İnançsız Hayatın Amacı Nedir?

'Forum Meydanı' forumunda geissler tarafından 15 Haziran 2007 tarihinde açılan konu

  1. Uzun yazı okumak istemeyenler yorum yapmasınlar lütfen!

    ----------------------------------------------

    Bakıyoruz ki iki taraf var ve kendilerine göre benimsedikleri fikirler doğrultusunda hayatlarını şekillendiriyorlar...
    inançlı olan hayata "araç" diyor, inançsız olan ise "amaç"...

    Peki,
    ben bu amaç denilenin gerçek anlamdaki amacını soruyorum, bu nedir?
    buradaki amaç deyip huzura kavuşma kolaylığını doğuran etken insan ömrünün uzun olması veya kendine uzun gelmesi midir...
    insanın ömrü 5 yıl olsaydı bu amaç denilen hayat için bu kadar değer biçilir miydi...
    gelişme daha hızlı olsaydı ve insanın ömrü diyelim ki 5 yıl olsaydı...

    Yoksa insan karanlığı tanımadığı için her yanı aydınlık mı sanıyor...
    ölümü bilmediği için ölümü uzak görüyor, bu kesin...
    ama hayatın değerini bu ölüm bitiriyorsa hayat nasıl anlamsız bir amaç haline geliyor?

    Okumak, büyük adam olmak, güzel insan olmak, zengin olmak, değerli ve saygın bir yere gelmek, mükemmel bir aile hayatı ve mutlu bir yaşam diyelim...
    "o yaşam sona erene kadar arkada bıraktıkların senin amacındır" derler...

    Bakalım ben geride ne bırakıyorum, bir umudumu burada bırakıp ölüme gidiyorum ve bir anlamımı bırakıyorum...
    bu anlam için insanlar arkamdan üzülüyorlar, benim bir değerim var ve o değer karanlığa karıştığı için arkada kalanlar üzülüyor...
    ama derler ki "anlamı sen doğurdun bu amaçsızlığa anlam yüklemenin sorumlusu sensin..."

    Aslında ben bir şey doğurduğumu hatırlamıyorum, ray sistemini ben kurmadım, kendime geldiğimde bu rayın üstünde gidiyordum, bazılarının raydan çıktığını gördüm, çıkarken bana; "nereye, boşversene sonunda duvar var zaten, yolu yok..." gibi sözler fırlattıklarını duymuştum...

    Biri şöyle desin, adı Vislod olsun ve şöyle desin:

    "Bir tanrıya ihtiyaç duymadan yaşadım, güç sahibi oldum, kendime güvendim, her şeyi kendi başıma yapmasını iyi bildim, yıllar geçti, güzel bir mesleğim oldu, güzel bir kadınla evlendim, bir erkek çocuğumuz oldu, ben gayet iyi para kazandım, daha sonra ek iş olarak ressamlık, yazarlık ve müzisyenlik yapmaya başladım, gayet güzel şeyler ürettim, ürettiğim şeylerden insanlar yararlandılar ve bu şekilde bir hayatlıktan sonra günün birinde öldüm..."

    Şimdi Vislod'a sormak istediğim bir şey var...
    "ne oldu?"
    dünyadaki varlığın sona erdi, "bir hayat tesellisi olarak arkanda bıraktıkların yaşatılacak" sözü verildi...
    arkanda bıraktıklarından insanlar faydalandı, hatta yüzyıllarca senin ismini tekrarlayıp durdular, hiç unutulmadın...

    Ama bu sana hayattaki çok küçük bir tebessüm kadar bir canlılık değeri kazandıramadı, çünkü sen yok oldun, insanlar sadece kendi aralarında bir değerlik atıp tuttular...
    Bu sadece yaşayan insanların bir anlık farkındalıkları oldu...
    -------
    Ve zaman geçince dünyanın tamamen yok olacağını bile bile, "dünyaya bir şeyler bırakmak benim amacımdır" dedin...
    zaman geldi ve dünya tamamen yok oldu, tüm canlılar öldü, ne bir değer ne de bir anlam kalmadı..
    sonsuz bir sessizlik başladı..

    Her şey unutuldu, her şey yaşandı geçti...
    her şey bitti...
    her şey bir heveslik kaldı...
    her şeyin değeri bir anlıkmış meğer...
    zamanı geldi ve sayılar sıfırlandı...

    "Bir değer bırakarak gidiyorum" demiştin, şimdi o değer de değersizliğe karıştı, bak...
    ---------------

    Peki şimdi ne olacak Vislod?
    bir amacın vardı ve sonunda yol daraldı daraldı ve çıkmaz bir yere geldi...
    amaç dediğin hayat, seni yarı yolda bıraktı ve daha da fazlası seni aldattı...
    -------------------------------------
    ----------------------------
    Ben şahsen bu söylenen amaçların, inancın amacına bir tepki olarak doğduğunu düşünüyorum...
    Hayatı pek ciddiye almayan ve "hayattan ötedeki gerçek hayat" diye tutturan insanları gören kafası boş biri (yani herhangi bir fikri olmayan biri) bu insanlara tepki vermek için "hayat amaçtır" dedi...
    insan doğası gereği tepki vermeye meyillidir, kesin doğru ve kesin yanlış nedir bilemediği için insancıl küçük tepkiler doğar ve bu tepkiler beraberinde daha büyük fikirleri tetikler ve bu yolda genişleyen fikir bir "taraf" olma haline gelir...

    İnançlı olanın bir amacı vardır, o bu dünyadaki hayatı bir araç ve bir köprü olarak düşünerek ölümden sonrası için umut eder...
    Kendine göre bir değer arar ve bu ona en anlamlısı gelir...
    dini kitaplara inanır... çünkü inanmayı seçer, kesin bildiği bir şey yok, diğer taraf gibi...
    sadece seçer ve burayı bir seçim hayatlığı olarak görür...

    Amacı dünya hayatlığı ile doğru orantılıdır...

    Dünyanın gerçek hayat olmadığını söyler, her anlamın ve değerin bir anlık insan hevesinden doğduğunu kabullenir ve dünya tamamen yok olduğu zaman, dünyayı amaç olarak görmediği için aldanmamış olur...

    Bu tabii ki ona hiç bir şey kazandırmaz, (ahiret inancına girmiyorum) ama inançsız olan gibi "bu dünya amaçtır" demediği için haklı çıkar...

    Sonuçta şu görünür ki,
    inançsız olan sistemle ters orantıda bir amaçlık fikrini benimsedi ve sonunda aldatıldı...
    inançlı olan ise sistemle doğru orantıda bir amaç edindi (dünyayı amaç görmeme diyelim) ve dünya tamamen yok olduğunda bunu bilmiş oldu...

    Bu aslında iki tarafa da bir şey kazandırmadı ama inançlı olan kandırılmamış oldu, "dünya geçicidir" dedi ve bildi, dünyaya değer vermedi ve dünya da onu haklı çıkartarak değersizlik içinde kayboldu...

    Dikkat ederseniz ahiret konularına girmedim, bu sınırda tartışmak istiyorum sadece...

    Şimdi herkes bir cevap bulup versin bakalım, gerçekten de merak ediyorum...
     
  2. Kullanacağım 2. tekil şahıs özellikle birine yöneltilmemiştir. "Dinler olmasına rağmen bu kadar suç işleniyor, olmasa kimbilir insanlar ipini koparmış kuduz köpek gibi dünyayı ne hale getirirler" gibi bir görüş vardır ki hiç hoş karşılamam. Sen "allah korkusu" veya "cennet hayalin" yüzünden sürekli gözetleniyormuş hissiyle kötülük yapmıyorsan, veya aklına gelen sapkın eğilimlerini kafandan kovmaya çalışıyorsan ya bu bastırdığın güdülerinle kendi kendine zarar veriyosundur, veya çevrendeki birşeylere zarar veriyosundur. Ve yaptığın şey de, günün birinde dinin olmadığına ikna olursan bunca sene bastırdığın ve iyice sapkınlaşan ve hastalıklılaşan eğilimlerini hayata geçirme bilinçaltı düşüncesiyle, karşındaki inançsız kişiyi de kendin gibi görmendir. Halbuki böylesi bastırmalarını küçüklükten itibaren minimumda tutan ve kendi duyguları ve düşünceleriyle barışık yaşayabilen bir insanın böylesi eğilimlerinin olamayacağını tahmin edemiyorsundur.

    Eğer dini inançlara sahip insanların çoğunluğu öncelikle kendilerine karşı bu kadar dürüst olsalardı (ki değiller), dünya çok daha yaşanılası bir yer olurdu. İnsanlar birbirlerini anlarlardı o zaman, ve dinlere inanmayan kişilere saldırmak veya onları "anlayamamak" yerine, saygı duymasını ve kabullenmesini öğrenirlerdi. Ve azınlıktaki kafası karışmış veya materyal değerlere fazla değer vermediği (veya hakettiği kadar değer verdiği diyelim) için dünyadaki kontrol merkezlerinde gönüllü aktif for üstlenmeyen veya materyalist dünyayı güçlendiren teorik veya pratik şeyleri isteyerek desteklemeyen kişilerin pasifliği yüzünden, dünya gitgide materyal hırsın kölesi olmazdı. Ok yaydan çıktığından ve habis oluşum ve sistemler tanrısal güçlere ulaştığından da, iyi niyetle veya ufak teşebbüslerle bu süreç geri çevirilemeyecek artık. Tek çıkar yol sistemin kendi kendini zayıflatması, veya büyük insan kitlelerini bazı şeylere uyandıracak makro-katliam veya faciaların başgöstermesi olabilir. Fakat yeni bir dünya düzenine daha geçilirse de, neticede sorunlara kökten ve doğal çözümler bulma yönüne mi gidileceği veya yine zararlı bir sistemin eskisinin yerini mi alacağını tahmin etmek pek olası değil.

    Biraz konudan sapmış olsam da, dünyanın bu hale gelmesinde ve gitgide bir yıkıma doğru ilerlemesinde büyük dinlerin "uyarıcı-uyuşturucu" etkilerinin önemi vardır. Niyet başlangıçta ne olmuş olursa olsun. Lord of the Rings'teki hüküm yüzüğü gibi, kimin kullandığı ve ne için kullanıldığına bağlı olarak kötücül sonuçlar doğurabilir böylesi "organize kurum" lar. Bir de kısaca şunu söyleyebilirim, inançlı (öbür dünya inancı burada ağırlıklı olan galiba) hayatın tek alternatifi abartılı dünyevi hırslar değildir. Ruhsal, fiziksel, maddi, manevi tatminleri dengede ve kendisiyle barışık bir hayat yaşayabilen bir insan, ille de ilahi bir inanca ihtiyaç duymak zorunda değildir. Mutlu ve güzel bir yaşam yaşar, zamanı gelince de ölür. Zaten ne problem çıkıyorsa, insanlara (birey, etnik kültür, millet, din, millet, ırk, insanoğlu gibi bağlamlarda ve hep ayrı ayrı kimliklere yönelik) akılalmaz boyutlarda "siz çok değerlisiniz" mesajları verilmesinden çıkıyor. (Turkcell kullanan ayrıcalıklıdır, belgesellerde insan öldüren katil! köpekbalığı, anneler günü cart curt.) Değerliyiz elbette, herkes kendine göre en değerli varlıktır ve yeterince doğal düşüncelerini koruyabilen biri bunu kendisi hisseder zaten; fakat bunun her türlü platformda bilinçli veya bilinçdışı kimliğimize yapay bir biçimde zerk edilmesi, insanoğlunun kendini dev aynasında görüp kontrollü biçimde sapıtmasına sebep oluyor.

    Not: Kendi inanç veya değerlerimi de biraz yansıtmış olsam da, bahsettiğim kişiler kendim de dahil olmak üzere özellikle birini veya bir grubu baz alarak yazdığım şeyler değildir. Bir de biraz hızlı ve karışık kafayla yazdım, hatalar ve olası karmaşık üslubum için özür. :) )
     
  3. Güzel yazmışsın DRAKKAR aynen katılıyorum. Bana gına gelmişti artık öyle değildir Tanrıya inanmamak. Doğayı sevmektir birazda ve gerçekçi olup hayaletlere ve soyut putlara inanmamaktır demekten.

    Yine de Ekleyeceğim bir şeyler. Dediğin gibi insan yerini bilmeli. Asıl inanç yüzünden kibir sahibi olmaktadır insanlık kendini üstün sayarak. Bir hayvanın yavrusuna avlanmayı hangi evrensel ilkeler dahilinde öğretebildiğine hiç kafa yormaz ve doğal güdülerin kendisindeb gelişen beyin ön lob u ve santral sibnir ssisteminin gelişmesiyle tasarımcı bir akla dönüşmesine her nedense şaşırıp (sanırım artık hissedemediği, çünkü bastırdığı güdüler yüzünden akıl ile güdüler arasındaki bağını yitirmesine neden olan sinirsel bir kısa devre hakimdir) her şeyi kendi zihnindeki kültürel biçimiyle bir tasarım zannederek bunu bir Tanrı adıyla tüm doğayı onnun eline verip putlaştırır. (Alında putlaştırılan insandır Tanrı ve Tanrılar ise sadece araçtır) İnananların amaçsız dediği materyalistler soyut ya da gelip geçici şeyleri putlaştırmazlar. Bunun içine ölümlü insanın ölümsüz ruha sahip olamayacağı fikri de dahildir. Benim için kendini inançlı sayanlar inançsızdır aslında. O yüzden amaç sormaları da bana gülünç gelir çünkü sanal amaçlarını amaç zannederler. Hatta onların amaç sandığı şey hep bir şeylerin aracıdır sürekli ödül bekler,bu hayatın yani doğanın bir gözü olmanın tadını çıkarıp iyi ve güzel duyularla yaşayacaklarına hayali bir ulu varlığın kendilerine, korkup ihanet ettikleri güdüleri yerine koyabilecekleri bir ünvanla taçlandıracağı fikriyle kısır döngüler içinde bir ömür boyu boğuşur ve boş geçirdikleri ömrü boş bir biçimde sona erdirirler sözde ulu ruha ulaştıklarını varsayarak.

