istediğimizi yaptık.

    Deniz: Kendine evde dinlemek üzere karışık bir CD yapıyorsun Zafer sen; Metallica’ dan “Battery” var, Tool dan ve Faith no More dan bir kaç şarkı var ve bir de “Yalan” var. Koyar mısın Yalan’ ı da araya ?

    Zafer: Koymam abi niye koyayım?

    Deniz: Koymazsın tabi, işte biz de bu playlistleri o mantıkla hazırlıyoruz. Benim playlistim bu ve bunu çalıyorum. Ha kötü çalarsam, onu söylesinler işte ...

    Özgür: Bu arada bu sadece o konser için geçerli bir şeydi, ondan sonraki konserlerde çaldık.

    Burak: Hatta o gece Mojo’ya gittik orada bile çaldık :)

    Özlem: Tamamdır o zaman, bir rahatsızlığını hissetmiyosunuz yani, yeni şarkılara rağmen hala ısrarla bu şarkının istenmesinin ?

    Deniz: Hayır canım. Yalan çok güzel bir şarkı neden öyle hissedelim ki?

    Özgür: Bir sürü şarkımız var ve seçme şansımız var ne istersek onu çalıyoruz işte.

    Deniz: Sadece modla alakalı bir şey. Bunu daha önce de yaptık bu arada, ilk kez o konserde yaşanmış bir durum değildi.

    Özlem: Bir sonraki albümde Kurban prodüktörlükten de vazgeçiyor sanırım? Kendi müziğinizi başka birine teslim etmek ? Nasıl olur ki ?

    Burak: Bob Rock’ ı getiremezsek yandık diyelim :)

    Deniz: Ya aslında hiç belli olmaz, olacak şeyler hakkında konuşmasak çok daha iyi.

    Zafer: Sert tamamı ile size ait bir albümdü, bunda kısmen de olsa bir teslim etme durumu var hakikaten; Kapak var, mixler var; ( Deniz’ e ) Ki sen mixleri nasıl teslim ettin bilmiyorum ben :)

    Burak : Gömüldü kayıtlara ve hayatı unuttu adam ,herşeyi o yaptı b ir yerden sonra da o yorgunluğa dayanamadı doğal olarak ...

    Zafer: Peki çıkan sonuçtan memnun musun ? “Ben de bunu istiyordum” dedin mi ?

    Deniz : Ortaya çıkan iş mükemmel bile olsa, son hamleyi kendin yapmıyorsan eğer, hiç bir zaman “ tamam budur ” demezsin !

    Zafer: Alakasız bir şey soracağım çok teknik kaçacak da, davullar çok odalı gelmiyor mu ?

    Kerem: Geliyor, özellikle yapılmış bir şey. Davulla ilişkili o odayı, mixe sokan 1 numaralı adam benim. Orada odadan başka çok şey var ayrıca, sen dikkatli dinle :)

    Zafer: Güzel olmuş da alışana kadar zaman geçiyor.

    Kerem : Ya bana hiç öyle olmadı işte. O bütün kanalları açtığımız anda derdimiz, bu kadar tak-tuk birbirinden ayrı bir sürü parça yerine, ‘ya şu odayı açalım da şu davul biraz birbirine yapışsın, tek bir davul olduğu, tek bir davulcu olduğu belli olsun’ kısmıydı işin. Yani iyi ya da kötü bir oda var bu albümde doğru, “Sert” de yoktu.

    Deniz: Mixleri nasıl teslim ettin diyorsun. Biz şimdi şöyle bir şey yaptık Zafer. 11 ay boyunca kayıt yaptık. 11 ayın sonunda elimizde 60 tane kanal vardı şarkılarda. Sonra bir adama verip “10 günde bitirir misin bunları abi?” dedik. Sen o adama gidip her dakika müdahale eder misin ?

    Zafer: Hayır canım, çıkmış bir kere benden ne müdahale edeceğim.

    Deniz: Ya öyle işte. Bunu yaptırdığın adamı seviyor musun ? İyi bir adam mı ? Evet süper bir adam. O zaman bırak ona. Anlatabildim mi ?

    Özgür: Bu arada adam herşeyi tek başına yapmadı ki zaten. Her gün Kerem gitti. 2 kez biz gittik Burak’ la. Tam anlamıyla kontrolümüzden çıkmış değildi olay zaten.

    Deniz: Hiç birimiz öyle fazla kurcalamadık. Kimse bu durumdan rahatsız değil yani. Zaten böyle bir sound düşünüyorduk gene, mixleri ben yapsaydım da yine bol ambianslı bir şey olacaktı yani. Gelen işe herkes okey verdi o yüzden. Var mı mixlerden falan rahatsız olan arkadaşlar ? Bu işi yapan adamlara kötü bir şey söyleyebilir misiniz ?

    Koro halinde:) Hayır...

    Zafer: Bayağı u ğraşmışsınız o zaman, bir sürü kanalı kesip biçerek, üst üste bindirerek?

    Deniz: Roland VS 1680'in bir kaç üstü olan 2480 vard ı zaten. Kısıtlıydı imkanlar, pro tools falan yoktu yani, sonra biz o kanalları verip, “abi hadi bunu pro tools da 10 günde bitir lütfen” dedik. Yalnız gerçekten bizi seven bir adam olmasaydı o işin başında, bayağı kötü bir şeyler dinliyordunuz şimdi !

    Kerem: Bir de şöyle bir durum var, bir önceki albümden farklı olarak oradaki amplifikatörlerin hepsi gerçek. Bas gitarların soundu dahil. Yani kıpırdayan hoparlörlerden kaydedildi. Üzerinde başka hiç bir şey yok; amplifikatör simülasyonları falan gibi.

    Deniz: Bu arada biz kayıt yapıyorken Tünel’ deki bütün amfiler de elimizdeydi :)

    Burak: Unutmadan, sitenin birinde bizim davulların program olduğu yazıyordu. Sound replacement kullanmışız güya. Yok öyle bir şey, onu da söylemiş olalım. % 100 canlı davullar. Düzeltme falan yok kesinlikle, en ufak bir vuruşumda kaydırma bile yok.

    Kerem : Bu albümde hiç bir albümde olmadığı kadar, reverb var bir de.

    Zafer: Bence çok güzel olmuş, onu vurgulamak için özellikle sordum zaten.

    Deniz: Eyvallah.

    Kerem: Hatta mix yaptığımız odada bir pencere vardı, bazen “bu sesi bu pencerenin 3 metre dışında istiyorum” şeklinde konuşup ona göre reverbler ayarlamaya çalışıyorduk. Normalde hiç bu kadar reverb olmuyordu.

    Deniz: Ya söylenecek tek şey, keşke böyle ‘hayvan’ gibi bir yerde kaydetseydik davulu baştan, pro toolsdan reverb verilmeseydi de o ambians oradan gelseydi. En fazla bu söylenebilir, bak en fazla diyorum ama !

    Kerem: Evet keşke.

    Deniz: Üstüne gitarı da odalı kaydetseydik hatta. 20 metre uzağa koysaydık bir ya da beş tane mikrofon. Çok güzel olurdu. Ama ne şartlarda olurdu ? Cebinde ne vardı ki ne yapabilesin ?

    Kerem: Soundgarden “my wave” ! :)

    Deniz: Evet işte, keşke o şarkıdaki gibi gitarlar kaydedebilseydik.

    Kerem: Bayağı teknolojiye girdik, Özlem sıkıldı arkadaşlar :)

    Özlem: Yok hayır sıkılmadım da, bunlar yabancı geldi biraz, nasıl yazacağımı düşünüyorum :)

    Deniz: Yazarsın sen yazarsın :)

    Özlem: Eh yazarım :) Yazdığın şarkı sözlerine bakıyorum da Deniz, mutsuzsun sen galiba, bunalımda mısın yoksa ? :))))

    Deniz: Alah Alaaaaah :)))

    Zafer: Deniz mutsuz bir adam değill, rahatsız bir adam :)

    Deniz: Mutsuzum abi, bunlar bana bir fena bakıyor arkadan, kıskanıyolar galiba :)

    Burak: Doğru ya biz kıskanıyoruz Denizi :)

    Deniz: Bak mesela bir ara konsere gittik, otobüste arkada yataklar falan var, ben gittim önde oturdum, bayağı kıllandım bu heriflerden yani :)))

    Deniz: Şaka bir yana;

    Sorun ne biliyor musun ?

