Gitar alma takıntısı hakkında.

#1
İyi günler arkadaşlar. Gitara başladığımdan beri yaşadığım garip bir takıntım var. Bahsedeceğim şey çoğunuzda olablir fakat bende artmış duruma. Kısaca bahsetmek gerekirse on senedir gitar çalıyorum ve bu süre zarfında sekiz adet gitara sahip oldum, kimisini sattım, kimisini hala kullanıyorum. Ve sorun şu ki, pedal alamıyorum. Pedal araştıran, pedal almaya heveslenen insanları görünce imreniyorum resmen. Ha zaten aşırı pedal dizme meraklısı değilim fakat elime para geçtiği an gitar araştırıyorum örneğin. Hatta geçen sene aldığım Blackstar htr-5 amfimi bile kendimi daha iyi bir amfiye ihtiyacım olduğu konusunda zar zor ikna ederek aldım. Keza ses kartımı ve mikrofonumu da aynı şekilde isteksiz isteksiz sadece ihtiyacım olduğunu bildiğim için aldım. Bunu yapmasaydım 12 wattlık laney kullanıyor olacaktım hala. Şu ana kadar elime birkaç pedal geçtiyse de hepsini satıp yeni alacağım gitara finans yaratmak için kullandım örneğin. Ayrıca tarzım çok değişken. Kışın Death Metal çalarken yazın Red Hot Chili Peppers çalıyorum. PRS SE Tremonti Custom ve Epiphone Les Paul Standard kullanıyorum şu an ve özellikle yaz aylarında Frusciante, RHCP ve diğer funk, alternative rock gruplarını dinlemeyi sevdiğimden bir süredir strat bakıyorum. Resmen dinlediğim her tarz için farklı gitar almaya çalışma durumundayım. PRS ile o ton alınmıyor mu? Gayet alınıyor ve güzel de oluyor fakat elimde strat olmasını istiyorum örneğin. Sürekli farklı tarz çaldığım için belli bir tarzım yok ve bu sebeple hangi pedalı sık sık kullanabileceğime de karar veremiyorum. Bir pedalı araştırıp çok istediğimi düşündüğüm olmadı henüz. Tabii ki sevdiğim pedallar var fakat bu birkaç pedala para verene kadar biriktirip yeni gitar alma fikri her zaman aşırı cezbediyor beni. Sahne programı yapacağım kısa süre sonra fakat elde pedal yok örneğin. Hala sahibinden.com'da stratları araştırıyorum. Acaba enstrümanlarla aramda bir bağ kurabildiğimden fakat pedal ve amfiyle aynı bağı kuramadığımdan mı kaynaklanıyor bu? Aynı durumu yaşayıp tavsiyesi olan var mı?
 
