Mutluluk ve Felsefe

'Forum Meydanı' forumunda bencil tarafından 21 Nisan 2005 tarihinde açılan konu

  1. ALINTI:bencil.org
    Rasyonel bir ahlakın temel sosyal prensibi şudur:
    Nasıl ki, hayat başlı başına bir amaçsa, yani başka hiç bir amacın aracı değilse; aynı şekilde, her insan da, başlı başına bir amaçtır.
    Yani insan başkalarının amaçlarının ve refahlarının bir aracı değildir ve de olamaz.
    Dolayısiyle, insan kendi hatırına yaşamalıdır; ne kendisini başkalarına, ne de başkalarını kendisine feda etmelidir.

    " Kendi hatırına yaşamak " şu prensibi kabul etmektir:
    Kendi mutluluğunu gerçekleştirmek, insanın en yüce ahlaki amacıdır.

    İnsanın hayatta kalma meselesi, insan bilincine kendisini psikolojik bir hadise olarak dayatırken,
    doğrudan doğruya bir " yaşam veya ölüm " sinyali halinde ortaya çıkmaz.
    Bu mesele, insan bilincinde bir " mutluluk veya mutsuzluk " duygusu olarak ortaya çıkar...

    Mutluluk, insanca yaşama işinde başarılı olma halinin duygusudur;
    mutsuzluk duygusu ise başarısızlık ve ölümün ikaz işaretidir.

    Nasıl ki, insan vücudunun zevk-acı mekanizması, o vücudun sağlığının veya yarasının otomatik gösterge tablosuysa; başka bir deyişle, yaşamak veya ölmek arasındaki temel alternatifin barometresiyse; insan bilincinin duygusal mekanizması da, aynı fonksiyonu gören bir tabiata sahiptir.
    Duygusal mekanizma, yaşam-ölüm alternatifini iki temel duygu vasıtasıyla kaydeden bir barometredir: neş'e veya hüzün.
    Yani zevk veya acı mekanizması, vücudun, insanın fiziki durumunun gösterge tablosudur. Bilincin neşe-hüzün mekanizması ise, bilincin, yani insanın zihinsel durumunun gösterge tablosudur. Duygular, insan bilincinde -veya bilinçaltında- bulunan değer yargılarından doğan otomatik sonuçlardır; duygular, insanı değerlerine götüren veya değerlerinden uzaklaştıran şeylerden, yani insana yararlı veya zararlı olan şeylerden haber veren bir bültendir.
    İnsan vücudunun zevk-acı mekanizmasını işleten değer standardı, otomatik ve doğuştandır, vücudun tabiatınca belirlenmiştir; mesela çıplak olarak kaynar suya sokulan bir elin, acımamasını sağlamak mümkün değildir. İnsanın duygusal mekanizmasını işleten değer standardı ise, otomatik değildir;
    mesela, bazı insanların, bir diktatörlüğün milyonlarca insanı katletmesine hüzünlenmesi, bazılarının ise buna neşelenmesi mümkündür.

    İnsan hiçbir otomatik bilgiye sahip olmadığından, hiçbir otomatik değere de sahip olamaz; hiçbir fıtri (doğuştan) fikre sahip olmadığından, hiçbir fıtri değer yargısına da sahip olamaz.

    İnsan bir bilgilenme (öğrenme) mekanizmasına sahip olarak doğduğu gibi, bir duygusal mekanizmaya da sahip olarak doğar; fakat, doğuşta, her ikisi de "tabula rasa"dır;
    yani, ne öğrenme mekanizması herhangi bir şey bilir, ne de duygusal mekanizması herhangi bir şey duyar.
    İnsanın öğrenme yeteneği, yani zihin, her ikisinin de içeriğini (muhtevasını) zamanla belirler.

    İnsanın duygusal mekanizması, zihni tarafından programlanacak bir bilgisayar gibidir; bu program, zihnin seçeceği değerlerden ibarettir.