    Görüşüyor musunuz ? Konuşuyor musunuz ? Bir araya geliyor musunuz ? Görüşmek ne demek ya, bu adamlardan başka bir şey yok ki hayatımda zaten, o kadar sıkıldım ki aslında :)) Ama bir yandan da düşünüyorum, benim hayatımdan alsalar bunları öyle bir boşluk oluşacak ki arkaya baktığımda gördüğüm şey uçurum olacak, anlatabiliyor muyum ? Aynı şey onlar için de geçerli. Başka kiminle bir araya gelsek bu müziği yapabiliriz ki? Yok bunun çözümü. Dolayısıyla biz hep beraberiz zaten :)

    Bir de, biz acayip eğleniyoruz müzik yaparken. Çok tartışıyoruz, çok feci kavgalar ediyoruz belki ama sonucu hep güzel oluyor.

    Deniz: Bu albümdeki en büyük hikaye de şudur ;

    Biz aslında rahat adamlarmışız, birilerine bir şeyleri teslim etme noktasında insanlarla anlaşabiliyor muşuz, kimseyle bir derdimiz yokmuş, onu gördük.

    Mesela Alican kapağı yaparken, bir sürü fikir ürettik biz ilk başta. Adam hiç karşı çıkmadı bize, ne istersek onu yaptı. Baştan itibaren “ benim kafamda bir şey var onu yapalım” demedi. Bize uyum göstermeye çalıştı. En sonunda baktık olmuyor “ Alican sen kendine has bir şey çıkar ve bize getir, bir de öyle deneyelim, bakalım ne olacak “ dedik. İlk kez böyle bir şey yaptık. Hiç karışmadık yani. Ve adamın önümüze getirdiği işe Mona Lisa diyorum ben. Kapağı gördüm ve ‘ daha iyisini düşünemiyorum ’ dedim. Süper olmuş. Hep konuşuyorduk biz kapağa fotoğraf koymayalım diye. Kapakta fotoğraf var ama öyle güzel bir fotoğraf ki, olacaksa öyle olsun yani. Adam üstünden bir şey geçti onun, kendini akıttı o kapağa, anlatabiliyor muyum ?

    Zafer: Bir albüm kapağı görmüştüm, adam kendi vesikalık fotoğrafını koymuştu resmen ... :)))

    Deniz: Ama o da güzel olabilirdi bak, hele polaroidle çekilmişse offf :)))))

    Özlem: Klip de çok güzel...

    Burak: Evet, Cemil Ağacıkoğlu çok iyi bir iş çıkardı hakikaten...

    Aslında röportaj burada bitmişti ki; Çektik Burak’ ı kenara ve anlat dedik, daha ne kaldıysa işte... Aklına ne gelirse... Grubun diğer elemanları gibi dinleyiciyle son derece sıcak bir iletişiminin olması ve onların gerek beklentilerini gerekse şikayetlerini çok yakından takip etmesi sebebi ile deyim yerindeyse eğer nokta vuruşları yaptı kendisi :)

    Buyrunuz aşağıdakiler de Burak’ tan ;

    Dün ve Bugün

    Beraber çalışmak için bir yerimiz olmadığı için bir arada çalışamıyorduk bundan önce. Bilgisayarda ev demosu falan yapıyorduk hep. Bu sefer öyle yapmayalım hep beraber çalarak albümü son haline getirelim, herkesten çıkan ses duyulsun istedik. Artık her kafadan ses çıkıyor yani :) Haziran ayında Stüdyo La’ yı kapattık 1,5 aylığına, kurulduk orada, her şarkı için 3 ayrı canlı kayıt yaptık. Normalde yapamadığımız bir şeydi bu, şarkıları beraber bitirdik bu kez yani. Eylül ayında da asıl kayıtlara başladık işte. Bir sonraki albümde amacımız hep birlikte stüdyoya girmek aslında ama Türkiye şartlarında çok zor bu.

    Özgür kendini çok daha fazla ortaya koydu bu albümde. Gerçi hala daha yeterince ağırlığını koyamadığını düşünüyor, gelecek albümde etkisi daha da artacaktır.Onun daha fazla bastırması grupta da dengelerin oturmasını sağladı tabi. Kendi aramızda da sorunlar vardı önceden, iletişim problemi yaşıyorduk zaman zaman, şimdi artık çok daha rahatız birbirimize karşı, daha önceden yüz yüze konuşamadığımız şeyleri konuşmaya başladık. Aslında kendi aramızda bir sorun yaşamamamıza rağmen, işlerin yürümüyor olmasından dolayı birbirimizi yedik, albümün kayıt aşamasında :) Bizim için de bir olgunlaşma dönemiydi bu. Belki de o yüzden daha ciddi bir albüm oldu bu. Özetle; Her anlamda “daha fazla” bir grup var artık ortada...

    -Anadolu’ da imkanlar kısıtlı ! Kurban’ ın çalabilmesi için destekli ve sağlam bir sistem olmaması sebebi ile bir çok yere gidemiyoruz. Kurban’ dan doğru sesin çıkmasını istiyoruz çünkü. Hepimizden ayrı bir gürültü çıkıyor. Çıkardığımız sesi duymak istiyoruz çalarken. Bütün sesler temiz duyulsun yani.... Ama dedim ya imkanlar işte...

    -Yazın bir yada iki turne var planımızda ! Tarihleri belli değil ama Haziran ayı içinde belli olur sanırım.

    -Kral Tv de klibimizin dönmesi eleştiriliyor ! Hiç anlamıyorum bu tarzda fikirleri.Kars’da bir adam var örneğin. Hayatı boyunca Kurban duymamış. Bütün televizyon kanallarına sahip olmak gibi bir şansı yok. Az önce bahsettiğim sebeplerle konser imkanı da yok. Ondan Kurban dinleme hakkını almak saçma ve bencilce geliyor bana. Türkiye’ de müzik endüstrisi diye bir şey de yok ayrıca. Birileri müzik yaparak hayatını devam ettiriyorsa eğer, mümkün olduğunca fazla kişiye ulaşmak isteğinin nesi anormal ?

    -Korsan albüm alıyorsan ya da mp3 çekip dinliyorsan o ürünle ilgili yorum yapma hakkına da sahip değilsin ! Destek değil, köstek oluyorsun çünkü ! Ben hatırlıyorum da lise yıllarımda Kadıköy Akmar’ da Zihni’ ye giderdim, eve dönerken yol boyunca albüm kapağını incelerdim heyecanla. Korsan alıp, sadece renkli fotokopi ile çoğaltılmış, öylesine bir kağıda bakmak nasıl bir duygu acaba, anlam veremiyorum ?

    -------------------------------------------

    İşte böyle bir şeydi ve bitti ...

    Röportajı Hazırlayanlar;

    Özlem Albayrak (öz!em)

    A. Zafer Yurdaçalış (Swallowed)
     
  2. Kurban.. Başka bir şey söylemeye gerek var mı?.. Hem röportaj yapması en zevkli gruplardan biri, hem de Türkiye'de Rock n'Roll adına iyi işlere imza atmış, bunu da sürdüren gruplardan biri... Eh böyle bir fırsatı yakalamışken, gittik konuştuk.. Sonuç mu? Çok eğlenceli ama içi de boş olmayan, geniş bir sohbet oldu...Sert'ten, yeni çıkacak olan albümden, projelerden, amatör gruplardan, kayıtta kullanılan alet edevattan ve daha bir sürü konudan bahsettik...Ama ben ortaya çıkan şeyi kelimelerle anlatamam, en iyisi siz "Devamı"'na tıklayın ve kendiniz görün...

    Eveet... Aslında bu benim ilk adam gibi röportajım sayılır.. Hatta esasında site editörlerimizden Özlem'in bir işi çıkması nedeniyle tesadüf eseri bana kaldı bu iş (Kendisine çok teşekkür ederim)... Ama olayların böyle gelişmesi de bir bakıma iyi oldu aslında.. Tanıdıklar arasında, böyle sıcak bir sohbetten çok samimi, çok içten görüşler çıktı.. Pek öyle kurallara/kaidelere, "bu sorulmaz, bu söylenmez"'lere takılmadık... Röportajın bütünü o kadar içten oldu ki, üzerinde neredeyse hiç bir değişiklik yapmadan, "devrik, çürük çarık, geyik, laf kalablıklığı v.s." demeksizin, tüm saflığıyla "herşeyi" size aktarmaya karar verdim...

