Theresold Röportajı

'Haberler & Etkinlikler' forumunda nienturi tarafından 5 Mayıs 2005 tarihinde açılan konu

  1. Son yıllarda gerek Amerikalı gerekse başta İsveç ve Almanya olmak üzere birçok Avrupalı progressive metal grubu çıkarken, onca harika prog rock grubu üreten Heavy Metalin anavatanı İngiltere'de nedense progressive metal soundunda bir grupla karşılaşmadık. Threshold bu eksikliği gidermekle kalmadı, aynı zamanda bir çok prog fanatiği tarafından İngiltere'nin Dream Theater'a cevabı olarak görüldü. Grubun yaratıcı gücü Richard West'le yeni albümleri ve daha birçok konu hakkında konuştuk.

    -Merhaba Richard, nasıl gidiyor?

    -Teşekkürler. Her şey yolunda.

    -Yeni albümünüz Subsurface (InsideOut/2004) Ağustos'ta çıktı. Şu anda neler yapıyorsunuz?

    -Bugünlerde bol bol röportaj ve yeni albümümüz için promosyon çalışması yapıyoruz. Günlerimiz yoğun geçiyor çünkü albüm çıktıktan bir ay sonra turnemiz başlayacak ve o zamana kadar Subsurface hakkında haberleri olabildiğince herkese ulaştırmaya çalışıyoruz.

    -Yeni albümünüzü 2 gün önce dinleme fırsatım oldu. Sanki bir önceki albümünüz Critical Mass'e göre daha derli toplu ve daha net bir bütünlüğü olan Hypothetical'a dönüş var.

    -Bütünlük konusunda söylediklerine katılıyorum. Bu albümde daha iyi odaklanabildik Karl Groom ile beraber.

    -Her ne kadar Critical Mass ile grubun ismi daha fazla duyulmuş olsa da bence bu başarı biraz da Hypothetical gibi inanılmaz bir albümden kaynaklandı. Critical Mass ilk çıktığında oldukça sert yapısıyla insanların ilgisini çekmeyi başardı ama bestelerde ilk kez vokalist Mac ve diğer gitarist Nick Midson'un da katılması West-Groom besteleriyle çok iyi sentezlenememiş gibiydi. Ne dersin?

    -Ne demek istediğini çok iyi anlıyorum. Buna benzer yorumlar başkalarından da geldi. Critical Mass albümünde 10 yıldan sonra ilk defa dört büyük beste kaynağı olmuştu. Karl ve ben de Nick ile Mac'in de bir şeyler yapmasına izin verdik. Çünkü ellerinde albüme katkı sağlayacak besteler ve güzel düşünceler vardı.

    -Ama bu albümde Midson ve Mac'ten beste yok. Bunun nedeni Hypothetical'daki genel yapıyı tekrar yakalamak mı?

    -Evet Mac bu sefer beste vermedi çünkü çok tembel (gülüyor). Kendisi Almanya'da yaşadığı için beraber beste yapma şansımız çok fazla olamıyor.

    -Mac'in Almanya'da yaşadığını bilmiyordum. Hep İngiliz olduğunu düşünmüştüm.

    -Hayır Alman değil zaten. Sadece 10 yıldır Almanya'da yaşıyor. Kendisi İngiliz vatandaşı ve albüme de 2 beste vereceğini söylüyordu ama bir türlü tamamlayamadı. Son zamanlarda sık sık telefonda konuşuyor ve e-mailleşiyorduk; besteleri en kısa zamanda göndereceğini söyledi ama gönderemedi. Hep öyle yapar zaten. He he

    -Peki sana göre bu Subsurface için bir avantaj mı yoksa dezavantaj mı?

    -Aslında ikisi de. Critical Mass albümünde beste yapmak istediğini söylediğinde buna çok sevindik. Çünkü Mac Almanya'da yaşıyor ve birbirimizi sadece stüdyoda kayıt yaparken ve turnedeyken görüyoruz. Sonra biz İngiltere'ye dönerken o tekrar Almanya'ya gidiyor. Kendisini bir session vokalisti gibi hissetmesini istemiyoruz. Her zaman bu gruba verecek bir şeyi olduğunu düşünürse buna açığız; çünkü sonuç olarak bu grubun çok önemli bir parçası Mac. Diğer taraftan, albümü eskiden olduğu gibi baştan sona Karl'la yazmak çok verimliydi. Karl besteleri demo olarak kaydedip bana veriyor, ben de üzerine daha önce de hazırlık yaptığım sözleri yazıyorum, düzenlemeleri tamamlıyorum ve bunun dışında beste de yapıyorum. Bu şekilde albüm çok net ve klasik bir Threshold sounduna kavuşuyor.

