Ütopya

'Forum Meydanı' forumunda Kra tarafından 20 Ekim 2006 tarihinde açılan konu

  1. Kra

    Kra

    248
    0
    300
    Ütopya (Utopia), genellikle olumlu anlamda kullanılan, mükemmel veya sadece daha iyi bir toplum yaratmak için verilen çabaları tanımlamak için kullanılan bir terim olup hayali bir ülkeyi temsil eder. Olumsuz anlamıyla fazla hayali, gerçekleşemeyecek kadar iyimser düşünceleri nitelendirmek için de kullanılır.

    örn:platon "devlet", campenalla "güneş ülkesi"...

    eger bizlerde ütopya yaratsaydık bu nasıl olurdu?
     
  2. Barış, Sevgi, Saygı!
     
  3. Kra

    Kra

    248
    0
    300
    Günümüz de artık bunlarda ütopya olmus durumda cok güzel söylemişsin.
     
  4. utopik fikirlerde yalnız ca iyiye yer vardır herşey mukemmeldir .Bu nedenle bu fikirler asla pratikte kendilerine yer bulamazlar çunku dogada herşey karşıtlarıyla var olur(egalite) ; kötu olmadan iyi var olamaz ve savaş olmadan da barış .

    Herşeyin mukemmel olduğu bir dunya zaten çok sıkıcı olurdu :)
     
  5. Herşeyin mükemmel olmasına gerek yok insanlardan sadece egolarından kurtulmalarını ve birazcık empati kurmalarını istiyorum..benim ütopyam budur..
     
  6. niçeninde dediği gibi öldürmeyen acılar güçlendirir...
     
  7. ütopya insanların kendi içlerinde kurdukları ve arzuladıkları dünya ama çok büyük bi saçmalık çocumuz ölüm ü ister ama iş kendi içlerindeki dünyaya gelince hep iyiyi ister sanki öldüklerinde hepsi cennete gidecekmiş gibi ki burdada bi sorunumuz var ya cennet de kandırmacadan ibarekse ya insanların sürekli iyilik yapması için oluşturulmuş bi düşler ülkesiyse ozaman neden iyilik yapalım neden ?
     
  8. işte çok güzel bi konuya parmak basmışsın.

    inanmayan insanlar neden yapıyor? Cevabı çok basit ama uzun..

    Ben bunu görmekte hiç zorlanmadım. Uygulamaktan da hiç çekinmedim.
     
  9. ütopya arzu ötesi istek olarak algılanabilir ulaşması bir o kadar zor ama zor olduğu kadar da muhteşem bir olgudur lakin yerine geçirilmesi hayal olgular olduğundan dolayı pek bir kolay değildir hatta imkansızdır... Bu yüzden ütopyayı bırakıp olması gerekipte olabilecek şeyler hakkında beyin cimnastiği yapsak daha iyidir...
     
  10. LostLife inanmayan insanlar neden yaşıyor bilmiyorum ama ben sadece sorguluyorum körü körüne inanmak istemiyorum
     
  11. Hex_a_DoRiAn inanmayanlar neden iyilik yapsın demişsinz ya da cennet yoksa ben neden iyilik yapayım.
    iyilik yaparken karşılık beklememek durumuna inanmıyorum ben. iyilik yaptığın zaman içinde huzur oluyorsa sen iyilik yapmaya devam edeceksindir. yani iyilik yapmak insana huzur verir diye düşünüyorum...
    ütopyanın her ne şekilde olursa olsun iyi bir yanı var diyorum ben. çünkü insan hayalinde birşey kuracak ve onu gerçekleştirmek için çalışacak. belki ona ulaşamayacak ama muhakkak işe yarar birşeyler ortaya çıkacak. belki fazlası hayal kırıklığına da yol açabilr o ayrı konu..
    biz ütopya oluştursaydık sanırım insanların oluşturduğu haksızlığı ortadan kaldırmaya çalışırdık. savaş, güçlü zayıf ilişkisi... v.s.
     
  12. işte benim aradıgım cevap buydu :)
     
  13. özgürlük utopyadır örnegin..
     
  14. özgürlük geniş bir konu bence... Hiçbir toplumda tam özgürlük sağlanamaz, mutlaka başkalarının rahatı için sınırlamalar vardır. Ama insanların bencillikten kurtulup kendilerinden farklı olan kişiye "gereksizce" sınırlamaları sırf inat için dayatmaması bir ütopya olabilir.
     
  15. Özgür bir toplum, eski düzenin yerini 'yeni düzen'in alması olamaz. Özgür bir toplum, özgür eylem alanlarının toplumsal yaşamın çoğunu oluşturuncaya dek yayılmasıdır.

    Paul Goodman
     
  16. ÜTOPYA ve ANARŞİZM





    Sevgi çalışma ve bilgi canımızın ana kaynaklarıdır öyleyse yaşama onların yön vermesi gerekir.
    Wilhelm Reich

    Yukarıdaki sözün doğruluğundan kuşkusu olan var mı? Sanmıyorum çünkü onu çürütebilecek bir antitezi olsaydı insan denen memeli hayvan düşünemiyor olurdu. Hatta belki de bu söze aykırı davranan tek canlı türünün insan olduğunu da düşünüyorum aslında, çünkü daha az düşündüğü söylenip durulan hayvanlar asla tüketime yönelik yaşamazlar ve barışçıldırlar.

    Bir örnek geldi aklıma. Kurak bir bölgede araştırma yapan araştırmacının biri bölgede yaşayan tilkilerin garanti olan tek besininin bir çeşit yabani çilek olduğunu tespit etmiş. Tilkiler beslenmeye çıktıkları vakit av bulamadıklarında bununla besleniyorlarmış. Ancak araştırmacımızın sonradan nedenini bulduğu ilginç nokta; bu bitkiler bölgede seyrek dağılmasına rağmen tilkilerin asla tek bir bitkiye yönelmediklerini sürekli gezerek her birinden bir iki lokmayla yetindiklerini görmüş. Eğer böyle davranmayıp her aç kaldıklarında birini kullanmış olsalardı bitkinin tohumlarını da yemiş olduklarından kısa sürede bölgede bu tür yabani çileklerin neslinin tükeneceği anlaşılmış. Üstelik tilkilerin bu davranışı bitkinin yayılım alanını da genişletmekte aynı zamanda. (tohumları sindiremeyip oraya buraya dışkıladıklarından) İnsanlar bu tür vakalar işittiklerinde hemen 'bak işte Allah ın işi ne hikmetler var' der ve işin içinden hiç bir gerçek ders almadan çıkarak kolaya sığınıp kendini doğal yaşama uyumun dışında tutarlar. Hayvanlar yaşamak zorunda olup alet de yapamadıkları ve yavruyken annelerinden öğrendikleri dışında türdeşlerinden hiç bişi öğrenmedikleri halde bu tür uyum özelliklerini göstermekte çok ustadırlar. Yani buradaki ana fikir bir tilkinin bile bulduğu kaynağı korumaya yönelik davranışa girmeyi öğrenebilir olmasıdır kendi iyiliği için. Oysa inançlı ve akıllı olduğu söylenen insanlar bile bu noktada umursamaz olabilmekte ve çıkarları için tüm bir ormanı kereste fabrikasına dönüştürebilmektedirler bu orman yağmur ormanı olsa da.

