Pentagram Röportajı

'Haberler & Etkinlikler' forumunda mbk tarafından 3 Ocak 2006 tarihinde açılan konu

  1. mbk

    mbk

    315
    0
    600
    Dönüp Baktım Maziye 2. bölümünde Pentagram’ı konuk ediyor. 1999 Aralık ayının son günlerinde yapılan röportaj 2 bölüm olarak 1 Ocak 2000 ve 8 Ocak 2000 tarihli Köprüaltı Heavy Metal Dergisinde ( eski Şebek ) yayınlandı. O dönemki dergilere ulaşamayanlar için yararlı olacağını düşünerek hemen röportajı sunuyorum.

    Pentagram

    5-6 yıl önce yaptığım röportajları sizlere sunarken elimden geldiğince seçici olmaya ve sizlere o dönemi yaşatmaya çalışıyorum. 1999 aralığında çalıştığım Köprüaltı Heavy Metal dergisi için Pentagram hakkında bir yazı hazırlamaya başladım. Nitekim Pentagram Anatolia albümüyle iyi bir çıkış yakalamış ve Popçular Dışarı adlı konser albümü ile bunu sağlamlaştırmıştı. Pasajlarda Türkçe bir albüm hazırlığında olduğu konuşulan grubu daha ayrıntılı sunabilmek için hazırladığım biyografiye kendi ağızlarından birkaç bölümde eklemek için Cenk ile görüşmeye gitmeye kara verdim. Aptül’den aldığım bir kaç ip ucunu da not alarak dergiden Beşiktaş’ta bulunan Pena gitmek için çıktım. Yağmurlu bir gündü, Beşiktaş dolmuşlarına binmek için İstiklal caddesinde yürümeye başladım. Nefes almak için durduğumda kendimi Pena’nın bulunduğu pasajın önünde buldum. Yorulmuştum, üşümüştüm, dinlenmek istiyordum. Cenk koca bir fincan kahve ısmarladı bana, dükkanda buluna kolonların üzerine kurulduk ve aklımdaki birkaç soruyu soracağım notlarım yerine Aptül’ün çizimlerinin bulunduğu klasörü aldığımı fark edince çok soru sormak zorunda kaldım. Dedim ya yorgundum, üşümüştüm kahve iyi geldi muhabbet iyi geldi... Keyifle okumanız dileğimle, Unspoken ve Bir albümleri öncesi Pentagram tüm samimiyetiyle karşınızda…

    Pentagram’ın kurucularından biri olmakla birlikte değişmeyen elemanısın da, bana biraz o ilk yılların, ilk stüdyo çalışmalarının heyecanını ve sende bıraktıklarını anlatır mısın?

    Cenk Ünnü: O zamanlar her şey çok güzeldi, ortalıkta çok fazla grupta yoktu. Bizde Whisky, Devil, Egzotik Band gibi grupların konserlerini kaçırmazdık. Daha Pentagram diye bir şey yoktu ortada, o gruplar bizim için çok şey ifade ediyordu. Türkçe sözlü Rock’ın Roll’a yakın, tam Heavy Metal değil de Hard’ın Heavy’e yakın gruplardı onlar. Hakanla hiç konserleri kaçırmaz, bilekliklerimizi takıp giderdik. Yolda uzaylıymışız gibi bakardı millet bize. 1982-83 yıllarını anlatıyorum, o yıllarda uzun saçlı adam çok değildi. Konserlere gide gele, dinleye dinleye bir grup kurma fikri çıktı ortaya ve bir hevesle başladı grup işi. Kimin ne çalacağı belli değildi, kafa adamlar toplanmış kimi gruba alsak geyikleriyle oldu. Gözlemlerime dayanarak söylüyorum; yeni gençlerde de var bu, yapar mıyım yapamaz mıyım diye kuruluyorlar. Yapan devam ediyor, yapamayan bırakıyor, gitarlar alınıyor satılıyor. Ama biz tüm zorluklara rağmen bırakmadık, parasızlığa rağmen devam ettik.
    Ben aslında biraz daha ruhsal yanı yakalamaya çalışıyorum cenk. Yoksa tabi ki kuruluşunuzu bir çok röportajda dile getirdiniz. Benim merak ettiğim ve okuyuculara yansıtmak istediğim kuruluşunuzdan sonraki ilk çalışmalarınız, ilk stüdyo deneyiminiz…

