Anima Röportajı

'Haberler & Etkinlikler' forumunda öz!em tarafından 10 Aralık 2004 tarihinde açılan konu

  1. İsimler önemlidir, tavrı ve duruşu yansıtır dedik ve ”Neden anima?” diye başladık söze.Konuşulan konular birbirini tetikledi,hadi şundan da bahsedelim o zaman derken uzun bir röportaj çıktı ortaya.Hemen insana geçen tuhaf bir enerjisi var anima’nın.Sordukça sorası geliyor insanın.Doğru adamlar bunlar. Farklı olduklarını söylemekten çok öyle olduklarına inandıranlardan. anima grubundan Tunçay ve Ceylan anima’nın masalını,”animasal”ı anlattılar bize...

    Özlem: Neden Anima ?(Fikir Tunçay’ınmış...)

    Tunçay: Köken olarak “ruh” anlamına geliyor.Müzikal bir terim aynı zamanda "ruhani çalmak,derin bir anlam verek çalmak".

    Özlem: Nasıl oluştu Anima ?

    Ceylan:Tunçay’ın daha önce bir blues grubu vardı.O grup solistinin yurt dışına gitmesi ile dağıldı.Tunçay blues dışında,daha farklı besteler yapmaya başlamıştı. Biz de arkadaştık, tanışıyorduk o dönemde ama o benim sesimi hiç dinlememişti. Bir gün, bir doğum günü partisinde, bir odaya kapandık ve Tunçay bana “Yağmurla Gelen” i çaldı. Sonra “Hadi Ceylan bir grup kuralım” dedi ve anima kuruldu. anima kurulalı dört yıl oldu aslında ama ilk kurulduğunda enstrumanistler farklıydı. Sonra Ekin’le tanştık ve o dahil oldu. Ardından, Murat. En son olarak da,1.5 - 2 yıl önce Berkant katıldı aramıza. Onların katılımı anima' da inanılmaz olumlu değişim ve gelişimlere sebep oldu.2 yıldır bu kadroyla devam ediyoruz.

    Özlem: Albüm için profesyonel anlamda bir adımınız oldu mu ?

    Ceylan: Herhalde kurulduktan bir yıl sonrasından beri teklifler geliyor ama;bizim, özellikle ilk kurulduğumuz dönemdeki, plak şirketlerine bakış açımız çok olumsuzdu.Çünkü onlar "her zaman gücün sadece kendilerinde olduğunu düşünen,garip tüccar kafalardan oluşmuş insanlar toplulukları" oldukları fikrimizi sadece 2 görüşmemizde bize kanıtlamışlardı.Türlü bürokratik işlemler ve yaratımlarına parasal değerler biçilmesini seyretmek bizim gibi bir gruba göre değildi. Sen müzik yapan bir insan olarak, yaptığın şeyi bunlarla ölçüp biçemiyorsun. Ama bunları yapmak zorunda kalıyorsun, o insanlarla yüzyüze geldiğinde. İşte bir de, ilk albüm olması dolayısı ile sana amatör müzisyen gözü ile bakıyorlar ve bu amatörlükten de sonuna kadar yararlanmak istiyorlar. Çok olumsuzdu o zaman herşey, hep geri çevirdik bütün teklifleri. Ama son birkaç yıldır kaliteli şirketlerde farklı oluşumlar başladı. Büyük şirketler “underground müzige de destek olalım” anlayışı ile küçük kollar açmaya başladı. Ağır sözleşmelerden ve müziğini sözleşmelerdeki yaptırımlar sonucunda dinlenilmeyecek hale sokmaktan vazgeçtiler. Müzisyenleri, kayıt, mix ve ses adamlarını daha özgür bırakıyorlar artık. Bu oluşumu görünce biz de onlarla oturup sohbet edebileceğimizi ve anlaşabileceğimizi düşündük, bu nedenlerle şimdi bi kaç şirketle görüşüyoruz...

    Özlem: Amatörlük demişken,neye göre bu ayırım hala anlayabilmiş değilim.Daha doğrusu anlamak güç değil belki de kabul edebilmiş değilim.Manga 15 Aralık’ta bir albüm çıkarıyor örneğin.Şu anda “Amatör Gruplar” kategorisinde,ama 15 Aralıktan sonra biz Manga’yı “Profesyonel Gruplar” kategorisine yerleştireceğiz öyle mi?Peki ne değişecek?Albüm çıkarmış olmak, ne saçma bir kriter.Nasıl yani;Siz amatör bir grup musunuz şimdi ?