    Neyse lafı fazla uzatmadan, basalım "play" tuşuna.. Bakalım neler demişiz?..

    Zafer: Valla Kerem olmadığına göre başlayamayız biz bu röportaja?
    Deniz-Burak: Hayırdır?..
    Zafer: E ilk sorum ona idi...
    Deniz: E telefonla katılsın istersen...
    Zafer: Yok, bu saklıkent'te bir takım olaylar yaşanmış, onunla ilgili bir şeyler soracaktım, hem de geçmiş olsun diyecektim...
    Burak: (Yüzünü ekşitir) Hmm evet..
    Zafer: Neyse ben direk albüm sorularından gireyim madem...
    Zafer: Şimdi sizin "Sert" diye bir albümünüz var...
    Kurban: (Bakarlar..)
    Zafer: Var değil mi? (Yanlış gelmedim inşallah)
    Deniz: Olum bırak bu ayakları şimdi...
    Burak: (Deniz'e) Olum daha röportaja başladığımız an, başladın sen de be...(Güler)
    Zafer: Ya hakkaten böyle arkadaş arkadaşa da zor oluyor be.. Ben dümdüz yazdığım soruları okuyacam, na'payım?..
    "Bu sert albümünün bir geçiş albümü olduğunu biliyoruz". "Ama geçiştirilmiş bir albüm de değil..". Bakın o kadar da özlü bir söz var burada..
    Deniz-Burak: (Gülerler) "Vaaaay!?"...
    Zafer: (devam eder) "Bu albümde başarmak istediğiniz neydi?" .. E başardınız mı bari?...
    Deniz: Bak onun şöyle bir kısa hikayesi var anlatayım istersen..
    Üç tane DAT vardı elimizde, ilki konserlerden biriydi..(Burak'a) Kemancı konseriydi galiba?
    Burak: Kemancı konseri.. (onaylar)
    Deniz: Dinliyorduk.. Orada çaldığımız cover'lar vardı... Zaten 2004 yılında albüm çıkarmamız gerekiyordu.. (Zafer'e) Hatta seninle geyiğini de yapmıştık...
    Hem sene gelmiş 2004'e, bir sürü proje birikmiş, hala hiç birini çıkaramamışsın tam..
    Diğer iki DAT'ta da "İnsanlar" albümünün şarkıları vardı ama bitmemişti yani.. Sen olsan hangisini çıkarırsın?
    Zafer:...
    Deniz: (gülerek) İşte bu soruyu sorduğum bir diğer röportör arkadaş da aynı senin gibi baktı böyle.. Dinlemiyordu, bak aynı senin gibi..
    Zafer: Yau dinlemez olur muyum ya? Allah allah?..
    Deniz: O kadar alıngan olma... Biz de makul olanı yaptık işte...
    Zafer: Peki cover'ları neye göre seçtiniz? "Konser kayıtlarını dinleyip, beğendiğiniz cover'lardan seçtiniz" bu mudur? O kadar mı?...
    Deniz: Cover yaptığımız şarkılardan... Yani harbi cover yaptığımız, icra yapmadığımız...
    Mesela, ondan önce 10 sene boyunca Rage Against The Machine'in şarkılarını icra ettik, anlatabiliyor muyum? Cover yapmadık biz bunları.. Eddie Vedder'a sesimi ne kadar benzetebiliyorsam, Pearl Jam'in davulları ne kadar eksiksiz çıkarabiliyorsam o kadar iyi cover mı yapmış oluyorum yani?..
    Zafer: Şimdi Türkiye'de...
    Deniz: Siz de yaptınız bunu.. Bırak şimdi (Güler)..
    Burak: Uçtu herif ya....(Güler)
    Deniz: Hiç mi nirvana çalmadınız yani?
    Zafer: Çaldık abi...
    Deniz-Burak: Yaa...(kafa sallarlar)
    Zafer: Peki bu cover albümü millet doğru anlamadı değil mi?.Şey dediler...
    Deniz: (Lafını keser) Anlamamışlar ki, Saklıkent'e geçen sene gittiğimizde 150 kişi vardı, sondan bir önceki konserde 2000 'e yakın adam vardı, iyi ki anlamamışlar yani...
    Zafer: Yok yok onu demiyorum..Yani bir sürü adam dedi ki: "Bunlar piyasa oldu" işte "kolay yolu seçtiler"...
    Deniz: İşte ben de onu söylüyorum yani.. Anlamıyorsan, kötülüyorsan, gitmezsin konserine...
    Zafer: Şimdi yalnız bu durum, bunu söyleyen adamları haklı çıkarmış oluyor biliyor musun?..(güler)
    Deniz: heheh
    Zafer: Daha fazla insan gelmiş oluyor ya...O yüzden "bunlar piyasa oldular, bittiler artık" muhabbeti dönüyor...
    Deniz: Ama biz öyle düşünmüyoruz..Bu durum, bu savı açıklamış olmuyor yani..
    Burak: (Sözünü böler) Yok yok.. Bak bunu söyleyen kitle, Kurban'ı biraz az tanıyan kitle ve ilk albümü de az bilen kitle..Mesela ilk albümü hiç bilmeyenler var, cover grubu zannedenler var bizi..
    Özgür: İlk albümün bu (Sert) albüm olduğunu zanneden baya bir adam var..
    Burak: Onun haricinde, senin söylediğin gibi düşünenler var. Hani; ilk albümün kendince başarız olduğunu, satmadığını düşünüp; Sert albümü ile ortalığa açıldığımızı düşünenler var..Ki ilk albüm, bunun üç katı sattı..
    Hepbirlikte: (Bol bol gülünür..)
    Burak: O yüzden onların hepsi biraz daha araştırma yaparlarsa, neyin ne olduğunu daha iyi anlarlar yani...
    Deniz: Bir de bunu söyleyen adamlar, Türkiye'deki piyasadan bahsetsinler bakalım..Türkiye'de bir piyasa mı varmış? Sen endüstrileşmiş bir rock n' roll camiası biliyor musun?
    Zafer: Valla benim haberim yok, varsa da.. Bilemiyorum...
    Deniz: E yok tabi.. Albüm çıkaranların sevindiği bir ülkedeyiz yani..
    Zafer: "Heyoo bin tane sattık.."
    Zafer: Bir de bu "Sarı çizmeli Mehmet Ağa"'nın sonunda değiştirilen "Barış söyler, kendi bir ders alır mı?" sözlerinin "Deniz
    söyler" halini eleştiren bir sürü insan oldu..Onunla ilgili bir şey diyecek misin?
    Deniz: Ya yok demeyeceğim..Onunla ilgili bana mail attılar açıkçası..
    İşte ben Türk Halk Şairlerinin kitaplarını falan okuyorum. O sözlerde benim yanlış anlamamdan kaynaklanan bir çevrim olmuş oldu.. Daha doğrusu öyle olduğunu iddia ettiler, ben de kendi söylediklerimi ispatlayan bir şey bulamadım açıkçası.. Ama nedense, ben öyle yapılır diye hatırlıyordum yani...Bunun aslında uygulandığı yerler var.. Bana da yaptığın yanlış demiyorlar, yaptığın yerle ilgili sorunlar var diyorlar..
    Zafer: Aslında orada Deniz Yılmaz'ın tutup "Barış der kendi bir ders alır mı?" demesi de pek yakışık almıyor doğrusu..Söz olarak da pek uygun kaçmıyor hani..
    Deniz: İşte bana teknik olarak da açıklanan: Orada mahlası değiştirmiş olmak bir sorun diyorlar.."Uslupta bir hata yapıyorsun ama söyleyişte bir hata yok" diyorlar..Ama bu kadar üstüme geldiklerine göre, -bir sürü mail falan attılar-, benim de "katiyen hata yapamaz" peygamber falan olduğumu düşünüyorlar ki teşekkür ediyorum onlara....
    Hep birlikte: (Gülünür..)
    Deniz: Biz bu şarkının, bu hali ile iznini de aldık ayrıca..
    Özgür: Bu konuda hukuki bir sorun yok yani...
    Zafer: Şimdi yeni albüme atlayacağım,şu an yeni albümün kaydı ne aşamada?
    Deniz: Özgür'ün gitarlarındayız şu an..
    Zafer: Vokaller var üzerine daha?...
    Deniz: Bir yandan da vokalleri yapıyoruz. İşte en son ekstraları çalıp halledeceğiz.. Bazı ilginçlikler var kafamızda -düşündüğümüz-, onları yapacağız.. Hani o istediğiniz, kayıt standardına ulaşması için...Çünkü biliyorsun, böyle ilk kayda girdiğinde, elinde bütün imkanlar olmuyor da, sonra mikse yakın bazı şeyleri halletmek zorunda kalıyorsun ya..
    Zafer: Onu sonraya bırakalım kayıtla ilgili bir takım şeyleri daha sonra soracağım zaten (gülümser..)..Siz bu yeni albümdeki şarkıların demolarını daha Sert albümü, piyasaya çıkmadan evvel, derleyip sitenizden yayınlamıştınız.. Hatta o kayıtların bir kısmının full versiyonları internet'e sızdı..Kaçırdınız onları (sırıtır)... Hatta bende var o kayıtlar (güler)..
    Burak: (gülerek) Onları kimin kaçırdığını da biliyoruz zaten...
    Deniz: Olum manyak, senin onlarla uğraşmana ne gerek var? Sen gelip "abi versene şunları" falan diyeceksin, ben sana bütün albümü veririm zaten...
    Zafer: (güler ve devam eder)... Peki o demodaki bütün şarkılar var mı bu albümde?
    Deniz: Şimdi bak, o demodaki "Annen" şarkısı zaten Sert albümünde var.
    Burak: "Hayvan" da vardı orda..Hayvan davar..ıyy (Hep birlikte bir süre gülünür..)
    Zafer: Diğerlerinin, hepsi var mı?..
    ("O var" "şu yok" diye ortalık bir an karışır..)
    Deniz: "Birdenbire" ve "Usulca" diye iki şarkı vardı orda, onlar büyük bir ihtimal olmaya...
    Özgür: (sözünü keserek) "Suç Bende" yok mu?
    Burak: Suç Bende var..
    Deniz: Var var..Onlar var..
    Zafer: Hani bir şarkı vardı, "Herşeyden kopuk bir ben" diydırıbıybıy (şarkının melodisini söyler)..O var mı?
    Burak: var..
    Deniz: Var.. "Ben" o şarkının adı...
    Zafer: Haa..iyi..(duraksar).. Peki.. Başka bir ilginçlik var mı albümde?
    Burak: Var..(sırıtır)
    Zafer: O kadar?.. Başka birşey söylemeyeceksiniz?..
    Deniz: Bu arada albüm baya bir uzun olacak sanırım, bir saati aşkın bir boyuta ulaşacak..
    Özgür: Albümlerin kısa olduğunu düşünen insanlar var, onlarla ilgili bizim forumlarda başlıklar falan açmışlar..
    Deniz: En kısa olan 2,5 dakikalık şarkı, şu an 4 dakikanın üzerinde..Öyle söyleyeyim.. Çünkü şarkıları yaparken, stüdyoya girdik beraber.. Belki duymuşsundur, stüdyo LA da provadaydık...Üç tane ayrı prova kayıt yaptık, her biri 10'ar günden sanırım değil mi?..(Burak'a dönerek)
    Burak: Hı-hı evet.. Yani her bir şarkıya 3'er demo daha yapıldı..
    Deniz: Farklı gitar amfileri, farklı enstrümanlar, farklı davul, farklı mikrofonlarla falan..Hani hem "nasıl bir sound yaparız?" hem de "şarkıları nereye taşıyacağız şimdi?" anlamında... O şekilde kayıtlar yaptık ve "şunun şurası iyi, bunun burası" diye içlerinden bir karma yaptık...
    Zafer: Yani baya değişken bir düzenleme mi yaptınız?
    Deniz: Yani "grup" oldu bu sefer...Harbiden grup oldu yani..
    Burak: Bizim genel olarak sorunumuz,-her zaman söylüyoruz-, bizim kendi çalışacak bir yerimiz yok ve kiralık bir stüdyoda iki saat, sıkıntı atmaya çalışmak çok bozuyor bizi.. Oturup evde bir şeyler yapmayı tercih ediyorduk...O şekilde gelişiyor olay...Hep böyle olur..
    Deniz: (Zafer'e) Yani sonuçta sen de aynı şekilde yapıyorsun
    Zafer: Yani bilmem ki benim için her zaman ideal grup: Ben bir tane riff getirim..Bunun üzerine hiç birşey söylemem kimseye, davulcu üzerine bir şey bulacak, basçı bir şeyler çalacak...Şarkı öyle oluşacak.. Benim ideal grup anlayışım böyle...
    Deniz: Zaten biz de işi ona çevirdik..Bak ben sana şöyle anlatayım..
