Deizm

'Forum Meydanı' forumunda pitch-dark tarafından 5 Mart 2005 tarihinde açılan konu

  1. DEİZM (http://historicalsense.com/Archive/Fener38_1.htm)

    Deizm sözcük olarak Fransızca’da: “Déisme”, Türkçe’de: “Yaradancılık” veya “Nedentanrıcılık” olarak ifade edilir.

    Kavram olarak Deizm, ilk olarak XVI. yüzyılda İngiltere’de ortaya atıldı. Lâtince’de Tanrı anlamındaki "Deus" sözcüğünden türetilmiş ve özgür düşüncecilerin (kiliseye bağlı olmayanların) Tanrı inancını betimlemek için ortaya konmuştu. Önceleri “Tanrıtanımazlık” (ateizm) karşısında, “Tanrıcılık” ya da “Tanrının varlığına inanmak” anlamında kullanıldı. Daha sonra “Yaratıcı-Tanrı” anlamına gelen "Teizm" sözcüğü benimsenince "Deizm", varlığı akılla bilinebilen ve evrene karışmayan bir Tanrı anlayışı olarak kendine özgü felsefi bir nitelik kazandı.

    Deizmi, Ortaçağ Avrupa’sında Hıristiyan din adamlarının, Kilisenin ve papaların menfaat ve hükümranlıklarını sürdürebilmeleri için ortaya attıkları dışkutsal dogmalara ve “Tanrı adına” diyerek halkın inançlarına, bilim dünyasına ve devlet yönetimlerine yaptıkları müdahale ve baskılara bir karşı tepki olarak oluşan, felsefi bir düşünce ve inanç sistemi olarak ifade etmek olasıdır.

    XVI. yüzyılda Rönesans hareketi hızla Kıta Avrupa’sını etkisi altına almaya başlamıştı. Bu akım giderek aydınlanma hareketine dönüştü ve Kilise erki büyük ölçüde kırıldı. Kilisenin savunduğu Tanrı tasarımı vahye dayalı ve teistik bir tasarımdı. Başka bir deyişle, Kişi-Tanrı tasarımıydı. Aydınlar, Kilise otoritesi kırarlarken, doğrudan Tanrı’yı yadsımak yerine, Tanrı tasarımını değiştirmeyi daha uygun buldular.

    Deizmi savunanların, kişileştirilmiş, yöneticiliği ve deneticiliği kabul edilmiş Tanrı algılayışına karşı, kişilik dışı ve yalnızca ilk neden ya da ilk devindirici olmakla yetinen bir Tanrı anlayışı ortaya koyması, Hıristiyanlığın Tanrı’sına açık bir savaş ilanı olmuştu. Çünkü böyle bir Tanrı’nın evren ve insan ilişkisi yalnızca bir ilk nedene bağlı tutulmuştu, o kadar. (Aristo’nun Tanrı’sı gibi). Buna karşın, vahiy, ilham, elçi (peygamber), kutsal kitap, yazgı (kader), kilise, papaz, ruhun ölümsüzlüğü gibi, kişi, kavram ve kurumların tümü yadsınmıştı. Deist anlayış içersinde, Kilisenin bilimsel çalışmalara “Tanrı” ve “Din” adına karışmaması, bilim adamlarına özgür bir ortam sağladı. Zaten, devindirdikten sonra Tanrı bile evrene karışmıyorsa, ne kişiler ne de kurumların Tanrı adına yaptırımı olamazdı. Ve yine Tanrı, evreni, dünyayı ve insanı yönetmiyorsa tarihte hiçbir şey kutsal olamazdı. Kilise, Tanrı’nın bedeni değil düpedüz insan eseriydi. Kimse onun arkasına sığınıp başkalarını suçlayamazdı. Bunun yanında Batılı bilginler doğa ile ilgili yeni bilgiler elde ettikçe, dinsel inançlara başvurmadan evreni açıklamanın olanaklı olduğunu anladılar. Ayrıca akıl, doğası gereği Tanrı’nın varolduğunu bilir, iyiyi, kötüyü ayırabilirdi. Bu nedenle otonom ve mekanik evren görüşü yandaşları "vahyi" de bir karışma olarak gördüler ve yadsıdılar.