    İnsan zihninin çalışması otomatik olmadığından, diğer bütün düşünceler gibi, insani değerler de, düşünme eyleminin veya bu eylemi tam yapmamış olmanın sonucudur.
    İnsan, değerlerini, ya bilinçli bir düşünce süreciyle seçer, ya da bunu yapmamış olmasının sonucu doğan boşluk, rasgele bir şekilde şunlardan biri veya birkaçıyla doldurulur:
    Bilinçaltı çağrışımlar, iman, inanç, ideoloji, başka birisinin otoritesi, herhangi bir tür sosyal ozmos olayı (duyulanları, rasyonel olup olmadığını anlamadan, otomatikman benimsemek), taklit.
    İster bilinçle seçilmiş olsun, isterse bilinçaltı ile, ister açıkça bilinsin, isterse zımnen kabul edilmiş olsun; değer yargıları, bütün duyguların kaynağıdır.
    İnsanın duygusal mekanizması ister istemez çalışır: herhangi bir şeyin, kendisi için iyi mi kötü mü olduğunu hissetme kapasitesinin işleyip işlememesi seçeneğe bağlı değildir.
    Fakat, kendisine iyi veya kötü gelecek şeyin ne olacağını, kendisine neşe veya hüzün verecek şeyin ne olacağını, neyi sevip neden nefret edeceğini, neyi arzu edip neden kaçacağını, kendisi belirleyebilir; bu işi, bir değer standardı kullanarak yapar.
    Bir insan, yanlış bir değer standartı, yani irrasyonel değerler seçerse, duygusal mekanizmasını, hayatının koruyuculuğu rolünden çıkarıp, yıkıcısı rolüne iter.

    İrrasyonel olan, imkansız olandır; irrasyonel olmak, realitenin olgularıyla çelişki halinde olmak demektir.

    İrrasyonel duygulara sahip olmak, irrasyoneli arzulamak, realitedeki olguların değiştirilemez olanlarından bazılarına karşı çıkmak demektir; oysa, olgular, bir arzu ile değiştirilemediği gibi, arzu eden kişiyi yıkma gücüne de sahiptir. Bir insan herhangi bir çelişkiyi kabul ederse; çelişkili bir bilgiyi doğru kabul ederse, çelişki barındıran bir amaç içinde olursa -mesela, hem elindeki hıyarı yiyip bitirip, hem de o hıyara sahip olmak isterse- bilincini parçalar, dağıtır; iç dünyasını, karanlık, tutarsız, anlamsız çatışmalara girişmiş kör kuvvetlerin iç savaşına çevirir.

    MUTLULUK REALİZMLE BARIŞIKLIÐIN MÜKAFATIDIR

    Mutluluk, değerlerine erişen insanın bilincinde doğan bir olumluluk duygusudur.
    Üretken, çalışmaya değer veren bir insan için mutluluk, onun kendi hayatına hizmet yolundaki başarısının ölçüsüdür.
    Fakat, bir sadist gibi acı vermeye veya bir mazohist gibi kendine eziyet etmeye veya bir mistik gibi mezardan ötesine veya gazozuna araba tokuşturan bir serseri gibi akılsızca maceralara değer veriyorsa; yani, tahrip onun için bir değerse, bu insanın hissedebileceği sözde-mutluluk, kendi hayatının tahribi doğrultusunda gösterdiği başarının ölçüsüdür.
    Bu irrasyonelistlerin duygusal durumunu ifade etmek için; mutluluk kavramını, hatta zevk kavramını kullanmak pek de doğru olmaz:
    Çünkü, değer verdikleri şeylere erişmeleri, onları, içinde bulundukları sürekli terör halinden kısa bir süre için kurtarmaktan başka bir işe yaramaz.

    İrrasyonel kaprisler peşinde, ne yaşamak, ne de mutluluk elde etmek mümkündür.

    Nasıl ki, bir insan, bir parazit gibi, bir beleşçi gibi, bir soyguncu gibi rasgele araçlarla hayatını sürdürmeyi denemekte serbest olduğu halde; çok kısa süreli rahatlamalar hariç, bu işte başarı göstermekte serbest olamazsa; aynı şekilde, bir insan, herhangi bir irrasyonel hayatın içinde, bir yanılgının peşinde, realiteden bir kaçış denemesi içinde mutluluğu aramakta serbesttir; ama, çok kısa süreli rahatlamalar hariç, bu işte başarı göstermekte ve sonuçlarından kurtulmakta serbest değildir.