    İşte girdik ilk provaya, Özgür başka bir şeyler çalmaya başladı.... Önce bir durduk böyle....(dik bir ifadeyle) "Sen naapıyosun?" falan dedim...(Hep birlikte gülünür..)..Çünkü bu şeyle ilgili..Çok kötü bir yaklaşım değil aslında.. Alışkanlıkla ilgili birşey..Bir anda birine "sigarayı bırak" diyorsun mesela....Anladın mı?.. "Dur yau, yavaş yavaş azaltayım" falan olur insan... (Kahkahalar bir kez daha kopar)..Aynen böyle bir şey işte..Ama provalarda o dönem fazla uzun sürmedi..Özgür yine kendi şeylerini çalmaya devam etti yani...
    Zafer: On Air ile bağlar koptu mu?
    Deniz: On Air ile yolları ayırdık...
    Zafer: Peki bu albüm hangi etiketle çıkacak?
    Deniz: %99 Pasaj Müzik..
    Zafer: E bu sefer tanıtımı böyle bomba gibi, ilginç fikirlerle falan yapacak mısınız?
    Deniz: Zaten pasaj'ın şu an bize öngördüğü şey o diyeyim...Vadettiği demiyorum yalnız..Öngördüğü şey o...Baya toplantılar falan yapıyoruz, ve bu işin içine isteyerek girdiler.. Bizim işimizi de kolaylaştırıyorlar.. Bizim de hoşumuza gitti doğrusu, böyle ilgi gösterilmesi...
    Burak: Tanıtımla ilgili bir şeyler de ben ekleyeyim.. Gerçi bunu Deniz de duymadı, ilk defa dile getireceğim ama.. Bana aşırı derecede mail'ler geliyor.. İşte "siz de böyle piyasa olup falanca tv'ye çıkacak mısınız?"...
    Zafer: (Sözünü keserek) Zaten buraya da not almışım, sizi Zaga'da görmek isteyenler de varmış...
    Burak: Ha yok.. Görmek isteyenler var evet ama, bana gelenler "tepki"..."Çıkmayın şu tv'ye, oraya buraya, ne işiniz var, siz piyasa olmayın, bizimle kalın" falan gibi bir durum var...
    Şimdi nasıl bir mentalite ki bu?.. "Ben de" o bazı tv'lerde izleyecek bir şey bulamıyorum şu an, açtığın zaman bize hitap eden hiç bir şey yook..Niye o kanallarda, 10 tane o cins şarkı çıkarken, 5 tanesi de rock şarkıları olmasın? Açtığım zaman niye değiştireyim kanalı? Kalsın.. Orada arka arkaya, güzel klipler seyredeyim...Bir tanesi de bizimki olsun, nesi yanlış?.. Niye buna karşı insanlar
    onu anlamıyorum..
    Çok uzakta bir yerde, belki kablolu televizyonu olmayan biri, belki bu müziği dinlemek istiyor, belki dinlediği zaman çok acayip hisler uyandıracak o insanda; bunu niye engellemek istiyor ki başka bir dinleyici yani?..
    Zafer: "Benim grubum" gibi bir sahiplenme herhalde...
    Burak: Tamam, sevmesi benimsemesi süper birşey -fanatizme karşıyım gerçi de- yani...
    Deniz: Televizyon kanallarını bir ulaşım aracı olarak düşünürlerse daha iyi olur..Çünkü -atıyorum- bunu söyleyen adam sadece "Dream TV'de çıkın" diyor olabilir, ama bir başkası da "Dream'de de çıkmayın" diye genişletiyor olabilir.. O adama sormak lazım o zaman "Dream'de de çıkmasınlar mı?" diye.. Anlatabiliyor muyum?..Hatta "Tek tek evlere mi gelsinler?" falan diye sormak lazım...
    Zafer: Yau zaten bendeki de "Zaga'ya 'çıksınlar'" demiş..
    Burak: Ya zaten biz Zaga'ya da çıkacağız da...
    Zafer: (Sözünü keser) Var mı öyle bir şey?..
    Burak: Şimdi o tip bir programa çıkıp, programın tamamını kaplayabilmek zor..Biliyorsun ikinci bir konuk alıyor v.s.. Bir de madara oluyorsun orda, anlamı yok yani..Oraya Kurban olarak gidip, gerçekten bir etkinlik sırtında (Mesela -atıyorum- yeni albüm çıkmış, yeni bir durum var) orada olmak gerekli..Gidip komple kaplamak lazım programı ve gidip orada çalmak lazım.. Biz playback grubu değiliz sonuçta..
    E oranın kendi grubu var, biz nereye kurulacağız gittiğimizde?.. İşte bunun gibi, insanların hiç de farketmediği çok abuk sabuk sorun var...Ki Okan Bayülgen bizi tanır ve sever...Daha evvel çıkacağımız da konuşuldu, hep kaldı bir şekilde...Benim tahminim, bu albümün çıkışından sonra, güzel bir ayarlama yapılır ve olabilir..
    Deniz: Bir kere Okan'ın bizi bu tavrımızdan dolayı takdir ettiğini biliyoruz...Mesela bu kristal elma diye bu reklam ödülleri vardı işte... Bizim ilk albüm çıktıktan sonra, ilk albüm etkinliklerimizden biri o.. Okan'la beraber Yalın'ın klibindeki gibi, iplerle sallarak horrş diye perdeler açıldı ve çıktık...Okan Bayülgen davet etmiştir bizi oraya...Zaten böyle bir sıcaklık hissetmiyor olsa bizi çağırmazdı...Bizim -program konusunda- çok üzerimize düşmemesinin sebebi de, bizim bu konuda nasıl hissedeceğimizi düşünmesi, o hassaslık olabilir...
    Zafer: Hem Sert albümünü, hem de İnsanlar albümünü kaydından, kartonetine kadar kendiniz yaptınız..Bir kere öncelikle neden?.. Niye ki?.. Zorunuz mu var?
    Deniz: Yani kendimiz yapmayalım da, piyasadaki diğer örnekler gibi mi olsun albüm?..(güler)
    Burak: Abi adama, milimetrik herşeyi ölçülü biçili, kadrajı hazırlanmış bir şekilde gönderdim.. Yine gitmek zorunda kaldım bak...
    Zafer: Hatta ilk cd baskıları mavi çıkmıştı değil mi?..
    Burak: Abi adam kafasına göre.........Ya siyah...... Orada yapmışım işte.... SİYAH!...... "Yok bu uymuyo abi..Kapak mavi..CD de mavi olsun" diye ilk 2000 taneyi mavi bastılar ya...
    Zafer: Esasında (herşeyi kendiniz yapmanızdaki) olay şu: "Sizin gideceğiniz bir adam yoktu"
    Deniz: Sen de müzik yapıyorsun mesela?
    Zafer: (onaylayarak) hmmm?
    Deniz: Sen, seni kaydedebilecek kaç tane adam olduğuna inanıyors...
    Zafer: (Sözünü bitirmesine izin vermeden) BİR!..
    Hep birlikte: (Bol bol gülünür) (Not: Kastedilen Deniz'in ta kendisidir..)
    Deniz: (Gülümseyerek) Evet... Ben de o adamla çalıştım işte..(Gruba dönüp, gülerek) Ukalalığa bak ha..
    Deniz: Ya aslında "yaptıracak adam bulamamak değil" ..Biz en iyisini yapabileceğimizi düşünüyoruz.. Ama evet, tabi ki bu ihtiyaçtan dolayı kökeninde..
    Burak: Ama köşeye sıkıştığımız için de yapmadık.. Yani ben albüm kapağını köşeye sıkıştığım için yapmadım.. Ben zaten yapmak istiyordum.. Hatta balıklama atladım "BEN YAPACAM" diye...
    Zafer: Peki, kayıt aşamasında sizi zorlayan..(duraksar).. (Toparlayarak) Bir ekipman sıkıntısı oldu bir kere.. Bu kaydın hem tekniğine girerek, yapılışından, hem de yaşadığınız sıkıntılardan -böyle alet edevat adı falan da verek- bir bahsedin...
    Deniz: Ya en büyük problem şu aslında.. Mesela bu albüm kaydında daha fazla alet vardı, böyle iyi mikrofonlar da vardı..Ama şöyle bir problem anlatayım:
    Gitarları kaydediyorduk mesela... Stüdyo La'daki o ahşap odayı biliyorsun...
    Zafer: Ben gitmedim stüdyoya, ama fotoğraflardan gördüm...
    Deniz: Neyse işte "doğru duyumlu" olmayan bir odada, kayıt yapmaya başladık...Bir süre sonra, volume'ü açtıkça oda gerçekten kendini hissettirmeye başladı, biz de tuhaf altlar duyduk..Bunun üzerine stüdyonun dışından eşyaları, çalım odasına topladık..(Çünkü oda ahşap olduğu için, bazı köşelerde duyum daha doğru idi).. Gitar amfisini bir üst kata taşıdık, böylece iki stüdyoyu da kapatmış olduk.. Bu bizi hem maddi, hem (duraksar, ardından gülerek) manevi olarak, hem de tabi teknik olarak sıkıntı içine soktu..Çünkü 30 metrelik kablo çektik..
    Zafer: (Kablodan ötürü doğan) Kayıp...
    Deniz: Evet, yani vurduğun zaman geç geliyor ses..Bir gün boyunca buna alışmaya çalıştım ben bir kere..Yani "geç geldiğinde, nasıl çalarsam tam yerine oturturum?" durumuyla uğraştım..Telsiz mikrofon kurduk falan filan..Mesela Burak'ın davulları kaydederken, "evet iyi geliyor, böyle oldu galiba" deyip, daha sonra dinlerken "bunu yanlış yapmışız, farkındayız di mi arkadaşlar?" 'ı yaşadık.. "Evet..Farkındayız.. Hihat geliyor, ziller gelmiyor" durumunu farkettik.. Çünkü orada 18 tane mikrofon kuruyorsun, ve hepsiyle bir gün içerisinde başetmek durumdasın..İşte "onun fazı buna karışıyor mu? Bilmem ne oluyor mu? Şurdan bu ses geliyor mu?...".
    Sonra, yukarıda motor çalışıyor, başladığı an kaydı durduruyosun...Çünkü orası, zaten böyle bir kayıt için tasarlanmış değil.. Okan (La'nın sahibi) haksız değil bu konuda.. Çünkü söylediğimizde adama, "İyi de ben bu iş için yapmadım ki burayı" diyor..Haklı..
    Zafer: Geçen albümde, gitarlar için şeyler de kullanmıştınız..
    Deniz: Roland VS'nin üzerindeki simulatörler işte...
    Zafer: hı-hı.. Bu sefer baya bildiğimiz amfi kullandınız heralde?..
    Deniz: Bu sefer istanbul'daki bütün amfileri toparladık...Fotoğrafları olsa göstersem, amfi dağı vardı yani..Tünel'de hiçbir yerde amfi bırakmadık..Türkiye'deki 2 tane Mesa Boogie (Triple Rectifier) kafa da oradaydı bir kere.. Türkiye'deki 2 tane Marshall JCM 2000 kafa da oradaydı...
    Burak: Jubilee zaten oradaydı..
    Deniz: Fender The Twin vardı, Marshall JTM 60 vardı -bunlar benim amfiler- .. Bir tane Fender Reverb diye preamp ve reverb katı aldım.. Çok güzel bir şey, eskiden surf rock için kullanılıyormuş..O vardı..
    Burak: Surf rock (Güler)..Drininiyiuuv (Not: Gitar taklidi oluyor bu)..
    Deniz: JMP 45 var yaaa.. Hendrix'in amfisi var şu an elimizde.. O da Kraker-Tarkan'ın amfisi..Marshall JCM 900 vardı, 800 vardı. Ampeg vardı..
    Zafer: AEeeee..Daha ne abi? Yapın artık...
    Deniz: Sen dedin ya, say diye..
    Zafer: Say say, bir şey demedim ona ben..
    Deniz: Angle vardı, BTR vardı, Sansamp bile kullandık bu arada.. TRI-A.C. bu arada.. (Gülerek) Gidip de GT-2'ye saldırmasınlar..
    Deniz: Ha gitarlar sonra..Gibson, Jackson, Fender, PRS..
    Özgür: Santana..
    Deniz: 012 tel var üzerinde...evet..Başka ne vardı?
    Özgür: Özgür'ün akustiğini kullandık.
    Burak: Davul'dan bahsedelim abi biraz..Davulun sound'undan bahset ya..Trigger'larımız var..
    Deniz: (sırtıp, burun kıvırarak) Davul'un sound'u da.... işte öyle...(gülünür)
    Deniz: Ya şey.. Davul'un sound'unda en güzel şey, overhead'lerde AKG C 414 vardı..Onları bir şekilde Kerem ayarladı, sağolsun..O da bize bir kıyağı olmuş oldu yani.. İşte, bir kanal oda kaydettik.. Stereo olmadı... O da niye?..Neumann U-87 geldi, ama bir tane vardı..Yani baya güzel bir mikrofon...