    Peki ya insan nedir öyleyse madem hepiniz hemfikirsiniz dünyadaki şartların normal, olması gerektiği şekilde olduğu konusunda? Bir tür asalak mıyız biz tür olarak bu gezegende? Eğer öyleyse sanırım doğal madde enerji döngüsünü bozup gezegenin mahvolmasına neden olan o üstün zekamızla övündüğümüz oranda beceriksiz ve budala bir tür olmalıyız. Dünyadaki insan yaşamına neler yön veriyor bir bakalım. En önemlisi para. Zekamız sayesinde aferin bize ki, gerçeğin yerine daha kolay takas edildiği için parayı bulmuşuz. Fakat nedense parası ihtiyacından çok olandan olmayan istediğinde dilenci, sormadan aldığında ise hırsız olmakta. Buna da mülkiyet hukuku demişler çalış kazan demişler ama, ne kadar çalışırsan çalış asla çalışarak zengin olunmaz başkasının emeği sömürülerek zengin olunur. İktisatçılar bunu böyle söylerler ticaretin mantığı kar etmek dolayısıyla her şeyi değerinden fazla satmaya yöneliktir. Masallara inanmayın bu hukuk(mülkiyet hukuku) kendi içinde tutarsızdır göründüğü gibi. İkincisi savaşlar. Bunun da gerekçesi ilk başta kendi yaşam alanını korumaya yönelik olarak ya da açlıktan kaynaklanan bir saldırıdır. Ancak artık üretim yapabildiğimize besinimizi kendimiz üretme tekniğine sahip olduğumuza göre av sahasını koruyan ya da geyik sürüsüne saldırıp bir yavru geyiği avlayan aslandan daha farklı davranabilecek bir zekaya sahip olmamız gerekirdi. Ancak tersine bu akılla gidersek avlayacak tüm hayvanların yok olmasına neden olacak bir toplu yok etme özelliği edinerek bindiğimiz dalı kesmekteyiz. Politika ve diğer her şey de modern bilim de dahil,bunların etrafında göreceli olarak izin verildiği ölçüde yolunu çizebilmektedir; ihtiyaca ve gerekliliğe göre değil.