    Onlar kendilerini doğadan ayrı ve üstün görürler. Hastadırlar bence, çünkü bir hayvanla neden aynı iç organları taşıdığına bile kafa yormadan bu ortaklıkta ısrar edenlere karşı sinirceli bir kin ile yaklaşımda bulunurlar ve ben farklıyım biriciğim diye ezik bir kıskançlık içinde kendilerini bu bencillikleri yüzünden dışlamış olan doğaya küçümsemeyle bakmayı akıl sanırlar. Bütün bunların zorba atalarının kendilerine yutturup üzerlerindeki hakimiyetlerini mutlak kılma aracı ver bu ortaklığın onların amaçlarına ortak olmak olduğuna da pek aldırmazlar çünkü zaten hem bu dünyada hem öbür dünyada hiyerarşik bir insan toplumu yapısı var zannettiklerinden birilerine bir şeylere gizli kin duyarak yaranma davranışını alışkanlık haline getirmişlerdir. Yanmamak için inanır, cennetdeki ödüller için ibadet ederler örneğin komik olansa her şeyi bilen Tanrıları onların bu acizliğini de affedecektir diğer bütün yıkım ve acılara da neden olan benzer acizlikleri gibi. Ama her nedense tüm bunlara savaş açıp mevcut inancın katı ilkelerini yıkan kişileri onlar yaşarken zamanında asla desteklemez ve sonradan zorba hükümdarlarının işine gelip kabul ettiği için peygamber ilan edebilirler bu da çelişik değildir. Maksat amaca ulaşmaktır nasolsa öyle ya da böyle. Böylece aslında peygamber ilan ederek bu inançlara neden olan kişilere de en büyük ihanette bulunurlar yaşarken onları zorba hükümdarın ayakları altına atmış korkak arkadaşlarının yaptığını sürdürerek. Bütün olanlara rağmen bir de bunları amaç ve gerçeklik sayıp bunları insanın genel çelişik tutumunun bir aynası olarak ntelendirenleri amaçsız saymaları da ilginçtir ve yerindedir. Çünkü materyalistler hiyararşik dizilime inanan koyun mantıpğında bir amaç sahibi olmayı düşünnmemektedirler. Onların amaç saydığı şeyler gerçeğin,hislerin,doğanın,insanlığın özünün reddi ve kölece boyun eğişe neden olan boyunduruğun zihinsekl bedensel ketlemenin,sevgi ve dürtülere direnmenin ve de korkuyla yaşamanın ideolojisidir. Evet böyle bir şeyi araç olarak gören materyalist bakış bu nedenle bunu amaç bellemez ve amacı olduğu yanılgısına sahip bu çoğunluk sadece gönüllü kölelerdir onun için. Doğayı, hayatı her şeyi insanlığa ait, insanın kutsanmasına dair meta haline getirip hissizleştirerek cansızlaştıran bu tür ideolojinin kendisi aslında katı materyalisttir dirimi evrensel ölçülerde doğumdan,ergenliğe,sevgiden sevişmeye, her yerde reddederek öldüren odur. Dünyayı da hem buna inanıp hem de dolayısıyla kendi yaratmış olduğu bu cehennem ve kıyameti kehanet haline getirmek suretiyle yok eden kendisidir. Hayali olarak yarattığı Tanrı ve şeytanın bunda yine bir etkisi yoktur her şeyi kendi yapar amacı sona erdirmektir çünkü hep ölüme ve tükenişe odaklanır. Nereden geldiğibni unutmuştur bir kedinin hırıltısını içinde hiç hissetmez o sözde akıllıdır öyle hayvanlıkları olamaz sevgi alışveriştir kendi bencil duyusuyla öznel neslinin devamı ve üremek içindir ve buna da Din der. Kutsal kitaplar ısrarla öte dünyalardan ve ölümden bahsetmediklerinde ısrar etseler de onu da belli amaçlarla okudukları ve ödül ceza aradıklarından bu inancın sahipleri ölüme ve yıkıma odaklanır orda da sürekli ve o türden anlamlar çıkarır artık kronik olmuş olan korku ve ürpertisi içinde.

    Bütün inananlar böyle midir? Hayır değildir tabiki. Çünkü inançlı kişi uluorta yerde sürekli kendi egosu için inanç konusunu tartışmaya açmaz buna lüzum da görmez. Hissettiklerinden emindir, çünkü yaşayıp hissederek onları edinmiştir. Kulakdan dolma ve korku ile türlü kaygılar içinde değil. Bu noktada en materyalist kişinin söylediklerinden bile anlam çıkarabilen ve gerçekliği sınırlamayan kişidir inanan kişi. İnandığını söyleyip materyalistleri kendini tüm gerçekliğin ve Tanrıların yerine koymuş bir rahip edasıyla varoluştan aforoz edebileceğini zanneden bir modern Ferisi değildir o. Bu noktada kimin neyi amaçladığına karar verecek son kişiler; inandığını yani artık çözdüğünü, doğru yolu bulduğunu, her şeyi anladığını söylemek yoluyla da kendi inancına ihanet eden kişilerin sözüdür. Bir anlamı yoktur amacı da. Dünyayı ve gerçekliği sevmek amaçsızlıksa; evet hayali bir gerçeklik adına köleliği bu dünyada da reddederim. Öte dünyalardan haber verenlere gülerim çünkü bu sayede bu dünyada zenginleşirler onlar. Tembelliğe her şey görünen değildir diyene de gülerim; çünkü hiç bir şey bilmemeyi ve yerine hayalet koymayı en büyük olanın bilgisi saymamı ve saygı göstermemi ister o aciz kişi. İşte bu nedenledir benim saygısız din tüccarları ve ferisilere öfkem çünkü sanırlarki varoluşun anahtarı kendilerindedir sadece. Oysa benim için günahkar sapkınlar olabilir pek tabiki onlar görelilik ilkesine göre. Oysa inandığını söyleyen için sözde göreli değildir inanç ama her nedense hep yanlış anlaşılşıp sapkınlığa da o neden olur. Demek ki doğal değildir ve kendini yok eder. Tıpkı insan yapımı çok kısa yarılanma ömürlü bir radyoaktif element gibidir o.
    Starship
     
  4. Ben konuyu tümüyle okumadım ama başlığa bakarak birkaç şey söylemek isterim. İnançsız hayatın amacı nedir?
    Öncelikle yaratıcı mefhumu üzerinde durmak gerek. Eğer çevremize bakarsak veya en basitinden vücudumuza bakarsak bu muhteşem işleyiş ve muhteşem düzen kesinlikle bir tesadüf sonucu olmuş olamaz. Bunu kimsenin inkar edeceğini sanmıyorum. Şu an ki teknolojiyle yaratılan robotları düşünelim mesela en çok tanınanı asimo bile çok kısıtlı hareketlerle deviniyor ve en basitinden programlanıyor düşünemiyor. Doğadaki birçok muhteşem dizayn yeni yeni keşvediliyor. Kim çıkıp buna itiraz edebilir ? Bütün bu kusursuz düzenler yaratılmamış kendiliğinden varolmuştur veya başka birşey söyleyebilir ki?

    Yanlış anlamayın ben İslam dininin propagandasını yapmıyorum herkes istediği şeye inanır ona ben karışamam. Fakat benim savunduğum şey bir yaratıcının kesin olarak varolduğudur yoksa bu muhteşem düzeni açıklamamız mümkün değil ki kendi alanım olan biyolojiden size onlarca örnek verebilirim bu muhteşem düzen konusunda.

    Bu yazıyı okuyanlar şunu düşünebilir işte bu adam harun yahyacı veya bir tarikata mensup biri. Hayır kesinlikle hiçbiri değil ki ben harun yahyayı da kınayan biriyim tarikatları da kınayan biriyim. Benim savunduğum tek ama tek şey bir yaratıcı var ve biz onun tarafından Dünya ya gönderildik ve o bizden birşeyler yapmamızı istiyor.
     
  5. Aslında sorun,dini inanışların şu anda ne durumda olduğu ve gerçekte de ne oldukları değildir.Sorun,Tanrının varlığı sorunudur.
    Tanrının insanın kendi aklının ürünü olduğunun bir kanıtı yoktur.
    İnsan kendi aklıyla birşeyleri tanrılaştırabilir ve insanın bu özelliğine dayanarak Tanrı yoktur denilemez.Descartes in ışık hızını tanımlama yöntemini örnekleyerek anlatmak istediğimi açmak istiyorum.
    Descartes e göre evrenin her noktası maddeyle doludur ve ışık hızını şu şekilde tanımlar;çubuğun bir ucunun sizin gözünüzde diğer ucununda başkasının elinde olduğunu düşünün,o başkası çubuğa dokunduğunda bu dokunuşla aynı anda çubuk gözünüze batar.Bu iki olay anlıktır.Descartes in ışık hızını inkarı bu şekildedir.Evren maddeyle dolu olduğu için ışığın evrendeki durumunu bu şekilde açıklar Descartes.Bu fikir,astronominin gelişmesi ve ışık hızının tanımlanmasıyla anlamsızlaşır.Descartesin tanımladığı ışık onun aklının bir yanılgısıdır.Descartesin aklı ışığı tanımlayacak mükemmellikte değildir daha ve fazla zaman geçmeden bu düşüncesi çürütülür.Descartes ışığın hızının olmadığını öylesine iddaa etmiştir ki şu sözleri söylemiştir,"Eğer ışığın hızı varsa tüm felsefem yanlıştır". Çünkü o aklında ışığın durumunu tanrılaştırmıştır bir nevi.
    Işığın Descartes in aklında bu şekilde yansımasını,insanların birşeyleri tanrılaştırma ve buna tanrı demelerine özdeş tutuyorum.Onların kafalarındaki bu Tanrı portresi karşısında tanrıtanımazlığı doğurmuştur.Aslında tanrıtanımazlığın karşı olduğu şey tanrı değildir çünkü tanrıtanımazlar insanların kafasındaki tanrılaşan şeylerle uğraşırlar ve bunu inkar ederler.Kafalarda oluşan tanrı tasviri insan aklı gibi kusurlu olduğundan tanrıtanımazlarda her tartışmada haklı çıkarlar ve iyice inkara sürüklenirler.
    İnancım şudur,
    Tanrının mükemmelliği benim birkaç milyon yılda evrimleşerek gelişen eksik aklımla kavranılamaz ve açıklanamaz.Çünkü mükemmel bir varlık mükemmelleşmemiş bir usla açıklanamaz,açıklanırsa da eksik kalır ve birilerinin buna inkar etmesine neden olur haklı olarak.O halde ben tanrı bu şekildedir diyemem çünkü aklımın sınırları tanrıyı tanımlamama engeldir.Onun varlığını sadece hissederim.
    Hegel tanrının varlığıyla ilgili şunları söylemiştir,(yaklaşık)
    Onu hissediyorsam o vardır.Çünkü aklım(us) varolmayanı hissedemez.Ussal olan gerçektir,gerçek olanda ussaldır.




    saygılar
     
  6. Yine mi aynı terane kaç defa anlatacaz. Kaldınız hepiniz doğabilimden gidin biraz biyoloji fizik okuyun öyle gelin tartışalım.

    Doğada metallerin bir araya gelip "Robot Asimo yaratma ilkesi" mevcut değildir saçma sapan örnekler vermeyin. Robot Asimo, insanın ihtiyaçlarına yönelik olarak kendisi için, kendi düşünsel mekanizmasına göre, yine doğal ilkeleri analiz etme ve bu ilkeler dahilinde bazı materyalleri belirlenmiş belli hedeflere yöneltme vasıtasıyla taklit etmesi sonucu oluşturulmuş bir tasarımdır. Asimo doğa kanunlarına göre kurgulanmış milyonlarca yıllık insan alet yapma yeteneği ve bunun üstüne kurduğu yaklaşık 7000 yıllık uygarlığının birikiminin bir sonucudur doğanın şaşmaz ilkelerinden biri değildir. Doğada saat de yoktur metaller dişli çarklara dönüşüp saat e dönüşmezler çünkü bu da sadece insanın ihtiyaçları sonucu tasarladığı bir meta dır doğada saat olma oluşturma kanunu da yoktur. Ancak algılayabilen tasarımcı zihin, doğayı sınırlayıp saat döngüsü yaratabilir. Ancak dağlara,çayırlara,yıldız sistemi ve galaksilere dolayısıyla yaşayan dünyaya ve onun içindeki canlı hayatında meydana gelen değişimlere bakarsanız bu ve bunun sonucu oluşan koordine olmuş güdülerin tasarımcı akla dönüşmesi düşünüldüğünde asimo gülünç bir hal ve aciz insanların züğürtçe kibirinin sonucu olmaktan öteye geçemez. Çünkü doğada o denli beceriksiz başka bir varlık daha yoktur asimo gibi. Asimo zorlukla hareket eder ama bir tek hücreli bile mükemmeldir ona göre. Demek ki doğada bir tasarım insanın biçimlendirdiği bu biçimiyle yoktur. Olsaydı ortalık mekaniklerle dolar Asimo da insan olurdu. Bunu mükemmelleştirip bunun süper hali demek manasızdır çünkü tasarım mekanizması böyle işler doğa ise önceden tasarlanmadığından mükemmel uyum içindedir zaten. Mimari tasarımcı keskinlik olsa olsa Asimo yapar bir ot bile yapamaz çünkü doğa tasarlanmaz, yapılmaz oluşur.