    -Mac ve Midson imzalı besteler yapı olarak uzun bir şarkının tracklere bölünmüş hissini verirken, senin Karl'la beraber yaptığın bestelerde hem çeşitlilik hem de yıllarca çalışmanın sonucu ortaya çıkan Threshold soundu hakim. Bu albümü sizin yazmış olmanız bu bakımdan büyük bir avantaj bence. Mac de vokallerde son zamanlardaki en iyi performansını göstermiş.

    -Kesinlikle. Mac her albümde vokal olarak daha da ileriye gidiyor ve çok hızlı geliştiriyor tekniğini. Subsurface'teki vokal denemelerinin bazılarını ondan başka bir vokalistle kaydetmek çok zor olurdu.

    -"The Art of Reason"da bu çok iyi hissediliyor. Oradaki vokaller inanılmaz ve çok iyi mikslenmiş.

    -Kesinlikle. Çok uğraştık o katmerli vokalleri diğer soundları bastırmadan miksleyebilmek için.

    -Bu albümde ayrıca Jon Jeary'nin yerine yeni bir basçı aldınız? Jeary mükemmel bir basçıydı. Gruptan neden ayrıldı?

    -Jon [Jeary] bu grup için çok önemli bir adamdı. 15 yıldır bu gruptaydı ve her zaman yanımızda oldu. Karl ve bana beste konusunda en büyük katkıyı sağlayan kişi de oydu. Ama 15 yıl bu kadar uğraştıktan sonra artık çekilmek ve dinlenmek istediğini söyledi. Buna saygı duymamız gerekiyordu.

    -Ama bundan önceki epik bestelerinizin çoğunda sözleri Jeary yazıyordu. Bu "Art of Reason" gibi 10 dakikadan uzun bir şarkıyı yazarken size zor gelmedi mi? Örneğin "Eat the Unicorn" temasıyla Threshold'un en önemli bestelerinden biridir.

    -Haklısın. Uzun şarkılarımıza kafamızdaki konsepti güzel ve etkili sözlere dönüştürebilecek en başarılı adam Jon'du. Ama gruptan ayrılıp artık ailesiyle sakin bir hayat yaşamak istediğini söylüyordu. Biz de Critical Mass'ten sonra çıkardığımı Live DVD için Steve Anderson ile anlaştık ve Jon'a kapımızın 2 yıl boyunca açık olduğunu söyledik. Bu dönem boyunca turneye çıktık ve DVD'yi yaptık. Daha sonra kendisine gruba gelip gelmeyeceğini sorduğumuzda artık kesin olarak bu defteri kapadığını, 15 yıldır turnelere çıkmaktan bir hayli yorulduğunu söyleyince Steve'le kesin olarak anlaştık.

    -Yani Steve Anderson artık geçici bir üye değil?

    -Hayır, artık grubun daimi bir elemanı. O zaten iki yıl boyunca geleceğinin ne olacağını bilmeden bizimle turladı, stüdyoda hep yanımızdaydı. Bunca zaman sonra ona hala geçici üye gibi davranmak büyük haksızlık olurdu.

    -Peki Jeary, Steve Anderson'u beğeniyor mu? Yeni albümdeki performansını nasıl buldu?

    -Jon zaten Steve'i yıllardır tanır. Steve bizim 10 yıllık dostumuz. Ama Jon yeni albümümüzü dinlemedi. Kendisine bir kopya göndermeyi teklif ettiğimizde istemedi.

    -Çok ilginç.

    -Evet çok garip. Müziği tamamen bitirmiş kafasında. Merak ediyorum acaba gidip gizlice alır mı Subsurface'ı? He he

    -He he. Sonuç olarak Anderson'dan memnunsunuz yani?

    -Kesinlikle.

    -Threshold ilginç bir grup çünkü şimdiye kadar üç vokalist ve beş davulcu değiştirdiniz, değil mi?