    Deizme göre ;

    * Tanrı, ilk neden olarak evreni yaratmıştır, ancak evreni yaratmakla işini bitirmiştir. Evren artık kendi yasaları ile işlemektedir. Deizm, sadece yaradan ve ilk neden olan Tanrı’nın başka nitelik ve güçleri üzerinde durmaz. Tanrı’nın daha sonra evrene müdahale etmesi akla aykırı olup, tıpkı bir saatçinin, saatini imal edip, saati kurduktan sonra, onunla bir ilişkisinin kalmaması gibi, evrene aşkındır.

    * İnsan için en önemli ödev, evren ve yasalarını akıl yoluyla bilmek ve anlamaktır.

    * Dinlerdeki duygusal ve akla aykırı Tanrı kanıtlamaları gereksizdir.

    * Akıl, vahiyle uyum içindedir. Ya da vahiy akla uygun olmalıdır. Dinin kutsal kitabı, aklın ışığında analiz edilmeli ve mistik öğelere ve mucizelere yer verilmemelidir. Buradan da anlaşılacağı gibi, söz konusu anlayış, peygamberlere ve dinlere gerek olmadığı ve bir tür ‘’doğal din’’ [3] düşüncesini benimseyip savunmaktadır. Cherburi (1581-1648 ), J. Locke, J.J. Rousseau, Voltaire tarafından temsil edilen ve savunulan bu Tanrı anlayışı, hoşgörü ve laisizmin gelişmesinde etkili olmuştur.

    * Deizm anlayışındaki Tanrı, Vahiy, Kutsal Kitaplar ve Peygamberler göndermeyen bir Tanrı olup, bu anlayış Vahyi, Kutsal Kitapları ve Peygamberleri kabul etmez.

    Deizmin güçlü yanı da, zayıf yanı da katı bir akılcılığa dayanmasından ileri gelir. Aklî yaklaşımın dinî konularda yetersizliği ortaya çıktıkça, deizm, çözmekte güçlük çektiği birtakım sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Şüphesiz, deizmin en zayıf yanı, dini hayatın içerik ve fonksiyonuna ters düşen bazı anlayışlara içinde yer vermiş olmasındadır. Ötelerin ötesinde olan ya da başkalarının şaka yolu ile kullandığı bir deyimle “emekliye ayrılmış” bir Tanrı anlayışı, dini duygu ve düşünceyi tatmin etmez. İnanç olgusunda, dayanma, bağlanma, teslim olma, dua ve tövbe etme merkezî bir yer işgal eder. “İnsan, bırakınız kendisiyle, topyekûn âlemle dahi ilgilenmeyen bir Tanrı’ya nasıl ve niçin dua etsin, ibadet etsin? Böyle bir Tanrı’ya inanmak ne işe yarar?” sorusuna yanıt bulma sorumluluğu inanç sahibine aittir. Buna ilişkin olarak J.B. Broussuet, “... Hıristiyanlar Deistleri daima temelde basit Ateistler olarak görmüşlerdir ve Deizm, kılık değiştirmiş Ateizmdir.” demektedir.

    Deizmi, Tanrı’yı yalnızca ilk neden olarak benimseyen ve onun başlıca nitelik ve güçleri üzerinde fikir yürütmeyen, ya da kesin tanımlamalarda bulunmayan, Tanrı kavramını kişileştirmeyen, öncelikle akıl yöntemini rehber edinen dinsel öğretilerin genel adı” şeklinde özetleyebiliriz. Deizm hiç kuşkusuz bir Tanrı inancıdır, ancak o Tanrı’nın belli hiçbir dini yoktur. Ünlü bir deyişle, “Deistlerce Tanrı evrenin dışına sürülmüştür”.


    Düşüncelerinizi bekliyorum.Genelde deist insanlar gitgide ateizm'i benimserler.Her nekadar kesiştikleri noktalar varsa da,fikrimce cok ayrı sistemler..
     