    Şimdi gelelim asıl çarpıtılmış olan ana soruna. Savaşanlar kimlerdir, kazanan kimdir, kaybeden kimdir, yöneten kimdir,yönetilen kimdir. Hepsi insandır ve bireysel olarak ölçtüğünüzde genel olarak aynı zekaya sahiptirler fakat konumları dolayısıyla eylem alanları sınırlandırılmıştır. Peki kim sınırlamış ve konumlandırmıştır onları kader mi? Tabi ki kendi hukukunu çizmekten aciz Halk yığınlarının bir türlü tükenmek bilmeyen rahatsız edici cehaleti ve kadere sığınan sabırı. Halk ın sabrı taştığında ise tek yapmayı bildiği şey kanla devrim yaparak bir süreliğine yönetici sınıfın figüranlarını ve yönetiş biçimini törpülemektir. Ancak işlevini asla üzerine sorumluluk alıp değiştirmeye yanaşmaz; çünkü kendine güvenmez aklı kestiğinden beri. Aciz ve zavallı bir ölümlü olduğu söylenip durmuştur çocukluğundan itibaren ebeveyninin kontrol etme kaygılarıyla. Bu nedenle de av ile avcının aynı kırlarda dolaştığı hayvanlardan en zayıf av kadar bile cesareti yoktur toplu olarak karar vermeye çalışırken sözde. Fakat insanlar yok etmez ya da dünya birdenbire değişmezse ceylanlar ve tavşanlar kesin hayatta kalacağı halde insanın geleceği kritiktir. Çünkü o(insan) aslında düşünmez, bulduğunu kurutana kadar tüketip tüketecek el değmemiş başka bir şey arar. (tilki kadar aklı yoktur artık) Bulamamışsa kendini tüketmeye başlar. Bu asla şaşmaz bir uygar insan(sözde uygar) yasasıdır. ABD petrol için 1 milyon ortadoğuluyu katletmiş adını da özgürlük savaşı koymuştur güncel bir örnek vermek gerekirse. Ortadoğuluları birbirine katlettirdiği dönemi saymazsak o da. Peki Halk lar neden bu kadar alıktır? Amerikalılar Araplardan çok mu zekidir? Birinci Dünya savaşında milyonlarca Türk,(toplamda ne kadar bilmiyorum) İkincisinde de 30 milyon avrupalı Halk ölmüştür. Peki bu savaşları kim neden çıkarmış ve kim kazanmıştır? Kimin kazandığının aslında çok önemi yoktur her zaman Halk öder savaşların bedelini. O kendi yarattığı yöneticilerinin sapkın hırsları, eli, ayağı, kılıcı olmak için doğduğunu ve kutsandığını zanneden bir budala olmayı seçmiştir, o yüzden de savaş çıktığı an kaybeden her zaman tüm dünya halk larıdır. Bu nedenle de uygarlık mevcut teknik olanaklarının en az 150 yıl gerisinde bir sefaletle yaşamaya mahkumdur. Her savaş dünyayı en az 10 yıl geriye götürür. Çünkü üretici değil yıkıcıdır ve dünyanın neresinde olursa olsun özellikle bu zamanda her savaş tüm dünyayı direkt etkilemektedir. Tıpkı bir asalak gibi insanlığın canını ve enerjisini emmekte, onu zayıf düşürüp yapabileceklerini de erteleyip geciktirmektedir. Geçmişin imparatorluklarının yıkıldıktan sonra iç savaşlara ve uzun zaman devam eden bir sefalete düşmesi de bu yüzdendir. Ortadoğu; imparatorluklarının ilk doğduğu yer olduğu için gücün batıya kaydığı son 3250 yıldır (Filistler ile İsrail oğulları kültürü arasındaki bitmeyen sıcak savaş o zamanda vardı) kısa aralıklar vererek habire savaşın içinde bulmaktadır kendini. Biz Anadolu Türkleri padişahlarımızın Avrupa, kuzey afrika ve ortadoğuda yarattığı dehşet yüzünden Avrupaya borç ödüyoruz halen. Çünkü Halk lar her seferinde aldanırlar. Savaşması gereken asıl düşman kendi yaşama biçimidir farklı dilde konuşan öbür Halk değildir aslında. Bu dil konusu tevrat a geçen babil kulesi hikayesi ile sembolize edilmiş insanlığın saçma bir işlevsiz yapı oluşturayım derken nasıl birbirinden ayrı düştüğünü anlatmaktadır kanımca Babil kulesi, İncilde de büyük fahişe denilerek lanetlenen ilk büyük devletlerden biri olan Babil imparatorluğunun ta kendisidir. Tüm dünyaya hakim olma düşü kurduğundan da bitmemiş, insanlar farklı devletlere ve dinlere inançlara bölünüp savaşmıştır bu Babil kulesi denen Devlet yüzünden. Egenin iki kıyısında yaşayan yunanlı kafatasçı milliyetçi ile Türk kafatasçı milliyetçisi kelimesi kelimesine aynı şeyleri birbirine karşı zırvalamaktadır; çünkü diğerinin yaşadığı bedellerden habersiz ve kayıtsızdır. Çünkü onların öyle düşünmesi beceriksiz yöneticisinin hiç bir iş yapmadan kıçını rahata almasını sağlar. Fakat Büyük Roma imparatorluğu yıkılmış, latince unutulmuş, geriye italya kalmıştır kala kala. Devamı olan bizans ise unutulmuş, geride hayatta kalabilmeyi başarmış 10 milyon yunanlı ve Rum Halk ı kalabilmiştir. Osmanlıdan da geriye artık global dünyada etkisi olmayan 80 milyonluk T.C. kalabilmiştir. Kurulduğu günden bu yana Dünya da üretim ve kültürüyle savaşı geri planda bırakabilmiş biri sürekli işgale uğrayıp yıpratılmış iki ulus vardır. Çin ve Hindistan. Aslında kültürel çeşitliliğine ve gizli gücüne gıpta ettiklerinden diğer tüm uluslar bu iki kültüre küçümseme ile bakmaktadır. Yeryüzünde ismini ve cismini değiştirmemiş en barışçıl iki ulus olmalarına rağmen sürekli gaddarlıkla suçlanıp dışlanmaya çalışılmaları da bu yüzdendir. Gariptir ki Pekin ya da Şangay da tecavüz hırsızlık ve cinayet vakası daha kalabalık olduğu halde bırakın New York u, Londra yı İstanbul dakinden çok daha azdır çinlilerin insanlık dışı ve üçkağıtçı olduğuna dair genel bir inanç olsa da dünya da. (Bunu kimlerin uydurduğu da ortadadır.) ABD henüz 300 yıllık bir imparatorluktur Çin ise Roma yıkılsa da yıkılmamıştır çünkü insanları savaşa, işgale değil; üretime odaklanmış şekilde yaşar. Bugün de halen en hızlı büyüyen ve gelişen ülkedir nüfusuna rağmen ve üstelik dağılmak gibi bir etnik bölünme tehdidi altında da değildir. Fakat diğer tüm ulusların yöneticileri Halk larını bölünmekle, savaşla, paranoyayla güderek hem de gene savaşarak sonunda yok olmaktadırlar. Sözde barış için ordular yaratılıp tüm kaynaklar tüketilmekte, uygarlık silahdan geçilmeyen paranoyak devletlerin gergin uluslar arası komşuluk ilişkileriyle yürütülmektedir. Uygarlıkların ve kültürlerin yok olmaları kayıptır çünkü bir kültür yok olduğunda bulguları ve mirasları da büyük oranda kaybedilir ve dünya yine geriye adım atmış olur. Geleceği bizden başka belirleyecek hiç kimse yoktur. İnsanın global birliktelik ve sınırsızlığına Ütopya demekle aslında hepimiz varolan saçmalıkları gönlümüzle kabullendiğimizi açık ediyoruz. Cesaretimiz törpülenmiş, kalabalık içinde kaybolmuş, aciz varlıklar olmayı onlar yani bizden öncekiler öyle dedi diye kabul ediyoruz. Eğer insanların mantıklı yaşaması mantıksız bulunup ütopik olarak değerlendiriliyorsa bunun tek nedeni her bireye ebeveynlerince şartsız kabul ettirilmiş olan yaşam karşıtı 'Dünya kötüdür, sen bir hiçsin, kes sesini haddini bil ve emirlere uy' inancının yarattığı kitlesel özgüvensizlik olmalıdır. Zaten yönetici sandığımız insanlar da bunun hilesini bildikleri için duyguları ve inançları sömürü yöntemiyle Halk ı yönetmeyi öğrenmiştir. Madem illa yönetilmek istiyorsunuz o zaman yöneticilerden veya dünyanın şu andaki halinden şikayet etmeye de hakkınız yoktur. (Zaten o nedenle devlet kurumlarınca umursanmaz Halk ın şikayetleri) Çünkü onlar yani yönetici seçilmiş sınıf; Halk ın genel yansımasından başka bir şey değildir. Çoğunluğun sevmediği Sn. Başbakan Tayyip Erdoğan, orta sınıf zamane Türk insanının aynadaki ortak yansıması olduğu için başbakan olabilmiştir oyların en çoğunu toplayarak. Yine seçilecektir de çünkü başka bir örnek oluşturulmamıştır; işe gelmediği için farklı olanlar hemen yaftalanıp dışlanmaktadır. (Bir de delikanlı cumhurumuz olur yakında bir orası kalmıştı bu yozlaşmış alt kültürün sokulmadığı) Aynı şey George W. Bush için de geçerlidir. O, Ortalama Amerikalıların ağzıdır ne fazlası ne de azı çünkü amerika hiç de sanıldığı gibi özgürlükler ülkesi değildir, tekelci şirketlerin Makyavelist yasalarınca yönetilir. (Özgürlük ülkesi yoktur zenginin daha çok olduğu ülke vardır.) ABD nin Halk ın sorunlarıyla ilgili bir sorumluluğu yoktur. Tek bildiği en güçlü olması gerektiğidir. (Makyavel: Kapitalizm de başarıya ulaşmak için her yol mübahtır diyerek mevcut sistemin katı bir şekilde sınırlarını çizen liberal düşünce adamı.) Anarşizmin Ütopik olmasının bir nedeni de daha planlı görünen Sosyalizmin daha tutarlı bir teori göründüğü halde pratikte hüsrana uğramasıdır. Bundaki ana etkenlerden biri Marks ın öngörüsü matematiksel olduğu için Halk ın psikolojisinden habersiz yazılmış olmasıdır birazda. Marks haklı olsa bile, doğru olanın gerçekleşmesi Halk ın yaşadığı koşullarda ruh hastası olması(ruh hastası haline getirilmesi) yüzünden öngörülenin tam tersi gerçekleşir. O nedenle kapitalist makro ekonominin ilk çöktüğü yıllarda örgütlenmesi beklenen emekçiler kendi aralarında örgütleneceği yerde, alışkanlıkları ve yetişme tarzlarından ötürü sol düşünceye yönelmeleri gerekirken hep tam tersine kafatasçı düşman arayan aşırı sağ düşüncenin ardında toplanılmasına yardım etmiş hatta öfkesi nedeniyle onun eylemlerini desteklemiştir.(Bknz: Adolf Hitler ve nasyonal sosyalist parti) Bunu aylarca aç susuz bırakılıp, dövülüp işkence gören köpeğin ipini kopardığındaki ilk tepkisine benzetebiliriz. Çünkü öfkesinden kudurmuştur, fakat artık doğal avlanma ve yönünü bulma yeteneği de yıpratılıp yok olduğundan bir süre sağa sola saldırıp sonunda kuyruğunu kıstırarak suçlu bir şekilde yeniden sahibine dönmek zorunda kalır. Bu nedenle de bu tür düşünceler bu türden bağımlı ve köle olmuş insanların bolluğundan ötürü ütopik görünürler. Çünkü ipleri koparılırsa ilk önce ana babalarını suçlayıp katletmeye meyilli olacaklardır normal yaşamlarında bunu kendilerinden bile saklamaya çalıştıkları halde. (ergenlik bunalımı da bu yüzden kuşak çatışmasına döner. Doğal durumda bu yaşlardaki ürogenital hormonal gelişim bunalıma neden olmazken sıradan ebeveynlerin hoşgörüsüz ve konu komşuya dayalı yüzeysel bakış açısı yeni genci toplum dışı görünen bir cinnete sokar. Toplum ise bu konularda geçiştirici ve iki yüzlü cinsel ahlakla yaklaşır bu soruna, çözmekle ilgilenmez gene yok sayıp, yatıştırıcıları dayayıp uyutmaya çalışır genç zihinleri. Çünkü ebeveynlere de zamanında öyle davranılmıştır ve yetişkinler kendilerinden cesur evlatlarını kendi korkaklıklarından ötürü, taşıdıkları eziklik duygusundan dolayı kıskanırlar ve hala devam eden aynı korkularından dolayı da olabildiğince törpülerler her fırsatta.)