    Onun dışında, bu kayıtlarda bize bütün aletlerini veren bir arkadaşım var..O da kraker'in davulcusu Sarp bu arada...Onun kayıt cihazını (Roland) VS-2480'i, 5 aydır falan kilitlemiş durumdayım yani...(Gülerek) O da, albümlerini yapıyorum, o yüzden yani..(ciddileşerek) Ama yok teşekkür ediyorum kardeşlerime...
    Zafer: Şimdi (Soruyu toparlamaya çalışır).. Sizin müzik anlayışınız baya değişik, aslında Türkiye için olması gereken bir şey..
    Böyle sağlam bir altyapı var, Üzerinde Türk motifleri falan var..Bu böyle sıfırdan oluşmadı herhalde?
    Deniz: Peki şimdi sen bu yeni albümde yer yer, tam tersi şeylerle karşılaşırsan ne hissedeceksin, ben onu merak ediyorum..
    Zafer: (Gülerek) Ya ben çok güzel şeyler hissedeceğim.. Benim için hiç farketmez...
    Deniz: Bizim derdimiz, Türk motiflerini oraya koymak değil açıkçası...Ya bu konuya çok fanatik yaklaşan ve içinde öyle şeyler olduğu için dinlemeyen adamlar var..Duman'ı da dinlemeyen adamlar var..işte Mor ve Ötesine de "bunlar böyle oldu" diyen adamlar var...Ama hikaye öyle değil.. Ya bu bilerek isteyerek yapılmış bir şey değil ki..(Zafer'e) Sen bunu yakından biliyorsun..Yani ben orada gitar çalarken de duydun, ya da bir riff buluyorken falan..Bu o an içinden geçen, oraya yansıttığın bir şey, anlatabiliyor muyum?... Yani zorlanarak yaptığın bir şey değil... Yaşadığın yerden, ve genlerinden falan kaynaklanıyor...
    Zafer: Peki siz kimlerden etkilendiniz?..
    Deniz: Yok.. Onu öyle söylemeyelim.. Çünkü çok yüzeysel olur.. Çünkü benim sana şimdi adını söyleyemeyeceğim veya hakkaten adını bilmediğim ama etkilendiğim insanlar vardır.. Sonra dinlediğimde "aa etkilenmişim" diyeceğim adamlar vardır yani..(Gülerek)Onlara ayıp olur anlatabiliyor muyum?
    Zafer: E iyi.. O zaman şimdi neler dinliyorsunuz, ondan bahsedin bari...
    Deniz: Biraz önce ondan bahsediyorduk.. Ya.. Şey.. Hani böyle bir doymuşluk durumu vardır ya...Yıllardır böyle alternatif rock, bilmem ne rock...Ama yığınla böyle..Bir yerde artık duruyorsun ve en iyi yapılan işler bile çok da fazla şey ifade etmiyor artık..Bir kaç şey seçiyorsun içinden...Mesela Franz Ferdinand'ın kliplerine bakıyorduk.. "AA bu şarkı çok iyi lan" falan dedik mesela..