    Cenk: İlk stüdyo ya… aslında biz ilk çalışmamızda stüdyoya girmedik. Hakan çok ucuza, boktan bir gitar bulmuştu ama acayip kötü bir gitar. Birde düğün salonlarından davul kiralardık, kiraladığımız davulda çingenelerin davuluymuş meğerse üzerinde darbukalar ziller vardı. 1-2-3 diyerek Venom, Twisted Sister çalardık. Yeni bildiğimiz şarkıları harala gürele çalmaya çalışırdık. Ve bunlar hakanın odasında olurdu. Tabii hemen ‘ ne bu lan’ diye şikayet geldi. Çok komikti yani. Bunları anlatırken şimdi, nereden sordun ki; bunları hatırlamak acayip kötü oldu. 15-16 sene öncesi bu. ( Şimdi ise 20-21 sene öncesi oldu. )
    Benim yakalamak istediğim bu…

    Cenk: Eski günlere dönmek beni acayip duygulandırıyor. O zamanlar çok farklıydı…

    Biraz daha ilklerde dolaşalım.ilk konser ve ilk albüm sonrası heyecanı anlatır mısın?

    Cenk: Oovv… Anlatması hakikatten çok zor ama ilk konser aslında bir konser bile sayılmazdı. Bağcılar’da bir düğün salonunda oldu ve metal müziğe gönül vermiş insanların kulaktan kulağa duyurmalarıyla, küçük fotokopi el ilanlarının bu tarz müzik dinleyen insanlara ulaşabilecek noktalara bırakılmasıyla duyuruldu. Şimdiki gibi kocaman afişler her yana asılarak değil. 300-400 kişilik bir konserdi. Vitaminden Gökhan Semiz’in vokal yaptığı bir gruptu Pegasus. Onlar daha Hard Rock, Rock’n Roll Ac/Dc tarzı şeyler yapıyorlardı. Bizde Speed Metal yapıyorduk. Bizim tarzımızda müzik yapan, o dönem için söylüyorum İstanbul’da Metafor vardı. Ama Metafor daha konser vermemişti. Metallium daha yeni kurulmuştu. Sanırım Speed Metal tarzında ilk konseri biz verdik. Moda konserinden çok önceydi bu yalnız. 1986 falandı biz bu konseri yaptık. Acayip heyecanlanmıştık, konser başlamadan önce heyecandan habire çişim geliyordu. Anlatamıyorum hissine kapıldım da bu yüzden böyle komik örnekler veriyorum, anlaşılsın diye…

    Seyircinin reaksiyonu nasıl oldu? Türkiye’nin Speed Metal tarzındaki ilk konseriydi bu, bir Türk grubundan…

    Cenk: Seyircinin reaksiyonu müthişti, çığlıklar, bağırmalar, herkes headbang yapıyordu ve hepsi en güzel tişörtlerini giyip gelmişti. O zamanlar Punk İsmailler vardı. Aptül o zamanlar pek ortalıkta gözükmüyordu. Ve ağabeycim dağıldık. Düğün salonundaki sandalyeler dağıtıldı, dört parça çaldık ve kesmek zorunda kaldık. Salonun sahibi geldi ‘ne oluyor yaa’ diye. O konsere nokta koyup, hemen ardından yeni bir basçı bulduk.

    Ve o basçı Tarkan’dı… Tarkan’la birlikte Bursa sayfaları da açıldı…

    Cenk: Aynen öyle oldu. Tarkan kadromuza değişmez bir eleman olarak girdi. Sadece ilk konserimizde Tarkan yoktu, sonra yapılan her konserde bası Tarkan çaldı. Tarkan Bursalıydı ve o dönemlerde Bursa’da Rock festivaller düzenleniyordu. Orada birkaç prova yapıp Bursa Hakimiyet gazetesi sponsorluğunda yapılan festivalde 5-6 parça çaldık. Bursa’dan çok daha iyi bir tepki almıştık. Yani ilk önce İstanbul Bağcılar, sonra Bursa ve daha sonra o efsanevi Moda konseri oldu.