    -(gülüyor) Bilmem. O kadar çok muydu? (yine gülüyor)

    -Mac'in üçüncü vokalistiniz olduğu düşünülürse, ondan önce de iki vokaliniz daha yok muydu? Mesela Glynn Morgan. Kim ne derse desin ben hala Psychedelicatessen albümünüzü listemin en tepesine koyarım.

    -Evet Psychedelicatessen güzel bir çalışmaydı. Umarım 2001'deki remikslenmiş versiyonunu dinlemişsindir.

    -Aslına bakarsan Hypothetical'dan sonra en son aldığım albümünüzdü Psychedelicatessen. Ordaki vokalle sadece bir albüm yaptığınız için kötü bir albüm sanıp ertelemiştim ve almak istediğimde de sadece Inside Out'taki sürüm vardı.

    -Güzel. Çünkü 1994 versiyonundaki prodüksiyon o albümden çok şey *****ürdü. 2001 sürümü tam istediğimiz gibi oldu. Glynn Morgan gerçekten harika bir vokalisti ve sanıldığının aksine Psychedelicatessen'de vokal yapıp hemen ayrılmadı. Bizimle beraber 1997'ye kadar kaldı ve hatte Extinct Instinct albümünü onu düşünerek yazmıştık.

    -Ciddi misin sen? Yani Damian Wilson o albüme son anda mı vokal oldu?

    -Evet çünkü Glynn daha melodik ve sert bir şeyler yapmak istiyordu. Psychedelicatessen'dan sonra o kadar progressive bir müzik ilgisini çekmiyordu. Bu yüzden gidip Mindfeed'i kurdu. Bilmem dinledin mi ama çok sağlam bir gruptu Mindfeed.

    -Evet iki albümlerini de edindim Glynn'in sesine hayran olduktan sonra. Mindfeed projesi başarısız olunca onun da müziğe ara verdiğini ve şu anda başka bir işte çalıştığını duydum. Bu doğru mu?

    -O Mindfeed albümlerinin ikisi de olağanüstü. Aslında onların prodüksiyonunu ben yapmak istiyordum ama Glynn bu konuda çok yetenekli ve her şeyi kendi yapmak istiyordu. Mindfeed'in başarılı olup kafasında gitmesi gerektiği yere gidebilmesi için beş sene uğraştı Glynn. Ama olmadı.

    -Yalnız birkaç ay önce Glynn'in yeni bir proje üzerinde çalışmaya başladığını duydum ve çok sevindim. Ayrıntıları bilmiyorum ama bir şekilde aramıza dönecek olması çok güzel.

    -Buna ben de sevindim. Beş sene uğraşmasına rağmen Mindfeed'in ismini duyuramamış olması çok kötü.

    -Glynn'in bu kadar komple bir müzisyen olduğunu bilmiyordum. Prodüksiyonu kendisi yapacak kadar yani.

    -Glynn inanılmazdır. Bak sana bir şey anlatacağım. Mindfeed olayından sonra Glynn Amerika'ya gitti ve orada bir şekilde Ozzy tarafından onun evine davet edilmiş. Ozzy yeni albümünün prodüksiyonunu ve besteleri Glynn'le beraber yapmak istediğini söylemiş ve beraber çalışmaya başlamışlar. Tam bu sırada MTV'deki Ozzy showu bilir misin ?

    -Evet bilirim ve nefret ederim!

    -Ben de! Ama bu show programı için teklif alınca proje suya düşmüş ve Glynn'e "bye bye" demiş Ozzy.

    -İnanılır gibi değil.

    -Evet böyle bir durum var. Glynn çok yetenekli ve sonuç olarak bir şekilde aramıza dönecek ve onu gördüğüm zaman soracağım.

    -Neyi? Threshold'a geri gelip gelmeyeceğini mi?

    -(gülüyor) Hayır öyle demek istememiştim. Projesinin ayrıntılarını soracağım demek istemiştim. (hala gülüyor)

    -Böyle bir şey mümkün değil yani? Glynn'in tekrar Threshold'a dönmesi?

    -Hayır mümkün değil; çünkü o daha az progressive özelliği olan bir müzik yapmak istiyor. Ayrıca ben Mac'in en iyi vokalistimiz olduğunu düşünüyorum.

