Doğu Yücel Röportajı

'Haberler & Etkinlikler' forumunda lacrimosa tarafından 24 Ağustos 2002 tarihinde açılan konu

  1. DOGU YUCEL’i şu veya bu şekilde bu siteye giren hemen hemen hepsi tanır sanırım. İlk kitabının yayınlanmasının ardından defalarca sözleşip yapamadığımız röportajı en sonunda yaptık. Gerçi ilk olarak röportajı yapıp sonra kayıt tuşuna basmayı unutmak gibi bir aptallık yaptığımızı röportajın sonunda anlasak ta büyük bir azim gösterip tekrar başladık. Aslında bu röportaj Artzine’ nin 5. sayısında yayınlanacaktı ama dergiye ara verdiğim için bende turkrock.com’a koymayı uygun gördüm.

    Röportajı yapmışız güzel güzel. Böyle; biralarımızı, kahvelerimizi içerkene ben bir bakıyorum(Alper) “hasittir, Eylem kayıt tuşuna basmamışız yaa:(” diyorum. Eylem önce şaka yaptığımı sansa da sonra o da anlıyor. Ve “abi derginin adını cenabethzine olarak değiştirelim” formatlı bir geyik yaptıktan sonra kayıt aletini elimize alıp ve başlıyoruz ölümcül sorulara tekrardan...
    -Tamam en baştan başlıyoruz yeniden. Kitaba gelen ilgi şu ana kadar ve bu ilgi senin beklentilerini tam olarak karşıladı mı?
    -Kitap henüz tam olarak dağıtılmadı ülke çapında. Ben kendi çabalarımla dağıtmaya çalışıyorum; işte Akmar da var, Ankara’da birkaç yerde var. İzmir’e yeni gönderdik; Yücel Müzik ve Ümit Müzik’ de var. Maalesef, hem yeni bir yazar olmam nedeniyle, hem de ilk kitabım olması nedeniyle bazı güçlüklerle karşılaştık dağıtım konusunda. Artı Çitlembik yayınlarının daha önce edebi kitap basmaması da bu sorunların nedenlerinden biri olarak gösteriliyor. Bu yüzden dağıtımcılar çok sıcak bakmıyor; ya hiç almıyorlar ya da çok az alıyorlar. Onun dışında eleştiriler çok güzel. Mailler geliyor, yüz yüze konuştuğum insanlar var hepsi de kitaptan çok etkilendiklerini hatta bazıları ağladıklarını bile söylüyorlar. Bu dağıtım konusu iyi olmadığından şu ana kadar eleştirilerini beklediğim kişilerden; işte edebiyatçılardan, yazarlardan bir eleştiri ya da herhangi bir tepki almadım.
    -Benim merak ettiğim bir konu da; sen yeni bir yazarsın ve bu ilk kitabın. Ama fiyatı 4 milyon ve benim çoğu arkadaşım ona 4 milyon vereceğime gider klasiklerden alırım diye tepkilerini dile getirdiler bana. Sence de bu fiyat pahalı değil mi yeni bir yazarın ilk kitabına göre?
    -Aslında bu benim elimde değil. Daha aşağı çekmeye çalıştık sonuçta bundan beklenen çok cüzi de olsa bir gelir var ve bu en düşük olarak 4 milyon gibi bir fiyatla karşılanıyor. Onun dışında 4 milyon bir kitap için pahalı değil bence. Sonuçta bir sinemaya gitsen kafadan 5 milyonun gidiyor.
    -Ben kitaplar pahalı demedim zaten. Sadece yeni bir yazarın ilk kitabı için bu fiyat pahalı dedim...
    -Git biraz dolaş kitapçıları görürsün hehe:) Yani yeni bir yazarın kitabı daha da pahalı olabiliyor. O tamamen benim dışında olan bir olgu...
    -Hımm. Bir de sanırım Çitlembik daha önce çok fazla kitap çıkartmamıştı di mi?
