Can Dündar

'Forum Meydanı' forumunda Shzofren tarafından 15 Ekim 2004 tarihinde açılan konu

  1. Can Dündar, 1961'de Ankara'da doğdu. AÜ SBF Basın Yayın Yüksek Okulu'nu bitirdi. ODTÜ Siyaset Bilimi ve Kamu Yönetimi Bölümü'nde yüksek lisans yaptı. Aynı bölümde 1996'da doktorasını verdi. 1979-1988 yılları arasında çeşitli gazete ve dergilerde çalıştı. 1988'de TRT'de başlayan televizyonculuğunu "32. Gün" bünyesinde yaptığı program ve belgesellerle sürdürdü. Şu sıralar bağımsız olarak yürüttüğü belgesel çalışmalarının yanı sıra Milliyet gazetesinde ADA adlı köşesinde köşe yazıları yazıyor.

    Dündar'ın Eserleri:

    - Demirkırat: Bir Demokrasinin Doğuşu
    - Sarı Zeybek
    - 12 Mart İhtilalin Pençesinde Demokrasi
    - Gölgedekiler
    - Hayata ve Siyasete Dair
    - Yağmurdan Sonra
    - Ergenekon
    - Yarim Haziran
    - Benim Gençliğim
    - Köy Enstitüleri
    - Nereye?
    - Yaveri Atatürk'ü Anlatıyor, Salih Bozok
    - Uzaklar
    - Yükselen Bir Deniz
    - Savaşta Ne Yaptın Baba? (Savaş Yazıları)
    -Bir Yaşam İksiri: Dr. Nejat F. Eczacıbaşı
    -Mustafa Kemal Aramızda
    -Büyülü Fener
    -Yıldızlar (Popüler Kültür Söyleşileri)
     
  2. Belgesellerindeki seyir zevki ve öğretici yönleriyle ve yazılarındaki akıcılığıyla her zaman takip edecegim bir yazardır...
    Bana göre O'nun yazdıklarını okuyunca herkes bunu ben de yazabilirim diye düşünebilir...Ama bunları kağıda dökebilen hep Can Dündar olur diye düşünüyorum...
    ----------------------------------------------------------------



    ........20 li yaşlara kadar iyilikle kötülüğün ülkesi, kalın
    sınır çizgileriyle ayrılıyor birbirinden. Sıkı
    dostları ve düşmanları oluyor insanın. Onları ölesiye
    seviyor ya da ölesiye nefret ediyor onlardan.

    30 larında yalanı hakikatten ayırt etmeye başlıyor.
    İyi sandıklarının hıyanetiyle tanışıyor, sırtında dost
    işi hançer darbeleriyle; ve en kötü zannettiği
    şefkatle imdadına yetişiveriyor.

    Zaman kanatlanıp da 40 ına yaklaştığında
    insan, iyiyi kötüden ayıran hudut çizgilerini birbirine
    karıştırıyor. İyilere nakşolmuş kötüyü ve kötülerin
    içindeki iyiliği de keşfediyor ademoğlu. Anlıyor ki,
    iyi insan/kötü insan yok; insanın içinde iyilik ve
    kötülük var, kötüyle iyi panzehiri değil birbirinin;
    kankardeşi.
    İyilerle kötüler çekiştirmiyor ipi. İyilik ve
    kötülükten örülmüş ibrişimin kendisi…
    ......
    ......
    Önemli değil kaç kez yenildiğin; önemli olan, kaç
    yenilgiden sonra yeniden doğrulabildiğin...

    NOT: Can Dündar'ın "Nereye" adlı kitabından alınmıştır.
     
  3. bu başlığa niye hiçbir şey yazılmamış,garip geldi bana!ben kendisinin yazılarını çok severek ve ilgiyle takip ederim.topluma bakış açısı ve düşünce tarzı beni hep etkilemiştir.
    geçen gece de okan bayülgenin programında izledim.bir yazısı nedeniyle davet edilmişti.yazısında bilinçsiz türk izleyicisinden bahsediyordu.çok güzel bir yazıydı..ne yazarsa yazsın takip ediceğimden de kuşkum yok..
     
  4. Nereye kitabından oldukça etkilenmiştim..Saygı değer bi yazar...
     
  5. En sevdiğim yazısıdır :)


    Kapı çalar...
    Sabahın erken saatlerinde. Açarsınız. Sütçünüzdür gelen. Sütçünün litreliğinden kabınıza dökülen beyazlıkta sabahın güzelliğine kavuşursunuz. Gözünüzde pırıl pırıl bir sabah kahvaltısı canlanır. İçinizden "Bugün kahvaltıyı bahçede yapalım" diye geçirirsiniz.

    Kapı çalar...
    Gelen postacıdır. Kucağında büyükçe bir paket. Uzattığı kağıda imza atarsınız. Daha önceden ısmarladığınız kitaplara kavuşmanın sevincini yaşarsınız. Zaten tatilde olduğunuzdan bu kitaplara çok ihtiyacınız vardır. "Artık canım sıkılmayacak " deyip keyiflenirsiniz. En çok merak ettiğinizi alıp şezlonga uzanırsınız.

    Kapı çalar...
    Kapıya koşarsınız. Yıllardır görmediğiniz bir dost gelmiştir. Sevinirsiniz. Sohbetleriniz saatler boyu hatta bütün gün sürer. "Yaşamak ne güzel" dersiniz içinizden. Hele böyle dostlar varken.

