Ahmet Telli

'Forum Meydanı' forumunda RoCKooN tarafından 24 Mart 2005 tarihinde açılan konu

  1. Ne zaman okusam içimde bir şeylerin kıpırdanmasına yol açan insan...Özellikle "Soluk Soluğa" adlı şiiri insana "ne işin var burada,başka bir hayatın mı olacak,çık...git hadi" benzeri hisler yaşatan,okuduğum tüm şiirler içinde ayrı bir yere sahip bir başyapıt..

    Kafasının içinde ne tilkiler dolaştığını merak ettiğim ender insanlardan..


    SOLUK SOLUGA -1

    Hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    Ama atıldı yine de serüvenlere
    Vakti olmadı acıların hesabını tutmaya
    Durup beklemeye, geri dönmelere vakti olmadı.

    Yangınlarla geçti ömrü ve hep yalnızdı
    - ki onlar daima birer yalnızdılar

    Nerde doğmuştu ve ne zaman kopup
    Gitmişti o kentten anımsamıyor artık
    Hangi sokaktaydı ilk sevgili ve hala
    Sürüp gider mi ilk öpüşmenin esrikliği
    Gizlice buluşmaya gelen ve ölürcesine
    Korkular geçiren o kız nerededir şimdi
    Sensiz olursam yaşayamam diyen
    O liseli kız hangi kentte kaldı
    Ve o sarışın
    O afeti devran bekler mi hala
    Atlas yataklara sererek yaşamanın anlamını

    Üşüten bir acıydı belki her ayrılık
    Her yolculuk yangınların başladığı yereydi
    Ama vakti olmadı hesabını tutmaya
    Aşkların, ayrılıkların ve acıların

    İstese de kalamazdı vakti gelince
    Geyik sesleri yankılanınca yamaçlarda
    Yürek burkulması ve hüzün ve keder
    Aralıksız doldururdu acıların bohçasını
    Dudaklarında öpüşlerin gül esmerliği
    İçinde kıpırdanıp durur ufuk çizgisi
    Ay bile soğuktur o zaman
    Bir buz parçasıdır
    Çaresiz çıkılacaktır o yolculuklara
    Ki bir ömrün karşılığıdır serüvenler

    Biraz da serüvendi yaşamak
    Belki yatkındı büyük yolculuklara
    Ki serüvenler daima büyük aşklar
    Ve büyük yolculuklarla başlar

    Anıları aşkları ve bir kenti
    Bırakıp gidebilirdi apansız
    Apansız başlardı yolculuklar
    Hangi saatinde olursa günün
    Ve hep kar yağardı nedense
    Durmadan kar yağardı yol boyunca
    Ve nasılsa yok olup giderdi hüzün
    Kent görünmez olunca arkada
    Ne bir veda sözcüğü dökülürdü dudaklarından
    Ne de dönüp bakardı geriye bir kez olsun

    Ne zaman yollara düşse biterdi acılar
    Gül yüzlü sular fışkırırdı toprağın karnından
    Kavaklarsa oynak bir çingene kızı
    Her kıpırdanışında açılıverir uzun ince bacakları

    Mekan tutmak ve her akşam aynı ufukta
    Güneşin batışını seyretmek ölümdür biraz
    Ölümdür biraz hep aynı yatakta
    Aynı kadınla sevişerek sabaha varmak
    Kitapları hep aynı raflara sıralamak
    Aynı eşyayı kullanmak eskimektir biraz
    Soluk soluğa yaşamalı insan
    Her sabah yeni bir şeyler görebilmeli
    Ve cehenneme dönse de bir ömür
    Mutlaka bir şeyler değişmeli her/gün

    Ey o büyük yolculukların ürperten heyecanı
    Okyanus dalgalarının sesleriyle dol bu ömre
    Ölüme ve aşka durmadan kement atan
    Serüvenlerle geçsin yaşamak

    Buz tutmuş bir dünya ortasında
    Yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    Önünde dağlar, uçurumlar
    Sarsılan gök, yarılan toprak
    Çelik uğultularla burgaçlanırken
    Yaşamak işte öylesine kucaklardı onu
    Ve her nasılsa keklik sekişli
    Bir aşkın sevinci dolardı yüreğine
    Çıkarıp atardı o zaman deli bir ırmağa
    Ne kalmışsa bir önceki serüvenden

    Soluk soluğa yaşadı kentleri, aşkları
    Bağlanacak kadar kalmadı hiçbirinde
    Pervasız bir acemi, bir çılgın
    Soyu tükenen bir bilgeydi belki de...