    Bütün bu ve daha başka bir çok sebeb yüzünden insanlık baştan savma düşüncelerle sözde iyiliği ve güzelliği savunurken kötü bir durum karşısında kayıtsız kalmaya şartlandırılmıştır. Tanrıların yardımına koşacağını sanıp aldanır. Farz edelim bir Tanrı olsa bile zaten yeterince geniş bir evren ve anlaşılabilir doğa yasası ile birlikte insanı yarattığından, sonsuz ölçekte sürekli yardımda bulunmaktadır. Oturduğu yerde hiç bir şey yapmadan kendiliğinden cennete hazır kavuşmayı bekleyen tek varlık insandır; bu ise basbaya tembelliğin zihinsel hastalığa dönüşmüş düşünce biçimidir. Çünkü cennet bile güzel doğa olarak düşlendiği halde insanlar kayıtsızca doğayı ve kendi insanlığını her şekilde kirletip sonra da en fazla tanrıdan özür dileyerek ölümden sonra da yine bu yüzden ödüllendirilip hazıra konacağı şeklinde çelişik bir düşünceyle durumu kurtarmaya çalışmakta ve bu tuhaf akıldışı alışkanlığı normal var saymaktadır. Bunda da ne Din kitaplarının ne peygamberlerin suçu vardır çünkü Halk bu kitapları okumak yerine kendi bildiğini okuyarak gidip alakasız kişilere kitaplardaki pasajların anlamını sorar. Oysa din kitapları onu okuyacak olanlar için bütünlük içinde yazılmıştır parça parça okuyup tek anlam çıkarmak zihinsel özürlülerin hastalıklı saplantılarına hizmet ettiğinden dolayı da tüm din ler kolaylıkla istismar edilir. Zaten din kitapları yazılmış en içerikli kitaplar olduklarından dolayı doğru dürüst hiç bir şey okumayan insan aval aval bakakalır ve aptal olduğundan korkarak okumaktan vazgeçip ana babasına ya da tuhaf kılıklı bir ruh hastasına gidip anlamını sorarak dinini anladığını sanır. Kutsal kitabının en başında 'oku' diyerek eyleminin tam tersinin söylenmiş olması da onu hiç ilgilendirmemektedir. Sanki peygamberler Tanrının Kütüphane memurları olsunlar diye kitapla gelmişler kimse alıp okuyamaz nedense korkmadan objektif bakıp. Dindar dinden çıkarım anlamayıp sanır nasıl oluyorsa o, (neymiş orjinalden okunmaz ise anlamı değişirmiş. Allah bunu bilmiyor muymuş yani verilen örnekler hep doğadandır dilden dile değişen kavramlar barındırmaz kutsal kitaplar) Şüpheci de Din e dair illaki her düşünceye karşı çıkacam, ateizm e inanacağım diye ateist dini oluşturur aynı mantıkla. Kökten olduğunda ve amaç yerine araç olarak kullanıldığında aslında ikisi de aynı şeydir. Oysa örneğin Musanın 10 emirinde insanca şeyler önerilip kuduz hayvanlık azarlanır. (Tecavüz etme, yalan söyleme, çalma, annene iyi davran, kadını mal gibi görüp başkasınınkine asılma vb. Zavallı Musa, bunları bile yazılı yasa yapmak zorunda kalmış o kadar açgözlüdür çünkü Halk eli kırbaçlı bir yönetici bulamazsa. Bunları yazarken boş bırakılınca bile kendi yaptığı altın ineğe her şeyin yaratıcısı demekten çekinmez çünkü Musanın konuştuğu Tanrıyı önünde eğilinip yalakalık yaparak af dilenecek cezalandırıcı olarak düşlemenin ötesine geçmeye kapasitesi yoktur. Bununla ilgili daha güzel bir örnek verilerek anlatılamazdı insanlığın düştüğü o zamanki ve her zamanki akıldışı durum her halde.) (Kusura bakmayın kendimi tutamayıp güldüğüm için)
    Anarşizm aslında bunlardan kurtulma çabasıdır. İnsanlığa uykusundan uyanıp yaşamını kendi elleriyle yönlendirmesi gerektiğini söylemeye çalışır. Binlerce yıl boyunca da insan bunu başarabilmiş ve bu sayede üretim yapıp uygarlığını kurmuştur. Ancak egemenlik sistemi; çıkar sahiplenmeye çalışan ataerkil ve öncesindeki ana erkil yani erkil mantık oluştuğundan beri biri diğerini yaratıp yaşamı cehenneme çevirmektedir. Dünyaya ve varlıklarına sahip olmaya, set çekmeye, kısıtlamaya çalışmak yeryüzünde rastlanan en saçma uygulamadır. Din ler bile o yüzden en sonunda iyice açıklayarak (Kur'an-ı Kerim deki ayrıntılar) tek tanrılı olup insanın yaratıcılığından doğanın yaratıcılığını cahiller karıştırmasın diye 'Allah birdir başka da bir söze gerek yoktur çalışın, araştırın, kavrayın, korkmayın zorluk ve acılardan, yaşam çok geniştir hepinize yeter, birbirinize düşman olup bozmayın doğanızı daha fazla aksi halde yok olursunuz umulmadık felaketlerle karışmam ona göre' (kısaca özetle) diyerek Doğayı insandan azat etmeye uğraşmıştır insanlar kudurup birbirini kesmeye ve aklını yitirmeye başladığından dolayı. Aslında asıl niyet yolunu şaşıran insanlığa tekrar doğasını hatırlamak olsa da kimse bunu anlamak istememiştir doğa denilince ödü kopup sadece vahşet algıladığı için. Ütopik olan bu durumda anarşizm değil, insanın tüm arzu ve inançlarıdır. O kendine inanmadığından aslında hiç bir şeyi layıkıyla hak etmemektedir. Dünyaya genel bir göz gezdirirsek inananlar açısından kitaplar doğruysa, kıyamet kopmuş olmalı,Şeytanın hükmü güçlenmiş olmalıdır. Çünkü olup bitenlerin hiç biri kutsal kitaplarda normal karşılanmaz. (Ancak toleransın yüksek olduğu fakat aldanılmaması gerektiği de yazılıdır.) Dinsizler açısından ise yine aynı şekilde ektiğimizi biçmekte, üstelik tüm insanlık tarihinin ektiklerini; gene de kayıtsızca aynı hatayı sürdürmeye devam ederek kendi kıyametimizi kendimiz yaratmaktayızdır. Bu kaderimiz değil kendi budalalığımızın lanetidir. Kıyamet demek illa da tüm dünyanın yok olması demek değildir sadece. Gereksiz yere acı ile can veren her insan bile hele ki çocukların ölümü bir nevi kıyamettir ve sorumlusu sorumluluktan kaçan tüm Halk lardır. İşine gelmediğinden, üşendiğinden,korktuğundan, kabul etmediği şeylere sessiz kalan herkez yaşanan acılardan birebir sorumludur. Suçlayabilecek hiç kimse, yargılanacak hiç kimse yoktur, bütün bunlar birlikte yaratılmıştır ve kimse kendini bundan muaf tutamaz. Çünkü her şey, her doğa yasası birbiri ile direkt bağlantı içindedir biri diğerinin sebebi bir başkası da sonucudur. Kaos olarak sürekli dillerde sakız olan kavram, kavranamaz çözülemez çatışkıdır. Anarşizm sanıldığı gibi kaos değildir çünkü anarşizm mantıkla düşünüp; azınlığın çoğunluğu sürü mantığıyla kafasına göre oraya buraya yönlendirmesini insanlığın zekasına hakaret olarak adlandırır. Ne sosyalistlerin Halk ı mevcut yöneticileri gibi aşağı görüp bilinç enjekte etme saçmalığına inanır; ne de radikal sağ düşüncelerdeki kayıtsız değişmez hiyerarşiyi tanır. Anarşizm sadece gerçeği söylemeye çalıştığı için ve politikayı da bu nedenle reddedip apolitik olduğu ve aynı zamanda da gene de değişim ve sınırsız özgürlükten yana olduğu için ütopik olmakla etiketlenir. Yangının, sosyalist mantıkla karşı yangın yaratılması yoluyla söndürülmesi rüzgarın hep aynı şekilde esmesi mümkün olursa mümkündür. Tüm savaşları sona erdirecek son savaş insanlığın da sonu olabilir çünkü sadece savaşların olamaz. Anarşizm yangına neden olan tüm gaz sızıntılarını ve kontrolsüz kıvılcımları tespit etmiştir fakat etkin olabilmesi Halkın anlayış gücüne kalmıştır. Mevcut sistemde gaz sızıntısından da kıvılcımdan da bahsedilmez hatta varolduğuna inanılmaz. O yüzden de sürekli taşıma suyla durmadan çıkan yangınlar sözde en az hasarla söndürülmeye çalışılır fakat gözden kaçan şey ise söndürmeye gelenlerin de bu umursamazlıkla yeni yangınlar çıkardığı gerçeğidir. (Örneğin militer propaganda, cinsel, dinsel ve ırksal ayrımcılık. Bunalım dönemlerinde şu an ülkemizde de yükselen bir durum. Buna farz edelim iyi niyetle de olsa Devlet kurumlarının ve tepkisiz halk ın tutumu sebeb olmaktadır çünkü herkez birbirine borçlu ve büyük stres altındadır. Yeter diye de bağıramamaktadır bağırırsa düşman ilk önce en yakınındaki olacak korkusu hakimdir.) ABD silah gücü önderliğindeki emperyalizmin hedefi ne müslümanlar, ne petrol, ne de terörizm dir sadece. Hedefi ne olursa olsun sonucu önemlidir zaten. Sonucu; tüm halk ların etnik gruplara ayrılıp seçtikleri yöneticiler vasıtasıyla birbirine düşman olmasıdır. Birleşik