    Ceylan: Tabii ki;hayır :)
    Amatör ruhu biz her zaman severiz ve her zaman taşımak isteriz ama Amatör bir grup değiliz.Çok kötü bir müzik grubu ,sadece albümü olduğu için profesyonel olarak adlandırılıyor, ama bunun yanında çok başarılı bir grup da albüm yapamamış, ya da bunu tercih etmemiş olması dolayısı ile amatör olarak adlandırılıyor.Saçma tabii...

    Özlem: Diğerlerinden ayrıldığınızı düşündüğünüz bir özelliğiniz var mı peki ?Bu işin eğitimini alıyor olmanız sizi diğerlerinden farklı kılar mı örneğin ?

    Ceylan: Hepimiz yaptımız bu işin eğitimini aldık, almaya da devam ediyoruz. Yıldız Teknik Üniversitesindeyiz. Ben Müzikolojideyim. Berkant gitar eğitimi, Ekin davul eğitimi, Murat bas, Tunçay kompozisyon eğitimi alıyor. Ama yani bu bizi onlardan ayırır gibi bir tavrımız kesinlikle yok. Hatta müzik eğitiminin çok da yanında olan insanlar değiliz. Seslerin, bir takım harfler ya da isimler alıyor oluşu bizim için hiç önemli değil açıkçası, ben mesela hala nota öğrenmemek için savaşan bir talebeyim, çünkü o seni çok başka bir yere *****ürebiliyor bence ve geri gelmek istediğinde dönemeyebiliyorsun bu kuralları bırakıp, armoniye takılıp rahat rahat seslerle oynayamıyorsun.
    Belki hani yaptığımız işi çok ciddiye alıyor oluşumuz bir ayırım sebebi olabilir. Bizim için, yaşamımızda kendimizi ifade edişimizdeki en önemli araç “anima” diyebiliriz örneğin. Çoğu insan bunu kolay söyleyemez, önceliği farklı olur ya da hobi olarak yaklaşır müzisyen arkadaşlarıyla kurduğu oluşumuna. Aslında diğer gruplardan ayrılıp ayrılmama konusuna biz karar veremeyiz, buna dinleyen, izleyen, gözlemleyen insanlar karar verir, belki de ayrılmıyoruzdur çoğu kimseye göre.
    Tunçay: Ortaya çıkan ürün açısından bakarsak, müzik anlamında da söz anlamında da özenle düşünülmüş işler ortaya çıkıyor anima’da. Müzik tarafına da söz tarafına da eşit derecede ağırlık verilmiş şeyler yani. Bir söz yazdım hadi altına bir de akor koyayım ya da güzel bir melodi buldum iki tane de söz yazayım üzerine, şarkı olsun bu *****ürür, helal olsun ulan bana cuk oturttum mantığı ile oluşturulmuş şarkılar değil, anima’nın şarkıları.Tamamen ikisinin arasında bir denge ve bütünlük var. Ben şu anda piyasadaki şarkıların çoğunda bu eksikliği görüyorum, özellikle müzik alt yapılarının çok benzer olduğunu. O yüzden eğer böyle bir fark arıyorsak belki ortaya çıkan üründe bir fark vardır...

    Özlem: Söz ve Müzik. Bir müzik türün karakterize eden, diğerlerindan ayıran iki kriter. Rock Müzik dediğimiz şey de; Sadece,teknik olarak kullanılan ritmler ya da enstrumanlarla tanımlı bir tür değil elbet, duyulan sözlerin sana anlatmak istediği bir şey, vermeye çalıştığı bir mesaj var. Nedir bu mesaj peki? Başkaldırının bir ifadesi mi olmak zorunda mutlaka anlatılanlar?