  2. Deistler, daha çok tırsık ateistlerden oluşur. Laik ülkeler de dinlerin akıl ermez vahşiliği, gerici sistemi; 21.yy'lın evrenselliğiyle uyuşmadığı zaman ortada kalan insanlardır. Çocujkluğundan beri Tanrı korkusuyla büyümüş, yetişmiş insanlar bu korkuyu atamaz. Ama dinlerlede olmayınca "deizm" çok uygun gözüküyor. Hem cezalandırılma korkusunu "ben tanrıya inanıyorum" diyerek hafifletiyorlar, hemde Dinlerin dogmatik dayatmalarından sıyrılmış oluyor.
    ...
    Şahsen bir ateist olarak, deistlerle hiç bir alıp veremediğim olmaz. Bir inançları var ve o inançlarıda dogmatik verili biçimlerden çok kendileri üretiyorlar. Kendi ürettikleri inanç biçimleriyle "bireysel bir din" yaşıyorlar.
    ...
    Ama bilincin asıl özgürlüğü insanın doğaya karşı -aynı zamanda kendi beyninin kendisne oynadığı doğanın oyununa karşı, duruşunda mevcuttur. Ateist insan kendisinden (yani tikel ve tümel insani varoluşundan) daha üstün bir gücün varlığını yadsır. Doğacılar vardır ki onlar doğa karşısında insanı daha aşağılara koyarlar (benim babamın düşüncesidir). Ancak doğa ya karşı kul olmaktan başika birşey değildir. Metafizik tanrının yerine materyal doğayı geçirmek ve onun kudretini kişileştirmek. Kısacası aynı kapıya çıkar.
    ...
    İnsan imgelemi ilginçtir. Metafizik her olguya nesnel bir imge koyar aslında. Bu da insanın bal gibi nesnel olduğunu ancak nesnelliğin içinden ona karşı öznel bir tutum alabileceğinin bilincine varması sonucuna çıkar. Her insan ateist doğar, sonrada "inanç" verili bi şekilde empoze edilir. Olay budur.
     
  3. Bence en mantıklısı deizm. Eğer yaratan bir "x" varsa ve kanıtlanamıyorsa ne kimsenin dogmatik bir şekilde sadece "rivayetler ve efsanelerden" oluşan "Din" dediğimiz dogmalara uyma gibi bir zorunluluğu yokur. Ben "hadi kanıtlayın bana meryemin gerçekten bakire olduğunu" ya da "kanıtlayın gerçekten Muhammede vahiy geldiğini" desem kaç kişi, farklı basımında bile çarpıtılan kitaplardan başka bir şey gösterebilir ki bana?
    ---
    kaldı ki gerçekten "inmiş" 4 kitap olduğunu ve bunun kanıtlandığını var sayalım bu "inmiş" kitaplardan insanlığa ne? Tama belki "ahlaklı toplum" yaratmak için bu şekilde bir yola gidildi ama neden bu hiçbir zaman kalkışılamayan "evrensel ahlak yasası" tarzında bir şey olmadı da insanların inançlarını kısıtlayan, hatta sonrasında ülke yönetimlerinde otorite sahibi olmaya kadar gidilmiş bir sisteme döndü ki? Herkesin insancı kendineyken anayasaya nasıl ve hangi hakla "devletin dini islamdır" diye bir madde eklenebildi ki? Eğer bir yaratan varsa, ki var bence çünkü ateistlikte de açıklanamayan ve bir bacağı çukurda kalan bazı olgular yok değil, mesela her şeyin yapı taşı atomsa ilk atom nereden geldi?, bu yaratanı nasıl "tanrı, allah, god, geist..vs" şeklinde isimler altında genelleyip maddeleştirebiliyoruz ki?
    ---
    ayrıca benim inanç yöntemimden kime ne? ben namaz kılınca, ortalıkta hayvanlara işkence çekerek onları öldürüp bilinçsizce etini israf edince, 3 tane anlamını bilmediğim arapça duayı okuyunca, tonla para döküp bi yerde ölme tehlikesi pahasına 3 kere dönünce mi sevap işlemiş oluyorum? Hem kim bana bu işlediğim "sevap"ların geri dönüşümü olduğunu kanıtlayabilir? Cennet, Cehennem, Ahiret, Ruh bunların hepsi aslında insanların kendilerini bir şekilde avutması değil midir? Ölümden sonra ne olacağı bilinmediği için insanların bir yerde korkularını barstırmak ve yine "ahlaklı toplum" kavramını korumak için ortaya konulmuş şeyler olmadığı ve gerçekten varolduklarını kim bana belgeleyebilir?
    ---
    neyse sonuç olarak deizmde mantıklı bulduğum şey herkesin kendi inancının olmasına saygı duymasıdır. Eğer bir yaratan varsa ben ona ister "Allah" ister "Penelope" diyebilmeliyim ve buna da kimse karışamamalı. ibadetimi de istediğim gibi gerçekleştiririm kimse de buna karışamaz. Dünyanın bir an önce "din propagandasından" çıkıp dini yönetimde ve görüşlerde bir etken olarak görmekten vaz geçip deizme yönelmesini şiddetle istemekteyim.
     
