Kara Delikler

'Forum Meydanı' forumunda Fyz19 tarafından 20 Ocak 2007 tarihinde açılan konu

  1. KARA DELİKLER VE WORMHOLE KURAMI

    Bilinmeyen korku verir insana... Ve bu korku çekiciliği de beraberinde getirir hep... İnsan içgüdüsel olarak alışılmışın dışındakilere ilgi duyar. Tarih boyunca insanoğlu açıklayamadığı, anlayamadığı şeylerden korktu hep; ancak bilinmeyenin peşinden koştu ve gizemli olanı açıklamaya çalıştı. Ne var ki, son yıllarda sokaktaki adamdan tutun da ilkokul çocuklarına kadar pek çok kişinin hakkında az çok bir şeyler bildiği kara delikler için "gizemli" kelimesi biraz hafif kalır... Kara delikler evrenin en gizemli, en güçlü, en akıl almaz fenomenleridir... Bir küre düşünün! Kapkara bir küre ki içine giren hiç bir şeyin, bugüne kadar bilinen en hızlı şey olan ışığın bile çıkamayacağı kadar güçlü bir kütleçekimine sahip... Asıl inanılmaz olan ise kara deliğin merkezindeki noktacık; kara deliğin evrenden yuttuğu herşeyin bir daha geri dönmemek üzere yok olduğu yer...



    Son yıllarda kara delikler fiziğin gündeminde baş köşedeki yerlerini koruyorlar... Teknolojinin elverdiği ölçüde yapılan araştırmalar sürekli yeni kuramların ortaya çıkmasına olanak sağlıyor... Kimileri, ulaşılması mümkün olmayan uzaklıklara hatta başka evrenlere kapılarımızı açabilecek olan "kurt delikleri"nden (Worm Hole) umutlu. Ancak fizikçilerin asıl peşinden koştukları şey kara delikler sayesinde Kuantum yasalarıyla Einstein'ın kütleçekim kuramını birleştirebilecek olan "Genel Kuramı", "her şeyin kuramı" ya da daha doğru bir ifadeyle "kütleçekimin kuantum kuramını" elde edebilmek...

    Aslında yeni öngörüler ve karmaşık kuramlar olmadan da kara delikler basit mantığın sınırlarını zorlayacak derecede karmaşık yapıdalar... Kara deliklerin bir türü, çok büyük kütleli yıldızların merkezlerindeki hidrojen yakıtlarını kısa sürede tüketmeleri ve çökmeleriyle oluşuyor. Evrende var olan süpernovalar birkaç milyar yıl boyunca etraflarına enerji yaydıktan sonra "kırmızı dev" adı verilen süper dev yıldızlara evrimleşirler. Bir çoğu enerjilerini yakarak tüketir ve doğanın akıl almaz gücüne dönüşürler... Kabullenilmesi zor olan şey Güneş'ten kat kat büyük olan bu yıldızların inanılmaz boyutlara küçülmesi; yani çok büyük bir kütlenin, inanılmayacak kadar küçük bir hacme sıkışması ve sonuçta çok büyük yoğunluklara ulaşılması...

    Bir kara deliğin teorik olarak şekli diğer yıldızlar ve gezegenler gibi küreseldir. Her cisim gibi kara deliklerin de kütle çekim alanları vardır. "Olay Ufku" (Event Horizon) denilen bu alanlar içine düşen hiçbir şeyin kaçamayacağı bölgelerdir. Olay ufkunun içine giren her türlü madde kürenin merkezinde bulunan "tekillik"e (singularity) düşmeye mahkumdur. Asıl kara delik çapı bile olmayan ve matematiksel bir noktayla ifade edilen bu "tekillik"tir. Bir örnekle somutlaştırmak gerekirse Güneş'ten 10 kat büyük bir yıldızın çökmesiyle oluşacak olan kara deliğin olay ufku sadece 60 km. çapında olacaktır. Kara deliklerin sadece çok büyük yıldızlardan oluşmasının nedeni ise maddenin böylesine muazzam ölçülerde sıkışabilmesi için gerekli olan koşulların büyük yıldızlarda kendiliğinden var olması... Bir kara deliğin kütlesi ne kadar büyükse buna bağlı olarak, uzayda kapladığı yer de o ölçüde büyük oluyor. Yani "Schwarzschild yarıçapı" denilen olay ufkunun yarı çapıyla, kara deliğin kütlesi birbiriyle doğru orantılı.

    Biraz da hayal dünyasına geçiş yapalım ve fantezilerden söz edelim. Tutun ki bir uzay gemisiyle bir gökadanın merkezine seyahat ediyoruz ve farkında olmadan büyük bir kara deliğin olay ufkunun içine düşüyoruz. Artık kesin olan bir şey var; o da asla ve asla dışarı çıkamayacağımız. Hiçbir şekilde buraya düştüğümüzü dışarıdakilere bildirmemize de imkan yok; çünkü olay ufkundan dışarı ne ışık ne de radyo dalgaları çıkabilir. İlk anlarda her şey yolunda görünüyor. Olay ufkunun içine ışığın girişi serbest olduğu için dışarıda olup bitenleri görebiliyoruz, sadece müthiş kütleçekimden kaynaklanan eğilme ve bükülmeler var. Ancak bu ilginç yolda ilerledikçe durum vahimleşiyor ve tekilliğe erişemeden önce çoktan parçacıklarımıza ayrışmış oluyoruz. Bu sırada dışarıdan bizi gözleyenler ise olay ufkuna yaklaştıkça bizi yavaşlıyormuş gibi algılıyor ve onlara göre olay ufkuna girmeden hemen önce bir anda yok oluyoruz. Bunun nedeni o andan itibaren bizden giden ışığın gözlemcilere ulaşamıyor olması...