#2
İyi günler arkadaşlar. Gitara başladığımdan beri yaşadığım garip bir takıntım var. Bahsedeceğim şey çoğunuzda olablir fakat bende artmış duruma. Kısaca bahsetmek gerekirse on senedir gitar çalıyorum ve bu süre zarfında sekiz adet gitara sahip oldum, kimisini sattım, kimisini hala kullanıyorum. Ve sorun şu ki, pedal alamıyorum. Pedal araştıran, pedal almaya heveslenen insanları görünce imreniyorum resmen. Ha zaten aşırı pedal dizme meraklısı değilim fakat elime para geçtiği an gitar araştırıyorum örneğin. Hatta geçen sene aldığım Blackstar htr-5 amfimi bile kendimi daha iyi bir amfiye ihtiyacım olduğu konusunda zar zor ikna ederek aldım. Keza ses kartımı ve mikrofonumu da aynı şekilde isteksiz isteksiz sadece ihtiyacım olduğunu bildiğim için aldım. Bunu yapmasaydım 12 wattlık laney kullanıyor olacaktım hala. Şu ana kadar elime birkaç pedal geçtiyse de hepsini satıp yeni alacağım gitara finans yaratmak için kullandım örneğin. Ayrıca tarzım çok değişken. Kışın Death Metal çalarken yazın Red Hot Chili Peppers çalıyorum. PRS SE Tremonti Custom ve Epiphone Les Paul Standard kullanıyorum şu an ve özellikle yaz aylarında Frusciante, RHCP ve diğer funk, alternative rock gruplarını dinlemeyi sevdiğimden bir süredir strat bakıyorum. Resmen dinlediğim her tarz için farklı gitar almaya çalışma durumundayım. PRS ile o ton alınmıyor mu? Gayet alınıyor ve güzel de oluyor fakat elimde strat olmasını istiyorum örneğin. Sürekli farklı tarz çaldığım için belli bir tarzım yok ve bu sebeple hangi pedalı sık sık kullanabileceğime de karar veremiyorum. Bir pedalı araştırıp çok istediğimi düşündüğüm olmadı henüz. Tabii ki sevdiğim pedallar var fakat bu birkaç pedala para verene kadar biriktirip yeni gitar alma fikri her zaman aşırı cezbediyor beni. Sahne programı yapacağım kısa süre sonra fakat elde pedal yok örneğin. Hala sahibinden.com'da stratları araştırıyorum. Acaba enstrümanlarla aramda bir bağ kurabildiğimden fakat pedal ve amfiyle aynı bağı kuramadığımdan mı kaynaklanıyor bu? Aynı durumu yaşayıp tavsiyesi olan var mı?
"Takıntı", ne yazık ki bizim günlük hayatta çok hafife aldığımız ve çok rahat kullandığımız bir sözcük. Bu da meseleyi ciddiye almamızı güçleştiriyor.
Kişisel gelişimle bir süre önce ciddi biçimde ilgilenmeye başladım. Gitaristler arasında alet-edevat edinme çılgınlığını da bu ilgim doğrultusunda irdelediğim bir başlık açmıştım.
Burada işin fazla derinine inip kafa şişirmek istemem. Şimdilik sadece özet geçersem sanırım daha faydalı olur:
1)Bu gibi takıntılar ne yazık ki doğrudan tüketim kültürü ile bağlantılı. Tüketerek mutlu/başarılı olduğumuzu veya bir şeyleri başarmayı garanti/kontrol altına aldığımızı düşünmek, sorunun özünü oluşturuyor.
2)Pedal veya amfi değil de gitar alıyor olmanız sadece bir teferruat. Takıntı takıntıdır. İhtiyacınız olmadığı halde tüketiyorsanız sorun vardır ve bu muhtemelen madde 1 ile ilişkilidir:) Ben amfi veya gitardan çok prosesör-efekt cihazı alıp sattım, ama asıl eğitim materyali-kitap vs. üzerine takıntılıydım. Raflar dolusu eğitim materyalim var, dijitalleri saymıyorum bile.
3)İhtiyacınız spesifik ve gerçek olmadığı müddetçe takıntı baskın geliyor. Sizin durumunuzda yapılabilecek en akıllıca şey, sahne ihtiyacınız doğrultusunda düşünmeye başlamak olur. Tabii buna rağmen durum düzelmiyorsa ya o sahne meselesi aslında sizin için o kadar da ciddi değildir, veya siz kendinizi basbayağı sabote ediyor ve sahnenin de başarılı olmaması için uğraşıyorsunuz demektir:) Takdir edersiniz ki bunlar ciddi sıkıntılar. Sahne meselesine daha fazla odaklanmanızı, prova vs gibi süreçlerle bunu daha ciddiye almaya çalışmanızı tavsiye ederim. Ben özellikle güvenli alanımı kırıp vokal ile de uğraşmaya başlayınca hanyayı-konyayı anladım. Olabilecek en pratik ve hafif set up ile çalmaya çalışıyorum şimdi, çünkü başka türlü yapma lülksüm yok.
4)Son olarak, gitar vs gibi şeyler üzerinden yaşadığımız bu sorunlar, aslında daha derindeki sıkıntıların yansıması. Bizler bir anlamda şanslıyız, çünkü bu sıkıntıları yaratıcı süreçlere çevirme ve bir taraftan da bu sorunları gözleyip kendimizi geliştirme fırsatı buluyoruz. Başka insanlar bunu da yapamıyor. Uzun vadede tüm bu takıntılı (tekrar tekrar yapılan...) davranışları bir sonuç olarak görüp daha derindeki sebeplerin üzerine gitmek gerekiyor. Bu da bana bir ihtiyaç olarak kişisel gelişimin kapısını açan şey olmuştur. Psikanalitik teori üzerine kaynak okumaya da biraz bu nedenle başladım. "Gitar çalma-edinme ihtiyacı aslında bana ne ifade ediyor ?" diye düşünmeye başlayınca, kendimle ilgili çok daha fazla şeyi keşfeder oldum. Uzun vadede bunu da yapmak gerekiyor, ama bu tecrübe ve dürüstlük istiyor.
 