    O yalnız kaybetmesini öğrendi ömründe
    Avucundan dökülen kum taneleriydi her şey
    Ne bir serseriydi ne de yılgın bir savaşçı
    Ama kendi kafasıyla düşünen ve hakkında
    Ölüm fermanları çıkartılan biriydi belki
    Sevince deli gibi severdi
    Pervasız severdi sevince
    Dövüşmek ancak ona yakışırdı
    Ona yakışırdı aşklar ve yolculuklar
    Yoktu bağlandığı herhangi bir şey
    Bulutlar gibi çekilip giderdi seslerin arasından

    Ne bilir ömrün değerini bir çılgın
    Yalnızca kendini yaşamayı nereden bilebilir
    Ve başarısız eylemler çağında o
    Kaçabilir mi binlerce kez ölmekten

    Yerleşik yargıları olmadı hiç
    Kurmadı güzel gelecek düşleri
    Nerede bir yangın, nerede tehlike
    O mutlaka oradaydı birdenbire
    Dinsizdi, özgür sayılırdı belki
    Ama bağlanmazdı özgürlüğe de
    Hiçbir yerde yeterinden çok kalmadı
    Beklemedi anılar sarnıcının dolmasını
    Şikayetsiz yaşadı yaşadığı her günü
    Yoktu yüreğinde pişmanlıkların izi

    Ayrıntıların izi kalmamış artık
    Üst üste yaşanmakta ayrılıklar
    Ve bir bulut gibi sıyrılıp gidilmiştir
    Dağların, denizlerin üzerinden

    Geride kalan ne varsa soluktur şimdi
    Titreyen kandiller gibi sönmek üzeredir
    O eski konaklar gibidir anılar
    Gül bahçeleri, sessiz koru ve orman
    Belki sağanak boşanır apansız
    Yüzyıllık bir yağmur başlar
    Ve sinsi bir hastalığa dönmeden alışkanlıklar
    Yok olup gider her şey, belki kül olur

    Hırçın bir okyanustur yürek
    Dar gelir ufuk ve mutluluklar çevreni
    Anılarsa birer çıban izidir
    Yaşanmaz onların ölgün gölgesinde

    Durgun bir su gibi aktı mı yaşamak
    Ve zaman uysal bir kısrak gibi dinginleşti mi
    Anısız kalınmıyor artık ne yapılsa
    Kuşatıyor yolları, aşkı ve ömrü
    Bekleyişleri kemiren çakal sesleri
    Oysa bütün köprüler yakılmalı ayrılık vakti
    Ve herhangi bir şeyle eşit olmaksızın
    Yollara düşülmeli habersiz ve sessiz
    Çürük bir diş gibi kanırtıp kentleri
    Dünyanın ağzını kanlar içinde bırakmalı

    Bir ömrün olgunlaştıramayacağı
    acemilikler toplamı ve bir çılgın
    boyun eğmedi kendine bile
    seçme zorunda kalmadı yaşamayı

    nasıl bağlanmadıysa yere ve zamana
    bağlanmadı kendine de ömür boyu
    dağlara tırmana atlar gibi
    soluk soluğa yaşamak istedi dünyayı
    bir şahin gibi bulutlara kurdu
    dumanlı sevdaların yörük çadırını
    sıradan bir gezgin değildi hiç
    dövüşür gibi yaşadı yolculukları
    belki korkusuz sayılmazdı büsbütün
    korkardı korkulara düşmekten zaman zaman

    ve bütün gemileri yakıp
    yollara düşerdi o hep aynı ıslıkla
    mutlu muydu, hiç düşünmedi böyle şeyleri
    umutlardansa nefret etti daima

    hep yanıldı ve yenilgilere uğradı
    ama atıldı yine de serüvenlere

    pervasız bir acemi
    soyu tükenen bir bilgeydi belki de

    Ama bir şey vardı yine de
    Başarısız ihtilallerden kendine kalan

    AHMET TELLİ
     
  2. gidersem yıkılır bu kent sevdiğim şiirlerindendir.