    -Buna katılıyorum. Teknik anlamda Mac en iyisi.

    -Sahnede de en iyisi o.

    -Bunu bilemem. Sizi hiç izlemedim. He he...

    -Seneye izlediğinde görürsün. He he

    -Gerçekten bu sene neden İstanbul'daki festivalde olmadığınızı anlayamadım. Aslında Inside Out'tan Pain of Salvation ve Vanden Plas vardı. Ayrıca Circle II Circle filan da çaldı.

    -Ciddi misin? Hangi festival bu?

    -Rock The Nations festivali. Hatta Pain of Salvation headlinerdı.

    -Müthiş bir haber bu. O festivali duymuştum. Seneye böyle bir teklif gelirse hiç düşünmeden gelip çalmak isteriz. Yunanistan ve Türkiye'ye gelebilmek en büyük hedefimiz.

    -Daha önce nerelerde çaldınız?

    -Liste uzun. İngiltere, Belçika, Danimarka, Hollanda, Amerika, Portekiz, İspanya, İtalya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Almanya, Polonya...

    -Vay be!

    -Evet birçok ülkede çaldık ama Avrupa'nın doğu ve güneydoğusunda çalmak çok ayrı bir keyif. Yani her prog grubu zaten Belçika ve Hollanda'ya gidip çalıyor. Orada düzinelerce kez konser verdik. Ama örneğin Slovakya veya Çek Cumhuriyeti'ne gittiğimiz zaman yaşadığımız zevk ve aldığımız keyif inanılmaz.

    -Aynı şey iki sene önceki Dream Theater ve bu festivaldeki Pain of Salvation konserlerinde bize de oldu.

    -Ne demek istediğini biliyorum. Bu ülkeler bu grupları yıllarca sabırla dinliyorlar ama gruplar çeşitli nedenlerle bir türlü oralara gidip çalamıyor. Sonunda bir yolunu bulup gittiklerinde ise ordaki konser kitlesi yılların getirdiği açlığı giderme olanağı sunuyor. O yüzden zaten Türkiye'de çalmak bizim için çok önemli. Seneye bir teklif alırsak kesin oradayız.

    -Peki hiç ProgPower'da çaldınız mı? Şu anda hayal edebileceğim en güzel şey gibi geliyor bana.

    -İki yıl önce Amerika'daki festivaldeydik. Senin söylediğin gibi dünyanın en güzel şeyi değil aslında ama güzel bir festival. Onca prog grubunun bir araya gelip ardı arkasına sahneye çıkmaları ve bu müziği yaşayan kitlelerle paylaşmaları elbette mükemmel bir şey ama ben ProgPower Europe'ta daha fazla eğleniyorum.

    -Avrupa'daki organizasyon daha prog eksenli oluyor. O yüzden mi?

    -Evet. Amerika'da ne kadar prog grubu varsa o kadar da power grubu getiriliyor. Hatta power bazen daha fazla olabiliyor. Oysa Avrupa organizasyonu daha seçici. Daha fazla prog ağırlıklı gruplar var ve katılım her zaman daha fazla oluyor Avrupa'da.

    -Extinct Instinct'in Glynn Morgan düşünülerek yazıldığını ama son anda vokalleri Damian Wilson'un yaptığını söylemiştin...

    -Evet Damian birden ortaya çıktı ve albümde vokalleri yaptı. Oysa ben o albümü yazarken "Part of the Chaos" gibi şarkıları ve o parçanın sonundaki çığlıkları Glynn'in yırtıcı sesine göre yazmıştım. Damian sonradan aramıza katılınca daha farklı yorumladı şarkıları.

    -Ayreon'dan büyük fanatikleri var Damian'ın ve bunlardan bazıları o albümde Damian'in vokallerinin iyi kullanılmadığını söylüyor. Ben kendi adıma bundan şikayetçi değilim ama bu büyük bir Damian hayranı olmamdan da kaynaklanıyor olabilir.

    -O doğru bir görüş. O şarkıları Damian kendi kişiliği içinde yorumlamıştı çünkü.

    -Peki ilk albümde vokal yapıp ayrılan, sonra arada başka projelere imza atan Damian neden geri geldi gruba?