  4. Sanıyorum kişi bir fikre kendi aklıyla ulaştıysa bunu din olarak adlandıramayız.Ben de ateistim fakat senin bu bakışın bana biraz önyargılı gibi geldi.İlkel,dogmatik inanca hiç taviz vermeyen,deizme kendi aklıyla ulaşmış insanlar da tanıdım.Buna genelde evreni bir kavrayış biçimi diyebilirim.
    Bir insan tanrıya ihtiyaç duyduğu için,duygusal nedenlerle deistse tabi ki dediğin geçerlidir.Söylemek istediğim sadece hepsinin böyle olmadığı.
     
  5. insanın inanma gereksinimi daha çok çevreye bağlı gibi geliyor bana tamam inanma duygusunu kabul ediyorum ama insanlar ( çoğu ) bu duyguyu ailesi, akrabaları gib etmenlerle kazanıyorlar.yani hiç bir bebek ben inanmalıyım demez daha çok gözünü açtığından beri etrafını objektif bir gözle incelemeye olayları anlamaya çalışır!sanırım bundan biraz koptuk.deizmde hiç deilse metafizik gibi bir imgeyle uğraşmıyorlar.ama sonuçta tanrıyı benimsiyorlar sadece insanların kurmacaları yerine kendi saf tanrılarını koyuyorlar.ben şahsen ateistim ama madem bir tanrıya inanma ihtiyacı var;tanrı inancı böyle olmalı bence.
     
  6. İşin köküne bakınca, '' tanrı'' kavramı bilinçli bir yaratıcıya verilen isimdir. Eğer tanrı bilinçliyse ve evreni de yarattıysa bu onun güçlü olması ve bir son hazırlayabilmesi sonucunu doğurur ki bunun sonu da dindir zaten.
    Ki eğer bilinçsizse, o zaman tanrı dediğimiz belli birikmeler (fiziksel) sonucu evrenin oluşmasının başlangıcını yapmış etkiden ibarettir. Bu da onu fizikle tanımlamamız gerektiği sonucunu doğurur.
    O yüzden bu sıralar kafam rahat. Tanrı falan yoktur yani. :)
     
  7. Eğer sadece yaratıp, sonra da köşesine çekildiyse, bu tembel bir tanrı var ve bizle dalga geçiyor demektir. Bunu da zaten kabul edemeyiz.
     
  8. Tanrının bir son hazırlayabilecek olması onun bu sonu hazırlayacağı sonucunu nasıl doğuruyor?Tanrı yapabileceği şeyleri yapmayabilir.Buradan bence din sonu çıkmıyor.
    İkinci paragrafındaki kavrayış deizm açısından daha isabetli.Benim evreni kavrayıştan kastettiğim de senin "fizik" kavramına yakın.
    Pragmatik olarak deizm ve ateizm uzlaşı içindedir.İkisi de dünyayı usla kavramayı tavsiye eder.Açıkçası bunun ötesini pek de önemsemiyorum.Ben meseleye budistler gibi bakarım;
    "Vücuduna bir ok saplandıysa mantıklı olan o okun nereden geldiğini araştırmak değil,o oku çıkarıp tedavi olmaktır"
    Tanrının var olması veya olmaması bizim somut hayatımızı ne kadar etkiler,bence hiç.
    Ayrıca Pitch-Dark'a başlık için teşekkürler.
     