Devletlerin kuruluşundan beri ekonomisi silah endüstrisine dayalıdır ve 2. dünya savaşı onu güce kavuşturmuştur diğerleri yok olurken. Oysa ne kültürü, ne bilimsel metodları, ne de sanayisi Avrupa ve Asya ile baş edebilecek düzeyde değildir. Rus kültürünün doğal kaynaklara ve coğrafyasına dayalı başlangıcında köylü sınıfa dayalı gelişmiş ekonomik yapısının antitezi olduğundan (yağmacı ve yurtsuzdu dışlanmış ilk amerikalılar) ikisi de kıyıda durup onlardan çaldıklarıyla ve kıyımdan kaçanların sayesinde büyük ateş gücüne kavuşmuştur. Yozlaşmış yıkılan imparatorlukların bilgisi kendinden sonraki en rahat ve savaşlardan en az etkilenen devletlerde toplanarak yeni güce dönüşür. Ör: Romanın yıkılması ile latin ve yunan biliminin,felsefesinin İslam ülkelerine girerek onu güçlendirmesi, İstanbulun fethi (Haçlı seferlerinin, Kilisenin sözde iki kiliseyi birleştirmeye dayalı kazanç kaynağının kesilmesi) ve avrupada rönesansın hızlanması. Demek oluyor ki savaş sadece geçici kazançlar sağlamaktadır. Yine demek oluyor ki aslında insanlar yönetilmiyor,tersine başıboş bırakılıp fırsat kollanıyor ve belli azınlık grupların çıkarlarına kullanılıyor araç olarak sadece. Bunun engellenebilmesinde de Halk a dayanmayan sınıfsal (sosyalist parti üyesi işçi temsilcisi de sınıftır çünkü yetkisi sıradan insanın kaderinde direkt etkilidir.) ayrımlara ve sınırlara dayalı sistemlerle hiç bir şey daha iyiye gitmeyecektir. Çünkü teknoloji ve bilim de bu sınırlar içinde varlıklarını sürdüremediklerinden sorunların çözümü eğitimsiz politikacıların saçmasapan düzenlediği uluslararası gezilerle çözülecek sanılmaktadır. Oysa pekala afrikadaki çölleşmenin ve dolayısıyla açlığın bile bilimde çözümü vardır fakat bunu çözecek bilim adamları Amerikadan bu niyetle çıkamamaktadır bunun yerine onlara sorulmadan ya da çalışmalarına destek bulabilmeleri amacıyla uluslararası gösteriş yapmak için nükleer denemeye gönderilmektedirler. Sonuç olarak eğer Halk ın yani insanlığın geri zekalı kendini yok etmeye çalışan hastalıklı garip bir tür olduğu iddia ediliyorsa tabi ki Anarşizm ütopyadır çünkü insanlar konuşarak dayanışmayla anlaşıp engelleri aşamayan beyinsiz hatalı üretilmiş yaratıklardır güdülmeleri gerekir koyundurlar öyleyse. Salaklar tarafından yönetilmezlerse kesin kaosa düşerler ve şu an her şey olması gerektiği gibidir. Salaklar diyorum çünkü politikacılar genellikle hem eğitimsiz yani aslında anlayışsızdır; sadece koltuğunu ve onun verdiği imkanları düşünür, hem de günümüzde en az ortalama 1 milyon kişi başına 1 yönetici kişi düşer ve 1 milyon kişi yerine karar verecek kadar zeki olması mümkün değildir hiç kimsenin artık global karışıklığın zirvede olduğu bu zamanda. Öyleyse bu kişiler çok zeki olsalarda ihtiyaçları karşılayabilme noktasında salak kalacaklardır. Çok akıllı yönetici ise bu zamanda bu nedenle sevilmez istikrar çıkarlara ters olabileceği için.( Atatürk şimdi devlet başkanı olmuş olsa adamı dine saygısı yok diye çürük yumurtlayıp,hapse atmaya öldürmeye kalkarlar o da gidip Arapları yeniden birleştirerek ABD çomağı israilden onları kurtarmak zorunda kalır, sonra da Türkiyeye savaş açabilir sen de barışa çomak sokuyorsun toprağını ABD ye açıp diye. Adam akıllı duramaz boş boş konuşup izleyerek. )
    Anarşizm diğer sistemlerden mantıklı doğal bir kendiliğinden örgütlenmeyi önerdiği için ütopiktir en azından şu anki gibi saçmasapan mantıksızlığın normal olduğunu liberaller gibi iddia etmez. Sosyalistlerin geneli gibi Marks ı yanlış yorumlayıp sıradan Halk ı da kendi aynı ezilmişlik duyguları yüzünden adam edilmesi gereken salak olarak da görmez. Tespitte bulunup nedenlerini dolaysızca gösterir. (Rus sosyalizmi o şekil iki yüzlü bir kayıtsızlık sonucu tutmamıştır. Her zaman solcu olduğunu söyleyenler kapitalistten daha mal mülk yetki arayışı içindedir test edilip kanıtlanmıştır ülkemizde en azından. Kızdığı sistemden ve işleyişinden çok, kendinin zengin olamamış, şöhrete kavuşamamış,saygı görmemiş olmasıdır. Bu tür değerlere saplantılı, kişilik bozukluğu olan komplex li kişiler solcu ya da sağcı olup ona buna savaş açıp kahraman olmaya çalışırlar zaten genellikle. Aynı tuzak işte, hiçbirinin diğerinden farkı yok, lanet ve göstermelik maddesel ve ruhsal sömürüye dayalı politik düşünceler güruhu. Che,Lenin, Marks-Engels, Castro gibileri bunların dışında olan yürekli ve dolayısıyla akıl sahibi kişilerdir.)
    Bu durumda ütopya olması da bir şey değiştirmez; demek ki Halk lar henüz akıllıca ve insanca yaşamayı seçmemiştir. Geneli hurafe ve yalana inanmayı yeğleyip kıçının üstüne oturarak ellerini havaya açtığında meleklerin gelmesini bekleyecektir boşuna bir yüz yıl daha. Eğer yüz yılda hala akıllanmazsa da zaten sonrasında akıllanmasına gerek kalmayacaktır çünkü şimdiden iklimi bozduğu halde parasal nedenlerle dikkate alınmamasını normal karşılamakta, global iklim değişikliğini bile at gözlüğü takarak öküz beyniyle geyik konusuna indirgemekte, bir felaket olunca da Allah ın işi ya da imansızlara cezası diyip korkuyla ölümü beklemeyi akıl sanmaktadır. Ütopyanın antitezi yıkımdır. Öyleyse insanlık her şeyi isteyerek hak etmiştir ve dolayısıyla bu olacaktır. Ancak inananlar da 'fani Dünya' diyerek inancına aykırı bir şekilde Tanrının yarattığı güzellikleri bir ot bile yapamaz haldeyken kendinden küçük görerek boşuna rahatlamamalıdır; çünkü Tanrının koskoca güzelim gezegeni yok eden zihniyeti yaratanlara ve sessiz kalıp bana bulaşmayan yılan bin yaşasın mantığıyla yardım edenlere ödül vermesi Dinsel inançların da tümüne aykırıdır. (Şeytanın işi olsa da fark etmez gene, çünkü Şeytanın ortağı olmak hiç bir şekilde hoş görülmez ve affedilmez kalıcı büyük zarara yol açtığında. Kimse bilerek yaptığı bir seçimin sorumluluğundan son anda 'tüh bilmiyordum cahillik edip bir hatadır işledim affet nolur' diyerek sıyrılamaz. Bakınız: Firavunla ilgili anlatılan mesel) Tabi bi de bu inançlar yanlışsa o zaman gidecek başka dünya da yoktur ve boşu boşuna yaşamış olacağız hiç iyi bir şey yapmadığımızdan o daha da korkuncu maalesef. Çünkü o zaman sorumluluğun bizde olması gerçeğiyle yüzleşebilmek herkesin cesaret edebileceği bir şey değildir tüm acılar ve kurbanları bizim yüzümüzden varolamadan yok edilmiş olacağı için. Geri dönüşü ve alternatifi de yoktur yaşamın ölenler bir daha geri gelmeyeceğinden. Bu durumda inançların olumsuz yönü de budur. Çünkü dünya yok olsa bile adam kılını kıpırdatmaz nasolsa fani diyip sanki bir etkisi yokmuş bunda gibi. Ör: Geçmiş yıllarda arabistanda binlerce insan şeytan taşlama sırasında ezilince Arap hükümeti dine sığınıp takdir-i ilahi demiştir. Nasolsa inanca göre hacda ölen cennete torpilli girmektedir normalde sapık katil olsa da. (Her şeyi de bilirler ne güzel kurtarıyolar kendilerini insanlar arınma ve yeniden doğuş adı altında boyundan büyük günah işleyip yaratıcının affına sığınarak işine gelmeyince.)
    Bir de konuyu bağlayabilsem daha güzel olacak. İnsanlar doğuştan günahkar, geri zekalı,sapkın ya da bozuk değildir. Yukardaki iki yüzlü mantık içinde bocalayıp yollarını şaşırırlar mutsuz olduklarından ve hepsi buna dayanamadığından. (Gerçekten dayanılmaz olabilir kişinin konumu ve coğrafyasına,çevresine göre yaşadıkları bazen maalesef) Çözüm için Halk ların ortak hareket edebilmesi ve kendi ipini eline alması şarttır temsilciler kendi kapasiteleri kadarını o da işine gelirse bilebilir. Çalışma hayatına baktığımızda yani örneğin bir fabrika olsun; Kendi içinde işlerin yürümesini zorlaştıran tek etken gene hazırdan fabrikayı sahiplenmiş ücretli işçi çalıştırıp ürettiklerini ona koklatmadan karını katlayan yönetici ve dalkavuklarıdır. Diyelim fabrika otomobil üretiyorsa, onlar olmasa da işçiler bunu yapabilirken işçiler olmadan sahipleri hiç bir çivi bile çakamaz otomobile de sadece gezmek için biner nasıl çalıştığını bile bilmezler. Ama suçlusu işveren ya da yönetici değildir yine de bunun. Onlar da aynı durumun acılarını farklı kaygı ve acılarla yaşamakta bunalmaktadırlar. Hiç bir işçi patronundan uzun süre iş yerinde tutulamaz örneğin. Yine sorumluluk Halk kitlelerindedir. Politikacıların oyunlarından kurtulup birbirleri ve karşı Halk kitlesine karşı bütünleşmek yerine, onları kullanan tüm yönetici sınıflara karşı organik bir alternatif işbirliğini kendileri yaratmak zorundadır. Oysa insanların kaderini çok daha acı bir şekilde belirleyen savaş sözkonusu olduğunda, hiç bir siyasi mekanizma Halk oyuna başvurmadan ölüm göreviyle onları birbiri üstüne sürebilmekte; Halk ise alık alık ne denirse onu yapmakta, gerçekler ve bilimin yerine; hurafe,masal ve politikacıların yalanlarına inanmaktadır. Oysa tüm insanlar tek tek sorulduğunda aynı şeyleri istemektedir. Güzelce yaşamak ve yıpranmadan,kullanılmadan neşeli bir hayat sürmek. Anarşizmin çıkış noktası da bu özgürlüğe inanıyor olmasıdır gerisi entrikadır.