#3
"Takıntı", ne yazık ki bizim günlük hayatta çok hafife aldığımız ve çok rahat kullandığımız bir sözcük. Bu da meseleyi ciddiye almamızı güçleştiriyor.
Kişisel gelişimle bir süre önce ciddi biçimde ilgilenmeye başladım. Gitaristler arasında alet-edevat edinme çılgınlığını da bu ilgim doğrultusunda irdelediğim bir başlık açmıştım.
Burada işin fazla derinine inip kafa şişirmek istemem. Şimdilik sadece özet geçersem sanırım daha faydalı olur:
1)Bu gibi takıntılar ne yazık ki doğrudan tüketim kültürü ile bağlantılı. Tüketerek mutlu/başarılı olduğumuzu veya bir şeyleri başarmayı garanti/kontrol altına aldığımızı düşünmek, sorunun özünü oluşturuyor.
2)Pedal veya amfi değil de gitar alıyor olmanız sadece bir teferruat. Takıntı takıntıdır. İhtiyacınız olmadığı halde tüketiyorsanız sorun vardır ve bu muhtemelen madde 1 ile ilişkilidir:) Ben amfi veya gitardan çok prosesör-efekt cihazı alıp sattım, ama asıl eğitim materyali-kitap vs. üzerine takıntılıydım. Raflar dolusu eğitim materyalim var, dijitalleri saymıyorum bile.
3)İhtiyacınız spesifik ve gerçek olmadığı müddetçe takıntı baskın geliyor. Sizin durumunuzda yapılabilecek en akıllıca şey, sahne ihtiyacınız doğrultusunda düşünmeye başlamak olur. Tabii buna rağmen durum düzelmiyorsa ya o sahne meselesi aslında sizin için o kadar da ciddi değildir, veya siz kendinizi basbayağı sabote ediyor ve sahnenin de başarılı olmaması için uğraşıyorsunuz demektir:) Takdir edersiniz ki bunlar ciddi sıkıntılar. Sahne meselesine daha fazla odaklanmanızı, prova vs gibi süreçlerle bunu daha ciddiye almaya çalışmanızı tavsiye ederim. Ben özellikle güvenli alanımı kırıp vokal ile de uğraşmaya başlayınca hanyayı-konyayı anladım. Olabilecek en pratik ve hafif set up ile çalmaya çalışıyorum şimdi, çünkü başka türlü yapma lülksüm yok.
4)Son olarak, gitar vs gibi şeyler üzerinden yaşadığımız bu sorunlar, aslında daha derindeki sıkıntıların yansıması. Bizler bir anlamda şanslıyız, çünkü bu sıkıntıları yaratıcı süreçlere çevirme ve bir taraftan da bu sorunları gözleyip kendimizi geliştirme fırsatı buluyoruz. Başka insanlar bunu da yapamıyor. Uzun vadede tüm bu takıntılı (tekrar tekrar yapılan...) davranışları bir sonuç olarak görüp daha derindeki sebeplerin üzerine gitmek gerekiyor. Bu da bana bir ihtiyaç olarak kişisel gelişimin kapısını açan şey olmuştur. Psikanalitik teori üzerine kaynak okumaya da biraz bu nedenle başladım. "Gitar çalma-edinme ihtiyacı aslında bana ne ifade ediyor ?" diye düşünmeye başlayınca, kendimle ilgili çok daha fazla şeyi keşfeder oldum. Uzun vadede bunu da yapmak gerekiyor, ama bu tecrübe ve dürüstlük istiyor.
Çok güzel anlatmışsınız teşekkür ederim. Haklısınız. Yeni bir gitar aldığımda o gitarın benim çalışımı geliştireceğini düşünmüyorum fakat moda girmeme yardımcı oluyor örneğin. Ayrıca hiçbir zaman ihtiyacım olan bir elektronik cihazı aldığımda pişman olmadım da. Alma süreci zor olsa da gitar yerine ihtiyacıma yarayacak, almam gereken başka bir yan ürün aldığımda ''iyi ki almışım'' diyorum zaten. Garanticilikten bahsetmişsiniz ve evet, kesinlikle garanticilik durumu var. ''Elimdeki gitarlara bir şey olursa ekstradan bir gitarım daha olsun gitarsız kalırsam bu çok kötü olur'' psikolojisine de giriyorum arada. Hatta özellikle PRS gitarımı sıfır aldığımda bir süre rahat rahat çalamadım bir şey olmasın diye. Bu sınırı aştım şimdi bir sorun yok bu konuda fakat sonralarda da şunu dediğimi hatırlıyorum '' gloss finish bir gitarın var ve üzerindeki çizikler güzel durmuyor, PRS'e relic görüntü yakışmıyor, ucuzundan bir gitar alıp her gün PRS ile egzersiz yapacağına vursan - kırsan üzülmeyeceğin ucuz bir aletle egzersiz yaparken onu kullan''. Hatta öyle ki iki elektro gitarımı da eşit seviyede çalmaya çalışıyorum birine kafayı takıp onu çok çalarsam ''fretler daha kolay erir, ikisini de eşit çal, ikisinin de fretleri daha uzun süre sağlam kalsın'' mantığı ile. Bazen gitarlarımın üzerindeki kılcal çizikleri çok kafaya takıyorum örneğin. Tahmin etmişsinizdir belki fakat hafiften obsesiflik ve anksiyete mevcut. Bir hafta önce psikiyatrist ile görüşüp ilaca başladım fakat kafamda soru işareti oluşturan şey bu takıntının başka bir ürüne karşı değil, doğrudan enstrümana karşı olması. Bazen youtube'a girip strat alırsam çalmayı düşündüğüm şeyleri PRS ve Les Paul ile çalan insanlara bakıp kendimi rahatlatıyorum fakat sonra yine bir alma isteği oluşuyor. Sanırım bunu düşünmeyi bırakıp ihtiyaçlarımı almam gerektiğimi fark ettiğim o zamanlardan birinde tekrar gitar bakınmaya başlamadan sipariş vermem tek çözüm olacak :)
 