    Tüm bu varsayımların açıklaması ise Einstein'ın kütleçekim kuramında saklı. "Genel göreleliğe" (theory of general relativity) göre; kütlesi olan her cisim, uzay-zaman dediğimiz dört boyutlu dokuyu tıpkı üzerinde ağır bir top konmuş esnek bir kumaş gibi çukurlaştırıyor. Bu çukurun üzerinden geçen herhangi bir cisim, hatta ışık, çukurun büktüğü düzlemden geçtiği için biraz eğrileşecek, ya da bükülecekti. Kara delikler ise çok büyük kütleli cisimler olduklarından, uzay-zamanda oluşturdukları çukurlar da adeta dipsiz kuyuları andırıyor; yani çukurun kenarından içeri düşen bir cisim, hatta hızlı bir ışık fotonu bile, karşı duvara ulaşıp eğriyi tırmanarak yeniden düze ulaşamıyor. Einstein'a göre uzayla zaman aslında aynı şey olduklarından bu denli büyük bir kütle zamanı da bükmüş oluyor. Diğer bir deyişle bir kara deliğin yakınındaki biri için zaman diğerlerine göre çok daha yavaş geçiyor. Hatta eğer yeterli teknolojiye sahip olup birbiriyle eş özellikler taşıyan iki kara delik yaratabilseydik, belki de bir çeşit zaman tüneli ya da ışınlama sistemi oluşturabilecektik. İşte kuramın bu yönü science-fiction yapımcıları için bir ilham kaynağı oluşturuyor ve zamanda yolculuk hikayeleri kafamızı kurcalamaya devam ediyor. Buna benzer bir zaman yolculuğu fikri Star Trek IV filminin ana konusunu oluşturmaktadır.Star Trek IV'teki zaman yolculuğu düşüncesi temelde bir yıldızın yerçekimsel uzay/zaman eğriliği sapmasının kullanılarak uzay gemisinin zamanda geriye doğru sıçratılması ilkesine dayanmaktaydı.

    Kütleçekim kuramının yanında kara deliklerle ilgili bir başka model de Stephen Hawking'in kuantum mekaniğinden yararlanarak ortaya sunduğu kara delik ışınımı. Modele göre kara delikler kütleleri nedeniyle bir ışınım saçıyorlar. Kuantum Mekaniği'nin temel önermelerinden olan Belirsizlik İlkesi uyarınca enerjinin korunumu yasası kısa sürelerle de olsa çiğnenebiliyor ve "boşluk dalgalanmaları" denen kuantum mekaniksel bir süreç sonucu boşluktan bir parçacık ve (ters elektrik yüklü) karşı parçacığı doğuyor. Bunlar birbirlerini hemen yok ediyorlar. Bir kara deliğin olay ufku yakınlarındaki yoğun kütleçekimsel alan bu parçacıkların oluşabilmesi için gerekli kritik eşiği aşıyor. Eğer oluşum olay ufkunun hemen dibinde gerçekleşirse, parçacıklardan biri olay ufkunun içine, diğeri ise dışına düşüyor. Sonuçta bir gözlemci tarafından kara delik bir parçacık yayımlamış gibi algılanıyor. Işınım nedeniyle delik "kara" olma özelliğini yitiriyor ve bazı araştırmacılar tarafından "gri" olarak nitelendiriliyor. Bu ışınım enerjisini kara delikten alıyor. Dolayısıyla kara delik gittikçe küçülüyor. Cismin kütlesi azaldıkça ışınım arttığından, kara delik giderek daha şiddetle ışınım saçıyor ve kütle kaybetme hızı da aynı oranda artıyor ve sonunda tümüyle yok oluyor.

    Kara deliklerin bir başka rengiyse kuramsal olmanın ötesinde, tümüyle matematiksel bir varlık olan Ak delikler. Ak delikler, genel görelelik denklemlerinden kaynaklanıyor. Einstein'ın kütleçekim denklemlerinin bir özelliği, zaman içinde simetrik olmaları; yani bir denklemin çözümünü alıp zamanın yönünde ters çevirdiniz mi, aynı derecede geçerli bir başka çözüm elde edebiliyorsunuz. Bunu kara delikleri tanımlayan çözümlere uyguladığınızda, ak delik denen bir sanal varlık ortaya çıkıyor. O halde kara delik, uzay-zamanın içinden hiçbir şeyin kaçamayacağı, nesneleri yutan bir bölgesi olduğuna göre, zıt olarak ak delik de içine hiçbir şeyin giremeyeceği ve nesneleri püskürten bir oluşum.