    Efsanevi moda konseri hakkında sana bir şey sormayacağım çünkü dergimizde bir çok kez işlendi o konser. Artık bilmeyen yok. Bilinmeyenlere doğru ilerlemeye devam edelim biz. Bursa dönemini aydınlatalım iyice…

    Cenk: Evet, Moda konserini bir çok yerde anlattık zaten. Sanırım bilmeyen yok. Bursa o dönemler çok ileriydi Rock adına, bir çok grup çıkmıştı Bursa’dan, Bandaj, Volvox falan… İstanbul’dan çok ileriydi. Sedat ağabey vardı ve stüdyosunda tüm gruplara prova imkanı sağlıyordu. Aleti olmayana alet bile sağlıyordu. Onun desteğiyle Bursa’dan 18-20 grup çıkmıştı. Çoğu liseli gençlerden oluşuyordu bu grupların. Bursa 2-3 yıl Rock City unvanını korudu ama Sedat ağabey İngiltere’ye yerleşince Bursa bu unvanını kaybetti…

    Albüm sonrası heyecanını anlatır mısın?

    Cenk: İlk albüm 23 Nisan’da çıkmıştı. Hakan ve ben Unkapanı’nda şirketin kapısının önünde bekliyorduk. Basımdan gelen albümler koli koli şirkete bırakılıyordu. Öğleye doğru koliler geldi haberini aldık ve sırtladık bir koliyi, atladık vapura direk Akmar’a… Daha yolda albüm satmaya başladı. Yolda karşılaştığımız Rocker’lar hemen parasını ödeyip alıyorlardı albümü. Dayanışma vardı o zamanlar. İngilizce sözlü Speed Metal tarzında çıkan ilk kasetti o, satması gerekiyordu ki ardından Dr. Skull’lar çıksın. Dayanışmanın etkisiyle de iyi sattı albüm, umulmadık bir satışa ulaştı.

    Rakam verebilir misin?

    Cenk: O zamanlar için 30 bine yakındı ama hala satıyor. Ben 10 yıl ( 15 oldu ) öncesini söylüyorum. Satış hakları bizde olmadığı için Nepa onu istediği gibi çıkarıp satıyor. Manevi olarak hiçbir izin almadan.

    Pentagram, Trail Blazer ve Anatolia albümleri ayrı tarzlarda ama bana göre aynı ruhtaydı. Oysa vokal gitar olmak üzere eleman değişiklikleri de oldu her albümde. Aynı ruhu yakalamak zor olmadı mı ve sen hep aynı ruhta kaldığınızı düşünüyor musun?

    Cenk: Evet, değişen müzik şartları, soundlar, elemanlar ve her ne kadar albümlerin arasında değişik tarzlar varsa da – işte ilk albüm daha Speed Metal, ikincisi daha Power’da sonuncusu biraz daha Hard Rock, Anadolu motifleri taşıyor diye eleştiriler aslada – bu albümlerin hepsinde yine aynı özveri, aynı mücadeleci ruh var. Albüm çıkana kadar kesinlikle satar mı, satmaz mı değil de, insanlar beğensin, konserlerde iyi tepkiler alalım, dinleyenler albümden bir şeyler kazansın düşüncesi var. Kesinlikle biz hiçbir zaman, hiçbir albümde parasal kaygı taşımadık, satmazsa tribine girmedik. Yine üç albümde de yurt dışına açılmak, orada da sevilsin bir Türk grubu fikri vardı. Kısaca üç albümde de bir çok ortak nokta var.

    Türkiye’nin büyük plak şirketlerinden Raks’la anlaştınız Anatolia için. Benim asıl merak ettiğim Raks sizi belli bir kalıba sokmaya çalıştı mı?