#4
Ayrıca ayarlarda mükemmeliyet takıntım var. Aşırı az oynayan sap ayarını bile anında ayarlayıp gitarın tellerini ne cızırdayacak kadar yakın ne de fretlere daha yüksek kalacak ayara getiriyorum. Resmen alyanı bir mlim daha oynatsam cızırdayacak şekilde aşırı ince ayar yapma durumum var. Bunu eskiden ''enstrüman sevgisi'' olarak tanımlıyordum fakat bu durum resmen obsesyona kaymış vaziyette.
 
#5
Sadece gitar alma konusunda, bu bir fetiştir. Bunun bir sorun olmaması gerekiyor. Tüketim toplumuyla da doğrudan alakadar olduğunu düşünmüyorum. Bakış açısı ama eskiden çok sık olan pul-para koleksiyoncuları şeklinde düşünmek lazım. Açıkçası yeteri kadar imkanım olsa sürüsüne bereket gitar alır kendimi tatmin ederdim.
Bu konuyla bir araştırmam yok ama bana öyle geliyor ki bu durum daha çok kalıtsal. Ataların yaptığı stokların belki dışa vurumu. Çünkü her insanda buna benzer bir istek vardır. Kapitalizm sadece bunu kullanıyor. Gidip "kari kıza" bakacağıma sahibindene bakıyorum ne güzel :)
 
#6
Yazdıkça uyduruyorum şu an ama belkide takıntı, bağ kuramamaktan geçiyor. Mesela insanın kendi x kötü huyunu kabullenmeyip sıkça takıldığı arkadaş veya ortamını değiştirmesi gibi. Burada sorun sadece bu X huy olmuyor, arkadaşım diyebileceği hiçkimseyi gerçekte tanıyamaması ayrıca var (ve genelde arkadaşlarını suçlar kavga çıktığında). Sattığın veya elinde tuttuğun gitarların başka ekipmanlarla kimbilir ne marifetleri var(dı) deneyimleyemediğin odağını dar tuttuğun için, veya takıldığın şeyler kimbilir seni nasıl bir gitarist olabilecekken zamanından çaldı...

Diğer yandan herşey karamsar değil henüz. Bu takıntıyı güce çevirmekte var, mesela bence hemen bilgisayarına seskartı veya seskartı olabilen bir prosesör al ve backtrackleri indirip her backing'e uygun ton yarat ve elbette kaydederek doğaçla/bestele. Neden? kayıt öğrenmek, tonlama öğrenmek, doğaçlama öğrenmek...bunlara odaklandığında emin ol gitarların sayısı azalacak. Bunu çok yakın bir arkadaşım uzun diyebileceğim bir süreçte yaşadı, dün hatta beraberdik albümüne (kayıtları bitti) seçmeye çalıştığı bazı kapak resimlerini benimle paylaştı darısı başına :)
 
#7
Her ne kadar kendimizi kandırsak da çoğumuzda bu hastalığın olduğunu tahmin ediyorum. Eğer evde 4 tane gitarın olup tünelde üzerinde tel olan cilalı renkli odun parçalarına bakıp bakıp iç geçiriyorsan bir sıkıntı olduğu bariz. Bu başlık bile kendimizi rahatlatma için kullandığımız bir durum hatta yazan arkadaşların bile kendisini rahatlatmak amaçlı yazdıkları bile belli ben dahil :D