    -Bu tipik bir Damian davranışı. O asla elindekiyle mutlu olmayı bilmeyen biri. Bir gruptan hemen patlama bekler ve bu gerçekleşmeyince de hemen ayrılır. 1997'de gidecek yeri kalmadığı için bize geri döndü ama albümden hemen sonra ayrıldı.

    -Biraz sert konuşuyorsun Damian hakkında. Pek sevmiyorsun herhalde?

    -Damian Wilson mükemmel bir vokalist. Bunu tartışmıyorum ben. Sadece gruptaki davranışı zamanında beni hayal kırıklığına uğratmıştı. Aynı şeyi geçenlerde Rick Wakeman'a da yaptı. Ordan da ayrıldı. Ayrıca Damian'ın opera sanatçılarınınkine fazlaca yakın bir sesi var, oysa Threshold'un bazı şarkıları daha yönlü vokal melodiler gerektiriyor.

    -Bazı müzisyenlerin özelliğidir bu. Kök salmak istemiyorlar, özgürlüklerine çok düşkünler ama gittikleri her yerde de güzel şeyler üretiyorlar. Damian'ın Ayreon'la yaptığı projeler ve solo albümleri bence çok başarılı.

    -Buna katılıyorum ama biz Threshold'u 15 yıldır sabırla büyüttük. Her zorlukta gruptan ayrılıp sonra geri gelmek bana pek uymuyor.

    -Sonuç olarak Mac grup için en iyi vokalist diyorsun. Zaten arka arkaya dördüncü albümünüz bu.

    -Mac Threshold için en iyisi. Sahnede en etkilisi. Sesi çok yönlü. İnanılmaz aşama kaydedebilen bir adam. Threshold'un soundunu belirleyen kişilerden biri o.

    -Şirketinizden memnun musunuz peki?

    -Evet memnunuz ama sonuç olarak bağımsız bir şirketteyiz. Daha büyük, daha güçlü bir şirkette olmayı kim istemez?

    -Ama Inside Out ne zaman bir grupla röportaj yapmak istesek bunu gerçekleştirmek için elinden gelen her şeyi yapıyor. Arjen Lucassen röportajını da Inside Out sayesinde yapmıştım. Başka bir çok şirkette bu mümkün değil.

    -O konuda haklısın. Inside Out bizi her yere ulaştırabiliyor. Röportaj olanağı sunuyor. Ama daha büyük bir şirketle daha fazla insana ulaşmak söz konusuysa ondan iyileri de var. Maalesef bu metal için söz konusu değil elbette. Büyük şirketlerde olan onca müzisyen bağımsız şirketlerdeki gruplardan daha iyi müzik yaptıkları için daha popüler değiller. Bunun en büyük nedeni, şirket ve maddi güç bence.

    -Peki şirketinizdeki diğer gruplardan çok sevdiğin var mı?

    -En sevdiğim gruplardan biri Ark'tı. Yazık oldu dağılmalarına. O nasıl bir sestir öyle. Jorn Lande. Ama bütün grup inanılmaz. Randy Coven bas gitarda olağanüstü. Son 10 yılın en iyi albümünü bence onlar yaptı. Ayrıca Vanden Plas'ı çok severim. Kevin Moore hastasıyım.

    -Peki Evergrey, Pain of Salvation veya Spock's Beard?

    -Hepsi iyi gruplar. Pain of Salvation dünyanın en orijinal gruplarından biri. 1999 yılında onlarla turlamıştık. Spock's Beard inanılmaz bir grup.

    -Kevin Moore'u sevmene sevindim. O da senin gibi sadece sıradan bir klavyeci değil. Soundtrack albümünü dinledin mi?

    -Hayır o albümü çıktı mı ki?

    -Evet birkaç hafta oldu çıkalı.

    -Hemen alıp dinlemem gerek. Kevin Moore sadece bir klavyeci değil. İnanılmaz yetenekli bir sanatçı. Dream Theater'de yaptıklarını bakıp grubun şu anki haliyle kıyaslayınca fark ortada. Kevin o gruptaki herkesi kontrol eden, şarkıların sınırlarını belirleyen bir roldeydi. Ayrıldıktan sonra yerine gelen klavyeci belki de dünyanın en iyilerinden ama maalesef artık Dream Theater'da onları kontrol altında tutabilecek kimse kalmadı. O yüzden de herkes kendi bildiğini yapıyor ve bazen bazı şeyler kontrolden çıkabiliyor. Kevin'in Chroma Key projesi daha da enteresan. Orada yazdığı müzik ve açıldığı alanlar daha önce hiç kimsenin aklına gelmeyecek şeyler. Bunu başarabilen başka klavyeci tanımıyorum.