    Sonuç? Dünya gezegeninde bulunan tüm topluluklar ihtiyaçlarını karşılayacak refah a ve dolayısıyla da ortak bilinç e kavuşmadan yerel bir özgürlük mümkün değildir. Milliyetçilik, din ve dil ayrımı, kültürel farklılıklar insanlığın çocukluktan gençliğe geçtiği içinde bulunduğumuz bu zamanların bir çeşit kitlesel ergenlik bunalımından başka bir şey değildir. Fakat tek fark vardır o da bunaldığı baskıyı halk kitleleri kendi isteğiyle evrensel korkularını ve güvenliğini bahane ederek uydurmakta ve sürekli yeni nesillere dogmatik bir düşünme biçimiyle aktarmaktadır.

    İnsanların hepsinin aynı bilgiye ve bilince sahip olup aynı şeyleri arzulaması mümkün değildir bugün o nedenle de. Anarşizm ise zaten bunu da öngörerek marksistlerin bilinç kazandırma arayışının kendi devletini otomatik olarak yarattığını söyleyerek bu tür örgütlenmelere karşı çıkmıştır.

    Devletlerin aslında içinde yaşasyanların milliyetinin hiç bir önemi yoktur. Bilim ve teknolojiyi güce en iyi dönüştüren çağlar geçtikçe sırayla güçlü olmaktadır bir dönem boyunca. Dünyanın sorunu ve bunun yarattığı kirlilik ve acı da bundandır. 'Şimdi kim yönetecek' Bugün ABD birden yok olsa gene biri çıkar elindeki güçle dünyanın geleceğini kafasına göre belirlemeye kalkışır.