    Mutluluk, çelişkisiz bir neşe demektir; cezası ve suçluluk duygusu olmayan, hiçbir değerle çelişmeyen, insanı tahrip etmeyen bir neşe demektir.

    Sadece rasyonel bir insan mutlu olabilir; çünkü, rasyonel bir insan mümkünü kovalar: sadece rasyonel amaç, arzu ve değerlerin peşinde gider; sadece rasyonel faaliyetlerden neşelenir.
    Başka bir deyişle, rasyonel bir insan, realiteyle dövüşmeyen bir insan olduğundan; sadece o, realiteyle barışıklığın bir mükafatı olan mutluluğa erişebilir.
    Hayatı sürdürmek ve mutluluğu aramak iki ayrı konu değildir. Bir insanın, kendi hayatını nihai değer olarak kabul etmesi ile kendi mutluluğunu en yüce amaç olarak alması, aynı başarının iki veçhesidir. Realitede, rasyonel amaçlar peşinde gitmek, hayatın sürdürülmesinden başka bir şey değildir; bu işi başarıyor olmanın psikolojik sonucu, mükafatı, mutluluk halinde ortaya çıkan bir duygusal durumdur. İnsan hayatının her anı, her yılı, tamamı, böyle bir mutluluk hissederek yaşanmalıdır.

    Bir insan böyle pür bir mutluluğu yaşıyorsa, bu sonuç başlı başına bir amaçtır; " hayat yaşamağa değer " dedirten, böyle bir insanın hayatıdır.

    Fakat, sebep-sonuç ilişkisi tersine çevrilemez.
    Ancak "insana-özgü hayat"ı birincil olarak alıp, onun gerekli kıldığı değerler elde edilerek mutluluğa varılabilir; "mutluluk," tanımsız bir birincil olarak alınıp, bunun "rehberliğinde" yaşayarak mutluluğa varmaya çalışmak, bir yere götürmez.
    Rasyonel bir değer standardı açısından "iyi" bir şey elde ederseniz, mutlaka mutlu olursunuz; fakat, tanımsız bir duygusal standartın dürtüsüyle elde edilen bir şey, size "mutluluk" diye niteleyebileceğiniz bir durum hissettirse bile; bu şey, mutlaka "iyi"lik getirecek demek değildir.
    "Her ne sizi mutlu edebiliyorsa" kavramını bir eylem kılavuzu olarak almak ise, duygusal kaprislerle yöneltilmeyi kabul etmek demektir.
    Duygular, bilgilenme (öğrenme) araçları değildir; bir insanın kaprislerle, yani kaynağını, tabiatını, anlamını bilmediği arzularla yöneltilmesi, görmeği reddettiği realitenin duvarlarına çarparak parçalanacak bozuk bir robot haline gelmesi demektir.
     
  2. Etrafımda duygularının peşinden değil de "realite"nin peşinden gidip hayatlarına bir yön vermeyi başarmış, "rasyonel değer standartları" olan, çalışkan, üretken, insanlar var....

    Hangisi mutlu?

    Hayatın temposu içinde kaybolup giden, bir süre sonra "ben niye bunu yapıyorum ki?" sorularını sormaya başlayıp cevap olarak ta " başka ne yapabilirim ki?" diyen "rasyonel" insanlar.... Başka ne yapabilirsiniz söyleyeyim hemen: duygularınıza bırakırsınız kendinizi.... ve sadece hayatı "yaşamaya" bakarsınız.... duygusal kaprislerle yönetilmek o kadar da korkunç bir şey değil. Sizi mutlu edeni bulmuş olup onun peşinden gitmeye çalışmanın nesi kötü? Bunun yerine realiteye bağlanıp ben "gerçeklerle yaşamayı başarırsam mutluluk ta gelir" mi demek lazım yani? Malesef "realite" buna pek izin vermiyor.