    -Kevin Moore dışında kimleri seversin peki?

    -Hiç kimseyi. (gülüyor) Çok iyi bir sürü klavyeci var Kevin Moore kadar özgün ve grubun soundunu domine edebilen klavyeci bilmiyorum ben.

    -Awake albümü hakkında ne düşünüyorsun?

    -Tüm zamanların en iyi albümlerinden biri. Özellikle Kevin'in yazdığı son şarkı çok harika.

    -Kendisiyle hiç tanıştın mı? Şu anda İstanbul'da yaşadığını biliyor muydun peki?

    -Hayır kendisiyle hiç tanışmadım. Dream Theater'la turladık ama o zaman Kevin grupta yoktu. İstanbul'da mı yaşıyor? Çok ilginç.

    -Evet buraya yeni Chroma Key albümünü yazmak için geldi. O yüzden yeni Fates Warning albümünde çalamayacak.

    -NE?! Olamaz. A Pleasant Shade of Gray ve Disconnected albümlerinden sonra Kevin'siz bir Fates albümü... yine de çok heyecanlıyım.

    -Evet Mark Zonder'un son Fates Warning albümü olacak X.

    -Harika bir davulcu.

    -Sizin de bir çok davulcunuz oldu ve artık beşinci davulcunuzda karar kılmış görünüyorsunuz?

    -Evet Johanne James çok yetenekli bir davulcu. Subsurface albümünde, özel versiyon için bize kendi yazdığı bir şarkıyı ["What About Me" -MB] verdi. Zaten solo projesinde Johanne hem davul çalıyor hem de vokal yapıyor. Ama Threshold'da vokalleri Mac yaptı.

    -Neden Johanne'ye yaptırmadınız?

    -(gülüyor) Olmaz. Gitsin solo albümünde vokal yapsın. (gülüyor) Burada vokalleri Mac yapar.

    -Sesi güzel mi peki Johanne'nin?

    -İnanılmaz bir sesi varmış da bizden gizlemiş. Bundan sonra konserlerde sadece davul çalarak kurtulamaz, vokal de yapması lazım. (gülüyor). Sorun şu ki, davulcu mikrofonu kendine yakın tuttuğu zaman maalesef davul sesi de mikrofona karışıyor, bu yüzden Johanne vokal yapmıyor konserlerde.

    -Senin de solo projen var. Uzun zamandır hayata geçiremedin. Şu anda ne durumda?

    -Dört yıldır çalışıyorum. Solo projem daha çok pop-rock bir albüm olacak ve progressive müzikle ilgisi yok. Ben sadece klavye çalıyorum ve back vokal yapıyorum. Vokallerde eşim olacak. Şu anda Threshold turnesinin başlamasına dört hafta var ve bu sürede bu albümü tamamlamayı umuyorum.

    -Dört hafta biraz çabuk olmaz mı?

    -Dört yıldır çalışıyoruz! Sadece son rötuşlar kaldı ve artık olmazsa hiç olmaz. Albümü bağımsız olarak çıkaracağız. Bu tarz bir projenin Inside Out'un ilgisini çekeceğini sanmıyorum.

    -Richard, röportaj için teşekkür ederim. Çok zevkli bir röportaj oldu.

    -Ben de çok keyif aldım. Özellikle yabancı ülkeden dergilerle röportaj yaparken çok panik oluyorum çünkü bazıları maalesef İngilizce'yi çok iyi bilmiyorlar. Sen çok iyi İngilizce konuşuyorsun.

    -Teşekkür ederim. Son bir mesajın var mı?

    -Gelecek sene o festivale gelmeye çalışacağız. Bir teklif alırsak orada görüşmek üzere.

    Not: Bu röportaj Zor dergisinin 4.sayısında yayımlanmıştır. Burada ilgili yazarın ve dergi editörün izniyle yayımlanmaktadır.

    Röportajı yapan : Murat Batmaz
    Yayın tarihi: 05.05.2005
     

Bu Sayfayı Paylaş