    bir de garberek ezgileri ile karanlıkta dinlenirse deyme keyfıme
     
  3. Kalbim Katlanma Bu Dünyaya


    Anılar biriktikçe sisleniyor aşklarda
    Yitiriliyor serüven duygusu ki o zaman
    Şeytanımı koluma takıp gitmeliyim
    Yeni bir cehennem kurmaliyim kendime
    Hep kendini yineliyorken sesler kokular
    Gittikçe birbirine benziyorken dünle bugun
    Ölümsüz olmak kadar ürkünç birşey
    Bu dünyaya alışmak duygusu

    Sonsuza kadar sonsuzluga asılı kalmak
    Tanrılara ödül insanoğluna cezaysa
    Kalbim bağışlanmayacak birşey yap
    Katlanma kendine ve bu dünyaya

    Kalbim ödünç say sana ayrılan ne varsa
    Geri vermiştin dinini
    Dilini de unut artık
    Aztektin yahut Kürt, hüznünse Kızılderili
    Geri ver ne kalmışsa sende, umutların dahil
    Hiçlik, o sezdiren keder
    Buydu senin payın
    Duyumsa sülfürün yarışını
    Seni vur ,seni bekleme, seni tarihsiz kıl
    Bir kartala parçalat seni kayalara zincirleyerek
    Kurbanla kurban eden bilinmiyor tarihe bakarsan
    Bir efsaneydi yaşamak, sende bilmiyorsun bunu
    Medyomdu kimya bir senfoninin diliydi belki
    Yeni cehennemler kurmuştuk bilinebilir şeylerden
    Sözünü tut artık, seni tarihsiz kıl
    Ve katlanma bu dünyaya ey kalbim

    AHMET TELLİ
     
  4. Su Çürüdü

    1

    Yetmiş iki gündür bir dolapta kilitliyim. Yalnızca anahtar
    deliğinden hava giriyor ve ölü bir ışık sızıyor içeri. Yalnızlık
    hiç de tanrısal değil, görkemli değil. O yalnızca geçmişle
    gelecek, ölümle yaşam arasında kocaman bir karanlık nokta.
    Geçmişi ve geleceği olmayan, ölümle yaşam arasında irinli bir
    leke yalnızlık denilen. Şimdi ne varsa, anahtar deliğinden sızan
    havayla ışıkta... (Farkına varsalar, kapatırlar mıydı onu da?)
    Bütün belleğimdekileri yokettim. Elektrikli bir aygıyla yaktım,
    jiletle kazıdım. Çığlıkların aralığından uçurdum hepsini, kül
    edip savurdum.

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    2

    Zamanı yiyip bitirdi karanlık. Gece yoktu. Güneş çoktan
    kömürleşmiş ve yeryüzü yapışkan bir karanlıkla örtülmüştü.
    Yabanıl sesler geliyordu derinlerden ve karanlığı ince bir bıçak gibi
    yırtıyordu. Saklayan kırbaç gibi... Acı duvarını aşan bu
    sesler, madeni bir gürültüye dönüyor ve yerkabuğunu
    zorluyordu artık. Sesim yoktu. Karanlığın karnında yitirdim
    sesimi. Kör bir kuyuda unutulan Yusuf'tum belki. Ama
    durmadan soruyorlardı. Tanrılar bilmiyordu sordukları şeyleri,
    peygamberler büsbütün hain çıkmıştı. Ama yine de soruyorlar,
    soruyorlar, soruyorlar...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    3

    Iki şeyi bilmek istiyorum. (Belki aynı şeyi iki kere bilmek
    istiyordum.) Duvarların rengi neydi? Derimin rengi neydi?
    Dokunuyorum duvarlara; parmak uçlarımla, avuçlarımla,
    dilimle dokunuyorum. Duvarların bir rengi olmalı. Ama hiçbir
    duvarcının, hiçbir ressamın bu rengi bildiğini sanmam. Adı
    yoktu bu rengin, kimyası yoktu. Belki renksizliğin rengiydi bu.
    Çürüyen bir bedenin kokusuydu duvarların rengi...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    4