  9. Deus eski yunan dilinde tanrı demek olduğuna,-ism de -cılık ekine denk geldiğine göre deizmi de kısaca "tanrıcılık" olarak çevirmek daha mantıklıdır.Yaratmak veya neden kavramlarının kelime kökeninde yeri yok ki!(Türkçeye çevirmek ne kadar gerekli o da ayrı tartışma konusu)
     
  10. Bahsettiğin konuyu da son bölümde yazmıştım. Eğer böyle bir son hazırlama gücü varsa ve köşesine çekilip bak şu insanlara neler yapıolar deyip izliyorsa ve hiç bir müdahalede bulunmuyorsa ( deizme göre böledir) o zaman zaten bizle dalga geçiyor olmaz mı? Yani elinde herşeyi düzeltebilecek bir güç varken bunu kullanmayıp, emekliliğinin tadını çıkartıyorsa :).
    Ben eskiden ateizm ile deistlik arasındaydım sürekli olarak ama şu son dönemlerde kafamda çözdüm ve artık bir ateistim.
     
  11. Neden "Tanrı"yı insanlaştırıyorsunuz ki? Eğer bir "Tanrı" varsa bu varlığın insan normlarında olmadığı kesindir. Kainatı geçelim tek bir galaksiyi bile hiçten varedebilmek ya da varolmasını tetiklemek zaten insan algısının dışında bir güç gerektirirken, bu güce sahip olduğu varsayılan bir "tanrı"yı nasıl olur da insan gibi hayal edersiniz? Eğer bir tanrı varsa bu tanrı insanlar gibi emekli olmayacaktır. Ya da insanlara gibi "sevgi", "üzüntü" "umursamazlık", "kızgınlık" hissetmeyecektir. Onun normalrı bizim algımızın düşünce yapımızın çok dışında olacaktır. Yani eğer "yaratıp sonra terkettiyse nası bi tanrı ki bu?" sorusunu soruyorsanız bu soru yanlış bir soru olacaktır. Çünkü öyle bir varlık "terketme" olarak tanımladığınız, insan davranışlarını üzerinden tanımlanmış, insanı referans alan bir davranışta bulunmaz, bulunamaz. Kainatı yaratan bir "varlık" nasıl düşünür nasıl davranır hangi insan anlayabilir ki? Ya bu varlık zaten insanları bilinçli olarak yaratır, ya da farkında bile olmaz diye düşünüyorum. Eğer bilinçli bir yaratma ise de ilgilenmeme/umursamama sebepleri hiç te bizim için kolay anlaşılacak şeyler olmayacaktır. Ya da belki bizim nefes alırken havayı hareket ettirmemiz gibi o da sadece varolmasıyla bize sebebiyet verdi - yani kainata. Ama biz nası günlük hayatta nefes alıp verdiğimizin bile farkında değilsek (kaçınız bugün bilerek ve isteyerek nefes alıp verdi?) o da bizim farkımızda değil.

    Var mı yok mu bilemem, ama varsa eğer, insan gibi düşünmediği, insan gibi davranmadığı kesin. İnsan olduğunu düşündüğümüz bazı "yartıklar" bile insan normlarını aşarken (bakınız otsitikler, şizofrenler, katatonik şizofrenler vs... - bunlar çok ilginç "insan"lar) bence daha geniş düşünmeli ve insan sınırlarının ötesinde bakabilmeliyiz.

    Nacizane fikrim.
     
  12. Sorun da burada zaten insan üstü olması veya olmaması değil, maddesel özellikleri olup olmaması. Bilincin varolması için bilinçli varlığın maddesel olması gerekir. Sebep: bilinci ve düşünmeyi oluşturan maddesel etkilerdir, elektrik akımları, elektromanyetik dalgalar, vs... Eğer Tanrı madde ötesi ise bunu kabul edemeyiz, eğer maddeden oluşuyorsa o zaman ondan da öte bir durum var. O da madde. Tanrı nedir yerine madde nedir nasıl olmuştur diye sormak daha faydalıdır. Tanrı maddeyse eğer o zaman onu yok edecek güce sahibiz de demektir.
     
