Manolya

'Forum Meydanı' forumunda enchant tarafından 20 Nisan 2006 tarihinde açılan konu

  1. bir 1999 amerikan filmi.yönetmen genç paul thomas anderson.kendisini boogie nights'tan hatırlayanlar olacaktır.içi içe geçmiş dokuz farklı öykü ve 190 dakikalık çok uzun bir film ve bana göre de bir sinema keyfi.izlerken hiç sıkılmıyorsunuz hatta film ne çabuk bitti bile diyebiliyorsunuz.kurgusuyla dikkat çekici olan film bir orta sınıf eleştirisi sunuyor bizlere.karakterlerin çok derin ve içten işlenmiş olduğunu söyleyebiliriz.oyuncular olarak tom cruise,julianne moore,philip seymour hoffman,john c. reilly ve jason robards jr.'ı sayabiliriz.senaryosu kadar bence müzikleriyle de ilgi çekici bir yapım.hatta başyapıt.buyrun... :)

    [​IMG]
     
  2. Magnolia magnolia...Hayatimda gördugum en guzel 3 saatten uzun filmdir. Ne kadar kalmis diye bakmazsin saate hic ve bu mukemmelligi izlersin. Paul Thomas Anderson`in tum filmlerini izlemis ve en buyuk hayranlarindan biri olarak kesinlikle tavsiye edebilecegim bir film.

    Oyuncularin hepsinin performansi kusursuz ve Tom Cruise`un aslinda yardimci oyuncu rollerinde performansinin mukemmele cikabilecegini göstermistir. Basoyuncu oynarken hatalari vardir ama yardimci iken kesinlikle kusursuz. Philip, William, Julianne, Tom, John, Jason hepsi mukemmeldir ve Jason Robards gibi iyi bir aktörun son cektigi filmlerden biridir.

    Senaryo ise ayri bir guzel yazilmis ve herkesi cok guzel baglamis. Paul Thomas Anderson zaten Robert Altman`dan sonra gelmis ve bence ondan daha iyi intertwine drama yazari. Boogie Nights, Sydney, Magnolia ile kendini cok guzel kanitladi bile ve bosuna sinemanin en buyuk geleceklerinden biri denmiyor adam. Ayrica o fantastik kurbag yagmurunun ise ne hissettirdigi anlatilamaz.

    Anderson filmlerinin bir özelligi vardir ve bu filmde de o özellik cok guzel kullaniliyor. Arkada bas sesi öne cikan yavas bir muzik ile uzun bir sure boyunca tum karakterleri batiriyor ve yok etmeye getirdigi sirada bir sey ile hepsini geri cikariyor. Bu filmde de kurbag yagmuruydu ama o sahneye gelene kadar 1,5 saat boyunca tum karakterlerin batisini izlemek cidden insani bunaltti ve bunaltti derken kötu bir sekilde demek istemiyorum :)

    Kesinlikle basyapittir ve Pulp Fiction gibi corbalardan cok daha iyidir...
     
  3. zamanında pek ilgi görmedi film.belkide anlamadılar sevmediler ama gerçektende izlenesi bir film.evet dediğin gibi saate hiç bakmıyorum izlerken.ne zaman bitecek diye de kendi kendime sormadığım filmlerdendir manolya.hatta niye çabuk bitti diye kendime sorular soruyorum.

    paul thomas anderson çok genç birisi.yani böyle bir film çekmesi benim ilgimi çekti diyebilirim.senaryolarını da kendisi yazıyor.punch drunk love mesela.boogie nights...o kurbağa yağmuru...yani insana pes dedirttiriyor.o polis memurunun olaylar geliştikten sonra kızla birbirlerine aşık olması...bütün hikayelerin gelip çok güzel bir yerde birbirine bağlanışı...ayrıca karakterler çok derinlemesine irdelenmiş.özellikle julianne moore'un oynadığı linda partridge karakteri mesela.o tedirginlikler içe dönüşler falan çok iyi verilmiş.

    sence bu filmin kurgusu ile amores perros ya da 21 grams'ın kurgusu birbirlerine benziyor mu?merak ettim sorayım dedim :)
     
  4. Aslinda pek benziyor denilmez. Dusunce ayni ama Manolya daha farkli Amores Perros`dan. 21 gram zaten hem interwine hem mix cok acayip ve guzel bir kurguydu.

    Amores Perros`ta kaza yasandiktan sonra hikayeler degisik yerlere gidiyordu ama Manolya`da bir cogu hala yarismaya fiziksel ya da zihinsel olarak bagli yarismaya. Tabi John C Reilly haric. Barda bile o program vardi. Amores 3 hikaye birlesmesi ama Manolya bir suru hayat birlesmesi gibiydi.

    21 grams ise o mix olayi ile cok asmistir. Mix filmler gördum ama bu kadar karistirilip yine de anlasilan bir film görmemistim. Bu filmde yine bir olay ve 3 degisik hikaye ama Manolya`ya bakarsan 1 gun icinde geciyor olaylar ve o kurbaga yagmuru tum hayatlarini degistiriyor. Innaritti? `nin zaten 3 hikaye takindisi var herhalde. Amores Perros öyle, 21 grams öyle, Babel geliyor Cannes film festivalinde o da ayni.

    Neyse insallah cevap verebilmisimdir :) Bu arada bu filmde ögrendim ilk defa bir polisin silahini kaybetmesinin en utanc verici olan seylerden biri oldugunu. John C Reilly zaten en cok sempati duydugum karakterdi. Tom Cruise`in ise babasinin basinda titremesi zaten harbi yardimci oyuncularin adami dedittirdi bana. O sahne cok hosuma gitti ve zaten gerilim inanilmaz artmisti, cok acayip eder o sahne insani...
     