    Kara deliklerle ilgili yapılan bir başka sınıflandırmaysa dönen ya da dönmeyen, elektrik yükü olan ya da olmayanlarına göre. Bu sınıflandırmada ilginç olan ise Yeni Zelanda'lı fizikçi Roy Kerr tarafından varlığı öne sürülen "dönen kara delikler". Dönme, açısal momentumun korunması yasasının bir sonucu. Kara deliği oluşturan kütle, çökmesinden önce ekseni etrafında dönüyorsa, bu dönme hareketi oluşumundan sonra kara deliğe aktarılıyor.

    Bu kara deliklerin dönme hızları bazen öylesine büyük olabiliyor ki, olay ufku, ekvatorunda şişiyor. Bu kara deliklerin ilginçlikleri tekilliklerinde ortaya çıkıyor. Hızlı dönüşlü kara deliklerde tekillik artık bir nokta olmaktan çıkarak bir halka biçimine dönüşüyor. Kuramsal olarak bu halka tekillikten geçen bir yolculukla madde, Evren'in başka bir bölgesine, hatta başka bir evrene geçebiliyor. Ak delik ve kurt deliği kavramlarının dayandırıldığı temel kuram da işte burada ortaya çıkıyor. Kuramcılara göre dönen ve elektrik yüklü olan kara deliğin içi, kendine karşılık gelen bir ak delikle birleşebiliyor. Ve içine düşen madde, atomlarına ayrılmadan ak delikten fırlayıp çıkıyor. Kara ve ak delikleri birleştiren tünelse "kurt deliği" (worm hole) adını alıyor. Bazen ak delikler uzay-zamanda çok farklı yerlerde hatta geçmişte ya da gelecekte yer alabiliyorlar. Bu alanda ise bilim daha ihtiyatlı davranıyor ve yorumu bilim kurguya bırakıyor. Bugünkü bulgulara dayanarak söyleyebileceğimiz tek şey bilinen kara deliklerin kurt deliği oluşturamayacakları. Hem oluştursalar bile bunların çok kararsız şeyler olacağı ve en ufak bir dış etken sonucunda çökecekleri. Anlaşılan 1988 yılında Carl Sagan'ın "Contact" (Mesaj) adlı bilimkurgu romanında sözü edilen kurt deliklerindeki yolculuklar için henüz hazır değiliz.

    Kara deliklerle ilgili pek çok etkileyici ve heyecan verici kuramın yanında bazı bilim adamları çok daha mütevazı araştırmalar yaparak somut bulgular elde etmeye çalışıyorlar. Kara delikleri keşfetmek. Kara deliklerin özelliklerinden biri de üzerlerinde yapılan tartışmalara, konu oldukları sayısız makaleye rağmen hala gözlenemiyor olmaları. Kara delikleri ancak çevrelerinde yarattıkları şiddet nedeniyle gözleyebiliyoruz. Özellikle gökadaların merkezlerinde bulunan süper kütleli delikler çevrelerindeki gazı yutarken ya da yıldız kökenli kara delikler "ikili sistemlerdeki" (binary systems) yıldız eşlerini yavaş yavaş soyarken; yani onlardan kütle çalarken etraflarında kütle aktarım diskleri oluşturuyorlar. Kara deliğin güçlü kütle çekim alanında dönen gaz sürtünme ve parçacık çarpışmaları nedeniyle ısınıyor ve enerjik gama ışınları, X-ışınları ve radyo dalgaları yayınlıyor. Bu ışınımlar süper teleskoplarla algılanarak kara deliğin varlığından haberdar olunuyor. Ancak bu aşamada Nötron Yıldızları bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Nötron yıldızları (Neutron Stars) da büyük kütleli yıldızların çöküşlerinin ürünü. Madde kütleçekim altında o denli sıkışıyor ki, atomlarda bulunan elektron ve protonlar birleşerek muazzam yoğunlukta ve bir kent büyüklüğünde bir nötron topu oluşturuyorlar. Nötron yıldızlarının da son derece büyük kütleçekim alanları var. Çevrelerinde yakaladıkları yıldızları soyuyorlar ve X-ışınımı yayıyorlar. Ancak kara deliklerle aralarında göz ardı edilemeyecek bir ayrım var: Nötron yıldızlarının katı bir yüzeyleri var ve bu yüzeyin üzerinde madde birikebiliyor. Oysa kara deliklerde böyle sert bir yüzey yok. Olay ufkunu geçen madde ya da ışınım evreni terk ediyor. Bu özellik her iki cismin yakınlarından yayılan ışınımı farklı kılıyor.

    Kara deliklerin büyük çekim alanları, onları doğanın en güçlü enerji santralleri haline getiriyor. Olay ufku, ışık hızıyla bile hareket etse hiçbir cismin kaçamayacağı bir yüzey. Dolayısıyla dışarıdaki madde de bu ufuk yakınlarına ışık hızına yakın hızlarla çekiliyor ve yolda öteki parçacıklarla çarpışıp parçalanıyor. Ortaya çıkan etkiyle, olay ufku yakınlarında madde ısınıyor. Işık hızına yakın hızlardan bahsedildiği için de, ısıya dönüşecek kinetik enerjileri de, durağan halde kütlelerinin taşıyacağı enerjiye (E= mc2 ) yakın oluyor. Bu anlamda, kara delikler, durağan kütleyi termal enerjiye dönüştüren birer santral işlevi görüyorlar. Bu dönüşümün hangi oranda gerçekleştiği ise kara deliğin dönme hızına bağlı. Kara deliğin parçası haline geldiğinde maddenin kaybetmediği nadir özelliklerden bir tanesi, açısal momentumu (angular momentum), yani dönme hızı. Madde, bu hızı kara deliğe transfer ediyor. Maksimum hızda dönmekte olan bir kara delik, içine düşen maddenin % 42' sini enerjiye dönüştürür. Dönmeyen, statik bir kara delik için bu oran yalnızca % 6 dır. Karşılaştırılacak olursa, yıldızların merkezlerindeki termonükleer tepkimelerde maddenin enerjiye dönüşme oranı % 0,7. Uranyum çekirdeğinin parçalanmasıyla elde edilen değer ise % 0,1