    Çarklar,dişliler,saatler bütün bunlar aslında bizim inançlarımızn yani dünyanın böyle olması gerektiğinde ısrarla inat etmemizin sonucudurlar. Patron ve işçi arasındaki çatışma ve gerilim ise aslında efendi köle çatışmasının bugünkü devamından başka bir şey değildir. Ancak doğuştan köle yapılmış insanların efendilerinden öğrendikleriyle özgürlüğe kavuşması gene efendilerin izin verdiği ölçüde aşama aşama olabilecektir. İşçiler de özgürlüğe kavuştuğunda hepsinin birer usta sanatçı, bilim adamı,filozof,zanaatkar olması gerekecektir. Çünkü çoğunluğun bilmediği bir gerçek der ki: Kendi kaderini hiç çaba göstermediği için eziklikle kabullenenler her zaman olabilecek en kötü ihtimalin başlarına gelmesine neden olurlar.

    Yöneticilerin artık gerçekte ne işe yaradıkları bilinmektedir. Onlar faydasız asalak yiyiciler ve baş belalarıdır Halk için sadece. Çünkü 6000 yıldır götlerini halk ın öfkesinden kurtarmak için sıkışınca yine Halk ları birbirine karşı kışkırtırlar. Bu yüzden de geliştirdiğimiz zekaya rağmen hayvanlardan daha beyinsiz bir pozisyona düştük diyebiliriz insan olarak binlerce yıldır yaşam alanında. Çünkü sadece doğa ile değil birbirimizle de savaş içindeyiz öyle ise bu akıl ne işe yaramakta? Yönetilmek beceriksiz ve aptal adamın çözümüdür. Pekala insanlar yönetilmeden de yaşayabilir bu bir kaos değildir. Asıl herkes, kendini seçtirip seçilmiş ilan eden birkaç adamın kafasına, şahsi düşünce ve çıkarına göre öylesine yönetildiğinden kaos şu an alasıyla mevcuttur zaten. Bence bu da olacaktır yakında ancak şu an zihinsel ve bedensel hastalıklardan korkulmakta ama çare olarak yardımlaşma yerine fakiri daha da sömürmek için yüzbinlerce insanın can verdiği üretilenlerin yok edildiği savaşlar çıkarılmaktadır geri zekalıca sebebler uydurularak. İnsan işine gelince zeka sahibi insan, işine gelmeyince de birden bire hayvana dönüşüp; savaşın doğal olduğunu öne sürmek gibi bir saçmalık yumurtlamaktadır. Oysa bugünlere bizi getiren ne savaşlar ne de savaş kahramanlarıdır. Bilgi sayesinde gelindi bu çağa, bilen devlet adamları da oldu ama çok azdır onlar. Çünkü Halk ı ikna etmek için bir Peygamber kadar yürekli ve inatçı olmak gereklidir. Çünkü Halk hiç bir Dünya sorununun sorumluluğunu üzerinde taşımaktan hoşlanmaz. Zora gelince huysuz çocuk gibi mızıkçılık yapıp 'nasolsa yerime karar veren var ben kimim ki benim bir fikrim olabilsin başkaları için de olsa çalışıp işime bakmalıyım yoksa günaha girerim sorgularsam' diyen çoğunluğa Halk denir.