    Cenk: Biz şartlarımızı kesin ortaya koyduk, kayıt yapacağız parasını şirket karşılayacak. Raks’ta gidin siz kaydınızı yapın biz çıkaralım gibi bir mantık yok, diğer şirketlere göre profesyonel bir şirket. Kaç saat sürerse sürsün – Anatolia için söylüyorum – masraflarımızı karşıladılar. Ve Raks’ın çok sağlam yurt dışı bağlantıları var. Bize çok faydalı oldular. Raks’ın bir çok yan şirketi var, PolyGram Raks’a bağlı mesela. Biz Raks’tan avantajlı olarak faydalandık, şanslı taraf olduk. Raks’la anlaştık diye tepki aldık ama Türkiye’de en büyük oydu ve bir şekilde anlaşmamız gerekiyordu.

    Ve Hakan askerde, bu durum grup için oldukça zamansız bir gelişme oldu gibi görünüyor…

    Cenk: Aslında biraz zamansız oldu diyebiliriz. Çünkü yeni albümün ( Unspoken ) parçaları hemen hemen hazırdı. Üzerinde biraz daha çalışıp, düzenleyip istediğimiz bir şekle soktuktan sonra stüdyoya girip kaydedecektik. Zaten Raks’ta, Noise Records’ta bizden haber bekliyor şu anda ama bu ani olay durdu bizi. Kararlaştırdığımız Kemancı konserleri vardı, bir ayda dört konser olmak üzere… Planlarda suya düştü. Albümün çıkışı biraz geçikti. Ama şöyle bir şeyde söyleyeyim yakında bir sürpriz var, Hakan askerde de olsa bu sürpriz gerçekleşecek. ( Sürpriz: Pentagram’ın Agit zirvesinde sahne alması oldu. )

    Alman Metal Hammer’da Anatolia için yapılan kritikte ‘ana dilde icra edilmiş şarkılarla karşılaşıncaya dek, hiçbir şey bize onların yabancı olduklarını hissettirmiyor.’ diye yorumlandı. Türkiye’yi düşünürsek ne kadar tepki aslada Türkçe söz iyi ama artık dünya söz konusu. Hani bir röportajınızda dediğiniz gibi ‘Türkiye için Türkçe, dünya için İngilizce’ zamanı gelmedi mi?

    Cenk: Tabi ki zamanı geldi. Yeni çıkacak albümümüzde de yine İngilizce kullanmayı düşünüyoruz ama Türkçe’den de vazgeçmeyeceğiz. Otantik, ülkemizle ilgili parçalar yazdığımız zaman Türkçe kullanacağız. Hatta daha fazla açıklamayayım ama güzel düşüncelerimiz var. (Güzel düşünce: Bir albümü.)

    Madem yabancı basından konu açıldı, Rock Hard dergisi de Behind The Veil için Dream Theater taklidi diye yazıldı. Ama kritiğin geneli çok olumlu yönde. Bu konu hakkında bir şeyler söylemek ister misin?

    Cenk: Sadece o parça diğerlerinden farklı gerçekten. Murat Progresif tarza çok fazla gönül vermiş biri ve zevkle dinliyor. Benimde Progresif Metal’e çok ilgim var. Albümde öyle bir parça olmasını istedik. Değişik biraz, belki çizgi dışı ama seyircinin o parçadan hoşlandığını düşünüyorum. Konserlerde Behind The Veil çalarken iyi tepkiler alıyoruz. Hatta seninde fark edeceğin üzere, konserlerin çoğuna Behind The Veil ile başlıyoruz.

    Trail Blazer albümünde sound daha çok Thrash alt yapılıydı, ilk albümde ise Speed Metal’di. Anatolia albümünde tür folklorik, Anadolu motifleriyle bezeli Power Metal’di. Bu bariz değişiklikleri neye bağlıyorsun? Mesela vokal değişimleri tarz kaymalarında ne kadar etkili oluyor?