    Kara delikler çevresindeki parçacıklar çarpışmalar yoluyla enerjilerini eşitlerlerse, madde içeri düşmeden önce inanılmaz sıcaklıklara kadar ısınır. Protonlar kolayca ısınmalarına karşın, o denli kolayca enerjilerini yayamazlar. Çarpışmalar yoluyla enerjilerini elektronlara aktarırlar. Elektronlar ise X-ışınları gibi daha düşük enerjilerde foton yayarlar. Dolayısıyla kara delik imzası görmek isteyen gökbilimciler şiddetli X-ışını demetlerine dikkat ederler. Bu tür X-ışını demetleri eşlerden birinin ötekinden kütle çaldığı ikili yıldız sistemlerinde gözleniyor. Gökyüzündeki en parlak X-ışını kaynakları olan bu sistemlerin , görünmeyen bir cisimle onun etrafında dönen sıradan bir yıldızdan oluştuğu sanılıyor. Bunlardan bazıları sürekli ışınım yayarken, bazılarıysa uzun süre gözden kaybolduktan sonra birkaç ayda bir enerji yayıyorlar. Bu nedenle bu tip X-ışını çiftlerinin bir kara delik için en iyi kanıt olduğu düşünülüyor.

    Öte yandan, aynı şeyler bir nötron yıldızı için de geçerli. Kara delikler kadar olmasa da nötron yıldızları da etkili enerji kaynakları. Üzerlerine düşen maddeler ışık hızının yarısı kadar hızlara ulaşabiliyor ve %10 randımanla enerjiye dönüşebiliyor ki, bu da sıradan bir kara deliğin randımanına yakın bir değer. Bundan zaten gökbilimciler haberdar, hatta bir çok ikili sistemdeki küçük cismin nötron yıldızı olduğunu biliyorlar. Nötron yıldızlarının, maddenin üzerine birikeceği ve zaman zaman patlayacağı sert yüzeyleri olması, düzensiz X-ışını patlamalarının bu yıldızların eseri olduğunu gösteriyor. Ancak patlamaların olmaması yine de kara deliklerin varlıklarına kanıt değil. Çok hızlı şekilde madde yutan nötron yıldızlarının da X-ışını yaymayacakları biliniyor.

    Kara deliklerin, varlıklarına kanıt olarak gösterilebilecek iki önemli özellikleri var: Sert bir yüzeylerinin olmayışı ve sınırsız kütleleri. Bir kara deliğin kütlesi oluştuğu yıldızın kütlesi ve daha sonra yuttuğu maddenin miktarıyla belirlenir. Kara deliklerin kütleleri için hiç bir fizik kuralı bir üst sınır koymaz. Oysa, diğer yoğun kütleler (örneğin nötron yıldızları) sınırsız kütleye sahip olamazlar.

    Kara deliklerin sert bir yüzeyleri olmadığından olay ufkundan içeri çekilen her şey kayboluyor. Bu enerjinin korunumu ilkesine ters düşen bir durum değil; çünkü kara deliğin içine giren her madde onun kütlesini arttırıyor. Ancak bu sırada deliğin çevresinden daha az ışınım yayılıyor. Nötron yıldızlarında ise tam tersine madde yıldızın sert yüzeyine düşünce, tüm termal enerjisi ya kendisi ya da nötron yıldızının yüzeyi tarafından uzaya saçılıyor. Bu durumda gökbilimciler kara delikleri belirlemek için, ışınım randımanları % 10 civarındayken, olması gerekenden daha sönük duran X ve gama ışın kaynaklarını arıyorlar.

    Fizik dünyasının bir başka bölgesinde ise teorik fizikçiler kara delikleri daha büyük bir heyecanla karşılamaya hazırlar. Gerçekleşmesi beklenen düş Evren'in en doğru biçimde açıklanması, daha doğru bir deyişle "birleşik kuramın" ortaya çıkarılması. Bunun için gerekli olan şey kütleçekimini açıklayan Einstein'ın genel görelelik kuramıyla, atom-altı dünyadaki etkileşimleri betimleyen kuantum mekaniğini bağdaştırmak. Bugüne kadar yapılan tüm çalışmalar sonuçsuz kaldı; ama amacı yakalamaya en yakın olansa, "sicim" (string) kuramı. İşte bu kara delikler son zamanlarda doğanın tüm kuvvetlerini özdeşleştirmek için geliştirilen sicim kuramlarının baş aktörleri olmaya başladılar. Yeni tanımlara göre kara delikler sicimlerden ve küçülmüş boyutların çevresine sarılmış sicim benzeri yapılardan oluşan kütlelerdir. Her şeye rağmen evreni anlamamız için 3 boyut ve zaman yeterliyken, sicim kuramlarında kimi zaman 10 ve bazen de 26 boyut gerekli oluyor. Özetle özlemle beklenen kuram için kat edilmesi gereken mesafeler var.