    En komik söz de şudur. "Vücudumuzdaki mükemmel düzen." Eee? Ya nasıl olacaktı ki o kadar mükemmel olmasaydı olamazdık zaten ve bir bütün halinde hareket edemezdik bu soruyu da soramazdık entropi ilkeleri dahilinde dağılmış olurduk. Milyarlarca yıllık bir madde enerji döngüsünün ve su ile carbon azotun biradalığındaki su madde enerji ilkelerinin 4.5 milyar yıllık sonucudur insan da ve zekası da bunda bu derece anlaşılmaz olan ne asıl bunu anlamak mümkün değildir. Tesadüf nedir ki? İki de bir tesadüf olamaz tesadüf olamaz! Bal gibi de olur, olmuş işte her şey tesadüf. Kuantum ilkeleri de görelilik de bunu kanıtlıyor her şeyde ama nafile tesadüf olamaz denmiş bir kere. İlla her şeyi kendine benzetip Tanrı ilan edecek insan denen, bir sineği bile anlayamadığı, bir ot bile yapamadığı halde anlamadığı bir doğayı tasarıma indirgeyip buna dayanarak her şeyi tasarlamış Tanrılar yaratan şu garip memeli hayvan türü. Bu akılla da anca ay a kadar gider kendi yıldız sisteminde oyalanır durur daha bunu aşacak da doğayı algılamaya karar verecek ölme eşem ölme işimiz çok zor bu gerici ve indirgemeci tümdengelimsel katı deterministik ilkel zihniyetle. Millet gider ay a biz gideriz yaya zaten bu gidişle de. Böyle düşünen bir güruh un içinden de Albert Einstein değil tabiki meşhur H.Y. çıkar bilim yapıyorum bakın neler var hadi bana inanın boşverin bilimi evrimi diye. Komik. Trajikomik

    Bal gibi yapıyorsun işte hem de inanmayanı aptal yerine koyarak yapıyor hatta kendi inancına da bu kesin yargılarınla ihanet etmeyi sürdürüyorsun işte sahip olduğunu öne sürdüğün biyologluk ünvanını da kullanarak. O kadar basite indirgenemez doğa oh ne ala her şeyi çözdük bu düşünceyle. Şu biyoloji konusundaki örneklerine bakalım öyleyse ne derece bilimsel sunum yapabiliyorsun disiplinin ne düzeydeymiş göster de görelim ben varım. Muhteşem düzen değil o söylediğin. "Muhteşem" göreceli bir kavramdır insanın algılayıp henüz sonuçlandıramadığı her şey muhteşemdir. Doğanın kendisidir bu anlaşılmak istenmeyenn ve inatla tesadüf olamaz denilerek insan tasarımına indirgenmeye çalışılan da budur. Bir varlık düzenlememiştir düzenleme ölümlü insanlığın kültürüne dair bir kelimedir her şeyi açıklayan bir kelime değildir düzen. O zaman henüz açıklanamayan şeyler hakkında da "onların nasıl olduğunu bulamadık bir düzen ve ilke bütünü görülmüyor onları yaratan yoktur sanırız" dememiz gerekirdi. Bu tür düzen arayışları Anthropocentric kısır bakış açısıdır. Tamamıyla insan tasarımına doğayı indirger fakat hiçç bir şey açıklayamaz. Kaos da bir ilkeler bütünü ve tesadüfler de doğanın sürekli bir özelliğidirler her şeyi düzene yormak saçma ve çelişik bir indirgemeciliktir. Bilmediğiniz bir olguyu matematikte olduğu gibi biliyor kabul edip ona X diyerek tanrının denklemini çözdük gibisinden uydurmalarla doğayı açıklayamazsınız. Bu matematik olursa pekala bir ön kabul olabilir ve fiziğin yardımıyla Roketi Dünya dışına çıkarabilir. Sonrasında ise daha geniş bir boyut vardır ve Roketi atmosferden çıkaran ilkelerle evrenin görelilik ilkesi dahilinde yıldızlar arası yolculuğa çıkmak bir yana komşu Mars a gidemezsiniz genişletmeniz gereklidir. Ancak bir düşünceye onu putlaştırıp salt gerçeğin ifadesi derseniz o Roket yerinden oynatılamaz o düşüncenin de yerinden oynatılamadığı gibi. Olduğunuz yerde çakılıp bilimi anlamaz ve reddersiniz bu durum hoşunuza gitmediği için. Bu ise kendinize kendi elinizle yarattığınız karanlık kaderdir ne inançla ne de gerçeklikle alakalıdır. Halk ağzı ve eski zorbalığın suçladığı tabirle asıl sapkınlık budur.

    Bu şekilde basit düşündüğü için bir çok insana sözde akıl veren kişiler de çok olur. İster H.Y. ister başkası. Bilim öyle imanla Din ile açıklanıp tasvir edilebilecek bir disiplin değildir temeli teorilere ve somut ölçümlere dayalıdır. Birtakım ulu veya hayali (hayali diyorum çünkü varlıkları inanç mevzusudur kanıtlanamazlar varoldukları kabul edilir ya da edilmez Bilim laiktir) varlıklara gönderme yaparak ilişkiler kurmak onun ilkelerine aykırıdır. Kendi kutsal kitaplarınız ve hadisler bile ilim e daha fazla önem veriniz ve okuyunuz derken heralde sadece Kutsal kitap okuyun başka hiç bir şey okumayın dikkate almayın demiyor. Ve her şeyi Tanrıya yaratıcıya bağlayan şarlatanca tasarımları bilim diye yutturanlara saygı gösterin de demiyor. H.Y. yi sözde kınamak yetmez onun yöntemini kullanan herkez onun kopyasıdır aynı işlevi görür ve o gibi kişilerin gücü de buradan gelir. (Hatta bu destek ve sessizliğin onayı avukatları vasıtasıyla kendi sahtekarlığını saklayıp sitelere dava açıp kendisiyle ilgili Entry leri zorbalıkla sildirmesini bile sağlar. Anti laik yasalar onu korur bilimi ve bilim adamını değil. O yüzden Adını direkt yazmıyorum. Siz de öyle yapın. Herkez öyle yapsın.) Olgular bu çeşit basit mantıklar ve felsefelerle aşılamazlar. Ufukların açılması at gözlüklerinin çıkarılması gereklidir.
     
  7. İnanç söz konusu olmadığı takdirde bile dünya anlamsızdır; materyal düzlemin tek bir özelliği sabittir, sadece var olması. Bir taşın, bir karganın, bir nehrin anlamı yok; nasıl yıldız sistemlerinin dizilişinin, zaman/uzay dinamiğinin bir anlamı olmaması gibi. Dünya ve hatta materyal varlık düzlemi tamamen anlamsız; sadece, insan insanlığını göstererek varolmayan anlamları bulmaya, dünyayı anlamlı hale getirmeye çalışıyor.

    İnançsız hayatta kimse kandırılmadığı gibi, inançlı hayatta da kimse kandırılmaz. Kendi aklıyla düşünemeyen insanın inançlı veya inançsız olması fark etmez; o zaman zaten başkasının aklıyla iş yapmakta olduğundan, en baştan kandırılmıştır. Bunun en iyi örneği de, affınıza sığınarak, dindir. En iyi ihtimalle şüpheli olan varlıklar ve bu dünyada kişisel görüş dışında kanıt bulunamayan kavramlar üstüne kurulu bir makro inanç sisteminin işi zaten kandırmak ve bazı figürlerin bu yolla rahat etmesi, güç sahibi olması, ellerindeki tutuculuğu ısrarla korumalarıdır.

    Basit bir örnek vermek gerekirse; Katolik kilisesi'nin endüljans adı altında cennete bilet denebilecek şeyler sattığı bilinir. Cennet'e biletle mi girilir, forumlarımızda bolca tartışılan Evanescence konseri misali? Hayır. Peki o dönem içerisinde peynir ekmek gibi giden bu biletlerin bu şekilde tüketilmesinin sebebi nedir? Başkasının aklıyla iş yapan düşüncesiz kesim ve onların sırtından köşe dönen din kısmı. Şu anda bakıldığında çok saçma gelir yapılanlar; bir yüz sene sonra da bugün inandıklarımız çok saçma bulunacak.

    Dolayısıyla... inançlı insanın dünyayı nasıl gördüğü önemsiz, inançsız insanın da dünyayı nasıl gördüğü önemsiz; çünkü, Camus'un bir kez ifade ettiği gibi, dünya bu görüşü takmıyor ve takmayacak. Nasıl gördüğünüz, nasıl baktığınız, ne anlam yüklediğiniz ya da gereksiz görüp görmediğiniz etrafınızdaki dünyanın umurunda değil ve hiçbir zaman da olmadı. İsteyen istediğine inansın; iyi, ya da akıllı, bir insanı bu noktada ve bu konuda belirleyen şey, ''gerçeği bildiğini'' iddia etmeyecek kadar alçakgönüllü olması ve kişisel görüşünün kendisine ait olduğunu kabul etmektir.

    Hiçbirimiz ''gerçeği'' bilmiyoruz çünkü. Mesele de o ya; gerçek kendisini bilip bilmememiz ile uğraşmıyor...
     
  8. Ben zaten biyoloji okuyorum. Bilimle son derece ilgiliyim.
    İnsanoğlunun şu an ihtiyaç duyduğu veya istediği milyonlarca şey mevcut. Okyanusların derinlikleri hala gizemini koruyor insanoğlu buraları keşvetmek istiyor ama hiçbirşekilde buralara ulaşamıyor veya bunun gibi milyonlarca şey... Benim bahsettiğim olay insan hiçbir zaman doğayla tam olarak başedemiyor.
    Arkadaşıma " sen hiç biyoloji okumadın mı? Vücudunu ve vücudundaki biyofiziksel ve biyokimyasal olayları incelemedin mi? " diyesim geliyor. Dışarıdan bir adamı çevirip sorsak o bile vücudundaki mükemmel düzenin farkında olurdu. Peki bir kaç örnek vereyim daha iyi anlaşılsın. İnsan vücudunda yüzlerce olay vardır ki otonom sinir sistemiyle kontrol edilir. Bunlardan karaciğerin safra üretmesi, glikozu glikojen olarak depo edip gerektiğinde kullanılması için glikoza çevirmesi, kandaki biyokimyasal olaylar sonucu oluşmuş toksik maddeleri detoksifike etmesi örnek verilebilir. Eğer arkadaşım bu düzene mükemmel bir düzen demiyorsa ki anlattıklarım devede kulaktır ben ona birşey söylemiyorum.
    Kuantum fiziği en basitinden olasılıklar fiziğidir. Kainatta sonsuz olasılıklar mevcuttur. Dünya nın oluşması da bu olasılıklardan biriydi. Ve Dünya nın oluşması olasılığı, üzerinde yaşam var edebilecek bir koşula gelme olasılığı sonsuz olasılıktan sadece bir tanesiydi ve oldu. Bu sonsuz olasılıktan bir tanesinin gerçeğe dönüşüp Dünyayı ve üzerindeki yaşamı oluşturmasına arkadaşım "tesadüf bu" diyorsa ona diyecek birşeyim yok.
    Öncelikle yaratıcılar yoktur sadece yaratıcı vardır ve tektir. Şöyle düşünebiliriz bir ülkenin tek bir cumhurbaşkanı bir devlet dairesinin tek bir yöneticisi vardır. Eğer birden çok olsaydı birsürü karışıklık ve kaos olurdu. Eğer birden çok yaratıcı olsaydı biri insanı A tipinde yapalım diğeri B tipinde yapalım derdi ki sonucunu siz tahmin edin. İnsan sineği anlayamıyor ot yapamıyor bunun içinde bütün bu varlıkların tek bir muhteşem yaratıcı tarafından yaratıldığını biliyor. Eğer arkadaşım tekrar "yav bu sineklerdeki aerodinamik, otlardaki biyolojik döngü tesadüftür" diyorsa ben onun önyargılı olduğunu ve kafasını yeterince kullanamadığını düşünürüm.
    harun yahya bilimle dini karıştırıyor oysa ki bilim laiktir ve din bilimi destekler. bunun için harun yahyayı desteklemediğimi belirttim zaten. insan bilimle uğraşmalı bilimin içinde kaybolmalı çünkü bilim bir harikalar dünyasıdır. keşiflerin sonu yoktur. çoğu ilahi din bunu destekliyor zaten. Yaratıcı, insanı veya Dünya yı pat diye biranda yaratamazmıydı? Tabii ki yapabilirdi. Fakat yaratıcı herşeyi bir nizam içerisinde yaratmış aynen saatin dişli çarkları gibi. Ki biz buna bilim diyoruz ve araştırıyoruz.
    Eğer ben İslam dininin propagandasını yapıyor olsaydım Yaratıcı demezdim Allah derdim veya Kuran dan örnekler ayetler örnek verirdim. Tekrar yazdıklarımı okursanız bunların hiç biri yok. İslama inanmayanı aptal yerine koymuyorum ben bu kusursuz işleyen düzene tesadüf diyene aptal diyorum. Eğer insan aklını minimum seviyede bağımsız ve önyargısız olup kullanır da çevresine bakıp 1-2 sn düşünürse Yaratıcının varlığını kabul eder.
    Tamam bu konuda çok örnek verebilirim yeter ki sen iste. Ekosistemleri incelersek buradaki populasyonlar ve komüniteler tam anlamıyla birbirlerini tamamlar birbirlerinin ihtiyaçlarını giderirler. Buna kommensalizmi örnek verebiliriz birey-cins bazında. Diyelim ki hiçbir ekosistemde saprofitler (ayrıştırıcılar) bulunmasaydı ölen organizmalar tekrar nasıl bileşenlerine ayrılabilirlerdi? Döngünün sağlanması bu ayrıştırıcılara ve çürüme dediğimiz olaya bağlı. Karbon döngüsünün en önemli unsuru budur zaten. Hadi onu geçtim havadaki serbest azotu kullanamıyoruz ki yaklaşık %78 serbest azot mevcut. Eğer azot bağlayıcı bakteriler (rizodyumlar) olmasa azot bitkilere aktarılamaz dolayısıyla biz de bitkilerden azot ihtiyacımızı karşılayamayız. Peki bitkiler fotosentez yapmayı bıraktı greve gitti diyelim veya "tesadüfen" fotosentez hiç olmamış olsun yaşamın varolması mümkün değil. Dolayısıyla zincirin herhangi bir halkasını çıkardığımızda yaşam ortadan kalkıyor. Ama sen şimdi tüm bu halkalara da tesadüf dersin :) zaten Dünyanın oluşması için sonsuz olasılık vardı hadi oluştu Dünyada yaşamın oluşması için de sonsuz olasılık vardı hadi o da tesadüfen oluştu bu sefer ilk mikroorganizmaların oluşması için de sonsuz olasılık vardı bu da tesadüfen oldu.... bunun sonu yok arkadaşım herşeyi tesadüflerle açıklayamazsın. Bak sana bir tavsiyem var herhangi bir biyoloji kitabı bul aç incele ve oradaki tüm olayları tesadüflerle açıkla ama kendini kandırmaktan öteye gidemezsin. Sadece kendini kandırmış olursun.
     