    Bir böcek gibi antenlerimi gezdiriyorum bedenimde. Anahtar
    deliğinden sızan ölü ışıkta ellerime bakıyorum. Ellerim... Sanki
    bir kadının memelerini hiç okşamamış, sicaklığını duymamış.
    Ellerim... Her dizesi çığlık olan şiirleri hiç yaratmamış sanki. Ne
    beyaz tenliyim artık, ne esmer, ne de kara... Cüzzamlının,
    vebalının bir rengi vardır. Irinin bir rengi... Ölünün bile bir
    rengi vardır ama derimin rengi yoktu. Belki çürüyen bir kentin
    rengiydi bu. Çürüyen bir dünyanın...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    5

    Kıllı, ayakları üzerinde duramayan bir yaratıktım artık.
    Soyumun neye benzediğini unuttum. "Insana benziyorlardi"
    diye duymuştum bir vakitler. Demek ki şimdi maymun
    halkasında insanlık...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    6

    Ağzımı anahtar deliğine dayayıp havayı emiyorum. Böcek
    sokması gibi bir yanma duyuyorum boğazımda. Oysa kuru bir
    yaprağı bile dalından düşürecek gibi değil bu esinti. Belki
    çöle dönmüş toprağa tek yağmur damlasının düşüşü yalnızca.
    Çamur gibi bir yağmur damlası... Ama toprak, bu damlayla
    çatlatacak bağrındaki tohumu. Çöl, bütün vahalarını bu
    damlayla yeşertecek... Genzim yanıyor. Ince bir kan şeridi
    sızıyor dudaklarımdan. Kirli, sıcak ve simsiyah...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum.

    7

    Suyum, bir litrelik karton süt kutusu içinde. Yetmiş iki gündür
    sakındığım ve hergün ancak bir kere dudaklarımı
    değdirdiğim... Dilimi bir köpek gibi değdirdiğim. (Dilin suya
    dokunuşu... Bir süngerin denizi yutuşu yani. Bir çölün seraba
    kesilmesi bir an için.) Her gün ancak bir kere değdiriyorum
    dudaklarımı suya. Dilimi kaçırıyorum artık. Sünger, bütün
    vantuzlarını birden uzatmasın diye... Bataklıktaki suyun da bir
    su yanı vardır. Çürüyen bir bedenin bile dayanılabilir
    kokusuna. Kutuda kalan son bir yudum su, bu bile değildi
    artık. Küstü, öldürdü kendini su...
    Su çürüdü...

    Adımdan gayrısını bilmiyorum…

    1982
    Kalbim Unut Bu Siiri


    Ahmet Telli
     
  5. AŞK BİTTİ

    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
    Uzun bir hastalık gibi
    Aralıksız dinlediğim alaturka bir fasıl gibi
    Gökyüzüne bakmayı, dostlara mektup yazmayı
    Çiçekleri sulamayı unutmuşluğum gibi
    Bitti.

    Bir aşk nasıl biterse öyle bitti bu aşk da
    Yürümeyi yeniden öğrenen felçli bir çocuk gibi
    Sokağa çıkmalıyım şimdi ve çoktandır
    İhmal ettiğim dostlara yeni bir adres bırakmalıyım
    Pencereleri açmalı, kitapları düzenlemeliyim
    Belki bir yağmur yağar akşama doğru
    Yarıda bıraktığım şiirleri tamamlarım
    Aşk da bitti diyordu ya bir şair
    Aşk bitti işte tam da öyle

    AHMET TELLİ
     
  6. Gidersen yıkılır bu kent
    Kuşlar da gider......

    Hiç bıkmadan okuduğum bir şiirdir.
     
  7. ahmet telli,şiirleriyle olduğu kadar sanat hakkındaki fikirleriyle de sevdiğim bir şair...iki kere kendisinin söyleşisine katıldım ve çok keyifliydi...ahmet telli deyince aklıma hep çocuksun sen şiiri geliyor...