    Üzerlerinde tartışılan yüzlerce kurama, yapılan araştırmalara ve elde edilen bulgulara karşın kara delikler gizemlerini hala koruyorlar. Gelecekte kara delikler hakkında daha fazla şey öğrenileceği kesin. Akıl almaz gücüyle, bilimkurgu düşlerini gerçekleştirme potansiyeliyle, bu evrenin en inanılmaz fenomeni daha uzun bir süre insanoğlunu meşgul edecek; ama asla eskisi kadar karanlık olmayacak...

    Kaynak: http://www.zamandayolculuk.com/cetinbal/2SAYDEV.HTM
     
  2. tamamını okumadım ama yazıda geçen bir hata var, kara delik ışıması denen olay aslında "kara cisim ışıması"dır. yazıyı kaleme alan arkadaş bunu yanlış yazmış bilgilerinize sunarım.

    bu düzeltmenin dışında kısaca kara delikler hakkında kısaca şunu söyleyeyim:
    kara delik ömrünü tamamlamış bir yıldızın kendi içine çökmesiyle oluşur.
    oluşan büyük kütle çekimi nedeniyle kara deliğin çekim alanına giren ışık hüzmeleri bile bu çekimden kurtulamayarak cisme düşer ve soğurulur.
    sonuçta yansıyan ışık olmadığı için cisim karanlık bir nokta olarak görülür.

    bunun dışındaki mistik yorumları fazla ciddiye almamak gerekir.
     
  3. "bunun dışındaki mistik yorumları fazla ciddiye almamak gerekir."

    sen alma.NASA alıyo. sen alsanda olur almasanda...
     

  4. NASA'nın yapabildiği tekşey kuzulardan farkı olmayan amerikalıları kandırmak :lol: :lol:
     
  5. Discovery en son bilgileri veriyor. Onları da seyredin bence. Yeni bulgular var. Ancak ben çok detaylı anlatamayacağım için yanlış bilgi vermek istemiyorum.
     
  6. tabi tabii işinize geldimmi bilimi savunursunuz işinize gelmedimmi bilimi savunmazsınız...sizin bilim dediğiniz şey nasa işte! nasa evrenin yaratıldığını ispatlıyo buna nie inanmıyosunuz bu bilim değilmi?
     
  7. sen diyorsun ki NASA=bilim
    bende sana diyorum ki NASA'nın uyguladığı çoğu uzay programı sahtedir, bilimi siyasi amaçla yanlış yöne kullanmaktır.. ben NASA'ya laf ediyorsam bilime de laf ediyorum anlamına gelmez. çünkü NASA bilime eşit değildir!!
     
  8. bilim olan ne peki? benim tesadüfen oluştuğummu? bunu ispatlamaya çalışacan şeyimi bilim diyosunuz?
     
  9. hee heee.. yok bilim tanrı ve benzeri konular din bilimle aynı şey dinsiz bilim olmaz oldu mu?rahatladın mı?

    konu kara delikler
     
  10. tanrı bilim tartışmaları karadelikleri bile bulmuş :D

    neyse konumuz karadelikler :wink: yukarıda karadeliğin tanımı yapıldı birkaç arkadaş tarafından. benimde karadeliklerin enteresanlıkları konusunda bi faydam olabilir dedim :D


    bi karadelik fotoğrafı var ve bu fotoğrafla ilgili olarak; Sadece 75 kilometre genişliğinde olmasına rağmen 10 adet güneş kadar maddeye sahip olan ve dönmeyen bir Kara Deliğin 600 kilometre uzaklıktan görünüşü. Eğer bu fotoğraf gerçekten 600 kilometre uzaklıktan çekilmiş olsaydı, Kara Delik tarafından yutulmamak ve aynı yükseklikte durabilmek için, Uzaygemilerinin Dünyadan kalkış yaparken harcadıkları enerjinin 400 milyon katı gerekirdi.

    kaynak; http://tr.wikipedia.org/wiki/Kara_delik


    400 milyon katı düşünemiyorum. çok büyük bi çekim gücü var. acaba insanoğlu birgün bu karadeliklerin çekim gücünden faydalanabilir mi :?:

    saygılar
     
  11. Fotoğraf mükemmel..

    Bu ne demek,fotoğraf sahte olabilir mi yani?
     
  12. aynen öyle. resim sahte.

    kara deliğin resmini çekebilecek mesafeye gelmek onun çekim alanına girmek ve karadelik tarafından yutulmak demektir. birisi canına kıyıp bu fotoyu çekmiş bile olsa karadelikler elektromanyetik dalgaları da çekerler. bu yüzden resmi ulaştırmak imkansızdır.

    karadeliğin çekim alanından kurtulmak imkansız olduğu için büyük çekim gücünün insan için bir faydası yoktur.
     