    Cenk: Sadece vokal değil, gitarlarda çok etkili. Mesela Ogün’den önce Bartu vardı. Ve Bartu Punk severdi, Testament dinlerdi ve bir kayma yaşadık o dönem az olsa da. Hatta Punk’ın listelere girmediği, ayağa düşmediği diyeceğim bir dönemde biz Sex Pistols cover’ı falan söylerdik. Ama artık ne yazık ki Punk’ın eski anlamı kalmadı. Bartu ayrılınca Ogün girdi gruba ve Ogün’de Glam Rock tarzı grupları çok seviyordu. O daha iyi nasıl söyler, biz nasıl ona ayak uydururuz derken kaymalar oluyor tabi ki. Ama kesinlikle bizim çıkış noktamız Speed Metal. Speed/Thrash grupları etkiledi bizi. Mesela Slayer çok etkilemiştir. Black Sabbath gibi gruplar çıkış noktamızın gruplarıdır. Bundan sonra giren elemanların, dediğin gibi her albümde belli etkileri oldu. Ama konuştuğumuz gibi bence, seninde düşündüğün gibi ruh hep aynıydı.

    Bu etkenler var tabi ama inat edip aynı tarzda besteler yapabilirdiniz. Bu noktada ortaya birazda Pentagram her albümden sonra, çıkardığı albümü beğenmeyip yeni bir tarza yöneliyor gibi bir durumda çıkıyor. ( İşim kendime ters düşmek değil elbette ama işin bu noktasını düşünen okuyucularımızda muhakkak vardır. )

    Cenk: Hepsiyle ilgili, o anki ruh haliyle de ilgili. Problemlerin ortaya koyduğu bir şey.

    Ne olursa olsun onlar zamanının iyi albümleriydi ama ilk albüm Pentagram bir başkaydı…

    Cenk: Ben şöyle söyleyeyim hala ilk albümün yeri bende de farklı. Ben en çok ilk albümü seviyorum. Pentagram albümünün yeri çok farklı. Zor şartlarda yapılmış bir albümdü Pentagram. O zaman Raks, ‘girin stüdyoya istediğiniz kadar çalın’ demedi. O zamanlar paramız bir saatlik kayda yetiyordu. Parça bitmeden çıkıyorduk stüdyodan.

    Anatolia’nın bütçesinin diğer albümlere göre daha pahalı olduğu belli. Hiç ‘Keşke Pentagram ve Trail Blazer albümlerimizde de aynı bütçeyi kullanabilseydik?’ dediğin oldu mu?

    Cenk: Tabi ki, çok daha iyi olurdu. Ama birde müzikal soundun gelişimi var. Bizim çok paramız olsaydı belki bu soundu o zaman yapamayacaktık. Çünkü müzik teknolojiyle birlikte gelişen bir şey. Her an yeni cihazlar, aletler çıkıyor. Bir gitar yada davul dergisini açtığın zaman bir sürü ilave çıkıyor karşına. Bu ne kadar Heavy Metal’de kullanılıyor tartışılır. Ama bir çok gitarist alıyor o aletleri ve sound değiştiriyor. Yani ilk albümde paramız olsaydı bu sound çıkmazdı ama tabi ki daha iyi olurdu.

    Trail Blazer yurt dışında basılmasına rağmen ( üstelik CD ) Türkiye’de de iyi sattı. Trail Blazer’ın toplam satışını biliyor musun?

    Cenk:Trail Blazer albümü şu an da Türkiye’de yok, olsa daha çok satar. Ama sadece Alman Nuclear Blast etiketli CD’ler var. Yurt dışından pahalı bir fiyata geliyor tabi ki. Net satışı ne yazık ki bilmiyorum. Çünkü Türkiye’de de kopya yoluyla çoğaltılıyor. Kopyaları da hesaba koyarsak bayağı iyi bir rakama ulaşmıştır.

    Pentagram CD formatıyla da raflardaki yerini aldı. Arşivciler için bir soru bu da. CD olarak Trail Blazer’ı Karga Müzik’ten alabilirler ama albümün MC formatı yok. Albümün haklarını Alman Nuclear Blast’tan alarak başka bir şirketten MC/CD olarak yeniden basmayı düşündünüz mü hiç?

    Cenk: Bunu uzun zamandır düşünüyoruz ama şimdi yurtdışı hakları Nuclear Blast’ta. Açıkçası buna hiç vaktimiz olmadı, hep yeni çalışmalara ayırdık vaktimizi. Ağır davrandık, hep aksattık. Gerçekten Trail Blazer çok soruluyor. Ama ben yinede 92 kayıtlı bir albüm için sound’un güncelleştirilip, yeniden kaydedilip çıkmasından yanayım.