    ÇOCUKSUN SEN / I
    Dünyanın dışına atılmış bir adımdın sen
    Ömrümüzse karşılıksız sorulardı hepsi bu
    Şu samanyolu hani avuçlarından dökülen
    Kum taneleri var ya onlardan birindeyim
    Yeni bir yolculuğa çıkıyorum kar yağıyor
    Bir aşk tipiye tutuluyor daha ilk dönemeçte
    Çocuksun sen sesindeki tipiye tutulduğum
    Dönüşen ve suya dönüşen sorular soruyorsun
    Sesin bir çağlayan olup dolduruyor uçurumlarımı
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Birisi adres sorsa önce silaha davranıyorum
    Kekemeyim en az kasabalı aşklar kadar mahçup
    Ve üzgün kentler arıyorum ayrılıklar için
    Bir yanlışlığım bu dünyada en az senin kadar
    Ve sen kendi küllerini savuruyorsun dağa taşa
    Bir daha doğmamak için doğmak diyorsun
    Ölümlülerin işi bir de mutlu olanların
    Onların hep bir öyküsü olur ve yaşarlar
    Bırakıp gidemezler alıştıkları ne varsa
    Çocuksun sen her ayrılıkta imlası bozulan
    Susan bir çocuktan daha büyük bir tehdit
    Ne olabilir, sorumun karşılığını bilmiyor kimse
    Kötü bir anlatıcıyım oysa ben ve ne zaman
    Bir kaza olsa adı aşk oluyor artık
    Aşksa dünyanın çoktan unuttuğu bir tansık
    Seni bekliyorum orda, o kirlenen ütopyada
    Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen

    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum.
    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil

    ÇOCUKSUN SEN / II
    Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüm
    Bir çiçeğe tutundum düşerken, ordayım hâlâ
    Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
    Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
    Zaman benim işte, nesneleşiyor tüm anlar
    Dursam ölürüm paramparça olur dünya
    Çocuksun sen sesinin çağlayanına düştüğüm
    Uçurum diyordun bir aşk uçurum özlemidir
    Bırakıyorum öyleyse kendimi sesinin boşluğuna
    Tutunabileceğim tüm umutları görmiyeyim için
    Gözlerimi bağlıyorum geceyi mendil yaparak
    (Gözlerim bir yerlerde daha bağlanmıştı, bunu
    Unutmuyorum unutmuyorum unutmuyorum hiç)
    Bir rüzgâr esse ellerin fesleğen kokuyor
    Kırlangıçlar konuyor alnına akşamüstleri
    Bu yüzden bir kanat sesiyim yamaçlarda
    Üzgün bir erguvan ağacıyla konuşuyorum
    Ayrılığın zorlaştığı yerdeyim ve dalgınlığım
    Bir mülteci hüznüne dönüyor artık bu kentte
    Çocuksun sen alnına kırlangıçlar konan
    Bir bulutun peşine takılıp gittiğimiz yer
    Okyanus diyelim istersen ya da sen söyle
    Batık bir gemiyim orda, seni bekliyorum
    Upuzun bir sessizliğim fırtınalar patlarken
    Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde
    Ve gittikçe acıtıyor yaralarımı tuzlu su
    Çocuksun sen, büyümek yakışmazdı hiç
    Gülüşünün kokusuyla yeşerdi bu elma ağacı
    (Soluğunun elma kokması bundandı belki)
    Bir elma kokusuna tutundum düşerken
    Sallanıp durmaktayım bir saatin sarkacı
    Nasıl gidip geliyor gidip geliyorsa öyle
    Çocuksun sen, çocuğumsun

    AHMET TELLİ
     
  8. ..bu ne mükemmel şiirdir,

    GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİÐİME

    Gün biter, gülüşün kalır bende,
    anılar gibi sürüklenir bulutlar.
    Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
    yarım kalan bir şiir belki de..



    Aykırı anlamlar arayıp durma,
    güz biter, sular köpürür de
    kapanmaz gülüşünün açtığı yara,
    uçurum olur, cellat olur her gece..



    Her gece yeniden bir talan başlar
    acı ses olur, ses deli bir yağmur
    eski bir eylüle gireriz böylece.



    Sığındığım her yer adınla anılır
    ben girerim, sokağı devriyeler basar
    bir de gülüşün eklenir kimliğime...

    Ahmet Telli( 1946 - )
     
  9. "Kalbim unut bu şiiri"...ne çok anlam yüklemiştim bir zaman. şimdi onları sildim, kendi kendine kaldı şiir, ne kadar güzelmiş!!

    RocKoon, gönderdiğin şiirini daha önce okumamıştım Ahmet Telli'nin. Durmadan "çocuksun sen" okuduğumdan mıdır bilmem:)
    ama okurken tüylerim diken diken oldu, teşekkürler gönderdiğin ve kazandırdığın için...
     
  10. "Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
    oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
    sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
    ..belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün"
     
  11. GÜLÜŞÜN EKLENİR KİMLİÐİME

    Gün biter, gülüşün kalır bende,
    Anılar gibi sürüklenir bulutlar.
    Ömrümüz ayrılıklar toplamıdır
    Yarım kalan bir şiir belki de...