  5. bir defa daha izledim ve bir defa daha hayran kaldım. olamaz böyle bir film. robert altman nelere kadirmiş. futurist'de birşeyler yazarsa seviniriz.:)
    inanın film 180 dakika ama su gibi gidiyor. hiç farkına bile varmıyorsunuz.
     
  6. Hemen yazayım efendim ;)

    1999 sanırım sinema tarihinde önemli dönüm noktası olmuş bir yıl... En güzel, adından en çok söz ettiren filmlerin yılı 1999 oluyor :)
    Bu film eski olduğundan, altta bol bol filmden ve bazı ayrıntılardan söz ettim, okurum filmin tadı kaçar diyenler lütfen benim yazımı okumasınlar, saygısızlık yapmak da istemem ancak yazamadan da edemem ;)



    Magnolia, geçelim film izleyelim, film bitsin kapatalım yatalım denecek türden basit ve izlencelik bir film değil. Bir kere 3 saatlik bir filmi eğlencelik olsun diye izleyemezsiniz, başınız ağrır. İkincisi, filmin her detayına adam akıllı dikkat etmek gerekiyor çünkü zaten senaryo ince ayrıntılar ve hayatın garip tesadüfleri üstüne kurulu.

    Kadro şaşırtıcı derecede ilginç olmasına rağmen hakettiği ilgiyi görememiş bir film Magnolia. Julianne Moore, William H. Macy, John C. Reilly, Tom Cruise, Philip Baker Hall, Philip Seymour Hoffman, Jason Robards... başrollerde. Julianne Moore her zamanki gibi çok zarif ve tam rolünün insanıydı. Mükemmel bir oyunculuk sergiliyor. Tom Cruise, başrol olmasam bile yine de kendimi belli ederim, yan rollerde de başarılıyımdır der gibiydi. (Yiğidi öldür hakkını ver)

    Farklı birden çok hikaye ve kahraman görüyoruz karşımızda. Ortak yönleri, hepsi de zor durumda kaldıkları an hayatlarının itiraflarını yapıyorlar. Bol bol asla kaçırmamanız gereken ayrıntılar var. Bir kere, anlamlı ya da anlamsız 82 hikayesi geçiyor.

    1- Polisin telesekreterde gördüğü 82 yazan mesaj, hava durumu raporundaki %82 yağmur yağma ihtimali, "Çocuklar ne bilir?" yarışmasındaki seyircinin elindeki pankartta yazan "exodus 8:2"... Bunlar benim yakaladıklarım, başka yerde geçiyor mu bilemiyorum...

    2- exodus 8:2 hadisesinin açıklaması ile filmin sonlarındaki kurbağa yağmurunu birbiriyle ilintili. Araştırdığımda olay şuymuş; exodus 8: 2 İncil'de geçen olaya göre, Musa aracılığıyla Firavuna gönderilmiş. Buna göre, halkını azat etmezse topyekün kurbağalarla cezalandırılacaktırlar. tehditin hedefi firavun, bedeli ise halktır.

    3- 10 dakikada bir burundan çeken keş hatun Claduia, babası Jimmy Gator'un sunduğu yarışmayı izlerken, yarışmanın sonunda program bitişi yazıları çıkarken, ekranda "An Earl Partridge Production" yazıyordu. Earl Partridge da Frank T.J. Mackey'in (Tom Cruise) babasıydı. Frank T.J. Mackey, zenci hatunla röportaj yaparken, babam televizyoncuydu demişti....

    Müzikleriyle de güzel bir filmdi, anlatılan hikayelerle de... Julianne Moore rahatsız kadın rolünde çok başarılıydı. Eczanedeki sahne gerçekten dokunaklıydı, avukatıyla konuşurken yalvara yakara vasiyeti değiştirmek istemesi, avukatın kabul etmemesi, kadının orada birden delirmesi ve çıkıp gitmesi gerçekten güzel sahnelerdi. Bu, birbirinden bağımsız ve habersiz bir kaç insanın hayatlarını izledik ve birbiriyleriyle ilginç biçimde bağlarını...

    Kurbağa yağmuru sahnesi sonrası yere düşen tabanca, polis ile Donnie Smith'in (William H. Macy) tesadüfi tanışıp dost olmaları, kurbağa felaketi sayesinde annesine kavuşan Claduia, Claduia'nın babasının intihar edecekken daha tetiğe basmadan kurbağanın düşüp silahı patlatması (ki bu sahne ilk başta anlatılan, apartmanın tepesinden aşağı atlarken annesinin silahıyla vurulan gencin hikayesine göndermedir) hepsi birbirinden güzel, karmaşık ve aynı zamanda yorucu hikayelerdi. Film bittiğinde " ne iyi ettik de bir film izledik" demiyorsunuz elbette.

    Hayat tesadüflerden ibarettir diyor yönetmen ve sürekli üstüne basıyor şu cümlenin " Biz geçmişi bıraksak da geçmiş bizi bırakmaz..."
     
  7. Çok uzatmışlar ya. Seyircinin de bir toleransı var kardeşim. Varsa bir derdin sığdır adam gibi 100-120 dakikaya, baymanın alemi ne?
     
  8. hani filmler vardır ya ne kadar uzun olurlarsa olsunlar saatler su gibi akıp gider. öyle bir filmdi işte. o filden bir kareyi çıkarırsanız kurgu şaşırır ne yapacağını bilemez film eksik kalır. :)
     
  9. paul Thomas anderson yönetmiş bunu da. izlemek lazım.
     

Bu Sayfayı Paylaş