  13. peki.... al sana bilimkurgu: :) bütün varoluş - yani tüm kainat "tanrı"yı oluşturur. Yani "tanrı" bildiğimiz bilmediğimiz evrendeki bütün herşeyin toplamıdır. İlle de mantıklı olması ya da anlamak gerekmiyor, hatta mantıksız ve anlaşılmaz olması daha "normal" değil mi? - tanrıdan bahsediyoruz sonuçta. E bu durumda tanrı maddedir, ve evet yok edilebilir ama onu yok etmek için her şeyi yok etmen lazım. her şey derken gerçekten herşeyden bahsettiğim anlaşılmıştır herhalde?

    Şimdi böyle bir teorinin arkasından kim kalkılp tanrının bizi terkettiğini söyleyebilir ki? Bu biraz benim vücudumdaki atomlardan birini terk etmeme benziyor.

    Ama bilimkurgu bir yana, söylediklerim hala geçerli: İnsan sınırlarında düşünüyorsun. "madde" insan algısının sınırları içinde. Bizim algı sınırlarımızın dışında kalanları -doğal olarak- biz algılayamıyoruz (her ne kadar astral seyahat vs. gibi birtakım soru işaretleri olsa da) Ama "enerji" dediğinde - madde=enerji - belki bizim algımızı çok aşan enerjiler var, henüz farkına varmadığımız ve tespit edecek, ölçecek, inceleyecek teknoloji seviyesine ulaşmadığımız? 5000 yıl önce nükleer enerji hakkında ne biliniyordu mesela? Belki tanrı sadece enerjidir? Ve enerji de madde de yok edilemez ancak birbirlerine dönüştürülebilir, yani aslında varolan hiç bir şey yok edilemez.

    çok yazdım, neyse...
     
  14. Buna bende baya kafa yormuştum.Henüz bu tarz soru işaretleri yaşayanlar için uygun ve sık rastlanır bir orta yol fakat korkudan,az bilgiden,emin olamamadan kaynaklandığını düşünüyorum.
    Akılcılığın ön planda işlediği bu inanç sisteminde ,nasıl oluyor da evreni yaratma yetisine sahip olarak gördükleri tanrı,yaratma süreci bittikten sonra işlevini yitiriyor?Bunun mantıklı açıklaması ne şekildedir?Tanrı aptal mıdır?Aptalsa neden tanrıdır?Ya da kişiye yararı dokunmadığı düşünülen bu tanrının varlığına inanılsa nolur ,inanılmasa nolur?Olaya objektif yaklaşmaya çalışıyorum ve kendi inanç düzeyimi belirtmiyorum.Suan güzel bir bilgi-fikir alışverişi var topicte.Bölye devam etmesi dileğiyle..
     