  9. üstteki mesajda tüm alıntılarımı "psychedelic_starship" üyesinin beni baz alarak yazdığı cevaptan yaptım. Bilginize
     
  10. Yazılanların tamamını okudum. Tek bir itirazım var. İnsan bir yaratıcının varolduğunu ''bilmez'' buna ''inanır''. İnanç ile bilgiyi karıştırıyormuşsun gibime geldi sadece fandersquar159.

    Haricinde, bu tip tartışmaları dışarıdan seyretmeye bayılmamın sebebi, üretilen önermelerin bana bir şeyler öğretmesi zaten... belki de benim amacım bu.
     
  11. Neyi açıkladın ki şimdi? Hala aynı kısır kavramları kullanıyorsun ve son derece saçma bir bilmezlik içinde son cümlende bana biyoloji kitabı aç oku diyorsun. Merak etme o konuda senin engin bilgilerinin eline su dökemesem de(!) mürekkep yalamışlığım mikroskop kullanmışlığım var arkadaşım. Hiç bir biyoloji kitabında da böylesi açıklamalar olmaz çok düzenli demek ki Allah yaratmıştır şeklinde. Uzun uzadıya yazmış gevelemişsin ama söylediklerinin biyoloji kavramlarıyla yakından uzaktan alakası yok. Komensalizm,mutualizm,azot döngüsü bunlar Tanrının varoluş ispatları mı oldu şimdi. Sen böyle mi okudun biyolojiyi eyvah eyvah hangi okul o. Bakalım nasıl açıklayacaksın diye bu yüzden öneride bulundum bulunmaz olaydım bağlantılara bak sen. Ama maalesef bu sunumun bilimsel içerikten yoksun geçer not alamazsın bu tür açıklamalarla öncelikle bunu bilmen gerekiyor arkadaşım.

    Populasyonlar ve komuniteler birbirinin ihtiyaçlarını giderirler de ne demektir arkadaşım? Bir ekosistemde kaç tane komünite kaç tane populasyon bulunur? Populasyon ile komünite ilişkisi nedir. Böyle birbirinden farklı disiplinler içeren kavramları nasıl bir ilişki içinde değerlendiriyorsun da burdan istediğin sonuca ulaşıyorsun. Ekosistem Komuniteyi kapsar komunite populasyonu. Komünite populasyonlardan oluşur, populasyonlar komünitenin parçasıdır birbirlerini senin anlattığın şekilde cümle bağlacı ile beslemezler. Populasyon ile doğrudan ilişki içinde bir kavram arıyorsan bu populasyonun içinde yaşadığı ve madde döngüsünü sağladığı çevresel tamamlayıcısı yani habitat olabilir. Populasyonla komünite arasında böyle bir cümle kurulmaz popülasyonlar ve komüniteler birbirini severler gibi. Kommensalizm ne alaka birey-cins bazında? Sarmaşık ile birlikte yaşadığı ağacın ilişkisinde birey-cins bazında ne gibi bir ilişki var da kommensalizm i örnek verdin birey-cins bazında diye. Burada farklı iki tür söz konusu ve türlerden biri fayda sağlarken (sarmaşık) diğerinin bundan yarar ya da zarar görmemesi söz konusudur ki bunun cins ile ne alakası vardır? Cins bir sistematik kavramdır türleri kapsar. Birey tür ün tek bir üyedsidir ne alaka kommensalizm ile? (Triturus vittatus: Bantlı semender, triturus vulgaris: küçük semender. Buradaki triturus cins ismi; vulgaris ve vittatus o cins e tabi farklı türlerin ismidir. ) Kavramları çorba edip bu şekilde güya doğayı tasvir edip varolan düzene de tanrı yapmış demek ki diye sonuç cümlesi yazamazsın bu çok saçma. Hem ne alakası var ki? Saprofitler niye greve gitsin bu ne biçim bilimsel açıklama? Doğayı sayısız biçim ve ilişkisiyle incele sonra da de ki; haa biri çıksa hayat zinciri bozuluyor demek ki biri yapmış. Yaprak yeşil demek ki biri boyamış, toprak yumuşak demekki biri kayaları yoğurmuş. Taş var demek ki Allah da var. Bunlarla yaratılış ın ne ilgisi var. Putperestliği bilime bulaştırmak ner zamandır akıllılık oldu.

    Sen benim yazdığım cevabı hiç okumamış anlamamışsın ki oraya bir kaç biyoloji kavramı koyarsam doğruyu söylemiş olurum sanıyorsun. Hayır arkadaş yanılıyorsun bunları her yerden bulup yapıştırabilirsin mevzu biyolojik tanımlar değil onları ne derece anlayıp yorumlayabildiğin. Tesadüf ile kafayı bozmuşsunuz. Bu şu demektir aslında resmen. "Ben anlayıp tam anlamıyla bir sebeb bulamadığım bir olguya gerçek diyemem arkadaş. Nasıl tesadüfen olur ya! Birinin yapmış olması lazım nasıl havada boşlukta durur Dünya? Bal gibi durur duruyorda çünkü yerçekimi dünyanın birliğinin yarattığı bir şey dışında geçerli olması gerekmez. Tıpkı insan zekasının doğayı düzenler içinde algılıyor olmasının doğadan bağımsız bir uyum mekanizması olması gibi. Bunun anlamı; yani tesadüf diyerek bilimsel ilkeleri reddetmek ve arkasında illaki bir gizemli neden aramak bilimsel bakış açısının yeterli görünmediğinin ve doğanın sonsuz karmaşasının bilinmediğinin merak edilmediğinin ve de küçümsendiğinin göstergesidir. Tesadüf şans oyunu değildir atomlar arası olasılık genliği ile alakalı bilimsel bir kavramdır. Her tesadüfü bilyeleri attım niye adımı yazmadılar diyerek çürütemezsiniz çünkü doğadaki kütle çekim ilşkelerinin sizin isminiz ve arzularınızla da hiç bir ilgisi yoktur. Büyücülük oyunu oynamıyoruz burada ciddi olunuz. Absürd insan ihtiyaçlarına yönelik olguların gerçekleşömemesi tesadüfün olmadığının kanıtı değil doğayı dar kafayla insan algı ve ihtiyaçlarına indirgeme hastalığının sonucudur. Evren insan tasarımmı bir zekanın kurgusu ile sınırlandırılamaz.

    Ne bu yaa hep aynı cümleler ve politik kelime oyunları kendinizi akıl timsali karşınızdaki insanları enayi yerine koyma huyunuzdan vazgeçin. Ha Allah ha yaratıcı ne fark eder. Kimseye aptal yerine koyma gibi bir hakkın yok eğer sen buna düşünce diyorsan ben de şunu derim. Tesadüf de bir gerçekliktir ve olasılıklar dahilinde gerçekleşmesi muhtemeldir. O halde doğanın tesadüfi süreçlerinin belli ilkeler dahilinde algılayabileyeceğimmiz biçimler alması,biz de o tesadüfi süreçlerin parçası olduğumuzdan son derece mantıklıdır ve bunu anlamamakta ısrar etmek ve onun yerine mutlak düzenleyici varlık aramak en büyük aptallıktır. Dahası sonsuz evrendeki mikro ve makro sonsuz sayıdaki nesnenin ilişkiler bütünü içersinde,insan tasarımı günümüz matematiğinin küçük olasılık diyerek reddedebileceği ölçekten çok daha geniş boyutta olasılıklar mümkündür. O nedenle zihnin algı ölçülerini aşan, algımız dışındaki kızıl ötesi mor ötesi evreni de kapsayan boyuttaki olasılıkların bolluğu içinde ne dünyanın oluşumu ne de dünyada yaşamın oluşumu olanaksız değildir. Tesadüf ve kaos a insanın bilgisayar mantığıyla istatistik bakması yüzünden tesadüf yoktur denir. Oysa günümüz biliminde tam tersine her alanda Determinizm yani tüm olguları açıklayacak temel tek olgu varsayımı çökmüştür.

    Hayır yanlış biliyorsun. Bilim o bahsettiğin kullanılabilir nizamı yaratma sanatıdır. Ağaca bakıp aval aval "vay be Allah ın işi işte nasıl yapmış bunu biz yapamıyoz" demek yerine doğanın o ağaca hangi ilkeler dahilinde dönüştüğünü açıklamaktır. Düşünmeyen ya da bunlara kafa yormak istemeyen adamın onu biri yapmış farz etmesinin bilim e bir zararı yoktur fakat açıklanan ilkeleri anlamayıp sonra da doğanın ilkelerini yeterli görmeyip "ne yani tesadüfen mi oluşmuş kim yapmış onu öyle peki" diye insan biçimci dar boyuta insdirgemekteki ısrarı bilimin düşmanıdır. Bu noktadaki şarlatan din tüccarlarının varlığı nedeniyle din bilimi desteklemez sürekli köstekler. Hiç bir kilise ya da benzer kurumsal Din örgütü Bilim i desteklemez hilekar politikacıları destekler. Eğer bilimi desteklemiş olsaydı,insanları yalancı politikacılar değil, Bilim adamları yönetiyor olurdu saçma saçma hipotezler atmayın ortaya. Sonra da H.Y. yi desteklemiyorum diyorsun aynı cümleler bunlarda o da senin kadar biyolog o zaman.