  13. Katılıyorum..
     
  14. fotoğraf sahte değil. 600 kilometre uzaktan fotoğraf çekmek için 600 km yaklaşmana gerek yok. zoom diye birşey var. bu teknolojiyle 600 km kadar yaklaşmışlar. aksi takdirde zaten yazıyor yukarda. 400 milyon katı diyor :roll: yani bugünki teknolojiyle imkansız.

    ama kimbilir belki ilerde çekim gücünü yenebiliriz :roll:

    saygılar
     
  15. belki, kolay görünsün diye ortadaki siyahlığı büyükmüş olabilirler. resim temsili bir resim. etrafındaki yıldızların büyüklüğünden zoom yapılmadığı kesindir.
    o büyüklükte çekebilecek kadar yaklaşında zaten karadadelikler ışığı da büküp yutabildikleri için bize dönecek ışık kalmaz. ışık olmayınca resim de olmaz.

    belki bilgisayar ortamında orta kısmı büyütmüş olabilirler.
    zaten çok da önemli birşey değil.
     
  16. Alan Woods-Ted Grant
    Aklın İsyanı adlı kitaptan alıntı yapılmıştır.

    GÖRELİLİK VE KARADELİKLER

    Görelilik ve Kara Delikler
    'Newton’dan farklı olarak Einstein’a göre, kütleçekim zamanı etkiler, çünkü ışığı etkiler. Eğer bir kara deliğin kenarında hareketsiz tutulan bir ışık parçacığı hayal edilirse, bu parçacık ne ilerler ne de geriler, ne enerji kaybeder ne de kazanır, yalnızca belirsiz bir şekilde askıda kalır. Böyle bir durumda, “zamanın kıpırdamadan durduğunu” ileri sürmek mümkündür. Kara delikleri ve onun niteliklerini savunan görelilikçilerin iddiası budur. Sözün kısası, kastedilen, eğer tüm hareket sona erdirilseydi, ne durum ne de konumda herhangi bir değişimin olmayacağı ve bu nedenle de kelimenin herhangi bir anlamında zaman diye bir şeyin bulunmayacağıdır. Kara deliğin kenarında varolduğu farz edilen durum budur. Ne var ki bu, daha varlığı bile kanıtlanmamış bir olgunun son derece spekülatif ve mistik bir yorumu olarak görünmektedir.
    Tüm maddeler sürekli bir değişim ve hareket halindedirler ve bu nedenle burada söylenen şey, eğer madde ve hareket yok edilirse, zamanın da yok olacağından başka bir şey değildir, ki bu tam bir totolojidir. Bu şunu söylemekten farksızdır; eğer madde yoksa madde yoktur, ya da eğer zaman yoksa zaman yoktur. Çünkü her iki ifade de tıpatıp aynı şeyi anlatır. Tuhaftır ama, görelilik teorisinde zamanın ve uzayın ne olduğuna dair bir tanım aramak boşunadır. Einstein şüphesiz bunu izah edilmesi zor bir şey olarak görmüştü. Ne var ki, kendi geometrisi ile klasik Öklid geometrisi arasındaki farkı izah ederken bu noktaya oldukça yaklaşmıştı. İçinde uzayın eğrilmediği bir evren hayal edilebileceğini, ama bunun bütünüyle maddeden yoksun olacağını söylemişti. Bu tastamam doğru bir yöne işaret eder. Kara delikler hakkındaki tüm yaygaralardan sonra, Einstein tarafından bu konuya hiç değinilmediğini keşfettiğinizde şaşırabilirsiniz. O, esasen çok karmaşık bir matematiğe dayalı dikkatli bir yaklaşıma bel bağlamış ve gözlem ve deneyle doğrulanabilecek öngörülerde bulunmuştu. Kara delik fiziği, açıkça saptanmış ampirik verilerin yokluğunda, son derece spekülatif bir karaktere sahiptir.
    Elde ettiği başarılara rağmen, genel görelilik teorisinin yanlış olma olasılığı halen vardır. Özel göreliliğin tersine, genel görelilik için gerçekleştirilen deneysel testlerin sayısı çok değildir. Bugüne dek, teori ile gözlenen olgular arasında herhangi bir ihtilâf bulunmamış olsa da, nihai bir kanıt henüz yoktur. Özel göreliliğin, hiçbir şeyin ışıktan daha hızlı hareket edemeyeceği şeklindeki iddiasının bile yanlış olduğu gelecekte gösterilebilir.[18]
    Göreliliğe alternatif teoriler de ileri sürülmüştür, meselâ Robert Dicke tarafından. Dicke’nin teorisi, ayın yörüngesinde güneşe doğru birkaç millik bir sapma öngörmüştü. Texas’taki MacDonald gözlemevi, gelişmiş lazer teknolojisini kullanmasına rağmen bu kaymanın izine rastlamadı. Ne var ki, son sözün söylendiğini kabul etmek için hiçbir sebep yoktur. Şimdiye kadar, Einstein’ın teorileri defalarca yinelenen deneylerden sağlam çıktı. Ama uç koşulları sürekli olarak derinlemesine araştırmak, eninde sonunda denklemlerin içermediği birtakım durumları ortaya çıkaracak ve bu da çığır açıcı yeni keşiflerin önünü açacaktır. Tıpkı Newton mekaniği, Maxwell elektromanyetizma teorisi ya da daha önceki herhangi bir teori gibi, Görelilik teorisi de yolun sonu olamaz.
    İki yüzyıl boyunca, Newton’un teorileri mutlak geçerli kabul edildi. Otoritesine karşı çıkılamazdı. Ölümünden sonra, Laplace ve diğerleri, onun teorilerini, bir saçmalık haline geldiği uç bir noktaya dek g*türdüler. Eski mekanik Mutlaklardan radikal kopuş, 20. yüzyılda fiziğin daha da ilerlemesinin gerekli bir koşuluydu. Mutlaklık canavarını sonsuza kadar yok ettikleri iddiası yeni fiziğin kibirli bir övünmesiydi. Düşünce bir anda şimdiye kadar duyulmamış âlemlerde hareket etme özgürlüğüne kavuşmuştu. Baş döndürücü günlerdi bunlar! Ne yazık ki böylesi mutluluklar sonsuza dek süremez. Robert Burns’ün sözleriyle:
    “Ama sevinç her yanı kaplayan gelincikler gibidir:
    Çiçeği tutarsınız, tazeliği dökülür.”
    Yeni fizik birçok sorunu çözdü, ama bugün bile halen çözümsüz kalan yeni çelişkiler yaratma pahasına. İçinde bulunduğumuz yüzyılın büyük bir kısmında fizik iki görkemli teorinin hükmü altındaydı: kuantum mekaniği ve görelilik. Bu iki teorinin uyuşmazlık içinde oldukları noktası ise genellikle kavranmamıştır. Aslında bunlar birbirleriyle bağdaşmazlar. Genel görelilik teorisi kesinsizlik ilkesi diye bir şeyi hesaba katmaz. Einstein yaş*mının son yıllarını bu çelişkiyi çözmeye adadı, ancak başarılı olamadı.
    Görelilik teorisi büyük ve devrimci bir teoriydi. Tıpkı zamanın Newton mekaniği gibi. Yine de böylesi tüm teorilerin kaderi ortodoksluğa dönüşmeleri, bir çeşit damar sertleşmesinden muztarib olmalarıdır, ta ki bilimin ilerleyişince ortaya konulan sorulara artık yanıt veremez bir duruma gelinceye kadar. Uzun bir süre boyunca teorik fizikçiler kendilerini Einstein’ın keşiflerine dayandırmaktan memnundular, tıpkı eski kuşakların Newton’a bağlılık andı içmekten hoşnut olmaları gibi. Ve yine aynı şekilde, genel görelilik teorisinden, yaratıcısının hiçbir zaman hayal bile etmediği en saçma ve en fantastik fikirleri çıkarmakla, ona gölge düşürmenin suçlusu da onlardır.
    Tekillikler, zamanın durduğu kara delikler, birçok evrenler, nasıl bir şey olduğuna dair hiçbir soru sormamamız gereken zamanın başlangıcından önceki zaman, vb.... Einstein’ın saçını başını yolduğunu görür gibi oluyoruz! Tüm bunların genel görelilikten kaçınılmaz olarak çıktığı varsayılıyor ve bunlar hakkında küçücük de olsa şüphe duyan birinin karşısına derhal büyük Einstein’ın otoritesi çıkartılıyor. Görelilikten önceki durumdan zerre kadar daha iyi bir durum değildir bu. O zamanlar da, mevcut ortodoksluğu savunmak adına Newton’un otoritesi aynı şekilde kullanılırdı. Aradaki tek fark, bugün bazı fizikçiler tarafından kaleme alınan upuzun yazıların yanında Laplace’ın fantastik fikirlerinin son derece aklı başında görünmesidir. Ve orijinal teorinin saçmalığa indirgenmiş bir halini sunan takipçilerinin tuhaf fantastik uçuşlarından Einstein Newton’a göre çok daha az sorumludur.
    Bu anlamsız ve keyfi spekülasyonlar, modern fiziğin teorik çerçevesinin kapsamlı bir şekilde elden geçirilmesi gereğinin en iyi kanıtıdırlar. Buradaki sorun bir yöntem sorunudur. Herhangi bir yanıt vermemeleri sorunu değil. Sorun şu ki, doğru soruları nasıl soracaklarını bile bilmiyorlar. Bu sorun bilimsel olmaktan çok felsefi bir sorundur. Eğer her şey mümkünse, keyfi (daha doğrusu tahmini) bir teori, bir başka teori kadar iyidir. Tüm sistem artık bir çatlama noktasına dek sürüklenmiştir. Ve bu durumun üstünü örtmek için mistik bir dile başvuruyorlar, ama bu dilde bile, belirsiz ifadeler, gerçek içerikten tamamen yoksun olunduğu gerçeğinin üstünü örtemiyor.
    Çok açık ki bu duruma artık katlanılamaz, ve bu durum bir kısım bilimcinin, bilimin üzerine oturduğu temel kabulleri sorgulamaya başlamasına yol açmıştır. David Bohm’un kuantum mekaniği teorisini inceleyişi, Ilya Prigogine’in Termodinamiğin İkinci Yasasına getirdiği yeni yorum, Hannes Alfvén’in ortodoks büyük patlama kozmolojisine alternatif bir yaklaşım oluşturma çabaları, her şeyden önce de, kaos ve karmaşıklık teorisinin görkemli yükselişi; tüm bunlar bilimde bir mayalanmanın varlığını gösterir. Bunun kesin sonuçlarını öngörmek için çok erken olsa da, öyle görünüyor ki, bilim tarihinde bütünüyle yeni bir yaklaşımın ortaya çıkacağı en heyecan verici dönemlerden birine giriyoruz.
    Einstein’ın teorilerinin, bir taraftan görelilikte yaşayabilir olan her şeyi koruyan, diğer taraftan da onu düzelten ve güçlendiren yeni ve daha geniş tabanlı bir teori tarafından eninde sonunda aşılacağını varsaymak için her türlü neden var elde. Süreç içinde, uzay, zaman ve nedenselliğin doğasına ilişkin soruların daha doğru ve daha dengeli yanıtlarına kesinlikle ulaşacağız. Bu, eski mekanik fiziğe geri döneceğimiz anlamına gelmez, tıpkı elementleri birbirine dönüştürmeyi başarmamızın simyacıların fikirlerine geri dönmek anlamına gelmemiş olması gibi. Görmüş olduğumuz gibi, bilim tarihi sık sık eski tutumlara görünürde bir geri dönüş içerir, ancak nitel olarak çok daha üst bir düzeyde.
    Mutlak bir güvenle tek bir şey öngörebiliriz: Bugünkü kaostan nihayet yeni bir fizik ortaya çıktığında, bu fiziğin içerisinde, zaman yolculuklarına, birçok evrenlere ya da haklarında hiçbir soru sormamıza izin verilmeyen tüm evreni tek bir noktaya sıkıştıran tekilliklere yer olmayacaktır. Bu durum, Tanrının varlığını bilimsel belgelerle kanıtlayacaklar için ortaya konulan büyük para ödülünü kazanmayı maalesef çok daha zorlaştıracaktır ve bazıları buna çok da üzülebilirler, ama bu, uzun vadede bilimin ilerleyişi açısından hiç de kötü bir şey değildir!'
    .............................................................