    Harika bir şiir...
     
  12. Bu kent öldürüldü diyorlar
    Kurşuna dizildi bir gece yarısı
    Hayaletler geziniyormuş şimdi
    Sokak aralarında ve caddelerde
    Baykuş tüneği olmuş alanlar
    Ve yarasalar uçuşuyormuş...
    Silah ve esrar kaçakçıları
    Altın çağını yaşarlarken
    Artıyormuş bir yandan da
    Kumarhaneler,meyhaneler
    Borsa oyunları hileli iflaslar
    Birbirini kovalayıp dururken
    Nasıl çıkmışsa pek bilinmiyor
    Yaygınmış şimdilerde rus ruleti
    İntiharların sayısı bilinmiyor
    Çoğalıp duruyormuş fahişeler
    Ve artık bunların hiç biri
    Olay bile sayılmıyormuş şimdi
    Bu kent öldürüldü diyorlar
    Bahar gelmez artık buraya
    Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
    Ben inanmıyorum kim ne derse desin
    Sodon ve Gomore efsanelerde kaldı
    Yaşanan bir başka tarih şimdi
    Şöyle bir dokunsak toprağa yalın ayak
    Duyacağiz belki tarihin akışını
    Baharda gecikebilir unutmayalım
    Böyle okuduk tarihin kitaplarından
    Hele vakit gelsin,sevda dal versin
    Uzanacağiz bir sabah çiçekli bir ağaca
    Unutmayalım aşkın sımsıcaklığını
    Suskun bekleyişlerini varoşların
    Kitapları,fabrikaları unutmayalım
    Unutmayalım dağların öyküsünü
    Zincirlerini kırmasını bilir bir kent
    Aovrayı unutmayalım
    Kışlık saray ne kadar dayanabilir
    Hayatı kollamasını bilenlere
    Ölüm suretini gezdiren serseriler
    Sızıp kalacaklar birazdan
    Ve bir tül gibi yırtılırken çevren
    Bu kent yeniden yaşanacaktır
    Bir kent nasıl öldürülür göz göre göre
    Ben inanmıyorum kim ne derse desin.
     
  13. Çocuksun Sen serisi ve Gidersen Yıkılır Bu kent çok iyidir..

    Karda izler bırakıyorum yürüken
    Bulsunlar beni
    Bulup vursunlar
    Şairler ölmelidir zaten
    Bu dünya onlar göre değil

    Çok hoş cümleleri var;
    Gövdem köle tacirlerinin barut yanıkları içinde

    Şiirlerini okuyabildiğim tek şair denilen...
     
  14. ben de kalmasın albümüyle tanıdım kendilerini
    oda bir arkadasın bankamatiğimi çalıp kaçmasıyla bana kalan albümlerdendi..
    iyiki çalmış paracıklarımı:)

    bu sayede tanımıştım ahmet telliyi
    daha sonralari kalmasini dinleye dinleye şiirleri ezberlemiş oldum nerdeyse..

    ..

    yoruldum,yoruldum
    gereklilik kipinde yaşamaktan

    ..
     
  15. Hepsi ayrı bir güzelliktir şiirlerinin, tercih bile yapamıyorum...
     
  16. KARŞILIK

    ömrün bir karşılığı olsun diyor,
    bir değeri,bir üstünlüğü olsun,
    çılgın bir aşkın tarihi,
    yolculukların günlüğü olsun,
    ama kavgalarla geçsin ömür

    deli bir ırmak gibi akmalı ,
    adına yaşamak dediğimiz,
    sarsıntılar kalmalı anılar diye,
    ve ölüm bir gökgürültüsü
    gibi gelmeli gelecekse

    ...

    aşk dediğin hırçın bir deniz
    gibi çarpar yüreğin bordasına
    ve yasak bir kitabı okumanın
    sevincine benzer biraz
    ki onun her sayfasında
    bulunur bir ömrün karşılığı
    AHMET TELLİ
     
  17. "..Kirpiklerime düşüyorsun bir çiy damlası olarak
    Yumuyorum gözlerimi gözkapaklarımın içindesin
    Sonsuz bir uykuya dalıyorum sonra ve sen
    Hiç büyümüyorsun artık iyi ki büyümüyorsun
    Adınla başlıyorum her şiire ve her mısrada
    Esirgeyensin bağışlayansın, biad ediyorum..