    Hadi yaa? Emin misin? Zaten her şey de İslamdır şeriattır değil mi? Bilimi de ona göre düşünecez her şeyi de. Ülke yönetimi ile evrensel ilkeler de aynıdır zaten biyoloji de devlet başkanları açısından yorumlanmalıdır. Amma sahfsınız haa. Evet zaten krallar kendilerine inanılsın diye uydurulmuş olan bu fantastic hikaye ve mitolojileri mutlak gerçeklik olarak koymuş önümüze o yüzden hala kurtulamıyoruz çünkü hala sömürüyolar. Olgulara ne güzel de tersten bakıyorsun baş aşağı sen öyle. Kral yok artık milletvekilleri ve parlamento yönetiyo halk ı cumhurbaşkanı değil ne saçmalıyorsun ki? İyi demek ki o zaman eskiden Tek tanrı vardı yine birileri öte dünyada devrim yaptı ve mutlak hakim Kral öldü yerine çok sayıda tanrıcıklar geldi ondan bu kaos da dediğin gibi tanrı birdi parçalanıp çok oldu yine. O nasıl bir açıklamadır ya. :D İnsan ewet bir şey anlayamıyor doğadan genelde. Ama bilimle ilgisi olmayanlar için bu söz. Bir şey anlayamadığı için demek ki biri yaratmış demek hastalıklı bir geçiştir çünkü anlamamakla Allah arasındaki bağıntı burada pozitiftir. Yani zaten anlamadığı için bir varlık bir şekilde yaratmış işte der geçer. Anlasa bunun bu kadar basit açıklanamasyacağını doğanın bir bina ile özdeş olmadığını anlar aradaki asıl fark budur. Muhteşem olan da doğanın kendisidir Allah ya da yaratıcı ise onun yaratıcısı insan kadar acizdir. Heykeller bir şey yaratamadığı gibi bu soyut kavram da bir şey yaratamaz koca bir hayalettir. Bu put un Öncüllerinden farkı adının "Her şeyden büyük ilk ve tek" konmuş olmasıdır. Sineklerdeki aerodinamik de azot döngüsü de bilimin uğraşları sonucu bulunmuştur. Kutsal kitapdaki bahsedilen örnekler de doğadandır tanrı Hazıra konan bir varlıktır orada. Çiçek mükemmeldir,sinek müklemmeldir,ben de mükemmel bir sistemim evet doğru. Ama sen kimsin? Bunun bir yaratıcı ile ne alakası var bu resmen hazıra konan bir varlık ve anlayışın algılama mekanizması olmalıdır. Çünkü orda da kendiyle övünen bir varlık göze çarpar ve bu insanın kendisidir. Kitaplar doğayı açıklar,bilim doğayı anlamaya çalışır yaratıcı olduğunu iddia eden ünvan sahipleri de hazıra konar. Budur. İşin komiği kitaplarda bahsedilen sembolik anlatımdan bilim dışı saçma bölümlere inancın toplum hayatıyla ilgili kısma göndermeler olan bölümlerden daha çok ilgi gösterilmesidir. Çünkü artık anlamını yitirmiş olan kısımlardır doğa açıklamaları. (İncildeki evren tasviri,kur'andaki tevratdaki yaratılış gibi)

    Olasılık ne tesadüf ne? Tesadüf zaten olasılıklardan birinin gerçekleşme durumudur. Sonsuz olasılık varsa her şey olası demektir bu; aklına gelen gelmeyen gördüğün görmediğin. Sonsuz olasılık içinde dünya da mümkün ise birinin müdahalesine de gerek yoktur çünkü bu olasılıkların genliği kendiliğinden dünyanın varolma koşulunu da yaratmıştır bunu bir dış varlığın tasarlaması mümkün değildir. Bir sürü olasılık var evrende sayısız yıldız var ve çevremizdeki milyar olasılıktan sadece birinde yaşam yeşermiştir. Demek ki her zaman olmamaktadır. Yani demek ki böylesi küçük bir olasılık olduğu için başka benzerlerimize ulaşamamaktayız ve her gezegende yaşam oluşmamaktadır. Neden bu ters bakış? Olasılık düşüktür ki tesadüf oranı da düşüktür ve halen uzayda başka bir benzerimize rastlamış değiliz. Yine aynı nedenden doğada birbirine tamamen benzeyen iki farklı canlı aynı tür hatta ikizler arasında bile mümkün değildir. Bu bir tasarımın değil tam tersinin ispatıdır. O yüzden de akıllı tasarım değil evrim teorisi bilimsel literatüre girer öbürünü ise rahip zorla kafalara sokmaya çalışır.

    Mükemmel evet insanın asimo tasarımıyla karşılaştırıldığında. Biyoloji okuduğum içinde bilirim o söylediklerini ve bu mükemmelliğin yanında Tanrı tasarımlarının bir hiç olduğunun da farkındayım. Asimo gibi mekanik ya da soyut veya hayali hiç bir çerçevelenmiş tasarım, Doğanın bu kendi kendini yaratan ilkelerini açıklamaya müsait olmadığından ciddiye alınmaz. Yani mükemmel olan bu sistem olduğu için bir Tanrı olamaz zaten. Tanrı tasarımı, insan tasarımı ve hayalgücünün ürünüdür sadece. Mükemmelliğin açıklaması değildir Tanrı. Kaldı ki mükemmellik kavramı da görecelidir üstelik insan gözünde bu kavram mutlak değişmezliktir. Oysa tersine her şey değişir mükemmellik de bozunur. Bir Tanrı olsa bile o da doğa tarafından öldürülür. Doğa ise tanrının yerine konacak şahsiyete sahip bir otoriter varlık değildir. Bir doğa dinine inandığım da sanılmasın sakın. Çünkü doğa tanrısal değildir onun yerine konulamaz. Bunu anlayabilmek için bilimle yakın ilişki içinde olmak zorundasınızdır ve onu araç olarak kullanmaya çalışmamalısınız. Aksi takdirde hep aynı kısır evrene ulaşıp tıkanırsınız. Buna da evet kimse bir şey diyemez.

    Sen ne diyorsun yaw? Ben tasarım eksiktir doğaya özdeş olamaz o yüzden Tanrı tasarımı da aynı şeydir doğada asimo yoktur tasarım olan o dur doğa değil diyorum;sen hala okyanusun derinliği ve doğanın ulaşılmaz enginliğini tanrının ispatı diye anlatıyorsun ne alakası var? Tanrı nerde bunlarda. Doğa şöyle mükemmel; doğa böyle sonsuz, anlaşılmaz tamamı diyip sonra hoop bir tanrı yumurtlatıyosunuz. Nasıl yani? Bir şey insan gücünü ve algısını aştı mı o zaman Tanrı mı olmuş oluyor otomatikman? Eskiden insan mı vardı? Pekala akıl oluşmadan önce de dünya dönüyordu çünkü zaten dünya döndüğü için akıl da oluştu ne ters bir bakış açınız var. Bu tıpkı ben olmasam dünya da olmazdı demek gibi bir şey. Basbaya olurdu yok bir önemin(üzerinize alınmayın ben de dahilim buna) Ben bunları mükemmellikle bile sınırlamam ki müklemelliği İnsan yapımı Tanrını eşdeğeri görmek mükemmel doğayı karşılamaz ve onun ölçüsünde mükemmel değildir Asimo gibi bir şeydir güdük kalır. O yüzden de doğa ile insanın savaşında insan bir bakıma da kendiyle savaştığından onu yenmesi mümkün olamaz. Hem de Asimo doğada hayatta kalamaz paslanıp ayrışır doğal değildir çünkü. Tıpkı diğer suni tasarımlar gibi.

    Üzgünüm ama ben bundan pek emin değilim. Eğer öyleyse daha bilimsel disiplin içinde kavramları birbirine karıştırıp kısa yoldan sonuca ulaşma. Bilim teori ve kanıtlarla varolur seninn bu yazdıklarının bilimle alakası yok. Yağmur yağıyor, bulut şöyle oluşur, şeker vücutta şöyle depo edilir, azot döngüsü böyledir demekki Allah vardır tarzı yaklaşımlar pek bilimsel yaklaşımlar değil. Bilimsel takiyye yapma burada.

    'amaçlarınız uğruna mecbur kalırsanız 'papaz cübbesi'de giyeceksiniz'
    Recep Tayyip Erdoğan

    Sen de beyaz önlük mü giydin yeme bizi :)
     
  12. İşinize gelince "insan beyni ilahi şeyleri tam olarak anlayamaz", "insani veya dünyevi özelliklerle, hırslara, kişilik yapılarıyla falan tanrıyı açıklayamayız"

    Ama işinize gelmeyince de, "eğer birden fazla yaratıcı olsaydı anlaşamazlardı bu kadar mükemmel bir düzen yaratamazlardı". :)

    Ondan sonra da inanç propogandası yapmıyorum, bahsettiğim dinden ziyade bu mukemmel düzenin tesadüfler sonucu oluşmadığını anlatmak falan demeler. :) Kimi kandırıyorsunuz ki? Nabza göre şerbet desenize şuna dürüstçe? Ne demek birden fazla yaratıcı olsaydı anlaşamazlardı falan? Bu dünyevi hatta insani bir özellik değil midir anlaşamamak? Hatta tamamen egoları güçlü ve takım çalışmasını beceremeyen insanlerın veya birbiriyle geçinemeyen hayvanların bir özelliği değil midir? Birçok hayvan birbirinden güç alıp harika şeyler yapıyorlar, birçok uyumlu insan grubu grup halinde süper işler çıkartıyorlar.

    Siz kısmi iradenizle ve ilahi kudretin karşısındaki aciz algı yeteneğinizle tanrısal kişilik çözümlemelerini nasıl yapıyorsunuz? Bir de o kadar kesin konuşuyorsunuz ki. Ayrıca bu kadar ulu ilahi varlıkların birbiriyle çocukmuş gibi geçinemeyeceklerini iddia etmek hadsizlik değil midir eğer ki gerçekten islamı veya diğer tek tanrılı dinleri göz önüne alarak konuşmuyorsanız? :)

    Eğer gerçekten "benim niyetim inanç propogandası yapmak değil, sadece böyle bir düzenin tesadüfler sonucu oluşamayacağını anlatmak" ise, ben de derim ki dünyadaki seller, fırtınalar, tsunamiler, savaşlar, yıkımlar, kavgalar, sakat doğumlar; birden çok tanrı olduğu ve ve bu kötü olayların bu tanrıların anlaşmazlıkları yüzünde de oluşabileceği yönündedir. Sizin bu ihtimali tamamen yok saymanız da niyetinizin ne olduğunu tamamen ortaya çıkarmaktadır :)

    bir de psychedelic_starship'in tümdengelim konusunda söyledikleri beni de çok rahatsız ediyor. Zaten kafalarda küçücük yaşlarda oluşturulmuş bir "tüm" var, ve bu dini tartışmalarda veya belgesellerde biyolojiden sürekli baydırırcasına "bakın hayvan yolunu buldu, kendi küçücük aklıyla yapamazdı, demek ki allah ona buldurdu orayı. demek ki bu da gösteriyor ki evrim yok", "bakın şu örümcek böyle bir avlanma stratejisi geliştirmiş, kendi cüzi iradesiyle bunu yapamazdı, demek ki evrim yalanmış" gibi salt "yalandan" tümevarım yapıyormuş da hayatında sanki önce doğayı gözlemlemiş de arı zihniyle böyle bir sonuca varmış gibi, millete biraz daha morfin enjekte edilmesi, veya inanç bocalaması ve kararsızlığı yaşayanları ağına düşürme çabalarını tiksintiyle seyrediyorum.

    Bir de başlığa bakarak birkaç şey söylemek istiyorlarmış. Bu ne saygısızlıktır yahu? Bilim okudum diyen bir insan bu kadar mı saygısızca tartışır? Siz bir kitabın özetini de sadece başlığına bakarak çıkarabilirsiniz o halde. Bir de niyetim propoganda yapmak değil falan diyorsunuz. Afedersiniz ama konunun da içine etmişsiniz. Zaten sizin gibiler ortalığı bulandırmaktan da başka şeyler yapmazlar. İlk postunuzda "niyetim şu bu değil yanlış anlamayın" gibisinden dediğinizde, kimse daha size herhangi bir eleştiri yöneltmemişken farkında olmadan niyetinizi veya güdünüzü açık etmişsiniz. "Propoganda yapmak istesem ayet yapıştırırdım" falan. Eh, nabza göre şerbet vermesini daha iyi biliyor bazılarınız. Ya da önceki ayet yapıştırıp duran kişilerin düştükleri durumları takip edip böyle kurnazca davranmış da olabilirsiniz. :evil:
     