Yine iyi siz PRS kenarda yatsın eski bir gitarla alıştırma yapayım kısmını geçmissiniz. Geçemeyenler var
Benim bu konuya çözümüm ise sevmediğim bir gitar modeli bulup onu milletin ne kadar güzel çaldığını seyretmek oluyor. O videolardan sonra otur oturduğun yerde adam gibi bir çalış millet o gitarla neler yapıyor diyorum.
 
#8
Prs Se Custom 24'ümü aldığımda "Vay be bununla herşeyi çalarım" diyordum :) Ama gel gelelim şu an üç gitarım var (Les Paul ve Toplama Strat). Bir sürü gitar aldım sattım, Gibson Lp'ler, Fender Stratlar dahil. Şu an 7 telli alma düşüncesi ile deliriyorum :) Aslında djent ve progresiv metal, hardcore vs çalmıyorsanız diğer tüm tarzlar için bence 1 strat 1 les paul (yada sg, 335 tipi hollow body de olabilir) yeterli. Ampli de ev için düşük watt lambalı yada güzel bir transistörlü 10 inch üstü speakerlı tüm aletler yeter. Sonuçta buradaki yazarlardan kaçı stadyum konseri verecek seviyede ? :)
Kendim profesyonel fotoğrafçılık yapıyorum, aynı şey fotoğrafçılık sektöründe de var aynı lensin 1.8 diyaframlısı ile 1.2 diyaframlısı arasında 4000TL fiyat farkı oluyor ve kalite farkını, sonuca olan etkisini (ki çok çok az bir etki) görecek ve anlayacak kişi çok az. Ayrıca sürekli çok daha yeni teknolojili gövdeler çıkıyor ve siz düşünüyorsunuz ki bunları alsam daha iyi fotoğraflar çekeceğim. Fakat gözden kaçırdığımız nokta şu ki bir yerlere gitmeden, doğru zamanda doğru yerde olmadan, birşeyleri kovalamadan yada saatlerce bir yere çakılıp doğru anı beklemeden iyi fotoğraf çıkmıyor. Bence müzik de öyle, 5000 dolarlık custom shop aleti almak onu Slash gibi çalacağımız anlamına gelmiyor. Pro bir gitariste stok halde Sx bile versen 10 watt transistörlü amplide ondan zaten muhteşem sesler çıkaracaktır. Hayattaki bazı şeyleri görüp yaşadıkça, her şeyin aslında yok olma eğiliminde olduğunu, bir süre sonra anlamını yitirdiğini görüyorsunuz, yaptığınız müzik veya iş doğrultusunda minimalizm en iyisi, önemli olan hayatı çalarak, yada o işi yaparak geçirmek, sonuçta her şey yokoluşa doğru gidiyor. Var olan tek bir gerçek var o da entropi :) mutlu olduğunuz şeyi kendinize ve bütçenize zarar vermeden yapın derim ben (fazla karamsar ve felsefik oldu ama durum bence bu :=)
 