    Bir sayın bakalım etrafınızdaki hayallerinin peşinden gitmeyen, realiteye bağlı "rasyonel" insanların kaçı mutlu?

    -------- Hayallerinin peşinden gitmek mutluluk getirir demiyorum. Ama bence duygularımız tarafından yönlendirilmeye izin verebilmek en az onları gerektiğinde bastırabilmek kadar önemli. Bu yüzden yukarıdaki yazının bakış açısını tek taraflı buldum. Mutluluğa giden yol iç dünyamız ile (duygularımız) dış dünyamız (realite) arasındaki dengeyi iyi kurabilmekte saklı.

    Günümüzde bir çok insanın duyguları ile sorunu var ve mutsuzlar.

    Bir çok insanın (mesela ben :wink: ) ise realite ile sorunu var ve mutsuzlar.

    Ama mutluluk sadece "mümkün olanın peşinden gitmek" ile gelmemeli. Hayallerimiz, duygularımız olmasa insaoğlu şu an nerede olurdu? Mümkün olmayanın peşinden gidenler değil mi en büyük işleri başaranlar....?

    PS: Biraz kopuk oldu ise üzgünüm.... çok uykusuzum - konsantre olmak zor oluyo :)

    saygılar.....
     
  3. Şaka tabi... :D Bencil, realistler ile, mümkün olanın peşinden gidenleri anlatıyor. Bunu yapman gerek diyorlar diye istemediği birşeyi yapanları değil. Mümkün olmayan bişeyin peşinden gidersen ya kendini kandırırsın yada bi gün bir türlü gerçekleşmeyen hayallerin yüzünden yıkılırsın.

    Yoksa elbetteki insanın hayalleri olmalı. Hayallerdir bir insanın önündeki yaratıcılık engellerini kırıp onu daha da başarılı yapan. Onlar olmasa bu hayat tamamen anlamsız olurdu. Bir düşü gerçekleştirme olasılığıdır hayatı ilginç kılan.

    Yoksa gündüz yemini yiyip, gece uyuyan keçilerden ne farkımız kalırdı.
     
  4. Benim düşünceme göre, mutluluğun temel şartları şunlardır:

    1-) Sevgi ve huzur. Başka bir deyişle sevmek ve sevilmek
    2-) Barış ortamı veya iç karartıcı olmayan bir çevre
    3-) Sağlıklı ve dinç olmak
    4-) Fakir olmayacak kadar maddi imkanlara sahip olmak.

    İlk 2 temel şart en önemli olandır. Sağlıkta çok önemlidir. yanlız kronik değilde, günlük sayılabilecek bir rahatsızlıksa, aslında o insan mutsuz sayılmaz. Nasıl, Zevk = mutluluk değilse, Acı = mutsuzlukta değildir. çünkü her ikiside o ana mahsustur.

    Extra maddi imkanların oluşu, elbette mutluluğa bir katkı sağlar. Ancak severek ve huzurla yaptığı bir işten, geçinecek oranda kazanmak ve beraberinde huzur veren bir arkadaş ve aile ortamına sahip olmak, mutluluk için çok daha önemli bir değerdir.
    Birde, çevrenize veya bir insana, gerçekten bir yardımda ve katkıda bulunduğunuzu farkettiğiniz zaman oluşan bir iç huzuru vardır ki, kendinize para harcadığınığınızda o gücü ve mutluluğu hissetmeniz zordur. Bunu her zaman yaşama fırsatımız olmuyor nedense.
    Ne mutlu bu hazzı her zaman yaşıyabilene diyorum.

    Evet, felsefe olmuş mudur? bilmiyorum ama, "Mutluluk ve felsefe" deyince benimde aklıma bunlar geldi.
    Neyse sonuç olarak, Herkese mutlu günler dilerim :lol:
     
  5. helm

    helm

    80
    0
    300
    mutsuzluk ile mutluluk arasındaki ilişki yokuş aşağı çıkmak ile yokuş yukarı çıkmak arasındaki ilşkiye benzer. Tepeye ulaşmak zordur ama ulaşınca mutluluk yaşanır. Aşağı inmek kolaydır ama karanlık ve mutsuzluk oaradadır.
    Bu arada insan için bütün kavramlar düaliteden ibarettir. zıtlıklar birarada yaşanır. en tepeden bakan insan kamil insandır ve mutsuzluktan da mutluluktan da haz duyar ve o anı yaşar.
     