  13. Ben bilim hakkında veya biyoloji hakkında engin bilgilerim olduğunu ima eden yazı yazmıyorum ama sen beni sindirmek için böyle birşey ima ettiğimi düşünüyorsan o ayrı konu. Yazılarımda hiçbir cümlemde "Allah yaratmıştır" diye bir söz grubu kullanmadım çünkü o insanın kendi bileceği iş benim savunduğum şey sadece Yaratıcının olduğudur. Söylediklerimin biyoloji kavramlarıyla alakası olmadığını söylüyorsan kusura bakma ama okuduğun biyoloji kitabının sadece resimlerine bakıp geçmişsin. onun için tekrar incele derim. Kommensalizm, mutualizm, biyolojik döngüler ve bunun gibi yüzlerce olayın arasındaki ilişki ve canlılara sağladığı yararlar bir Yaratıcının varolduğunu ispatlayan şeylerdir. Aklıma gelmişken yazılarında dikkatimi çeken sen soyut kavramlara inanmıyorsun ve bunları inkar ediyorsun. İlla herşeyi 5 duyunla algılaman mı gerekiyor gerçek olduğunu teyid etmen için ? O zaman düşünme eylemi de yalan akıl diye birşeyde yok parapsikoloji de kökten yalan. Bunları daha ilkokul 5. sınıfta öğretiyorlar ama unutmuş olabilirsin belki. Tekrar yazdıklarına geri dönüyorum. Açıkladıklarım bilimsel çerçevede tamamen bunu nasıl inkar ediyorsun anlayamıyorum. Dediğim gibi önyargın haddini aşmış artık böyle tartışmalara giren kesin yobazdır gözüyle bakıyorsun. Hayır. Okuduğum üniversite de gayet iyi ve hocalarım biyoloji alanında gayet başarılı kişiler akademik açıdan. Ha belki merak edersin fetullah gülenin veya herhangi bi tarikatçı kurumun üniversitesinde okumuyorum. Devlet üniversitesinde okuyorum. Ve gayet başarılı bir öğrenciyim yani prof,doç,yrd doç hocalarım bana geçer not veriyor ama tabi sen ordinaryus prof. san o ayrı mevzu :)
    Burada baya gevelemişsin. Okuduklarımı iyi analiz etmiyorsun. Taksonomi dersi vermene gerek yoktu değer vermediğin eğitimimde taksonomi de okumuşluğum var. Kavramları çorba etmiyorum aksine sen laf kalabalığı yaparak dışarıdan bakan birine kendini haklıymış gibi gösteriyorsun. İşin içine felsefenden çokça bilinden biraz ondan bundan karışıp ezogelin vari bir çorba yapıyorsun. Saprofitler greve gitsin demedim yazdıklarımı doğru okumadığın burdan belli. Dediğim şu ki eğer fotosentez olayı olmasaydı herhangi bir şekilde bloke olsaydı yaşam tümüyle yok olurdu. Bu sonsuz olasılıklardan biridir. Ve her gün hatta her saniye bu sonsuz olasılıklardan biri gerçekleşiyor ve fotosentez olayı oluyor. Bu kesinlikle tesadüfi değil bunu anlatmak istiyorum. Peki daha somut bir örnek vereyim. Farzet bir akvaryum aldın odana koydun hava filtresi bir tarafta bitkiler bir tarafta balıklar bir tarafta. Bu akvaryumda yaşam ancak nasıl oluşur? Biri o sistemi kurarsa oluşur bu sözlerime dikkat et. Putperestlik nedir? bilim nedir ? Arasında bir uçurum var. Sen Yaratıcıyı put yaptın anlaşılan. O zaman bu putun bir resmini çek foruma koyda biz de görelim :)
    Yazdıklarımı hiçbiryerden bulup yapıştırmıyorum. Kendi bilgilerimi ve öğrendiğim bilgileri yorumluyorum sadece. Tesadüf ile kafayı bozmadım ama siz bozmuşsunuz anlaşılan. Aksine ben tesadüfü reddediyorum. Sen bilyeleri atıyosun adını yazma olasılığı sonsuzda birdir. Ve gerçekleşmiyor. İstersen milyarlarca kere dene bunu olmaz. "doğadaki kütle çekim ilşkelerinin sizin isminiz ve arzularınızla da hiç bir ilgisi yoktur." bu nedir ki şimdi ya ne alakası var olasılıklarla kütle çekim ilişkilerinin? Büyücülük mü oynuyoruz burda? Hayır bilimden bahsediyoruz bilimin kanıtlarından bahsediyoruz ve bunun son derece farkındayım.
    Ha Allah ha Yaratıcı ne farkeder diyemezsin çünkü ikisi arasında çok fark var. Dediğim gibi Yaratıcı tüm ilahi dinlerde mevcut fakat Allah sadece bir dinde mevcut. Sen Yaratıcıya inanırsın ama hristiyansındır veya musevisindir. Yaratıcının varlığını aklı başında her insan, önyargısız ve kendince dogmaları olmayan her insan düşünüp kabul eder fakat hangi dini seçeceği ona kalmış bir şey ona kimse karışamaz. Tesadüf bir gerçeklik değildir. Bunu kaç kere söylemem gerekecek ki . Sonsuz olasılıklar mevcut ve bunun içinden gerçekleşen bir olasılık birinin seçmesiyle gerçekleşmişti. Örneğin insan bazında ben biyolog olmayabilirdim de farklı yüzlerce meslekten birine sahip olabilirdim bunlar olasılıklardır. fakat ben bunlardan birini seçiyorum ve gerçekleştiriyorum veya başkası seçiyor. Dünyanın olmama olasılığı vardı ama biri bu olasılıklardan birini seçti ve Dünya oldu bu seçici de Yaratıcıdır. Dünyada yaşam olmayabilirdi bu da bir olasılıktı fakat yaşam çok ince çok hassas düzenler kurularak oluşturuldu. Şimdi tesadüfü bilimsel çerçevede açıklamaya çalış istersen.
    Bak bu söylediklerimi iyi irdele. Ağaca aval aval bakıp "vay be bu Yaratıcının işi hadi biraz da böceklere bakalım. evet bu böcekler çok muhteşem bu da Yaratıcının işi" demek bilim değildir kesinlikle. Ben bunu savunmuyorum. Bilim bağımsızdır. Dindende kurumlardan da herşeyden bağımsız bir olgudur. harun yahya bu bağımsızlığı hiçe saydığı için onu reddediyorum. onunla beni bir tutamazsın. Sen bilimle uğraşırsın makale yayımladığın zaman herhangi bir konuda, Yaratıcıdan bahsetmezsin bu bilime aykırıdır çünkü. Fakat Yaratıcının varlığını incelediğin herşey kanıtlar. Eğer önyargısız bakarsan. Bakmak ve görmek arasındaki fark.
    Bak yüzyıllardan beri insan bazı şeyleri kendi menfaatleri için kullanmıştır. Maalesef din de bunlardan biridir. Ama bu olay dinin bilimi desteklemediğini kanıtlamaz. Senin yaptığın kuru odunların yanında yaş odunları da yakmaya benzer. Yoksa ben de yobazlara karşıyım tarikat ve liderlerine karşıyım ırakta insanları öldüren kafalarını kesen sözde müslümanlardan iğreniyorum ama bunlar kuru odunlar. Bunlar herzaman varolacaktır. Din politikacıları destekler demişsin aksine politikacılar dini menfaatleri uğruna kullanır şu anki iktidar gibi.
    Bak yine aynı şeyi yapmışsın. Herşey İslamdır şeriattır dedim mi ben veya bir kere İslamdan bahsettim mi? Hayır. Ama sen konuyu saptırıyorsun. At gözlükleri takmışsın. Bizim tartıştığımız Yaratıcının varlığıdır. Herşeyin şeriat olduğunu mu söyledim ben yani? Ülkede laiklik var hukuk var kanun var ne şeriatı abi ya. şeriat gibi berbat bir sistemi niye savunayım ki ? "Sineklerdeki aerodinamik de azot döngüsü de bilimin uğraşları sonucu bulunmuştur. " Hadi ya yani bilim bulmasaydı bunlar yoktu öyle mi :) yapma arkadaş lütfen 1-2 sn bağımsız olarak düşün. Bu düzen zaten yaratılmış ve doğada mevcut bilim sadece bunu keşvediyor. Sen bilimi yaratıcı yaptın gitti :) Bilim varolanı keşvetmektir.
    Tesadüf olasılıklardan birinin gerçekleşme durumu değildir. Sonsuz olasılık içinde Dünyanın oluşması için birinin müdahalesine gerek yoksa Dünya oluşmayabilirdi ve bu ihtimal daha yüksekti. Hadi diyelim Dünya bir şekilde kendiliğinden oluştu peki üzerindeki yaşamı ve tüm dengeleri de olasılıklar genliği mi yarattı ? Senin bu ifade ettiğin, olasılıklar genliğine hükmeden bir Yaratıcıyı ispatlar. "Olasılık düşüktür ki tesadüf oranı da düşüktür ve halen uzayda başka bir benzerimize rastlamış değiliz." Uzayın çok küçük bir kısmı insanlar tarafından keşvedilmiş ve burada yaşam olmadı tespit edilmiştir. incelenmeyen binlerce samanyolu ve gezegen mevcut. Ama sen gidip uzayın tümünü inceleyipte benzerimize rastlamadıysan ona bişey diyemem :) "Yine aynı nedenden doğada birbirine tamamen benzeyen iki farklı canlı aynı tür hatta ikizler arasında bile mümkün değildir. Bu bir tasarımın değil tam tersinin ispatıdır." Eğer tüm canlılar aynı olsaydı bu Yaratıcıyı ispatlamazdı çünkü bu bir fabrika modeli olurdu. Ayrıca rahipten bahsederek tekrar konuyu saptırmışsın tekrar hatırlatayım dinleri değil yaratıcının varlığını tartışıyoruz.
    Buradaki düzeni bana bilimsel şekilde açıkla o zaman. işin içine tesadüfü katma ve kanıtlarla bana bu düzeni açıkla.
    Bak arkadaşım sana anlatamadım galiba harun yahyanın da R.T.E nın da tüm tarikatların da canı.... Ben dini emellerine alet edenlere son derece karşı bir insanım. bana ikide bir bunlarla benzetme kurma. Ben beyaz önlüğü bilim yapmak için sırtıma geçiriyorum. Saygılar...
     
  14. Psychedelic_starship. Bence hiç cevap verme, ta ki arkadaş benim mesajıma adam gibi cevap verene kadar.(tabi verebilirse) Daha önce de çok denk geldim veya okudum, işine gelen kısımlara uzun uzun cevap veriyorlar (bozuk plak gibi veya şişirme balon gibi demeli miyim?), işine gelmeyenleri de görmezden geliyorlar böyleleri genelde. Anlayamadıkları için mi, yoksa kaçak dövüşme mahiyetinde mi cevap vermediklerini henüz çözemedim. Hala iddia ediyorum ki, ortalığı bulandırmak ve konuları saptırarak propoganda yapmaktan başka birşey yapmıyor böyle şahıslar. İstediği şey de insanların sabrını taşırttırıp, olayı kişiselleştirip, iyice konulardan saptırmaktır. Gayet güzel açıklamalar yapmışsın zaten, hiç uzun uzun cevap vermeni tavsiye etmem. Yine de sen bilirsin tabi. :)

    Bir de arkadaş iddia ettiği gibi önemli bir üniversitenin biyoloji bölümünde okuyorsa, şu yazdıklarını bir profesörlerine göstersek adam utanırdı eminim.
     
  15. Her ne kadar görmezden gelinecek de olsa, ben yine de düşüncemi belirteyim.

    İlki, inançların ''doğru'' olduğuna dair kanıt sunmaya çalışmaktan vazgeçsek diyorum? Gereksiz tartışmalara sebep oluyor, akabinde konu da saptıkça sapıyor. Kişisel inançlarımızı ''doğru'' ve ''ispatlanmış'' ve ''sabit'' olarak dayatmak, inanç ya da düşünce ne olursa olsun, yobazlıktır.

    İkincisi, fendersquar159, mantığında çok büyük bir çelişki var. Sonsuz olasılık var ise, bir yaratıcının olmama olasılığı, veya birden fazla yaratıcının olması olasılığı da mevcuttur. Hem sonsuz olasılık mevcut olup, hem de bir (ya da iki) tanesinin mevcut olmaması bir çelişkidir.

    Bir örnek verirsem... on santim yükseklikten, ne ıslak, ne yeni cilalanmış, ne de kaygan bir halıya adım attığında sağ ayağını, kemiği deriden çıkartacak şekilde kırma olasılığın var mıdır? Peki hastahaneye zar zor yetiştirildikten sonra üç gün boyunca sadece morfin verilmesi ve hiçbir şey yapılmaması olasılığı var mıdır? Sakat kalmaktan, sırf on santim yükseklikten yere adım attığın için, iki-üç saatlik bir fark ile kurtarma olasılığın?

    Bunlar çok uçuk geldiyse, bu olayın gayet olası olduğunu ve aynen yaşandığını belirtmek istiyorum.

    Üçüncüsü, şimdi, ben tekil bir yaratıcının varlığını reddediyor isem, ya da psychedelic_starship yaratıcının varlığını reddediyor ise, bu ikimizin aklı başında olmayan, önyargılı, dogmaları olan ve düşünmeyen insanlar olduğumuz anlamına mı geliyor? Bu durumda önyargı bizde mi, yoksa bu düşüncenin sabit olduğunu savunan ve otomatik olarak bizi düşüncesiz/ön yargılı insan kategorine sokan düşüncede mi?
     
  16. yaşamın amacı yaşamın kendisidir
     
  17. :D Ne güzel şey yaşamak...
    Ya ben sana "sıfırı ikiyle çarparsak sıfır çıkacağını bildiğimiz halde neden ikiyle çarpıyoruz" diyorum...
    sen bana " iki kere sıfır sıfırdır" diye cevap veriyosun ama, olmaz kine... :(
     
  18. Ya 0'ı ikiyle çarpmak zevk ve tatmin veriyorsa noolacak? :D Ülkemizde bir "Godot'u Beklerken" sendromu yaşanıyor, batı da bundan geçti. Kafayı yiyenler yedi, atlatanlar atlattı. Ama hayatta delicesine anlamlar aramak pek bir sonuca ulaştırmaz sanıyorum insanları. Mutlu olmaya çalışmak, taze ve esnek bir bakışaçısına sahip olmaya çalışmak, biraz da hayal gücü, günden güne çirkinleşen dünyada şimdilik yaşamamı sağlıyor :) Arada sırada içe döndüğünüzde kendinizi biraz sevebiliyorsanız, inançlıysanız da bunu yine içinizde yaşayabiliyorsanız, her iki durumda da öz-saygınızı kaybetmiyorsanız bence bunlar hayatı yaşamaya değer kılabilir.

    Belli de olmaz tabi, karakter, düşünce yapısı vs.vs. birçok farklılıklara yol açar. Kimisinin en büyük hayali dünyayı gezmektir, kimisinin kariyerinde en yükseklere çıkabilmek, kimisinin de sakin ve huzurlu bir hayat sürebilmek. Ama keşke duygular bu kadar saf olabilse, veya herkesin küçük yaştan makul ölçülerdeki arzularını tatmin edebileceği bir dünyada yaşasak. Öncelikle keşke insan nüfusu en az yarıya düşse!