Son düzenleme:
#9
Bende vardı. Çünkü gitarlar diğer her şeye göre çok UCUZ. Gerçekten özellikle faydalı ömürlerini düşündüğün zaman Laptop, Cep Telefonu hatta televizyon bir gitarın faydalı ömrünün 1/10'u anca olabilir. Ömür boyu gider. Ama törpülemek mümkün bu isteği. İlanlara bakmayacaksın ve üretime odaklanacaksın takıntı kalmıyor o zaman. Zaten Nuno'ya bakın, Vai'ye bakın yüzlerce gitarları var ya da olabilecekken 1-2 gitarla takılıyorlar.
 
#10
Bu kadar derin düşünmeye ve analiz etmeye gerek yok.... sonuçta hobi bu iş. Paran var mı bu işe ayıracak, alıp sattıkça keyif alıyor musun, yeni bir gitar mutlu ediyor mu ... oldu bitti, tamam. İlk gitarımı 2005'te almıştım, şu an eilmde tuttuğum gitar yanılmıyorsam 24 veya 25. gitarım. Çok para harcadım mı, evet. Hepsinden keyif aldım (2-3 hariç) ve aldığımda keyifle çaldım mı, evet. Sıkıntı yok.
Ayrıca gitar işi GAS işidir :).
 
#11
Zaten zamanımın çoğunu çalmaya ayırıyorum. Öyle yazınca sanki çalmadan sadece araştırıyormuşum gibi durmuş fakat günde dört saat çalıyorsam bir iki saat de youtube üzerinden farklı modelleri inceliyorum vs. Ses kaydetme işlerine değinmişsiniz. Kesinlikle öğrenilmesi gereken şeyler. Ortalama kalitede prodüksiyon bilgim de var, kayıt alabiliyorum. Fakat bu, kaydettiğim şeyi mixlerken zaman zaman sıkıldığım gerçeğini değiştirmiyor. Her durumda gitar çalmak çok daha zevkli geliyor. Fakat en büyük yanılgımız da bu. Başarılı gitaristlere bakarsak çoğunun sadece gitar çalmadığını, ses kayıt işlerinden de çok iyi anladıklarını görüyoruz. Adamlar belki de müzik hayatlarının onda beşini gitara ayırıp diğer onda beşini müzik teknolojisine ayırıyorlar. Ben de ses kartı ve mikforon aldıktan sonra bir süre prodüksiyon çalıştım fakat bunu öğrenmem gerektiği için yapıyorum sadece. Ne yalan söyliyeyim, DAW programlarının ve prosesörlerin ara yüzlerini, üzerlerindeki bin bir çeşit düğmeyi görünce bile geriliyorum, sinirlerim tepeme çıkıyor ve muhtemelen bu gerginlik yüzünden keyif alamıyorum pek. Müzik teknolojisine, prodüksiyona meraklı tiplere çok özenirim örneğin. Fakat gece sessizliğinde amfiyi açıp beş saat aralıksız doğaçlama takılmak daha cazip geliyor sanırım. Tıpkı matematik dersine zorunluluktan çalışıp beden eğitiminde coşan lise öğrencisi kafası.
 