    Onur’a artık Pentagram’ın beşinci elemanı diyelim mi?

    Cenk: Daha erken, şu anda dört kişi olarak düşünelim ama Onur konserlerde, kayıtlarda yanımızda olacak tabi ki…

    Her albümde yeni bir vokalle kayıtlara giriyorsunuz, Murat’ın solo projeleri olduğuna dair bir takım söylentiler duydum, dördüncü stüdyo albümü için Pentagram vokal kayıtları için kiminle girecek stüdyoya?

    Cenk: Şu anda Murat solo proje falan düşünmüyor. Zaten vakti de yok. Ve belirteyim ki Murat Pentagram elemanı ve dördüncü albüm içinde beraber gireceğiz stüdyoya. Murat her zaman bizimle.

    Pentagram denince iyi bir grup olduğu kadar, iyi bir görüntüye de sahip olduğu hemen akla geliyor. Dünyaya açılırken bu iki özelliğinde bir arada olması sizin için avantaj oldu mu?

    Cenk: Biz artık yaşlı bir grubuz, otuzlu yaşları geride bıraktık. Görüntümüzün iyi olduğunu söylediğin için teşekkürler Mahir, iltifat olarak kabul ediyorum. Hem kulağa, hem de göze hitap etmek gerekiyor. Bizde konserlerimizde show’a yer veriyoruz. Yani turneye çıktığında görüntünle de seyirciye hitap etmek gerekiyor. İlgi görmek güzel. Biz biraz bunu da düşünüyoruz, müzik ve görüntü bir birini tamamlar.

    Yeni albümde bu folklorik yapı devam edecek mi? Mesela bir başka türkü cover’ı yer alacak mı albümde?

    Cenk: Evet… Ha ha ha… Olabilir, ama adını söylemem türkünün… ( ‘Kara Toprak olabilir mi?’ diye sorduğumda, uzun uzun güldü… Büyük konuşmayayım ama Kara Toprak’ı cover’layacaklar gibi gözüküyor, beklide cover’ladılar bile! )

    Uzun inceyi İlk Çığlık adında bir grupta demolarında cover’ladı. ( Demoda cover’ı hiç sevmem… ) Dinleme fırsatın oldu mu?

    Cenk: Tabi ki dinledim. Ankaralı bir grup ve elemanları benim dostum, çok iyi tanırım onları. İki yıldır sesleri çıkmadı, çok başarılılardı. Fakat dağıldılar. Power’a yakın, değişik bir sound’ları vardı. Dağılmalarına üzüldüm.

    İlk iki albüm arasında ikişer yıl bekleme süresi oldu. Anatolia’da ise bu bekleme süresi beş yıla yükseldi. Live albümü çok çabuk çıkartmanızda ki amaç bu beş yılı telefi etmek istemeniz olabilir mi?

    Cenk: Tabi tabi… Sırf bu nedenle hemen çıkarttık live albümü.

    Ama bir sebebi de Anatolia albümüyle kazanılan kitleye Pentagram tarihini sunmak ve konserlerin daha çok katılımla geçmesini sağlamak gibi geliyor bana, konsere katılım derken parçalara eşlik edilmesini kastettim. Malum yeni kitle eski parçaları duyunca bir anlamda dumura uğruyor, algılamaya çalışıyor.

    Cenk: Evet, aslında buda var işin içinde. Anatolia bir konsept albümdü ve çok fazla yeni dinleyici kazandık bu albümle. Popçular Dışarıya’yı hazırlarken eski parçaları da kattık içine ki yeni dinleyiciler onları da bilsin. Konserde bakıyorsun ki dinleyicilerin bir kısmı sadece Anatolia’yı biliyor ve Rotten Dogs’u çaldığımızda oturuyor adam. Hiç hoş bir durum değil bu. Seyircinin konser performansını etkiliyor. Popçular Dışarıya’yı yayınladıktan sonra, kulaktan kulağa misali yeni dinleyicilerde eski parçalara ısındı ve uyum sağlandı. Anatolia’da anlatmak istediğimiz bazı düşüncelerimiz vardı, bunu albüm kapağında anlattık zaten. Bir mesajdı o ve mesaj yerine ulaştı.