    Neyse, gerçeklere dönelim. :)
     
  19. evet komikmiş durum. Kısa ama güzel analiz etmişsin DRAKKAR. 0 konusuna hiç girmeyeceğim çünkü yakında yaratıcıyı "42" gibi bir rakamla açıklamaya da kalkışırlar. Bu gidişle. "Godot u beklerken Sendromu" iyi tespit boşluğa düştü düşecek bi düşse biraz rahatlayacak dinsel reformdan sonra Halk ama yok. Reform nerede tersine gidiyoz biz bir de. Hala "hayatın kendisinin" dışında sığınaklar aramaya devam. :)
    Bu arada durumun vahim galiba geissler bir sebeb bir sonuç bulamazsan ve şu yaşamda yaşamanın ne manası var diyorsan kosovian a kulak ver derim tekrar; çünkü sayısal felsefi sorunun cevabını da vermiş sanırım "çünkü matematik aksiyom için lazım bu da. Rakamlar varsa çarpacaz bölecez ne çıkarsa bahtımıza" diyerek. Olur yani :)

    DRAKKAR özür dileyerek arkadaşa yine uzuuuun bir cevap vereceğim çünkü saçmalama dozajını arttırmış. Çok seviyorum böyle kendi teorisini kendi çürüten yazarları.

    Aha ha haa. Bir de bunlar türedi ya başıma. Bilim komedyenleri :D Yani keşke bir kaç kavramı düzgün açıklayabilse de en azından lise biyoloji bilgisine sahip olduğuna kanaat getirebilsem çok sevineceğim ama yok. Biyolojiyi Din dersine çevirip, kavramları da yanlış tanımlamak suretiyle hangi türden bir sanal üniversitede okuduğunu anlatmış arkadaş. Bir tane bile vizeden geçer not alamayacak düzeyde olduğunu göstermiş bu konuda. Forumda her şey olunabilir nasıl olsa. Bu başarılı biyolog haliyse başarısız hali nasıl olurmuş çok merak ettim daha neden bahsettiğini bilmiyor. Al bir kavram, bir cümle içinde kullan sonra da İşte bu Yaratıcının ispatıdır. O ne güzel bilim dalı öyle :) Daha da komiği komik arkadaşımızın bir yandan da sürekli ben öyle değilim bunlara karşıyım demesi ki bu iyice akıllara zarar bir durum. Madem amaçların bunlar değil, bilimsel bir makale yazıverseydin bir yerlere Tanrıyı yaratıcıyı karıştırmadan da inandırıcılığın olsaydı biraz. Ayrıca yazma konusunda da bozuk ve devrik cümlelerin itibariyle pek bir makale yazmışlığının, ödev hazırlamışlığının, sununm yapmamış olduğun anlaşılmakta. Hangi prof. Doç. miş o, seni başarılı kılmış bu tür ilginç hipotez de değil varsayımların ve üslubunla merak ettim. Söyle kendisiyle gidip özel olarak görüşeceğim çünkü bu meslek için bir tehditsin sen :lol: Şimdi gelelim ne yazdığının anlaşılmadığı ve benim cümlelerimle kendininkileri karıştırıp çorba yaptığın açıklama ve mucitlere yaraşır incilerine. :D

    Şimdi bu işte komedinin başlangıcı hiç bir şey söylemeyeceğim bu hastalıklı direnme davranışı ve savunma psikolojisine uzman yardımı gerekiyor bunun için. O kadarda birbirinden ayrı kavramlar değil Yaratıcı ve Allah. O yüzden bir temsil yapalım buna anlaşılsın durum.

    -Yaratıcıya inanıyorum ama Allah a inanmam. Bilimsel açıdan tabi.
    - Nasıl yani?
    -Şşşşşt sus karıştırma adları farklı demek ki başka onlar.
    - Nasıl? Yani Allah, yaratmıyor mu? Yaratıcı Din ile alakasız mı? Yaratıcı olamayan hiç bir şey yaratmayan Allah, Tanrısal olmayan bir Yaratıcı mı var neyden bahsediyorsun sen? Yaratıcı derken İnsandan mı? Bilim ne alaka?
    -Hayır Allah bir din de var Yaratıcı her dinde İslam propagandası değil bu. Yaratıcı propagandası şimdilik. İnan bak valla var yaratıcı bilimsel olarak da ispatlandı.
    - Yaw bırak allahaşkına Müslüman ın Allah ı Musevinin Rab ı farklıymış gibi oyun oynama. Tanrı yaratıcı Allah bunların hepsi benzer şeyler aynı yere çıkar. Uyanıkça polemikler bunlar. Bilimle ne alakası var senin derdin başka gizli rahipliğe soyunmuşsun. Ne o bilimsel konuda yeterlilik vermediler mi kaldın mı gene biyolojiden :lol:

    Neyi analiz edecem arkadaşım saçmalamasana. 2 populasyon, 3 komünite ile ilişkiye girebilir mi? Ne demek populasyonlarla komüniteler arasındaki ilişki? Hayır olmaz, çünkü komünite çeşitli populasyonlardan oluşan belli bir bölgedeki tür topluluğudur. Birnbirleriyle çiftleşebilen ve verimli döllere verebilen aynı türden oluşmuş topluluk olan populasyonlşar ile çoğul şekilde ilişkiye giremezler. Daha kavramları düzgün kullanmayı bilmiyorsun gelmiş bilgiç bilgiç konuşuyorsun. Biyoloji biliminin Akademik de değil genel Müfredatının en temel kavramlarında bu çeşit hatalar yaparsan pek tabii ki ciddiye alınmazsın. Birey-cins ne alaka dedik? Haklıyım çünkü öylesi bir kavramsal ilişki bile yok Birey-cins. Birey-tür desen neyse.  Kommensalizm ile de yazdığın bu cümlenin haliyle hiç bir ilişkisi kalmıyor. Düzgün kullan kavramları önce sonra sonuca ulaşırsın belki. Daha arabayı çalıştıramadan uzman şoförlük taslıyorsun karşımda. Dışardan bakan birine haksız olsam kendimi nasıl haklı göstereceğim ki ne saçmalıyorsun Herkes geri zekalı mı bir sen mi biliyorsun bunları? Dahası, (cevher dolu her cevabın tez konusu olur bu yazılarından, ama iyi yönde algılama sakın) 5 duyu ve deneye değil de altıncı hisse ve inanca göre mi teyyid edeceğim somut olguları? Tabii ki 5 duyumla. Parapsikoloji ne zamandır pozitif bilim oldu onu bilimden saymaz modern bilim. Düşünme ve akıl somut etkisi olan hatta türlü yöntemlerle ölçülebilen olgulardır. (IQ testi gibi) Beynin işlevleri içinde ön lob yani frontal ve parietal lob un aşırı gelişmesi ve duyuları kontrol edip ilişkilendirmesi ile ilgili bir adaptasyon olduğu söylenir nöroloji de. Bilmem haberin var mı? :lol: İlkokulda 6. his ve parapsikolojiden değil ama 5 duyudan bahsedilir genelde unuttun herhalde kafan karışmış bu konuda da :) Biyolojik döngüler ve canlılar arasındaki ilişkilerin Yaratıcı ile ne ilgisi var? Yaratıcılık sadece bir canlının yani kurgulayıcı insan aklının bir adaptasyon mekanizmasıdır bu ilişkileri de kendisi için kendi yaşam olanakları için doğadan çıkarır. Şimdi bu böyle olunca yaratıcı mı olmuş oluyor. Hadi canım yeme bizi telkin yöntemleri ve hemen sonuca ulaşan at mantığının ürünü bunlar işe yaramaz açık zihinlerde. Tam tersine bütün bu ilişkiler insan düşüncesindeki şekliyle bir tasarımla hiç ilgisi olmayan; değişen doğa kanunlarının da sadece insanın ön kabullerinden ibaret bir öntasarımı olduğu sonucuna ulaşılabiliyor ne yazık ki. Yanılgıya düştün yine olmadı.

    Hadi yaa süper hipotezler atıyorsun ortaya. :) Ama kanıt yok sorun orda. Bunlar senin inancına temel oluşturmakta kullandığın öznel filkirlerin bir nesnellikleri yok maalesef boş atıyorsun. Biri ne demek sanki insandan bahseder gibisin insanın seçimi Yaratıcının seçimi. Ayrıca onun(yaratıcının) arasından seçim yaptığı diğer olasılıkları kim yaratmış? Kendisi yarattıysa madem birini seçecek neden diğerlerini de yaratmış? Bu varsayımların çelişki ve tutarsızlığı kör kör parmağım gözüne ortadadır gün gibi. Oysa,
    Kuantum elektrodinamiği ve schrödinger denklemi derki:
    "Bazı olasılıklar tek bir olay için aynı anda olasıdırlar ve ikisi de gerçekleşiyor görünmektedir. Fakat ölçüm aletlerimiz doğayı tam belirlilikte yakalamaktan uzak kalır ve bir olayı ölçtüğümüzü sandığımız anda gerçekleşen olasılığın da bir tane olduğunu sanırız. Fakat tekrarlanan deneyler sürekli olarak diğer ihtimallerinde sönümlenmeden gerçekleştiğini ancak ölçüm yöntem ve aletlerimizden kaynaklanan belirsizlik ilkesinin birini ölçmemize izin verdiğini gösteriyor. Buna karar veren ise determinist evrensel bir ana ilke değil,tamamıyla bizim eylemimizin biçimidir. Doğayı idare eden tekil bir ana işlevsellik bulunmamaktadır, mevcut olasılıkların tamamı diğer üst boyutlarda gerçekleşmektedir. Başlangıç ve son bizim algılama biçimimiz,yaptığımız seçimler bizim eylemlerimizin sonucudurlar"

    Soyut put demem de o yüzden ya zaten. Fotoğrafını çekemiyorum çünkü o bir yanılsama. Yanılsamanın ve gerçek olmayanın fotoğrafı çekilemez. Kendi ağzınla benim söylemeye çalıştığım gerçeği dile getirdiğin için teşekkürler. :)

    Nasıl yani sırf tersini söylemiş olmak için saçmalamışın. Her ikisi de aynı şey sonuçta din ve politika halk üzerinde hegemonya kurmanın birbiriyle ilişkili sarsılmaz araçlarıdır. Politikacılar her şeyi menfaat için kullanırlar ve bu konudaki ruhani desteği Dinsel bağlılık vasıtasıyla edinirler. Bunda bilimin bir etkisi yoktur Dinin kesin yargıları insanları köleleştirip bunu güçlendirir. Tıpkı tek doğru, tek gerçek, tek Tanrı, gibi düşüncelerde olduğu gibi tek kural, yöneticilere duyulması gereken zorunlu sadakattır. Bu ise menfaatin zeminidir ve temelini senin bilime hakim kılmaya çalıştığın gerici keskin yargılardan ve önyargılara dayalı temelsiz varsayımlardan alır.

    Ama onların yaptığının aynısını farklı bir kılıfa sokar gibi gösterip kendinde aynısını yapıyorsun. Eminim evrime de karşısındır kafadan çürütürsün Ve eminim rahiplerin bilimi olan Akıllı Tasarım yoktan varsayımını bilim diye kabul ediyorsundur. (hiç çeneni yorma bu konuda.)Lafı geveleme inanıyorum demekle müslüman olunmadığı gibi, H.Y. ye ve din tüccarlarına karşıyım demek le de onlara karşı olunmuyor. Çünkü onlar da bilimi senin algıladığın şekilde algılatmaya uğraşıyorlar hiç farkınız yok. Seninle H.Y. arasında da hiç fark yok. Yaratıcıyı anlatış üslubun ve çabucak telkine dayalı sonuçlara ulaşma biçimin onunkinden bile berbat. Sadece onun sempatizanlarını arttırmaya yararsın; o kişiyle yarışabilecek kadar polemik ve kalabalık materyal analizi tecrübe ve becerin de yok. Ama eminim seni takdir edecektir ve gülümsemesine ve ellerini ovuşturmasına neden olacaksındır bu eyleminle. Çünkü kendisi tilki kadar kurnazdır enayi ve cahil bolluğundan ötürü.