    Ceylan: Bence kesinlikle, Rock Müzik, Hip Hop, Punk; bunlar başkaldırı müziğidir ve bu isyanı içinde barındırmıyorsa bu adlardan hiçbirine sahip olamaz. Sadece çok sert distortionlı gitarlar var diye ben ona "rock" diyemem. Aslında ille sözlerle de anlatılmak zorunda değil bir şeyler, gitar da anlatabilir başkaldırıyı,”evet bakın ben bişey anlatıyorum” diyebilir. Ya da, bir şarkıcı sadece ses çıkarır, bişey söylemez, ama “evet” dersin...
    Tunçay: Herkes birşeyler yazar ya da söyler ama gerçekten “Sanat” dediğimiz kriteri yakalayabilmiş işler, içlerinde bu tip şeyleri barındırdıkları için “sanat” adını alır zaten. İçi boş olan, gerçekte birşey anlatmayan şeyler belki sanat kisvesi altında gösterilse bile belli bir süre sonra popülerliğini yitirerek bir kenara itilmeye mahkum oluyorlar. Bu yüzden içerik yoksa, sana geri dönüşü olmayan bir şey oluyor ortada.
    Ceylan: Bir de şu var tabi;
    Örneğin ben, “Dünya neden böyle kardeşim?”, “Barış olsun!”, “Sen ne yapıyorsun ey popçu!” gibi söylemlerde bulunuyorum şarkılarımda. Sonra da, mc donalds' da coca cola' mı yudumluyor, Bağdat Caddesinde turluyor, Laila’ya gidip popomu sallıyorsam bunun hiç bir anlamı olmaz işte o zaman. Yaşadığınla söylediğin gerçekten bir arada gitmeli ki ben sana inanayım ve senin arkandan geleyim. Şu anda politika için de, biz bunu çok fazla tartışıyoruz örneğin. Neden arkasından gidebileceğimiz kimse yok diye. Çünkü artık politikada da, müzikte de, bir çok sanat dalında da, bizi kendisine inandıran ve arkasından gidebileceğimiz çok fazla kimse yok. Bir Nazım daha gelemiyor yada Deniz' ler... Neyzen Tevfik’ i okursun mesela, adam sabahtan akşama kadar ney çalıyordur,uyuşturucu alıyordur, özgür bir alan bulabilmek için dünyanın bir çok yerini dolaşıyordur...Onun hayatını okuduğunda, neyinden çıkan sesin ne anlama geldiğini anlarsın, bir söz söylemesine gerek yok, çünkü adam çaldığı gibi yaşıyor. Ya da Aşık Veysel...Bence, bir anlamı olmalı, Rock Müzikte de her türlü müzikte de. Ama bunu da taşıyabilen müzisyenler yapmalı. Hani Britney Spears da çıkıp “I Love Rock’n Roll” falan diyor. Hadi ordan bee, diyorsun sende:)...

    Özlem: 60’ların sonları 70’lerin başları...Dünyadaki başkaldırı hareketlerinin zirveye ulaştı dönemler müzikte.Sisteme ve olan bitene karşı duran insanlar bir süre sonra ister istemez sistemin bir parçası haline geliyorlar, müzik endüstrisine en fazla geliri sağlayan ve pastadan en büyük dilimi alan insanlar oluyorlar...Bu pencereden bakınca,geleceğinizde anima’ yı hangi noktada görüyorsunuz?

    Tunçay: Rocktaki o asi duruştan bahsettik az önce. Bu asi duruşun zaman içinde plak şirketleri ve farklı menfaat grupları tarafından benimsenerek bir tavır haline geldiğini ve tüm anlamını yitirdiğini söylüyorsun. Ben de bunun aslında çok da iyi gruplar için böyle olmadığını düşünüyorum.
    Ceylan: Ama şu var mesela; Bob Dylan, radikal duruşun en önemli temsilcisi ya hani adam yıllardır, o bile gidip bir iç çamaşırı reklamında oynatılınca ,” Nasıl yani, Bob Dylan’a bile bunu yaptırdılar mı lan!” diye kötü hissediyorsun ...
    Tabi eğer, eline avcuna almayı aklına koymuşsa plak şirketi, medya ya da benzeri güçler, yapabilirler, bir çok şeyi yapabilirler.Bize de yapabilirler, senden çıkmş bir güç haline geliyor artık birşeyler zamanla...Belki artık anima’ ya sahip olamayacağız da birileri onu bir yerlere getirip belki de sonra çöpe atacak. Ama yani gerçi kimsenin bizimle bu açıdan ilgileniceğini sanmıyorum, ben kendimi öyle görüyorum. Hiç şimdiye kadar Bülent Ortaçgil, Bulutsuzluk Özlemi, Mor ve Ötesi ile ilgili ya da Pentegram’ la ilgili böyle bir haber görmedim. Demek ki Rock Müzik; onların seni alıp istedikleri gibi kullanabilecekleri bir malzeme değil hala Türkiye' de...
    Yavaş yavaş merdivenleri tırmanan,10 yıl sonra da ilk albümünün alıcısı olacak ve insanların merak edip takip edeceği, çözmeye çalışacakları, video kliplerinden, görsellerine, konserlerine herşeyine kadar sağlam ilerleyecek bir grup olarak görüyoruz anima’ yı gelecekte. Tabii zaman ne gösterir bilinmez...