    Yani şu noktada, şimdiye dek çok alışkın olmasan bile "şunu dinle" diyorsun kendine artık...Kliplerde ve albüm kapağında, hikayeyi biraz oraya taşısak, o pop kültürü biraz yansıtsak nasıl olur diye düşündük mesela...
    Özgür: Chemical Brothers'ın son şarkısı çok güzel mesela..
    Deniz: Galvanize diye bir şarkısı var ya..
    Zafer: (Küçümseyerek) Biliyoruum.
    Deniz: (Güler)
    Burak: Abi ben bol bol ocean size dinliyorum
    Zafer: Şimdi bu soruyu...Nasıl desem?.. (Ciddileşerek) Sizi "Yalan" parçasıyla bilen bir sürü insan var..Oradaki "Yalan Dostum Aşk diye bir şey yok" nakaratını kimileri "bu bir çıkış sloganıdır, grup aslında böyle düşünmüyor" diye algıladı, kimileri bunu sizin "tavrınız" olarak algıladı.. Aslında tam olarak anlatmak istediğiniz bu değildi orada değil mi?..
    Deniz: Ya ben o zaman daha böyle ulvi şeylerden bahsediyordum.. Hani aşk denilen şeyin gerçekte tutku olduğunu falan filan anlatmaya çalışıyordum, da tabi şimdi çok geyik geliyor böyle konuşunca. Çünkü bir şarkıyı yazarsın, anlaşılırsa anlaşılır...Anlaşılmıyorsa, anlatırsın (gülerek)... Hani bu da şarkının iyi olmadığını gösterir.. Orada anlatılan gayet basit, çok da anlatılacak, üzerinde durulacak bir şey yok aslında.. İşin özü, "Aşk o değildir.. Aşk Yunus Emre'nin çicekte böcekte gördüğü gibi bir şeydir.. O kadın-erkek arasında yaşananın adı tutkudur".. Hatta şöyle anlatayım, Halil Cibran şuna benzer bir şey diyor : "Bir erkek, iki kadını sever; biri hayalinde yarattığı, diğer henüz doğmamış olandır" gibi bir şey...Yani: öyle bir şey yoktur diyor..
    Zafer: Peki.. Size destek olan isimlere -Cahit Berkay- gibi...Bir de yurtışından biri varmış galiba, bahsetmiştin sen (Burak'a) bir yerlerde..Onlara bir teşekkür edersiniz herhalde, ne bileyim..
    Deniz: Marcel'i mi diyorsun?..
    Burak: Marcel yurtdışında değil, burada istanbul'da..
    Zafer: Ha öyle mi? Ben yanlış biliyormuşum o zaman...
    Burak: Bir işadamı kendisi...Tabi Marcel'e çok teşekkür ederiz...Sert albümünün yapımındaki desteği ile ilgili olarak..
    Deniz: Tabi Cahit abi'ye her zaman teşekkür ediyoruz.. Ama yani bunu hangi albümle ilgili olarak istedin ki sen?
    Zafer: Her iki albümden, böyle insanların tanıdığı bildiği...
    Deniz: Ya yapma abi, zaten şimdi listeler hazırlıyoruz bu teşekkürlerle ilgili, o kadar çok destek olan var ki.. Bu iki isme tabi ki öncelikli olarak çok teşekkür ediyoruz (gerçi albümler karıştı), ama bir sürü de emeği geçen, ilgi gösteren insan var aslında, her birini de teker teker saymak lazım... Kimseye ayıp olmasın...Bu kadarla keselim...
    Zafer: Gelelim amatör rock piyasasına.. Turkrock.com forumlarında baya bir grup var..
    Burak: Ya bu konuda bir patlama var değil mi eskiye göre?..
    Zafer: Aslında patlama yok bence.. Böyle bir sürü grup, insanlara ulaşma imkanı kazandı, siteler falan vasıtasıyla..Öte yandan, pek az grup o tam profesyonellik barajını aşabiliyor...
    Burak: O ara noktada bir takılıp kalma durumu var yani..
    Zafer: Aynen öyle.. Neyse, soruya dönelim, Deniz'in amatör gruplarla baya bir alakası var, peki ya sizlerin? (Burak ve Özgür'e)
    Burak: Benim bir dolu arkadaşım var da hani prodüksiyon babında birşey değil, de arkadaşlık benimkisi..
    Zafer: Yığınla demo gönderenler falan?
    Burak: Var var.. Dolu demo var yani..Ama işte, -bir ihtimal Deniz'e yönlendiriyorum-, ya da fikir almak isteyenlere, direk görüşümü söylüyorum.. Esirgemem yani onu...
    Zafer: (Tekrar Deniz'e dönerek) Direc-T'ten de biliyoruz, sen amatör gruplara baya bir yardımcı oluyorsun...
    Deniz: Ben öyle nitelendirmem onu...Yani.. Amatör gruplara yardımcı olmuyorum... Ben, benim beğendiğim şeyleri, kendi kulak zevkime hitap eden şeyleri kaydediyorum; dolaylı olarak yardımcı olmuş oluyorum...Öbür türlü ancak şunu yapabilirim..Yani "amatör" dediğin grup geldiği zaman, "abi bize şu bu lazım" dediği zaman, mikrofon falan veririm ama "gelin çocuklar sizi kaydedeyim" demem...
    Zafer: Siz hangi grupları ilginç buluyorsunuz? Beğeniyorsunuz..Direk böyle isim olarak...
    Deniz: hheh...Sizi söylerim en başta mesela
    Zafer: Abi, ama öyle yapma yani.. Hakkaten...
    Deniz: Derim olum...Keşke öyle bir imkan olsa, yapmayı düşündüğüm bütün projeleri yapsam.. Hani biliyorsun ilk olarak bu compilation falan..Hani orada duysun insanlar ve bir şekilde konserler olsun.. Aynı dışarda olduğu gibi doğal bir neticesi olsun albüm.. Yani bir albüm, o konserlerin ve grup olmanın doğal bir neticesi olsun demek istiyorum..Yoksa öbür türlü 1 senede grupların bir araya gelmesi,ve "ben 6 aydır gitar çalıyorum, artık bir albüm yapmam 'gerekiyo'" anlayaşı olmaz.. Artık o ağırlığı üzerlerinden bir atsınlar yani.. Çünkü hikaye albüm değil.. Albüm olsa da, olmasa da, eşek gibi konser vermen lazım, hayvan gibi çalman lazım, milleti öküz gibi etkilemen lazım .. Dünyada, -Türkiye dışında her yerde-, en çok para harcanan hikaye, rock n'roll yani, anlatabiliyor muyum?..
    Zafer: Benim "amatör gruplara tavsiyeniz var mı?" gibisinden bir sorum vardı, hazır sohbet oraya dönmüşken, iyice ilerlesin bari... (gülerek) Yani bu işi bitirmiş bir grup olarak, söyleyin bir şeyler..
    Deniz: Bitirmiş diyorsun ya...Şöyle düşünsünler: "Biz daha yolun başındayız"..
    Burak: Yol dikenli ya.. Baya dikenli yani..
    Burak: Ya burada şey çok baltalıyor sanırım işi.. Rock n'roll sadece bir müzik türü olmadığı için, bir yaşam şekli de olduğu için; ama Türkiye'de de öyle bir yaşam şekli olmadığı için....... Mesela Deniz bir örnek vermişti, benim de kafama kazınmış o.. İşte adam süper bir sahneyi buluyor bi şekilde, elde etti o sahneyi, çıktı çaldı.. Dibine vuruyor, kopuyor "aaargh" falan, sonra sahneden iniyor ve ezik bir şekilde iett otobüsüne biniyor eve dönüyor... Yani o ruh halini düşün adamın.. Ta oradan oraya...
    Deniz: Bir de şöyle düşün, bir sahneye Rolling Stones çıkıyor, hayvan gibi çalıyor iniyor "hooaaa" falan... Sonra biz amatör grup dediğin gruplardan birini -işte albüm yapacak seviyeye geldik diyenlerden- çıkartalım.. AA..O ne?.."Amfiler çok kötü herhalde ya", "Herhalde gitar çok kötü olmalı be", ya da "davulda bir problem var kesin" diyebilirsin yani...Aslında bu, grup içi uyumla ilgili..