    Yabancı fan’lardan hiç mektup alıyor musunuz?

    Cenk: Çok mektup geliyor. Mektuplarla ben ilgilenmiyorum, bu yüzden ne yazdıklarını bilmiyorum.

    Eski albümlerinizi isteyen yabancı fan’larınız oldu mu?

    Cenk: Evet, bu çok hoşumuza gitti. Bizi merak etmeleri çok güzel.

    Peki postaladınız mı?

    Cenk: Kendimi suçlu gibi hissettim yaa… Açıkçası biz biraz aksattık bu işeri. O yüzden tüm fan’larımızdan özür dileriz. Ama yeni bir kadroyla daha ulaşılabilir işler yapacağız, yurt dışındakilere de ulaşacağız. İnternetten de yararlanacağız bu bağlamda. Artık insanlar bilgisayarını açınca bize ulaşabilecek. Çok yakında… Az sonra gibi oldu valla…

    Century Media ile olan anlaşma dört albümlük değil miydi? Noise Records nerden çıktı?

    Cenk: Dört değil iki albümlüktü ve karşılıklı feshedildi. Noise Records, Century Media’dan önce bizimle anlaşma yapmak istiyordu. Uzun zamandır açık teklifleri vardı. O zaman ki şartlara göre Noise Records’un değil de, Century Media’nın daha popüler olduğuna kara verdik, dergilerdeki reklamlarından dolayı. Daha tanınmış grupların şirketi olduğunu düşünerek onu seçmiştik. Fakat açıkça söyleyeyim ki memnun kalmadık. Bazı sözler tutulmadı, karşılıklı feshettik bizde, ama düşman değiliz..

    Üç albümdeki özel parçalarının adlarını söyler misin? Bakalım benim özel parçalarımla aynı mı?

    Cenk: Çok zor, özellikle ilk albümden seçmek. Pentagram’dan: Powerstage ve Rotten Dogs. Trail Blazer’dan: Vite es Morte ve Fly Forever. Ayırmak çok zor ama sende hep zor sorular sordun. Ama hepsi iyiydi. Anatolia’dan da: Behind The Veil, G.S.T.K.P ve 1000 İn The Eastland.

    Pena son dönemde yaşanan olaylar yüzünden baskına uğradı mı?

    Cenk: Yo, hayır. Zaten her hangi bir suç unsurumuzda yok. Aslında şeytanı yer yüzünde aramak lazım. CD’lerde, kitaplarda, tişörtlerde, fanzine’lerde değil. Şeytan insan kılığında dolaşıyor yeryüzünde…

    Ümit Yılbar denince aklına gelen ilk özelliğini anlatır mısın?

    Cenk: Ooo… Bizim çok sevdiğimiz bir arkadaşımızdı. Çok talihsiz bir olay O’nu bizden ayırdı. Saçma sapan bir iç savaş. Çok dürüst bir insandı. Dürüstlüğü diyebilirim.

    Ogün Sanlısoy ve Murat Net’in Pentagram’dan ayrıldıktan sonraki tarzları hoşuna gitti mi?

    Cenk: Onlar yapmak istediklerini, hissettiklerini yaptılar. Biz kendi bildiğimiz bir yolda gidiyoruz yani onlara başarılar.

    Yanlış hatırlamıyorsam Ogün bir programda ( %90 Erkal’ın programlarından birinde. ) ‘Pentagram Anatolia ile benim yıllar önce söylediğim şeyi yapıyor. Ben zamanında böyle bir albüm yapalım dedim, kabul etmemişlerdi.’ dedi…Eeee…

    Cenk: Zamanında böyle bir fikri olsa kabul ederdik, neden kabul etmeyelim ki?

    Sonsuzluk tamamen akustik bir albümün habercisi olabilir mi?

    Cenk: Şimdi sert olmanın zamanı. Hayır, olmaz.