    Özlem: Albüm fikrine geri dönecek olursak eğer,şu anda bir albümünüz yok dolayısı ile çok fazla insana nüfuz edecek bir iletişim kanalınız da yok.Az sayıda,ama sizi gerçekten seven ve takib eden “konsantre” dinleyicileriniz var.Albüm yapıp da daha fazla insan tarafından bilinir duruma gelince,belki çok daha fazla insan tarafından ama öylesine ya da “moda” olduğu için dinlenebileceğiniz ihtimali rahatsız ediyor mu sizi ?Mor ve Ötesi dinlemek moda oldu örneğin bu aralar ?

    Ceylan: Ben de aynı fikirdeyim. Bülent Ortaçgil dinlemek de modadır mesela. Hatta o da kendi şarkısında alay etmişti “Ortaçgil dinler misiniz?” gibi :))O bir kurdur hatta bir kadına yapılacak belki. Mor ve Ötesi dinlemek de moda oldu, evet.”Heeey Mor ve Ötesiiii” modunda insanlar var ortalıkta dolaşan, hani biz çok farklı şeyler dinliyoruz gibi:) Hani ben çok entellektüelim “Bak Mor ve Ötesi bile dinliyorum “ gibi :)
    Ama Mor ve Ötesi rahatsız olmuyordur herhalde, Bülent Ortaçgil de. Eğleniyorlardır en fazla bu durumla.
    Aslında anlamayan biri belki de çok iyi anlayacak birine tavsiye edebilir Mor ve Ötesi'ni. Belki o diğer kişi çok başka bişey çıkarır ondan, hatta hayatını değiştirir belki. Çeşitli dev müzisyenler benim hayatımı değiştiriyor sürekli örneğin.Yani o yüzden ben kötü algılamazdım bu durumu.
    Aslında bizim şarkılar öyle çok çok büyük kitleler edinir mi onu da bilmiyorum. 8.5 dakikalık bir şarkımızı dinlettik en son, bir yakın arkadaşımıza, böyle bir iki sallandı :) Biraz hazmetmek gerekiyor bazı şarkıları. Özellikle son dönem yaptıklarımızı. Biz artık çok kolay dinlenilemeyen şeyleri dinlemeye ve öyle şeyler yazmaya başladık. İkinci albüm için Türkiye üzerinden konuşmak gerekirse; Ferdi Tayfur dinleyen, Sertab Erener dinleyen, Şebnem Ferah dinleyen 3 ayrı kitlenin ortak albümü olmayacağına eminim anima albümünün. Çok başka bir dinleyici kitlesinin olacağını düşünüyorum. Ama az önce de söyledim, öyle çok insan dinlerse de kötü birşey olmaz...

    Tunçay: Gözlemlediğim şu var benim bu konu ile ilgili;
    Bu birşeyleri dinlemenin “moda” olması durumundan dinleyiciler rahatsız oluyor daha çok. Böyle bir durum var. Bu engellenemez bir şey. Çünkü “Bu güne kadar neredeydiniz? Biz önceden dinlerken kimse yoktu şimdi televizyondan pompalandı diye herkes dinliyor” diye düşünür insan. Haklı yani bundan rahatsız olmakta.Bu onun için farklı bir durumdu belki.Örneğin Mor ve Ötesi dinleyen insanla oturup sohbet etmek onun için ayrıcalıklı bir durumdu belki ama benim açımdan da fark etmiyor aıkçası, az kişi dinlemiş çok dinlemiş önemli değil. Dinlettiğim şeyi alabiliyorsa ne ala, ama almıyorsa da kendi bileceği şey.
    Zaten ben müzisyen olarak,bir şey anlatmak gibi bir amacım varsa,bunu bütün insanlara anlatmak isterim,benim sorumluluğum bu, ister ilgisiz olsun anlamasın, ister anlatmak istediğim şeyi anlayacak alt yapısı olmasın, benim bir şekilde ona ulaşmam lazım ki, onu anlayabilecek ya da çok daha iyi anlayabilecek bir seviyeye getirebileyim. Doğru iletişimi kurabilelim.

    Özlem: Rutin olarak sahne aldınız mekan?

    Ceylan: Salı geceleri saat 00.00 da Mojo’ da sahne alıyoruz.

    Özlem: Repertuvarınızı hangi kriterlere göre oluşturuyorsunuz?Anladığım kadarı ile popüler olan şarkılarla dinleyici çekmek gibi bir kaygınız yok?