    -Edebiyat dalında kitapları yok zaten. Daha farklı; tarihle, belgesellerle ilgili kitapları olmuştu. Bir de 4 milyonu soruyorsun; kitabın gerçekten bayağı bir masraf oldu. İlk kez bir Türk yazarının kitabının kapağı için yabancı bir designer bulundu. Normalde kitap kapakları kataloglardan alınır. Ama bu kitap için özel bir kapak yaptırıldı.
    -Evet hazır kapaktan söz açılmışken; kapak gerçekten etkileyici ve çok fazla anlamamış olsam da hoşuma gitti. Peki neler betimlediniz kapakta?
    -Kapağı, Alice Egoyan adında Danimarka’ lı bir kız çizdi. Kendisi web designerı artı bu tip işlerle de ilgilenen biri. Onunla e-mail sayesinde hikayelerin konseptlerini anlattım. Genel tema hayaller olacaktı; o nedenle o düşler sandığı konuldu diye düşünüyorum gerçi Alice bunu düşünerek mi yaptı bilmiyorum ama sanırım öyle oldu. Bunun dışında o maske de sanırım “Tiyatrodaki Hayat” adlı öyküye dair bir gönderme olmalı. Birazda şeytani bir maske olduğu için “Bariyer”e bir gönderme var diye düşünüyorum. Oradaki gemiyi de ben eklettim. O da “Hayalet Geminin 14 Delisi”ne bir gönderme. Daha çok prograsivve metal gruplarının kapaklarında olur ya; işte her şarkıyı anlatan bir betimleme kapakta bulunur. Bende onun gibi bir şey istiyordum; onun gibi bir şey çıktı. Gayet de memnunum.
    -Kitaptaki hikayeler kaç yıllık bir birikimin ürünü? Ne zamandır yazıyorsun?
    -Ya şimdi aynı espriyi mi yapacağım :)?(koptuk burada; ilk röp. de bir espri yapmıştı Doğu bununla ilgili de ondan:) Ben ilkokulda fantastik hikayeler falan yazardım ama tamamen çocuksu böyle; süpermanler, batmanler filan... Daha sonra ortaokul ve lise dönemlerinde kompozisyon derslerinde, sınavlarda filan ben hep hikayeler yazardım Ama hiçbir zaman “hikayeler yazayım, bunları toplayıp kitap haline getireyim” diye düşünmüyordum çünkü zaten bir kitap okuyucusu değildim; halen de çok iyi bir kitap okuyucusu değilim. Ama sonra lise 2’den itibaren okul dergisi çıkartmaya başladık ve ben editörlüğünü üstlendim derginin. Orada “hikaye koyalım” dedik ama hikaye yazacak çok az eleman vardı. Hadi biz yazalım diye toplandık ve “Aşk, Şeytan ve Ö.Y.S. Üçgeninde Bir Faust” çıktı. Ve acayip büyük bir keyif aldım. Yani ne denir; “Orgazma geldim”(yine yerlerdeyiz:) gibi oldu heuehue:) Ve sonrada devam etti. O şekilde ilerledim. Ardından ödüller filanda gelince gaza gelip kitap çıkartmayı düşündüm.
    -Merak ettiğimiz bir şey de genel de yazarken nasıl bir ruh halinde bulunduğun? Örneğin “Mutlaka şunu şunu yaparım yazarken” dediğin bir şeyler var mı?
    -Ya klasik yazar tripleri yok bende. Gerçi hemen hemen her yazar gibi fikirler geceleri gelse de sadece onları not ederim ve gündüzleri yazarım. Geceleri genelde uyurum hehe. Fonda da mutlaka bir müzik oluyor.
    -Peki müziğin etkisi satırlara ne kadar yansıyor?