    Bak, bir röportajda arkadaşın biri, Sert albümü ile ilgili olarak dedi ki:"Enstrümanlarınıza çok hakim olduğunuz yansıtılıyor" falan...Hayır!..Orada bir grup olduğumuz yansıtılmaya çalışılıyor, orada bir uyum olduğu yansıtılmaya çalışılıyor.. Hatta dedim ,"Biz Kerem'i dünyanın en iyi basist'i ilan etmek için albüm yapmadık", ya da "Burak'ı en iyi davulcusu".. Bu değil yani esas
    hikaye.. Bir espri varsa orada, yapılabilecek bir çağrı, o da şudur: "Arkadaşlar! GRUP OLUN!"...
    Zafer: Peki böyle amatör gruplardan beğendiklerinize geri dönelim.. Birkaç isim?.. Kraker var mesela..
    Deniz: Kraker'in albüm kayıtları bitmek üzere bu arada...Vokal kayıları var işte sırada..Tabi bunun Kurban'la bir alakası yok, bu bana ait bir şey...Tabi ki Direc-T var... Dorian var, Panik var, aslında bunları böyle saymaya kalkınca -sen benim nasıl çalıştığımı da biliyorsun- önümüzdeki 10 yılı dolduracak kadar isim var..Çünkü ben iki prodüksiyonu ancak bir senede yapabiliyorum...
    Zafer: Burak, senin ekleyeceğin başka isimler?
    Burak: Yoo aynı isimler, Çilekeş var bir de...
    Deniz: Bu arada sen bu grupları yazacaksan birer birer, sen o gruptan birisin diye, Feedback'i yazmamazlık etme ha...
    Zafer: Aslında etmeyi düşünüyordum... (Not: El alışkanlığı, etmişim de)
    Burak: (güler)
    Deniz: (sırıtarak) İşte yapma öyle bir şey yani..
    Zafer: Eh, kem, küm, peki.. Ne diyeyim?..
    Zafer: Ehm.. Son soru.. Klasik.. İnsanlar albümünden sonra, gelecekle ilgili planlar projeler.. Konser?.. Kimileri, yurtdışı çalışması olacak mı diye merak ediyor?...
    Deniz: Ya büyük konserler yapmak istiyoruz açıkçası.. Tabi artık konser anlamında, şu dışardaki festivallere falan da gitsek biraz ya...Böyle, Konser performansı anlamında, biraz rakip görsek... Ki ne olduğunu iyice anlasak artık şu olayın...Hani rock n'roll bir hayat tarzı ya...E sahneden geçiyor
    Zafer: Yoldan geçiyor...
    Deniz: Onu iyice bir görmek lazım...Yani "yerindeki" adamlar ne yapıyor? Canlı olarak ama, televizyondaki gibi değil.. O camı araya koymadan.. Ne oluyor bir ona bakmak lazım.. Bir de milletin tepkisine bakmak lazım.. Yani Türkçe olduğu halde, Avusutralya'daki ya da Amerika'daki adamlar, bakalım etkilenecek mi bizim verdiğimiz şeyden? Sözleri anlamadıkları halde, bir şeyler hissedecekler mi? Onu merak ediyorum ben ...
    Zafer: Böyle bir şeyler ufukta görünüyor mu peki?
    Burak: Avusturalya ve Kanada'da bizim albümleri edinen bir takım kaset-cd mağzaları onları çoğaltıyorlarmış.. Bunun da haberi geldi yani..
    Deniz: Mesela Direc-T nasıl Slovakya'daki festivale gitti?.. Benim bahsettiğim festivaller öyle festivaller...Yoksa öyle woodstock türevlerine katılalım demiyorum yani, anladın mı?.. Zaten oradaki festivallere ne kadar çok katılırsak, o kadar çok , o tepkiyi görmüş, anlamış oluruz..
    Zafer: Zaten orada da, buradaki gibi yükseleceksiniz sonuçta değil mi yani?.. Önce oralara çağıracaklar, sonra daha büyüklerine...
    Deniz: Ya oradaki tepkiyi görmek, zaten seni başka türlü gaza getirecek.. "Ya dur ya, benim ingilizce şarkılar vardı" falan...
    Burak: Seyirci tabi başka bir olay da, ben şeyde çok gaza gelmiştim mesela...O Pink'le çaldığımız organizasyonda...Orada çalarken, Pink'in elemanları yandan izlerken, adamların ağzı açık kaldı.. Böyle "n'oluyo ya?" falan oldular.. Kameraya çekilmiş -daha sonra izledik- sahneden inişimiz var.. Herkes teker teker iniyor, arkadan da bu elemanlar koşturuyor bizim peşimizden falan.. Zaten sonradan da böyle bir konuşma oldu "n'aapıyorsunuz siz ya" falan diye...
    Hep birlikte: (Kahkaha basılır)
    Zafer: Eklemek istediğiniz bir şey varsa?
    Burak: Sitemizde (www.kurban.com) kapsamlı bir güncellemeye giremiyoruz.. Böyle acayip acayip sorunlar çıkıyor.. Hem forumda bir sorun var, hem sitenin kendisinde....Onu gidereceğiz en kısa sürede.. Zaten albümle beraber yeni site gelecek...
    Deniz: Bak şunu da söyliyim o zaman.. Bu yeni albümün kayıtlarının tamamı video'ya alınıyor..Setup'ların falan hepsinin fotoğrafları zaten çekildi/çekiliyor... Bunların bir kısmını sitede yayınlamayı düşünüyoruz.. (Gülerek) Ama altına da "Don't try at home"'u da konduracağız..
    Burak: Aslında bunu söylemek için de çok erken, ama istediğimiz bir şey var.. O da bir DVD..
    Deniz: (sözünü keserek) Evet ona gelecektim ben de.. Evet bir DVD durumu var.. Yalnız böyle eski home-video'lar tadında bir şey yapmayı düşünüyoruz.. Yani yapabilirsek..
    Burak: Hani on tane konser klibi koymak değil de, kavgalar, sohbetler...
    Zafer: (Gülerek) Albümlerin sonlarındaki muhabbetler gibi yani?
    Deniz: (Aynen) Daha aşırısı sanırım..
    Hep birlikte : (Gülünür)
    Deniz: Ya sizin sitede de böyle teknik şeyleri falan soruyorlar ya (Müzik Teknolojisi bölümünden bahsediyor).. Bizim kurban.com'da da herkesin kendine ait böyle bir köşe, hatta herkesin kendi bazı fotoğraflarını ve "şu şöyle olur, böyle olur" tarzında bilgileri koyacağı bir bölüm yapacağız..
    Zafer: Valla biz seninle, Müzik Teknolojisi bölümü adına da ayrıca bir röportaj yapalım..."Nasıl oluyor bu işler" falan detaylı bir şekilde anlat..
    Deniz: Tamam gel yapalım bir ara...
    Deniz: Ya işin tekniğine de girelim de, ondan önce yapılması gereken şeyler var.. Sizin kayıtta da zaten farketmişsindir, şarkıların düzenlenirken ve kaydedilirken, o kayda göre, o ritme göre, nasıl davranılması gerektiği ile ilgili birşeyler.. Yani siz de gördünüz ki, kayıtta mikrofondan önemli şeyler var...
    Burak: Ya demin Deniz dedi ya, "6 ayda ben albüm yapacak hale geldim" falan durumları.. Ya -bu yetenekle ilgili tabi de-, kulağın da bir gelişimi var..Müzik dinleyerek, yaparak.. Yani ne bileyim, bir senede bir kulak yeterince sivrilmez gibi..İşte bir kaydı dinlerken, hangi gitarı -markası modeli-, hangi zili dinlediğini bilmek falan zor.. Benim de kendime göre bir kulağım var ama
    dinlerken Deniz gibi dinlemiyorum yani... Kulağın o seviyeye ulaşması, öyle çok basit bir şey değil.. Mesela Deniz'in kayıtta "kastığını" söylerler bana..Zorlaştırıyor işi, çünkü iyi olması için uğraşır mesela.. Oradaki zorlama ile titizliğin farkını ayırdedemiyor mesela bu insan.. "Niye benden bu kaydı bir daha yapmamı istiyor ki?" falan diyor...İşte söylemek istediğim şey bu.. Senin kulağın
    yeterince pişmemiş ki, adamın farkettiği bir şeyi sen algılamıyorsun..
    Deniz: (gülerek) Ama her insan, NS-10'un karşısına geçtiğinde de hatalarını farkeder yani, öyle de bir şey var..Örnek burda işte, arkadaşlar anlatsınlar...
    Zafer: (sırıtır..)
    Deniz: Hatta şöyle.. Kaydedersin.. "Kalsın mı bu?".. "Yani istiyorsanız kalsın hani" (diye sorarsın.)......."Yok ya böyle kalmasın evet" falan (derler)..Ya da "niye burada böyle duyuluyor? içeride öyle duyulmuyor" falan gibi şeyler oluyor, biliyorsunuz yani...
    Deniz: Bak şunu da söyleyeyim.. Amatör gruplarının keşfedilmesi, albüm olaylarından çok, plak şirketlerinin yapacağı derleme albümlerle olur.. Yani bir albümün içerisinde 10 tane grup olur.. insanlar bunu dinler.. Kendilerine yakın olan, grupların web sitesi varsa oraya bu ilgilerini gösterirler, ya da bir plak şirketine falan gider onun haberi...
    Zafer: Ya ama Türkiye'deki müzik yarışmalarının ciddiyet durumu ortada, plak şirketlerinin böyle objektif olacakları nerden...
    Deniz: (sözünü keserek) Yarışma olmasındansa böyle bir şey olması daha güzel ama..Ne yarışı yani?.. Rock'ın yarışı mı olur ya?
    Hep Birlikte: (Gülünür)
    Zafer: Ama yani demek istediğim, plak şirketleri "işte şu grubun müziğini beğendim, risk alayım, daldırayım bunu ortamlara" diye düşünmez...
    Deniz: E ben düşünüyorum mesela..
    Zafer: E onu "sen" düşünüyorsun ama..
    Deniz: E piyasada benim gibi düşünen adamlar var yanlız..
    Deniz: E hem demek ki sen de öyle düşünüyorsun..
    Zafer: E ama ben derleme albüm çıkaramıyorum. (güler)
    Deniz: Ben sana birşey söyleyim mi? Yapılır...
    Deniz: Bak şimdi benim mesela kendi bir projem var.. Bu adamlardan bağımsız (Diğer grup elemanlarını gösterir..).. Onu internetten yayınlamayı düşünüyorum mesela..Niye yapmıyorsunuz siz bunu abi?..
    Zafer: Yapıyoruz.. Demo albüm dağıtıyoruz, derleme albüm mü dağıtalım yani?..
    Deniz: Abi daha ciddi yapın, yani hakikaten böyle bir albüm çıkıyor edasıyla..