    Ceylan: Kendi sevdiğimiz müzisyenlerin şarkılarını seçiyoruz.Hatta ilk cover repertuvarımızla ilgili öyle bir afişimiz vardı;
    En üstte Nirvana vardı. Kült bir gruptur ki biz de çok etkilendik zamanında...Janis Joplin, Hendrix, Pink Floyd, Radiohead...Onlar böyle küçük kollara ayrılır.Janis'den bir kol çıkar,Erykah Badu’dur o. Hani Erykah Badu’yu dinlediğinde Janis' den bir şey bulursun ya. James Brown' dan Jamiroquai' ye başka bir koldur. Björk' den Air, Lamb gibi gruplar ayrılır.Tori Amos, Pj Harvey, Portishead, Skunk Anansie haysiyetli kadın temsilciliklerimiz:) Repertuvar belirlerken de biz hep çizgimizden sapmamayı hedef belirledik. Bizim çok etkilendiğimiz gruplar, onlardan etkilenen müzisyenler...Giderek daralan bir şemadır bu. En sonunda hepsi anima’ya bağlanır.Böyle bir afiş tasarımımız vardı.
    Yani anlatmaya çalıştığımız ;Biz bu adamlardan etkileniyoruz, onlar da zaten onlardan etkilenmişti... İyi müzisyenlerin parçalarını çalmaya çalıyoruz. "Mtv' de ne çalıyormuş abi bir bakalım da biz de çalalım insanlar eğlensin ve bol bol içki içsin, böylece küpümüzü dolduralım” diye çalmıyoruz.Cover repertuvarımızı da buna göre oluşturduk. Kendi bestelerimize de yer veriyoruz sahnede. Bundan da gayet mutluyuz.10 aydır sahne alıyoruz Mojo da...Gayet iyi ilişkilerimiz var. Bizim de sevdiğimiz, düzgün müzisyenler gelip bizi dinleyip destekliyorlar.
    Tunçay: Benim kafamdaki ütopik dünya gibi dünyası olan bir müzisyen varsa eğer, yani imkanları olan, stüdyosu olan, hayatını idame ettirmek konusunda kaygısı olmayan müzisyenlerden bahsediyorum, çünkü biz Türkiye' de yaşıyoruz, bu zorlukları da yaşıyoruz doğal olarak, bence hiç cover yaparak sahneye çıkmasınlar. Tamam cover yaparak müziği anlamaya çalışsınlar, bugüne kadar neler yapılmş görsünler, ama o kadar. Bu benim için böyle birşey. Cover yapmak bence çok farklı bir boyutu müziğin biz de bunu yapmak istemezdik aslında.
    Ceylan: Tunçay cover olayına çok karşı, evet. Ben de Türkiye’deki cover mantığına karşıyım ama "gerçek yeniden yorum" 'a karşı değilim.

    Özlem: Rock müzisyenleri arasındaki dayanışmanın daha fazla olduğunu görüyoruz. Sizin özellikle desteklediğiniz ya da desteğini hissettiğiniz kişiler ya da gruplar var mı?

    Ceylan: İlk zamanlarımızdan beri Mor ve Ötesi grubu çok destekler bizi. Hani çok görüşen 2 grup değiliz belki ama 6-7 ayda bir karılaştımızda, bize herzaman destek olduklarını söyleyen arkadaşlarımızdır, onun dışında Direc-t Bilge heryerde bizim adımızı anar, Direc-t in ilk dönemlerinde birlikte konserler vermiştik zaten.
    Tunçay: Ayrıca teknik destek ve bilgi paylaşımı açısından Replikas var.
    Ceylan: Spitney Beers grubu vardır bir de;Solistlerinden ziyade enstrumanistlerinin müzisyenliklerinden haz alırız. Cenk, Mehmet ve Barış sert arkadaşlarımızdır:). Mehmet çok iyi bir rock davulcusudur. Eğer isimlerini değiştirir, bestelerini daha çok duyururlarsa ve melis danişmend' e çığlık attırırlarsa:) gelecekte çok şahane olacak...

    Özlem: En son hangi organizasyon kapsamında nerede sahne aldınız?

    Ceylan: Çapa’da bir konserimiz vardı. DRock adı ile gerçekleştirilmiş bir partide çaldık geleceğin rockçı hekimlerine:). anima her zaman bu tip çılgın adamların daha çılgın partilerinde, festivallerde ve üniversite konserlerinde bulunmaktan haz alır.

    Özlem: Önümüzde hangi organizasyonlar var?

    Ceylan: Sakarya üniversitesi' nde 15 Aralık saat:19:00' da bir konserimiz var. Tarihleri kesinleşmemiş Çanakkale ve Eskişehir konserleri var. anima ile ilgili haberleri animasal' ın "haberler" sayfasından ve turkrock.com' daki anima başlığından takip edebilir ilgilenen arkadaşlar.

    Tarih: 10.12.2004
     

Bu Sayfayı Paylaş