  15. Infinity, diyorsun ki Tanrı bizim algı sınırlarımızın ötesinde. Madde bizim algı sınırlarımızın içinde.
    Şöyle bir olay var zaten. Algının oluşması için maddenin mutlaka olması gerekli ve bunun yanında ışık hızı ile sınırlı kalması gerekli. Neden mi? Çünkü algı maddeler arası elekrik, elektro manyaetik dalga, vs... İle oluşan bir olgu. Bu yüzden algının olması için maddenin olması gerekli, yani bilincin olması için de maddenin olması gerekir. Ve bu algı ışık hızı ile sınırlıdır. Neden mi? ışık hızını aşan madde enerjileşir. Eğer algıya ve bilince sahip bir yaratıkta ışık hızına çıkar ve enerjileşir. Bu onun algısının yok olmasına sebep olur. Bu hıza çıkan bırak çıkmayı yaklaşan bir yaratık, algısını yitirmeye ve enerjileşmeye başlar.
    Şimdi eğer tanrı bizim algı düzeyimizin ötesindeyse o zaman yoktur sonucu çıkar neden mi? Algı, maddenin ışık hızına çıkıncaya kadar ki hızı arasında var olan bir olgudur. Bundan hızlısında algı yokolur. (burada yavaş olanlar ışık hızında ki fotonları algılayabilir, ya da varlığını kanıtlayabilir bunu demek istemiyorum, bizler eğer ışık hızına çıkarsak algımız yok olur diyorum). Ve evrende bir kavramın içinde algıyı ve bilinci bulundurması gerekiyorsa, içinde mutlaka maddesel özelliklerin bulunması gerekiyor sonucu doğuyor. Sebep: algının maddesel ilişkiler sonucu olması. Bu da algılayabilen ve blinçli olan bir varlığın maddesel olması sonucunu doğurur.
    ''Yani "tanrı" bildiğimiz bilmediğimiz evrendeki bütün herşeyin toplamıdır. İlle de mantıklı olması ya da anlamak gerekmiyor, hatta mantıksız ve anlaşılmaz olması daha "normal" değil mi? - tanrıdan bahsediyoruz sonuçta'' demişsin. İşte sorun da burada. Senin bu tanrı anlayışın biraz müslümanlıkla uzak ama dünyada var olan bir kavrayış. Burada da toplam olarak ifade edilen tanrının bizler birer parçası oluyoruz.
    Peki bu durumda Tanrı denilen kavram bizleri cezalandıran veya ödüllendiren bir tanrı olmaktan çıkıp bizlerle var olan bir kavram oluyor. Biz ve evren olmasaydı o da olmazdı sonucu çıkıyor. Ama dinlerde tanrı ezelden ebediyete var olan bir kavram olarak açıklanıyor. Evreni de dünyayı da bizleri de yarattığı söyleniyor (hatta kendi söylüyor). Burada senin düşüncenle dinler arasında bir çelişki doğuyor. Ve varlığını bize bizim varlığımızı da ona borçlu olduğumuz bir kavram benim için çok da kutsal ve yaratıcı olarak da görülmüyor.
    Dinleri bu yüzden baştan reddediyorum. Tanrı kavramını ise felsefi ve bilimsel olarak tartışıyoruz.
    Ama bilimsel olarak tanrının da varlığı çok ama çok şüpheli bir durum alıyor..
     
  16. Tanrı bilinçliyse maddenin ışık hızı ile sınırlı alanları içinde olmalıdır. eğer bunun ötesindeyse ''yok'' olmalıdır (olmamalıdır). Eğer evrenin toplamıysa bizler de tanrının bir parçasıyız. Tanrı varlığını bize biz varlığımızı ona borçluyuz. Ve öyleyse tanrı ezelden ebediyete olan ve yaratıcı tanrı olmaktan çıkmakta (evrendeki bilinçli kavramlaran dolayı bilinçli olabilir). Ama yaratıcı olmayan ve kendi varlığını bile bizim varlığımızla sağlayan tanrı kutsal ve tapınılacak değildir. Bu olgular içinde bize karışmamalıdır, biz de onun varlığını kabul etsek de etmesek de bizi onun varlığından bağlayan hiçbir durum yoktur....
     
  17. Konumuz DEİZM olduğuna göre zaten dinlerle ya da sizi ben yarattım diyen ve bunun karşılığını bekleyen ya da ceza ve ödül sistemleri kurmuş olan bi tanrıdan bahsetmiyoruz...

    İşte tam olarak bu noktada seninle bir "anlaşamama" durumu sözkonusu. :) Ben diyorum ki "insan sınırlarında düşünüyorsunuz". Yani senin bu söylediğin "mutlak gerçekler" biz "insanlar" için bilinen gerçekler. Ama evrende daha bilmediğimiz o kadarçok şey varken tanrı gibi bir kavramı bildiğimiz azıcık şeyle anlatmak, ya da sınırlara sokmak pek mümkün değil. Bizim bilgi düzeyimizin, teknoloji düzeyimizin, algı düzeyimizin üzerinde bir yerde, bildiğimiz sınırlamalardan muaf, kendi kuralları olan bir gerçeklikte böyle bir varlık olabilir belki de. Bu noktada ne yer ne içer nası yaşar gibi sorular anlamsız olur çünkü bu sorular insanlar için anlamlıdır. Tanrı insan değildir, - eğer varsa- insan özelliklerini taşımaz, taşıyamaz. Omnipotent, omniscient (Her şeyden güçlü, her şeyi gören, bilen) bir bilinç ise zaten bunu hayal etmek bile imkansız. Ama kainatla ilgili o kadar "bilinmez" varken kısıtlı bilgimizi "tanrı" hakkında yorumlar yaparken kullanacaksak bile bunları "olasılık" olarak ele almak gerekir diye düşünüyorum. Eğer varsa bile bunu bizim kendi kendimize anlamamız yada "tanrı şöyledir böyledir" dememiz imkansız. Söylenenler tahminden öteye gidemez.