    -Bir önceki röportajda da dediğim gibi:))... Örneğin “Aşk, Şeytan Ve Ö.Y.S. Üçgeninde Bir Faust”u yazarken Tiamat’ın “Wildhoney” ve Amorphis’in “Tales From The....” dinlerken yazdım ve tam da o 90 dakikalık kaset bitince hikaye de bitmiş oldu! Hatta yazarken tam o şarkının olduğu kısımda ben sırada hangi şarkı olacak bilmiyordum ve birden “Do you dream of me ?” girince Tiamat’tan bunu hikayeyle birleştirdim ve inanılmaz bir bütünlük oluştuğunu sezinledim. Ayrıca diğer hikayelerde de bir çok heavy metal grubundan alınmış liriklerde var. Onları gerçekten çok büyük özenle yaptım; çok yapmacık olmasını istemedim. Bunu yapmamda ki amaç hikayeyle bir bütün oluşmasını sağlamaktı, yani; o kısım çıkarıldığında hikayenin gücünden bir şeyler kaybetmesini istedim. Ayrıca diğer birçok hikayede “Running Wild, Iron Maiden, Tiamat” gibi bir çok heavy metal gruplarının adlarının yazılmadığı ve okuyucunu çözmesini istedim gizli göndermeler, alıntılar var.
    -Birazda şu anki çalışmaların hakkında konuşalım. Yeni kitap ne zaman çıkar? İçerik filan nasıl olacak? Bir de Iron Maiden biyografisi yazıyor muşun???
    -Yeni kitap bir roman. Aslında bu hikaye kitabı yaklaşık 2 sene önce bitmişti. Ve bu 2 yıl kitabı bastıracak yer bulma süreci dolayısıyla boşa harcanmış oldu. Neyse işte bu 2 yıl içerisinde bir romana başladım.
    -Romanın konusu neyle ilgili peki?
    -Şimdi çok iddialı bir laf olacak ama bence “post modern bir korku romanı”. Daha çok Üniversite dönemiyle ilgili hikayeler olacak. Bir hayalet olacak yine falan. Neyse bununla ilgili şu an pek fazla şey söylemeyeyim çıkınca görürsünüz hehe:) Maiden kitabına gelince... Bunun için Stüdyo İmge’ye söz verdim ve bunu da çok yapmak istiyorum. Ama hala tam olarak bu İstanbul koşuşturmacasına alışamadım. Açıkçası ona ayıracak fazla vakti bulamıyorum şu an için. Bir de Iron Maiden’ın yeni bir konser albümü ya da yeni bir stüdyo albümünün çıkışına denk getirmek istiyorum. Yani bir paralellik olmalı ve çok kapsamlı bir şey olacağından ona daha var. Ama çıkınca oldukça iyi olacağını düşünüyorum.
    -Kitapta çoğu zaman ince, esprili bir dil kullanmışsın. Özellikle bu “İlahi Düello” adlı hikayede Reha Muhtarvari insanlardan ya da muhafazakar kesimden herhangi bir tepki aldın mı?
    -Kitap ülke çapında tam olarak dağıtılmadığı için artı bir de basına da tam olarak gönderilmediği için henüz o kesimlerden bir tepki gelmedi. Ama tepki bekliyorum! Bakalım n’olcak? Onun dışında daha önce bir yarışmaya katılmıştım o hikayeyle ilgili ve diskalifiye edilmiştim o hikaye yüzünden! Ama herhangi bir tepki gelse de çok çok rahat bir şekilde bertaraf edeceğime inanıyorum.
    -Şimdi... Açıkçası Alper’le senin kitabın üzerine ilk konuştuğumuzda “Aşk, Şeytan Ve Ö.Y.S. Üçgeninde Bir Faust” adlı hikayeden bahsetmiştik;“yaf tam da şu anki halimizi anlatıyor”cinsinden... Sanırım sende o zamanlar bizim şu anki stressimizi hatta belki de daha fazla yaşamışsın?