  6. İnsan mutlu olmayı niye ister hiç anlamadım?
     
  7. düşünmeden mutluluk zor yakalanır...insanda kötüye yatkınlık vardır bu yüzden bazen düşünmek kötü sonuçlar doğurur...felsefenin mutluylukla bağlantısı burada kendini gösterir...felsefe düşünme yöntemleri sunar...düşünmeyi öğretmeyi amaçlar...felsefesini bulabilmiş insan mutlu olmaya bir yol bulur bu yüzden...
     
  8. ç
     
  9. mutluluk beklemediğin bir anda gelir ve o mutluluğu yaşamak sona erdiğinde sana dönüşü olmayan bir acı verebilir...mutluluk insanın gülümsediği her andır aslında ve o gülümsemenin de mutlaka bir sonu vardır...sonra yeniden mutlu olursun,sonra yine biter mutluluk...bence bu bir kısır döngü...
     
  10. Dünyada çok az insan mutlu olduğunun farkındadır daha doğrusu elde ettiği mutluluğun bilincindedir.Çoğu insan doymaz elde ettiği küçük mutlulukları göremezden gelir ve daha fazla daha fazla,sonuçta sonunu göremediği bir mutluluğu hayal ettiği için hep mutsuz kalır.
     
  11. yeni başlayanlar için zıt, anlamaya başlayanlar için eş anlamlıdır.

    not:mutlu değilim bilakis salağım.
     
  12. mutluluk = gecenin bi yarısı ortaköyde kumpir yemek...evet ben o zaman ağlıyorum mutluluktan.mutlu olmaya ihtiyaç duymuyorum çoğu zaman küçük şeylerden mutlu olabiliyorum..insan isterse her zaman mutlu olabilir bence.yani ben oluyorum.insan mıyım bilmiyorum :)
     
  13. felsefe insanı mutlu yapmaz tam tersine mutsuz kılar..derin düşünen insanların mutlu olabileceklerine inanmıyorum...zaten mutlu olmak gibi bi dertleri de yoktur öle insanların..bunu kötü anlamda söylemiyorum.....
     
  14. Kendini kötülük ve acıdan uzak hissedebilmek için.
     
  15. Neden se katılmadan yapamadım... Bir sosyoloji öğrencisi olarak hiçbirzaman o "kesin" mutluluğa erişemedim...
     
  16. zaten kesin bi mutluluk yoktur.çünkü her güzel an,bundan daha da güzeline rastlamak umuduyla gecer.bu yüzdende tam anlamıyla yoktur bence.
     
  17. Bence güzel anları kaybetmeden onların tadını çıkarmak gerek. Daha iyisini beklerken elinizdekinden olabilirsiniz çünkü.
    Ben de fazla düşünmenin yani felsefenin, yanıtsız soruların insanları mutlu edebileceğini düşünmüyorum. Aksine daha huzursuz olur insan.
     
  18. esYn

    esYn

    18
    0
    300
    mutluluk yoktr..sadece küçük geçici heycanlardr mutluluk sandklarımz..sadece biyerde tek mutlak kalıcı mutluluk vardr hayatınn amacı olan dierleri gündelklerdr..ölüme kadar senin içinde hergün daha fazla büyüyen tek bi tanedr gerçk dediimz..mutlu diilsnz henüz uyanın pembelkler dolu rüyanızdan..mutluluğn tarif edilmz tadı çünkü rüyalara sığmaz adı çünkü..
     
  19. mutluluk.. nolucak mutlu olsan veya olmasan nasılsa bi gün üzülüceksin..
     
  20. Mutluluk cahillikte yatar...
     

Bu Sayfayı Paylaş