    İnsan denen memeli hayvan 4 değişik çeşitten oluşur tıpkı temel elementler gibi de diyebiliriz. Halk lar dan (Toprak), onları ulaşılmaz ideallerle kandırarak ya da peygamberlerin sözlerini çarpıtarak kullanan yöneticilerden yani Kara ve Beyaz İde lerden(Hava), Halk ın içindeki hastalanmış ve saldırgan ruh hastalarından oluşan ve bu nedenle Halk ın adaleti yazılı yasalar, seçimler ve silahlardan beklemesine neden olan ' sinir hastası yıkıcılar' dan (Ateş) ve tüm insanlık tarihini belirleyen, yaratan yol gösteren peygamberlere, deha lara, diğerleri yanında ulaşılmaz bir değere yükselebilen mucit yapıp mucize yaratabilen ve yaşatan 'Gerçekten yaşayan insanlar' dan (Su) oluşur. Patron ve işçi gibi karşıt basit kavramlar halinde basite indirgenemez ikisi de Halk tır onların. (ezen ezilen gibi) Hepsini birleştirip Ateşi kontrollü hale getirmek ise peygamberlerin bile bugüne dek başaramadığı bir şeydir. Çünkü insan henüz ne olduğuna, ne olacağına karar verememiştir. Hayvansal güveninden ve kararlılığından da, insansı zekasından da bugün eser yoktur. Garip bir mutant olmuştur uygar insan ve gene her şeyi yöneticilerden o olmazsa mucizelerden beklemekten de utanmamaktadır hala bütün yaptıklarının bedelini yaşadığı halde. Eğer bir Şeytan varsa buna tek aday insan kolaycılığı, umursamazlığı ve yaşayan doğaya karşı edindiği körlüğüdür. Eğer geleceğin daha iyi olması bekleniyorsa ki ben de dahil tüm insanlar binlerce yıldır gençliğinde ve çocukluğunda böyle kandırılıp tersine tarih ilerledikçe her şeyin daha berbat olduğunu görmüştür; şimdiye kadar sürdürülen sistem bir işe yaramayacaktır bundan sonra; bundan önce de yaramadığı her şeyi yavaşlatıp yok ettiği gibi. İnsanlar madem o kadar zekidir o zaman hayvanlığa lüzum yoktur düzgün yaşamak için boynumuzda bir tasmaya ihtiyacımız yoktur o tasmaya sadece ucundan tutup bizim demeye muhtaç olan faydasızların ihtiyacı vardır Halk ın değil. O yüzden Anarşizm asla topluca örgütlenip devlete savaş açan 'iyiniyetli devlet' olmaya kalkışmaz gereksizse yok sayılmalıdır bir an önce bu yük. Çünkü iyiniyetli devlet olmaz eskiden icat edilmiş olan kendini diğerinden korumaya yönelik ilkel bir girişimdir çünkü devletin her biçimi. Devlet düşman yaratarak varlığını koruyan huysuz bir organizasyondur. Savaşla da asla yıkılmayacaktır savaş sayesinde kurulmuştur çünkü ilk devlet. Fakat tüm savaşlar sona erdiğinde bir anlamı kalmayacak kendiliğinden o an yok olacaktır.

    Bu nedenle anarşist bakış bireysel özgürlüğü körükler. Çünkü insanlığın kendiliğinden toplumsal olduğu, doğal yaşadığı komünal ve özel mülkiyetin olmadığı üretim aşamasından; tüketim aşamasına geçilmiştir. İhtiyaçlar için değil tüketilmesi için üretim yapılmaktadır artık çünkü meta üretimi insanların makinelerinin de yardımıyla doğal kapasitesini çok aşmıştır. Eğer bireysel özgürlükler yeniden doğal işbirliğine dayalı yapıcı üretime dönüşmez ise insan nesli yakın zamanda büyük bir yıkıma sürüklenecektir. Kritik sınır aşılmıştır bugün ve her yerde işaretlerini vermektedir artık. Artık çocuklarımıza atalarımızın izinden gitmemeleri gerektiği öğretilmelidir yoksa bizden nefret ederek, kabuslar ve acılar içinde kendilerine yol çizmek zorunda kalacaklar kaçınılmaz olarak. Belki de artık büyük kentlerin terk edilme vaktidir. Küçük gruplar oluşturup sorumluluk ve dayanışma ile pekala tüm insanlar birlikte yaşayabilirler. Seçilmiş temsilcilerin tahakküme dayalı yetki ve dokunulmazlıkları olmamalıdır bunun nedeni bellidir. 'Sahtekarlığa ve Halk ı sindirmeye dayalı egemenliğe dayalı yönetim biçiminin sonucudur bu' Parti kurmakla ve demokrasi adı verilmiş göstermelik legal sahtekarlıklar ile egemenlik asla kayıtsız şartsız Halk ın eline geçmez. Anarşist düşünce buna anlam verememektedir yüz yıldır. Halk ın hiç bir şeyde karar sahibi olduğu falan yoktur oy atmaktadır sadece uzun yıllar arayla. Seçilenlere soru soramamaktadır. Fakat eğer bir fabrikada işinizi yapmazsanız işten atıldığınız halde politikacı saçma ihtimallerden bahsedip binbir yalan atsa da politikacılıktan atılmaz. Çünkü politika bir şey üretmez düzgün çalışması şart değildir. Zaten çalışan bir şey de değildir gereksiz bir zaman kaybı ve israftır. Politika hemen yasaklanmalıdır çünkü ondan başka söylediğinin tersini yapan başka hiç bir organizasyon daha yoktur. olsa hemen sona erer ancak politika pratiğe dayalı olmadığından binlerce yıl gereksiz yere varlığını koruyabilmiştir.
    Uzun ve biraz ütopik görünen bir yazı oldu. Ama öyle değil. Aslında özet bu orjinalinin. Cümle hataları için şimdiden özür ani geçişlerle anlatırken bazı konular karışmış iç içe girmiş olabilir idare etsin okumaya tenezzül eden. Konu iki kelimeyle geçiştirilecek bir konu değil çünkü.
    psychedelic
     
  17. Güzel bir ütopyaymış dediğin.
     
  18. Ütopyalar karşıtı yok etmez, yasaklar.

    Ayrıca mükemmel dünyanın sıkıcı olmadı bir yanılsama olurdu zira, sıkıcı ise mükemmel değildir. Mükemmel olan olumsuz sıfatlara yer vermez.
     
  19. merkezinde sadece ben olduğum bir ütopya güzel olabilirdi.... herkes için neyin iyi neyin kötü olduğu sorun olmazdı böylece çünkü umurumda olmazdı.... kölelerime arada özgürlük tattırırdım böylece köleliklerinden ömür boyu vazgeçmezler ve hep itaat ederlerdi..... düşündümde sanırım bu artık bir ütopya değil... merkezinde ben olmasamda işleyişi böyle....
     
  20. Buradan da anlayabileceğimiz gibi ütopyalar da bireysel ve kitlesel olarak ayrılıyorlar :)
     

Bu Sayfayı Paylaş