    -Evet yaşadım. Sanırım okuyucu kitlesinin bir bölümü de halen yaşamakta olabilirler. Zaten hikayede onunla ilgili bayağı bir mesaj var; onları tekrarlamak da istemiyorum ama sonuçta eskiden adı Ö.Y.S’ydi şimdi Ö.S.S ve değişen de hiçbir şey yok! Yine eski kalıp; insanları bir düzene sokuyorlar; hayatlarından bir yılı çalıyorlar ve çok da abartılmış derece de iyi bir eğitim sunmayıp üstüne üstlük mezun olunduğunda bile işsiz kalabilme ihtimalinin çok çok yükseklerde olduğu bir sistem sunuyorlar. Bu konu benim en büyük düşmanım şu anda ve gelecekte ki hikayelerimde bu konuya ilgili yine göndermelerim olacak...
    -Ya bir de şey var; Hem üniversiteyi iktisat fakültesi bölümünden bitirip hem de para sayamayacak kadar bu konuya uzak kaldığın olayı. “Nassı yanii” olduk biz okuyunca hehe:)
    - :) Aslında benim şu an bir ekonomistle tartışacak düzeyde bir bilgim olması lazım ama valla doğru bu! Hani haberlerin sonunda ekonomi haberleri çıkar ya işte onları dahil anlayamıyorum:) Ama bunu şöyle açıklayayım; şimdi sınavlardan bir gün önce kendinizi kampa alıyorsunuz ve sabaha kadar DERS EZBERLİYORSUNUZ! Ee n’oluyor sonunda sabah giriyorsunuz sınavdan iyi bir not alıp geçiyorsunuz ama sınavdan bir süre sonra tüm bu bilgiler uçup gidiyorlar. Zaten derste anlatmıyorlar size... Olay böyleyken böyle yani...
    -Hııı... “Tiyatrodaki Hayat” beni (Alper) cidden feci etkiledi. Sanırım tiyatroyla yakın bir ilgim ve çalışmalarım olmasından da kaynaklandığını tahmin ettiğim duyguların depreşmesiyle hikayenin sonunda ağladım yaa:( Bak gülceksiniz biliyom ama bir an kafamda “Acaba bu bir anı olabilir mi?, yani gerçek bir olay mı?” gibisinden düşünceler geçmişti! Yani belki de ben gerçek olmasını istemiştim, bilmiom..
    -İlginçtir; bu konuda aynı yorumları yapan bir çok kişi oldu; hem ağladıklarını söyleyenler hem de bu gerçek bir hikayemi? Diyenler çok oldu. Aslında elbette bunu gerçek olması imkansız ama bu tür yorumları özellikle babamı tanıyanların, babamın arkadaşlarından çok fazla aldım. Zaten bu hikayeyi oluştururken babamdan etkilenerek yazmıştım; biliyorsunuz babamda bir tiyatro oyuncusuydu. İşte bende hikayeyi yazarken bile çok fazla duygulanmıştım. Tabii böyle fantastik bir kitaba bu tür yorumların gelmesi beni oldukça sevindiriyor;demek ki duygulara da hitap edebilmişiz diyorum.
    -Ok. Şimdi bu soru oldukça ilginç; röportaj yapmak, röportaj yapmak için soru hazırlamak falan... İşte o aşama mı daha zor sence yoksa direkt röportaj yapılan kişi olmak mı:)?
    -:) Yaa aslında sevdiğin ya da ne biliim böyle ünlü biriyle röportaj yapmak acayip keyifli bir olay. Ama böyle röportaj vermek de oldukça güzel; henüz yeni yeni alışıyorum gerçi. Çünkü kendimle ilgili konuşmayı pek sevmem ama sanırım bu sorunu ileride atlatırım. Hımm... Aslında var ya ikisinden de daha zor olan bence teybi çözmek! Kolay gelsin size o açıdan hehe:)

    Tarih: 24.08.2002
     

Bu Sayfayı Paylaş