    "...Doğanın ne yapacağı hakkındaki bütün felsefi sezinlemelerin başarısız olduğunu uzun deneyimler sonucu öğrenmiş bulunuyoruz. Bütün olanakları araştırıp farklı yolları denemek gerekir."

    Richart Philip Feynman(Fizik Yasaları Üzerine,s: 54)

    KARA DELİÐİN MERCEK ETKİSİYLE İLGİLİ BİR SİMÜLASYON AŞAÐIDADIR.

    http://antwrp.gsfc.nasa.gov/htmltest/gifcity/circbh.mpg
     
  17. karadeliğin fotoğrafı olmaz. hep temsili resimler yapılır. ayrıca uzay için zoom kelimesini kullanamazsın. bir yıldıza istediğin kadar zoom yap yine nokta göreceksin. çünkü uzaydaki mesafeleri aklın alması kolay olmaz. onun için bir sürü örneklerle anlatırız. uzaklıklar hakkında biraz fikir sahibi olmalı ve gözlem yaparak bu olayı destekleyebilirsin anca. ayrıca karadeliğe 600km yaklaşabilen teknolojiye helal olsun ki ancak rüyalarda vuku bulur bu olay. o yüzden bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmamalı.

    karadeliklerin çekim gücünü insanoğlu yenemez ve bunun çabasına da girmez zaten. kütle çekimi ile yıldızları bükerek kendine çeken bir şeye siz nasıl tavır alabilirsiniz ki? Ayrıca karadelikler öyle her yerde olmaz zaten.
     
  18. Zaman içinde yolculuk ve ışınlanma kara deliklerin var olduğu bir sistemden yararlanılarak çözülebilceği düşünülüyor... Bunu bulabilirsem yapıştırcam... Çok hayret verici...
     
  19. Kurt delikleri(tunelleri) sayesinde bu tunelin olusturuldugu ve cikisinin kondugu zaman arasinda yolculuk yapilabilinecegine inaniliyor,hatta bir bilim adami kendisine maddi destek saglanirsa bunu yapabilecegini ilan etmisti.(ama sonuc nedir bilmiyorum.)
     
  20. Einstein'ın teorisine göre wormhole'lar sayesinde binlerce ışık yılı ötesi uzaklıklar arasında ve hatta paralel evrenler arasında yolculuklar mümkün olabilir, fakat bu yolculuğun deliklerin çok kararsız dolayısıyla kaotik oluşundan (stabilizasyonu sağlayacak bir yöntem bulunmadıkça) oldukça tehlikeli olması ve deliklerin sonunun nereye vardığınının (en azından şimdilik) bilinememesi insanı biraz engelliyor deliklerin denenmesi için... Ayrıca etrafta öyle karadelikten geçilmez bir durumda değil, oldukça nadirler (en azından güneş sistemine yakın mesafede)...

    Fakat ilerde (şöyle birkaç yüzyıl sonra) uzay gemilerine monte edilecek, uzay zaman çizgisini büküp doğrultusu ve yönü belli yapay wormhole'ler yaratabilecek, yada yakındaki kararsız karadelikleri kontrollü deliklere çevirecek bir aygıtla bu tip yolculuklar mümkün olabilir...
     

Bu Sayfayı Paylaş