    Pardon nasıl? Yağmur yağıyor,ağaç yeşil o zaman Yaratıcı var varsayımına karşılık tesadüfü de katmadan bilimsel teorilerden bahsetmemi mi istiyorsun şimdi de? (tesadüfü de katmayacaz illa bir düzenleyici Tanrı olacak yani. Komik olan doğa kanunu varsa kanunu yapan yaratıcı da vardır varsayımıdır burada. Düzen varsa düzenleyen de kesin vardır gibi sofizm e dayalı hatalı bir skolastik düz mantık. Oysa kanunu insan bulur doğada yaşayabilmek için. Yaratıcı korkularından sakınmaya çalıştığı karanlık sığınağıdır bazen de ) Yani alemsin arkadaş. Sen bilimi Tanrının ispatına dayalı bir disiplin sandın heralde bir de bilimle ilgiliymiş miş. Kimi kandırıyorsun karşında toy ve bu konularla alakasız biri yok senin. Komik olma fizik okuyan herkez suyun neden buharlaştığını,bunun atmosfer basıncı ve maddelerin kinetik enerjisiyle alakalı olduğunu, buharlaşmanın yüksek enerjili moleküllerin bir hareketi olduğunu ve kütlesel çekimle bir araya gelen bu gaz moleküllerinin ani soğuma ve dolayısıyla da basınç farkının neden olduğu kinetik enerji yitimi sonucu yeniden sıvılaşarak yeryüzüne döndüğünü bilir. Bu da madde enerji döngüsünün bir başka biçimidir ve sonsuz sayıdaki biçimlerinden insanın formülize etmiş olduğu bir tanesidir. Şimdi burada yaratıcı nerede? Bu formüller insanlar tarafından yazıldı sürekli tekrarlandığı için. Doğada sürekli tekrarlanan bir sürü olgu var sürekli tekrarlanması birinin yaptığını mı gösterir, masalcı dede bilimi mi bu? Yağmur yağıyor demek ki biri yukardan su döküyor demek mi bu? Hayır. Sürekli tekrarlandığı için de takip edebiliriz. Bu takip in sonucunda oluşturduğumuz bazı genel çerçeveler ve yerinde tahminler sonucu oluşturduğumuz dizgeler yaratıcının değil, insan olarak bizim doğayı algılama ve yakalamaktaki başarımızın kanıtıdır. Bu insandır, yaratıcı da insandır. İnsan ötesi ve onun tamamını algılayamadığı doğanın yaratıcısı olan insan biçimci insan benzer yaratıcı kendi kendisiyle çelişir. Bu (spiritüel bakış açısı) yanlış ve eksik algılama alışkanlığı ve doğa bilimlerine dair bilgi eksikliğinin yarattığı bir önyargı ve yanılgıdır. (Albert Einstein)

    Sen ne garip hipotezler atıyorsun ortaya ya algılama sorunun mu var, kafa mı buluyosun ne saçma sözler bunlar. Neymiş tesadüf? Olasılıklardan birinin rastgele gerçekleşmesidir başka ne olacak saçma saçma konuşma. Dünya oluşmuş ki sen de içinde yaşıyorsun demek ki öyle denk gelmiş ne güzel işte. Ya olmasaydı diye bir 'olanaksızlık varsayımı' yaratıp sonra da bu saçma tez e dayanıp Yaratıcı uydur oh ne ala yaa :) Ne diyecez o zaman evren var demek ki yaratıcı var mı? Evren olmasaydı yaratıcı da olmazdı doğruu yaaa nasıl da düşünemedim ben bunu. Yaw arkadaş çileden çıkarmak için sayıyla mı veriyorlar sizi başıma benim yaa. (evet sayıyla veriyolar bu mesela 159 nolu fendersquar doğru ya) Böyle saçmasapan kısırdöngüsel düşünce mi olur, bunu sen düşünce ve akıl mı sayıyosun? Dünya oluşmuşsa birisi yapmıştır yoksa onca olasılıktan niye bu gerçekleşsin. Mantığa bak yaa. Evrende bir tek dünya mı var? Sonsuz sayıdaki olaylar, atomların hareketi, ışık, madde, yıldızlarası uzaydaki olaylar,cosmic arka fon ışınımı... bunlar ve henüz bilmediğimiz sayısız olay nedir diğer olasılıklar değil mi?. Öyle aval aval bakıyorsunuz bir noktaya at gözlüğünüzle. İlişki kurduğunuzu söylerken diğer ilişkileri unutuyorsunuz. Ezberlemişiniz bir şey, her yerde aynı kısır döngü aynı terane. Ne bu şimdi? Yaratıcı ve varoluş ikilemi. Biri olmazsa diğeri de olmayacak böyle bir kesin kural yumurtlamış büyük bilim adamımız. İlla biri yapacak heykel ya bu. (Atölyesi nedir acaba bu yaratıcının nerede yapıyor bunları) :)
    Olasılık genliğine kim hakim? O olasılıkların hepsi türlü şekillerde gerçekleşiyor bir bak etrafına bırak yaratıcının kuyruğuna tutunmayı da iki dakka araştır incele. Yukarda açıkladık hala hakim kral arıyor arkadaş her şeyin başına onu kontrol eden. Zaten bu sistem kendi varlığını her biçimi ile yaratmakta sen kendine mi bakıyosun doğaya mı anlayamadım. Haa ben yaratıcıyı ispatlamaz benzerliğin olmayışı deyince bu kez de fabrikasyon değil oldu. EE? Ne oldu şimdi? İşine gelmedi mi? Fabrika da yaratır işte sen baştan aşağı insan niteliklerini biri yapmıştır demek ki diye doğaya yüklüyorsun sürekli. Şimdi fabrikasyon mu olduk o işe yaramayınca. İnsan niteliklerini doğaya yakıştırıp yaratıcı ararsan fabrikasyon Asimo gibi mekanikler bulursun tabii ki gerçeği değil. İnsan tasarımını. Yaratıcı, doğa ve ilkeleri değildir tıpkı Asimo nun insan olmadığı gibi. Din de zaten bunun devamı ve ayin kısmı Yaratıcıyı tartışıyormuşuz. Bilimsel platformda tartışılacak bir şey değil yaratıcı.

    Balığı ben mi yaptım da yaşadı. Ne alaka yaw akvaryum? Balık deniz de yaşar yine ne lazımdır bu balığın yaşaması için bakarım, Optimunm sıcaklık koşullarına beslenme alışkanlığına yaşadığı ortamdaki çevresel koşullarına bakar; onun için küçük deniz yaparım yani. Yaşaması için akvaryum yaparım çünkü denizde yaşar balık karada yaşamaz. Akvaryum yap bakalım yaşam mı oluşacak orada içine bir şey koymadan. İlahi bir güç hoop balık mı koyacak gökten insdirip. Asıl siz tesadüfçüsünüz. Dank diye kendiliğinden tesadüfen oluşmuş çünkü yaratıcı yapmış akıl sır ermez. Olgulara Tersden bakmayı alışkanlık haline getirmişsin. Bilgi ve bilim değil Tanrı arıyorsun her yerde sen .Akvaryummuş çok akıllıca aman aman. Peki balık ne? Yani yaratıcı bakmış balık var yaşasınlar diye denizleri mi yaratmış bu nasıl eklektik bakış açısı yaw böyle. Canlı yaşadığı çevreden bağımsız bir varlıkmış gibi bir bakış. Dünya da yaşam ın içinde oluştuğu bir doğa alanı değil zaten. Boş bir gezegenmiş akvaryum yapar gibi yaratıcı gelmiş su koymuş, bitki falan koymuş, hayvan koymuş olmuş Dünya. (Artık onları bitkileri hayvanları nerden bulmuşsa artık. Bir rivayete göre de çocukları leylekler getirirmiş, Dünya öküzün boynunda dururmuş aynı masallar, aynı hayal gücü ) Denizde yaşam başladığında balık da oluşmaya başladı zaten ikisini önce kafadan ayır sonra akvaryum var. Balık akvaryumda yaşar, demekki akvaryum yapmak lazım, demekki biri yaratmış. Hadi yaa ölcem gülmekten :)

    Ne diyosun? Hem öyleyim hem böyleyim oh ne ala. Bugün bilimde yaratıcı diyen ve bu şekil temelsiz varsayımlşarı bilime bulaştıran ya da buna meyleden yarın insan içinde de Allah ı ve Din i empoze eder zorla ne farkı var. (Hatta açıp hiç kutsal kitabı okumadan anlamadan maksat hükme sahip olmak) Zorlama Din de Şeriat işte. Senin bilimsel yöntemin bilim için ne ise, Şeriat yönetimi de o İslam için aynı şey. Aynı yolun yolcusu bu düşünceler. Kim at gözlüğü takmış? Sineğin aerodinamiği falan karıştırma her güzellik her düzen yaratıcı için kehanet zaten bir de neymiş propaganda yapmıyormuş. Bir ibret al demediğin kaldı neden niyetini gizliyorsun ki bir de.

    İşte bir kafa karışıklığı daha. Yani ne dediğimi de anlamamış bir de çatıyor ne alakası varmış mış. Sonsuzda birdir ne demek? Olasılık hesabını da bilmiyorsun. “0” olasılık yoktur. (Sonsuzda bir den kastın bu herhalde  ) Hani diyorsun ya neden dünya oluşmuş da başka bir şey oluşmamış o bakımdan. Kütle çekim ilkeleri senin zihnine göre biçimlenmez manasında. O yüzden uzayda. Gezegen oluşur dişli çarklar değil. Demek ki neymiş? Yaratıcı insanın kendisiymiş dişli çark teknolojisiymiş. Doğa değilmiş çünkü sürekli tekrarlanan dizgeler insan aklı da dashil her şeye dönüşebilirmiş yaratıcıya ihtiyaç duymadan. Demek ki neymiş? Anthropocentric bakış açısıyla insan biçimli evren mimarları dizayn etmek de bilimsel değilmiş. Öyle boş boş sözlere çok önemli bir bulguymuş gibi “şu dediğime dikkat et, bu söylediğimi anla, bu sözümü çok iyi analiz et o sözde ne ibretler vardır” tarzı saçma açıklamaların bilimle ilgisi yokmuş. Bir varmış bir yokmuş ünlü biyolog 159. fendersqure varmış. Nokta. :)
     
  20. Tasarımcı yaratıcı
    Akıllı tasarımcı
    akıllı yaratıcı vs vs

    Bu tarz tarifler insanın kendi kafasında ürettiği yaratıcıdan başka ne olabilir ki?
    Aklın ürettiği bir yaratıcı başka bir akıl tarafından elbette çürütülebilir ve mesele de budur zaten.
    Ateizim,teist veya deist yaratıcı portresinin insan aklı ürünü olduğunu hemen anlar ve mükemmelle kıyaslayarak yanlışlar.Oysa ki mükemmel bir varlık mükemmel olmayan ve sürekli kendini yenileyen bir beyin tarafından asla tarif ve tasvir edilemez.Bu nedenle yaratıcı konusundaki itirazların hemen hemen tümü sınırlı beyinlerin ürettiği yaratıcının somutlaştırılmış haline bir göndermedir.
    Güneşi tanrı zanneden bir insana güneşin tanrı olamayacağını anlatır ateizm ve tanrı yoktur demez aslında güneş tanrı değildir der.Çünkü onun aklıda tanrıyı üretenin aklı gibidir mükemmellikten sonsuz uzak.Tanrıya yok diyemez asla,sadece insanların ürettiklerinin tanrı olmadığını söylemekle yetinir.

    Bilim ve verileri aklın somutlaşmasıdır ve mutlak gerçekleri yansıtmaz.Çünkü bilim gerçeğe ardışık yaklaşıklıklarla yaklaşır durur.Değişkeni sonsuza götürülen bir fonksiyonun limitine örneğin sıfır denmesi gibidir aslında.Gerçekte mutlak bir limit değeri yoktur ve değişken sonsuza götürüldükçe fonksiyon sıfır değerine yaklaşır durur.Ama asla sıfır olamaz.İşte insanın gerçeğe yaklaşması budur.Fonksiyon insan aklıdır.Sonsuza yakınsayan değişken aklın evrimi sonucunda ilerlemesi ve gerçeğe doğru ivmelenmesidir.O halde insan aklı asla gerçeğin tam üstüne basamayacaktır.Çünkü asla evreni kapsayan bilgiye sahip bir akla ulaşamayacaktır.O halde insan aklı mükemmeli tanımlayamaz.Tanımlamaya çalıştıkça da zıçar.
    Çünkü mükemmel olmayan bir varlık mükemmeli sadece düşünür,tarif ve tasvir edemez.
    Benim inancım şudur,
    Tanrının mükemmelliği benim sınırlı ve değişken aklım tarafından tarif edilemez.Ben tanrıya tasarımcı diyemem örneğin,akıllı diyemem çünkü o zaman o mükemmel olmaz.Mükemmel olmayan aklıma gelen her türlü özelik eksiktir mükemmel olan için.Hiçbir özelliği ona yakıştıramam bu yüzden.Yada benim evreni anlamak için ürettiğim bilim,tanrıyı tarif edemez.Çünkü bilim benim mükemmel olmayan aklımın ürünüdür ve mükemmeli tairf edemez bu nedenle.

    Ben onun varlığına inanırım.Onun varlığını hissederim.
    İnsanoğlu yıllarca tanrıya inanmıştır.İnsanın somutlaştırdığı güneş,ay,taş gibi nesneleri tanrılaştırması onun ortak bir özünün somutlaşmasıdır.Akılla birlikte evrimleşerek gelişen tanrının kendi değil tanrıyı somutlaştıran insan aklıdır ve bu yüzden tanrı olmayan bu somutlaşan akıl ürünleridir;özdeki tanrı değil.

    Bence tanrı vardır çünkü onu hep düşünüyorum,onu tüm insanlar düşünüyor.İnkar edenler de düşünüyor ve o hep düşünüldü insanlık tarihi boyunca.Eğer o olmasaydı hayatımın(düşüncemin) bu derece parçası olmazdı.
    Bazıları insanın anne karnına tekrar dönmesi eğiliminin bir sonucudur dedi tanrıyı düşünmeme.
    Bazıları doğal mükemmeliklerin tasarıma indirgenmesi sonucu oluşan insansal bir puttur dedi.(Güneşe tapanların güneşi gibi)
    vs. vs.
    Sihirli değneğin dokundurulması değil işte bak.nedeni belli doğal bir durum senin tanrıya inanman dediler.Hatta hastasın dediler belirledikleri normları şahit göstererek.hasta olmamanın hangi durum olduğunu bile belirleyemeyen sözde ruhçözümleyicileri hep bunu yaptı.Halbuki doğa tanrının bir sihirli değneği gibidir oluş yasalarıyla ve onun içindeyim ben.Elbette onun yasalarıyla onu düşünmem gerekir zaten.
    Bir şekilde aklımda hep vardı öz.Yanılan hep bendim(insanlık) çünkü onu somutlaştırmaya çalıştım tarih boyunca.O nu sınırlı aklımın eksik tarifleriyle anlatmaya çalıştıkça doğal olarak mükemmelliğini yok ettim.Mükemmelliği yok olan tanrı figürüne de hep itiraz etti birileri.

    saygılar.
     

Bu Sayfayı Paylaş