    Çocuksun sen ve bu dünya sana göre değil.."

    severim.
     
  18. o aslında bir bölümü şiirin(ayrıca yazdıkları arasından benim en hayran olduğum) tamamı:

    -Belki yine gelirim-

    Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
    Bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
    ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
    yırtılan ve parçalanan birşeyler olmalı mutlaka
    hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler

    Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
    ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

    Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
    bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
    onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
    kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
    "Tükürsem cinayet sayılır" diyordu birisi
    tükürsek cinayet sayılıyor artık
    ama nerde kaldılar, özledim gülüşlerini onların

    Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
    tek yaprak bile kımıldamıyor nedense
    ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
    alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
    kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
    ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
    Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
    okuduğum bütün kitaplar paramparça
    çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
    bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
    bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
    sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler
    bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma

    Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
    ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
    kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
    Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
    biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
    ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
    ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    İçimde zaptedilmez bir kırma isteği
    dizginlerini koparan bir at sanki bu
    soluksoluğa kalıyorum her sonbahar
    ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
    bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
    bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
    ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

    Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
    birgün gelirsek hangi kent güzelleşmez
    şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
    geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
    Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
    sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
    ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

    Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
    bir gök gürlese bari diyorum bir sağnak patlasa
    bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
    oysa ne kadar sakin sokaklar, kent ve bütün yeryüzü
    ipince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
    sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
    Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün
     
  19. AHMET TELLİ

    Ahmet telli her okuduğumda beni başka başka diyarlara götüren biri.Gidersen yıkılır bu kent kuşlarda gider işte bu dizeler beni kendimden geçiriyor.......Kalbim unut bu şiiri adlı şiirini okumayan varsa mutlaka okusun arkadaşlar harika bi şiir.... :lol:
     
  20. bindiğim otobüsün trafik kazasını geçirmesini istiyordum. geri kalan kırk küsür yolcunun ne suçu vardı bilmiyorum ama benimle beraber onlarda gitmeliydi. organlarımdan sorumlu değildim. midemi iki gündür doldurmuyordum. o da zili çalmıyordu zaten. annemle vedalaştım. otobüse bindim. yanımda bücür bir adam oturuyordu. çok sempatik ve tanıdıktı. küçük yastığını kıçının altına koymuş elindeki mini radyosunu parmaklayıp duruyordu. hiç bir kanal onu memnun etmiyordu. derken bu adamın kim olduğunu hatırladım. koskoca ahmet telli gelmiş benim yanıma oturmuştu. o kulağına uygun bir müzik arıyorken ben kendisiyle sohbet başlatmak için uygun bir girizgah konusu arıyordum.

    "-şey... siz şair ahmet telli değil misiniz?"
    "-evet. tanıyorsun galiba."

    nasıl tanımazdım. şiirinden etkilenerek su çürüdü deneyi bile yapmıştım. bir sene boyunca bardağa koyup terkettiğim su çürüyememişti. yaraladığım sinekleri örümcek ağına atıp zavallı sineğin örümcekle yaptığı nafile mücadeleyi zevkle izleme faaliyetimden sonra yaptığım nice irili ufaklı saçmalıktan birisiydi sadece. adam ne güzel anlatmış çürümeyi senin yaptığına bak! 1.ağır depresyon etkinlikleri programının en saçma faaliyetiydi belkide.diğerlerini saysam bıkarsınız.

    "-ankara'da sevdiklerimle kucaklaşacağım"dedi ben sormadan.
    imza günü falan vardı heralde. akabinde bir konferans yakışırdı. yok ama ankara'ya dönüyormuş. orada yaşıyormuş. bir süredir dönememiş. deplasmana dönmüş kendi sahası. derin adamlar bu şairler. ben ancak bir otobüs koltuğu rastlantısıyla yaklaşabilirim onlara. düşündüm de bu adam her şiiriyle uçurumun kenarına gidip tekrar dönüyor. ne zor iş, sende oturmuş zırıltılı depresyonunu felaket senaryolarıyla kuşandırmaya çalışıyorsun. acaba ona olası bir trafik kazasından şoförün değil benim sorumlu olacağımı söylesem bana ne der acaba? tamam şairler delileri severler ama dur orada bakalım. adama "depresyondayım ahmet bey. haricimde dönüyor dünya" desem koltuğunu değiştirir mi acaba? elbette yapmaz. bana mücadeleyi öğütler. tanrım bir şairle nasıl sohbet edilir ki?benim boyumu aşar bunlar. hem de gece yolculuğu. adamı sıkmayayım.