    Burak: Abi bak..Bir şey daha var.. Bana kimse "sizin albümün mp3'lerini nerden bulabilirim?" diye mail atmasın lütfen.. Çok sinirleniyorum..(sinirli şekilde sırıtır)
    (Bu arada diğerleri kahkahalara boğulmuştur..)
    Burak: O nasıl bir tavırdır? Anlayamıyorum ben...Ya idrak edemiyorum, bana öyle bir soru sormalarını...
    Zafer: Değil mi? Yani şey yazsa daha iyi "Abi bana albümünüzü bedava gönderir misiniz?"..
    Burak: Oluyor.. Geliyor zaten.. Çok geliyor.. "Bana bir imzalı albüm" falan diye..
    Burak: Rahmetli Cem Karaca evinin önündeki bakkala gidiyor.. Bakkal:"Cem abi Cem abi, senin yeni albüm çıkmış, bana bir imzalı albüm versene" .. Cem Karaca:"Tabi tabi.. Sen bana bir Sana yağını imzala ver şurdan, ben de sana imzalı albüm getiririm.."..O muhabbet yani...
    Zafer: Eh Kapatıyorum artık...Gerçi Özgür pek konuşmadı.. (Özgür'e) Kendi kendine bir soru sormak ister misin abi?
    (Artık gülmekten de yorgunluk basmıştır..)
    Özgür: Burada ne işim var?
    (Ama gülmeye devam edilir..)
    Deniz: (Gülmeye devam ederek) "Ne olursan ol yine de gel" dedik ya, o yüzden buradasın...
    Zafer: Nasıl iyi oldu mu? Memnun musunuz?
    Kurban: İyi abi, güzel işte..
    Zafer: E iyi.. Bitti o zaman...

    Turkrock.com olarak Kurban'a bu neşeli röportaj..... Aslında röportajdan çok, sohbet demek gerekir sanıyorum.... Kurban'a bu gerçekten eğlenceli fakat bununla birlikte dolu dolu bilgi/görüş içeren "sohbet" için çok çok teşşekür ederiz...

    Kurban'ın Web Sitesi için: www.kurban.com

    Tarih: 30.12.2004
     

Bu Sayfayı Paylaş