    Kapı çalar...
    Dürbünden bakarsınız. Kimseyi göremezsiniz. Dönüp yeniden koltuğa gömülürsünüz. Bir daha çalar. Bakarsınız, yine kimse yok. Tam o sırada bir daha çalınca kapıyı açarsınız. Komşunuzun oğlu, elindeki sopayla zile uzanmakta. Meğer tuzları bitmiş. İçeriden tuz getirirken kendi kendinize söylenirsiniz. "Elbette göremem. Keratanın boyu bir metre." Bu küçük hadise neşelendiriverir ortalığı.

    Kapı çalar...
    Düşüp bayılacak kadar şaşırırsınız. Askerdeki oğlunuz haber vermeden izne çıkmıştır. "Oğlum benim" diye hasretle kucaklarken göz yaşlarınızı zaptedemezsiniz. Mutluluğunuz oğlunuzun izni kadar uzar...

    Kapının her çalışında sanki mutluluğa koşmaktasınız. Huzur tüter gözlerinizden. Her sessizlikte kulaklarınız zil sesi arar...

    Ve kapı çalmaz...
    O gün en büyük misafiriniz gelir. Adeta kapıyı kırmıştır. Alıp gider sizi, şaşırırsınız. "Niye haber vermedi?" diye içinizden geçirirken; "Doğduğundan beri zile basmaktayım" der. Bir şeyler söylemek istersiniz o an. Ama o andan sonra diliniz dönmez. Ölüm sessiz sedasız gelivermiştir
     
  6. uzaklar kitabi güzel ve ilginç.
    bir solukta okumustum.
     
  7. Benim (ve bir çok insan) için çok önemli bir günün yıldönümünde konuyla alakalı uzunca bir yazı yazmasını bekliyordum yıllar önce. İhtiyacımız vardı çünkü onun yazacaklarına. O kadar emindim ki yazacağından da ama gazeteyi elime aldığımda alakasız bir konudan bahsettiğini görünce gözlerim doldu ağlayacaktım neredeyse. Mine Kırıkkanat ve ona çok sitem dolu bir mail atmıştım. Gerçi geri dönmediler ama neyse:) Buna rağmen çok severim kendisini, düşüncelerini ve yazılarını.
     
  8. Can Dündar bugün bol pantolon giymiş diye bişey de vardır...

    ortaokulda Sarı Zeybek toplu gösterimi yapmışlardı hepimiz ağlayarak izlemiştik...çok başarılı bi insan...çok samimi ve sıcak...
     
  9. Uzaklar kitabı çok güzeldi.. bir yayınevinden hediye gelmişti nasıl sevinmiştim:) diğer yayınlarını okumadım. ülkemizin yetiştirdiği önemli insanlardan birtanesi de budur...... sarı zeybek i beyinlere kazıyan adamı saygıyla selamlarım......
     
  10. bir aralar köşe yazılarını severek takip ettim ama nedense hiç bir kitabını okumadım bugüne kadar.sarı zeybek hariç.çok iyi ve tatlı bir adam olduğuna hiç şüphe yok.
     
  11. bir sakıncası yoksa,hangi günün yıldönümünden bahsettiğini belirtebilirmisin.sadece merak ettim o kadar.istersen belirtmeyebilirsin yani :roll:
     
  12. mo

    mo

    121
    0
    300
    popüler kültüre karşı yazdıklarıyla popüler olmuş çelişki insanı.
     
  13. Yaklaşık 2 yıl önce aksanat'da bir söyleşisine gitmiştim aşkla ilgili okadar güzel konuşmuştuki ayrıca kendisi tesadüf de olsa benim hayatımı kurtardı ;)
     
  14. Bir sakıncası yok ama bana kalsın yine de...
     
  15. Sözlük ağzıyla yazılmış bu çelişki betimleyen yazının anlamını kesinlikle çözmek mümkün değil. Popüler kültüre karşı elit ve eleştirel yaklaşımları olan bir adamın tutulması pek garip gelmemesi gerekir.
    Köşe yazılarından kendisini takip ediyorum ve çokta beğeniyorum.
    Zaten Milliyet'te bir Çetin Altan bir de Can Dündar'ı okurum. Gerisi fasarya
     
  16. Can Dündar basın kökenli bir insan...Dolayısıyla içinde bulunduğu ve gördükleri açısından yazdıkları normal olduğunun yanısıra sadece yazdıklarının ele alınmaması da gerekir...
    Çünkü Türkiye'deki Can Dündar'ın imzasını attığı bir belgesel tarihi gerçeği var (emek harcayan diğer kişileri de gözardı etmemek gerekir tabii)...Sadece yazdıklarını baz alıp bunu da bir popüleriteyle bağdaştırmak yanlış...
     
  17. Can dündar'ı gerçekten çok severim. arkadaşlara benim gençliğim adlı kitabınıda tavsiye ederim
     
  18. can dündar'ın yıldızlar adlı kitabını okudum en son. asıl alış sebebim şebnem ferhla ilgili 15 sayfa kadar bir bölümün olmasıydı ve iyiki almışım . güzel şebomun güzelliğine güzellik katarak anlatmış :)
     
  19. bu kitabı almanın,okumanın ve hatta beğenmenin can dündar'la ilgisi ne öyleyse :?:
    :roll:
     
  20. yakın da bu sitenin de belgeselini yaparsa şaşımayın! :twisted: :evil:
     

Bu Sayfayı Paylaş