    "-biliyor musunuz bir imza gününde kitap imzalatmıştım size. aynen şunu yazmıştınız. 'hiç kimse bir aşkı onarmaya kalkmasın / kaybedilmeye değer en güzel anında yitirilmişse eğer."
    etkilenmişe benziyordu. en azından hoşuna gitmişti.

    "-evet. çok yorulurum ama özenirim kitap imzalarken"
    kızarmıştı. mahcup olmuştu sanki. adam nasılda mütevazi. bir kat daha büyümüştü gözümde. aklıma büyük aşklar yolculuklarla başlar dizesi geldi ustanın. acaba bir otobüs yolculuğunda mı gelmişti aklına. saçmalıyordum yine. sormaktan vazgeçtim. ama ona mutlaka çok kötü durumda olduğumu söylemek istiyordum. kendimi öldüremeyecek kadar hayatı sevdiğimi ama aynı zamanda yaşamak istemediğimi bu adama anlatmak istiyordum.
    onu ilgilendirmezdi ama bilmiyorum işte. söylemek istedim.

    "-biliyor musunuz, şu sıralar hayat çok üstüme geliyor. hiç bir şeyden zevk alamıyorum*."
    nasıl ağzımdan çıktı bilmiyorum "ama yardım et be baba" alt metniyle söyleyiverdim işte.ferhan şensoya söylemek isterdim bir de. eminim siklemezdi.bir de charles bukowskiye belki. o hiç siklemezdi. zaten ölüydü. onlara söylemek istememin nedeni belki de bu pek kutsal siklememe yetenekleriydi. ahmet telli mimikten yoksun bir yüzle baktı.sonra birden gülmeye başladı. o ciddi şairi güldürmüştüm. derken bende gülmeye başladım. ben gülüyordum,o gülüyordu. gülümseyen bir otobüste gecenin ucuna yolculuk yapıyorduk.koskoca ciddiyetiyle ünlü şairi güldürmüştüm. allah iyiliğimi versindi. ne çılgın bir andı. allah allah. oysa ben cidden böyle durumlar için söyleyebilecek kallavi moral lafları vardır diye düşünüyordum. belkide adam kahkahalarıyla bana en doğru cevabı vermeye çalışıyor(muy)du.
    depresyonun dibine vuran adam gerçekten çok komik oluyordu. anlamıştım bunu. kendi içimdeki o orospu çocuğu sancı beni gebertirken bunu dışavurumumdaki saçmalık herşeyi gülünçleştirmişti belki. binbir başlı depresyonum kamil koç koltuklarında kahkahalarla ayaklar altına alınıyordu.ne kutsal bir ritüel alanı.teşekkürler kamil koç.
    bir şair ve bir deli kahkahalar atıyordu. ve ön koltukta oturan anne çocuğunun uyuduğunu ve sessiz olmamızı rica etti. ona depresyon kovma ritüelimin atmosferini bozduğunu söyleyemezdim.
    depresyon şişesinin dibindeydim. ve o çok ciddi ve saygın şair çok sevgili ahmet telli'nin kahkahaları beni biraz kendime getirmişti. şairler bazen istemeselerde kurtarıcı olabiliyorlar.

    otobüs kaza geçirmedi maalesef. geçirseydi bu satırların yazarı bunları yazamazdı zaten.
    ama bir şey söyleyeyim mi..
    eğer gerçekten bir kaza gerçekleşseydi kamil koçtan sadece iki kişi sağ çıkabilirdi o gece.
    bir şairle bir deli...
    alıntı
     
Benzer Konular
  1. benayevsen
    Yanıt:
    4
    Gösterim:
    1,004
  2. gzdejen
    Yanıt:
    47
    Gösterim:
    4,908
  3. RADIOGAGA
    Yanıt:
    7
    Gösterim:
    2,194
  4. lavinya_x
    Yanıt:
    50
    Gösterim:
    3,993
Yükleniyor...

Bu Sayfayı Paylaş