    ‘Pop müzikçilerin albümlerinde son zamanlarda Rock melodilerine sıkça rastlıyoruz ve ben onların bunda kesinlikle samimi olduklarına inanmıyorum. Rock müzikte bir yükselme gördükleri için yaptıklarını düşünüyorum. Ancak bunu yapanlar bilmelidirler ki bilinçli dinleyici samimi olanla olmayanı kesinlikle ayırt etmektedir.’ diye demeç vermişsin bir dergiye. Ama ne yazık ki bilinçsiz dinleyiciler çoğunlukta ve her geçen gün yeni Ayna’lar, Haluk Levent’ler çıkıyor. Ne olacak bu işin sonu? Bir fikrin var mı?

    Cenk: Türkiye’de bir pazar yok ki. İstanbul, İzmir ve Ankara gibi yerlerde, büyük şehirlerde bir hareketlilik var. Sadece bu illerde ayırt etme, kendi müziğini seçebilme olasılığın yüksek. Anadolu’daki Rock dinleyicisi ayıramıyor ki, televizyonda ne görse onu alıyor. Adam tarzları göremiyor ki seçim yapsın. Ne bulursa onu dinliyor…

    Taylan’ın ( eski diken vokalisti ) direk bana bir röportaj esnasında söylediği demeci var. Haluk Levent, Ayna gibi isimlerin bir yol açtığını ve o yoldan ama müzikten ödün vermeden gidilirse Metal’in bir yere oturabileceğini düşünüyor. Sence?

    Cenk: Ben kesinlikle katılmıyorum. Bu şekilde bir yol olmaz. Ama bu arada Diken’in dağılmasına çok züldüm. Taylan demişken söyleyeyim.

    Şahsen açık konuşmak gerekirse ben üzülmedim. Çünkü söylemleri hoşuma gitmiyordu. Ayrıca oturmuş bir grupta değildi Diken. Devamlı bir eleman değişikliği yaşanıyordu grupta ve grup yol geçen hanına dönmüştü. Umarım Taylan iyi sözlerle ve sağlam elemanlarla birlikte yeni ve iyi bir grup kurar yada Heavy Metal’den elini çeker…

    Cenk: Ama çok iyi işler yapıyordu onlar. Taylan çok hırslıydı, keşke dağılmasalardı. Çünkü Türkiye’ye Diken gibi gruplarda gerekiyor. Diken gibi gruplar çıkmalı, konserler vermeli…

    Neyse… Ben son sorularımı sorayım. Dünyaya açılmış bir grup olarak, attığınız her adım çok önem taşıyor artık. Gerekirse Pentagram için Türkiye’den ayrılıp, başka bir ülkede yaşar mısın?

    Cenk: Bilemiyorum, şartlara bağlı. Ama şu an zor görünüyor. Biliyorsun ki benim bir çocuğum var. Ama Pentagram’la tabi ki turnelere falan çıkarım. Gidip de dönmemek olmaz herhalde. Zor bir durum. Mutlaka dönerim.

    Telefonda ‘Yeni albüm hakkında bir şey söylemem.’ dedin ama ben yinede soruyorum. Yeni albümün ne kadarı hazır, hiç kayıt yaptınız mı, albümün adı belli mi, konsept bir albüm mü, cover’lanacak türkünün adı Kara Toprak mı? Anlat, anlat…

    Cenk: Hakan askerden bir dönsün. Ama iyi sorularına karşın birkaç ip ucu vereceğim. Yeni albümümüz yine konsept bir albüm olacak. Stüdyo kayıtlarımızda mevcut, ama pilot kayıtlar.

    Röportaj için teşekkürler, eklemek istediklerin varsa buyur?

    Cenk: Şu anda zor günler geçiriyoruz. Deprem, şeytan olayları falan… Beklesinler bizi, konserlerimizi, albümü. Unutmadan merak ettiklerini yeni albüm için yapacağımız röportajda sormayı unutma. Bir kenara not et. Yine görüşeceğiz, az kaldı…

    Röportaj: Mahir Bora Kayıhan
    Tarih: 03.01.2006
     

Bu Sayfayı Paylaş