    "Saçma bir konu tartışıyoruz, vakit kaybı" demiyorum elbette. Öyle desem hiç yazmazdım en başta. Demek istediğim bizim bildiklerimiz -ki "henüz" çok az şey biliyoruz- tanrı hakkında kesin şeyler söylemek için yeterli değil. Ama bu susmamız ve hiç bir şey demememiz gerektiği anlamına gelmiyor. İnsanız, düşünüyoruz, e elbette bunu da düşüncez, bu konuda da düşünceleri paylaşıcaz vs. vs.

    Tekrar hatırlatırım, dinlerle tabii ki çelişiyorum, DEİZM başlığı altında, fazlasıyla objektif bir bakış açısı yakalamaya çalıştığımdandır. :)

    Tanrı'yla ilgili çok muhteşem teoriler üretilebilir -çoğu bilimkurgu gibi görünecektir. Ama bu kadar düzenli işleyen bir kainat (bir matematikçi olarak yaşadığımız evrendeki düzenin ne kadar inanılmaz ve detaylı olduğunu az çok biliyorum) hiç yoktan varolmamıştır heralde? Peki nası varoldu? Zamanın başlangıcı nedir? vs gibi çok ilginç ve eğlenceli tartışma konuları var. Tanrı konusu da bence eğlenceli bir konu. Bi takım insanlar bu yüzden adam öldürürler, onlara da "allahından bulsun" derim. Ama bence güzel düşünülesi eğlenceli bi konudur. - Adam gibi konuşulursa. Şimdilik bu topicten keyif almaktayım. Fikirleriniz beklerim vs. vs. vs Hepinize güzel günler dilerim efenim.

    hop!
     
  18. + Bilimkurguya biraz daha devam:
    Enerji ve madde hakkındaki bilgimizin de ne kadar kısıtlı olduğu ortada. Daha füzyon enerjisini adamakıllı kullanamayan bir teknoloji saf enerjiden oluşmuş bir bilinç hakkında ne söyleyebilir? hiç bir şey. Belki de vardır böyle bir şey. Sonuçta ruh denene şey -eğer varsa- bir "çeşit" enerji olamaz mı? Tanrı da büyük bir ruhtur belki? Ve ne kadar büyüksen o kadar enerjin var (ne kadar enerjin varsa o kadar büyüksün) ve o kadar güçlüsün. Tanrı tüm kainatın enerjisinin toplamıysa, evet biz onun parçası oluruz ve o olmadan biz varolamayız, ama biz olmasak ta tüm bir kainat var onun enerjisi tanrıyı oluşturmaya yeter heralde?
     
  19. O zaman "Tanrı" biziz öyle mi?Ya da "Tanrı" içimizde mi?Kainatla birlikte "Tanrı" 'da yok olacak öyle mi?Söylediklerin sanki buna çıkıyor..
     
  20. Neden olmasın? İnsan daha kendi potansiyelinin ne kadarını kullanabiliyor ki? Belki ruh denen şey -varsa tabi- aslında o kadar güçlü ki tüm insanların ruhları birleşip bir "maddesel evren" yarattlar ve orada vücut bulup yaşıyolar- yani tanrı bu ruhların birleşimi oluyor. Ölünce ruh yeniden çıkıyor ve yaşadıklarını hatırlıyor. Ama yeniden dünyaya inince yine unutup yeni baştan başlıyor. Al sana reenkarnasyon açıklaması :) Aslında bizim evrenimiz "ruh" için bir "tatil yeri"? yada neyse artık. Robin Williams'ın oynadığı "What Dreams may Come"ı izleyen var mı? Bence konuya güzel bir yaklaşım. Ayrıca çok ta güzel bir filmdir bence herkes izlemeli. Ordaki cehennem tanımına hastayım mesela. E tabi cennete de.

    O zaman da peki ruh nerde "varoluyor" orası neresi falan gibi bambaşka konulara giriyoruz. Ama tanrı konusundan çok farklı değil bence.
     

Bu Sayfayı Paylaş