#13
Zaten zamanımın çoğunu çalmaya ayırıyorum. Öyle yazınca sanki çalmadan sadece araştırıyormuşum gibi durmuş fakat günde dört saat çalıyorsam bir iki saat de youtube üzerinden farklı modelleri inceliyorum vs. Ses kaydetme işlerine değinmişsiniz. Kesinlikle öğrenilmesi gereken şeyler. Ortalama kalitede prodüksiyon bilgim de var, kayıt alabiliyorum. Fakat bu, kaydettiğim şeyi mixlerken zaman zaman sıkıldığım gerçeğini değiştirmiyor. Her durumda gitar çalmak çok daha zevkli geliyor. Fakat en büyük yanılgımız da bu. Başarılı gitaristlere bakarsak çoğunun sadece gitar çalmadığını, ses kayıt işlerinden de çok iyi anladıklarını görüyoruz. Adamlar belki de müzik hayatlarının onda beşini gitara ayırıp diğer onda beşini müzik teknolojisine ayırıyorlar. Ben de ses kartı ve mikforon aldıktan sonra bir süre prodüksiyon çalıştım fakat bunu öğrenmem gerektiği için yapıyorum sadece. Ne yalan söyliyeyim, DAW programlarının ve prosesörlerin ara yüzlerini, üzerlerindeki bin bir çeşit düğmeyi görünce bile geriliyorum, sinirlerim tepeme çıkıyor ve muhtemelen bu gerginlik yüzünden keyif alamıyorum pek. Müzik teknolojisine, prodüksiyona meraklı tiplere çok özenirim örneğin. Fakat gece sessizliğinde amfiyi açıp beş saat aralıksız doğaçlama takılmak daha cazip geliyor sanırım. Tıpkı matematik dersine zorunluluktan çalışıp beden eğitiminde coşan lise öğrencisi kafası.
Aslında dijital prodüksiyon üzerine odaklanmak, sadece belli bir tarzın ve belli bir kuşağın eğilimi.
Başka bir yerde daha yazdığım üzere (galiba çok yakın zamanda açılan Andy Timmons başlığında), bu kafadaki gitaristler ne yazık ki backing track üzerine çalarak gelişiyor.
İnsanlarla etkileşmeyi pek zor (masraflı, verimsiz, egosuna zararlı...) bulduğu için bilgisayarla müzik yapmayı yeğleyenler de var. ("Egosuz müzisyen arıyoruz" şeklindeki gülünç ilanları her yerde görebilirsiniz. Bunu yazan sersemler kendi egolarının ne kadar baskın olduğunu itiraf edemeyen farkındalık yoksunları bu arada...)
Mesele yine bir başka sahte kontrol hissi meselesi yani... Kayıt ve miksten anlamak gerçekten faydalı bir beceri, ama başka insanlarla müzik yapmanın yerini tutmak için kullanıldığında, durum sorunlu hale geliyor. Bir grupla çalma şansı hiç olmayan insanlar için bir yere kadar anlamlı olsa da, belli bir noktadan sonra gerçekten müziğin içi boşalıyor. Bırakın teknoloji yardımıyla müzisyenlerin yerini tutmayı, kanal kayıt dediğimiz şey bile ancak belli bir yere kadar doğallık içeriyor ve aslında (çok da şaşırtıcı olmayarak) tüketim müziğinin de belkemiğini oluşturuyor.
Tüm müzisyenlerin canlı çalmasının ve birlikte kaydedilmesinin halen standart sayıldığı caz gibi türlerde spontanlığın günümüz pop-rock-metaline göre çok daha üst düzeyde olması bu açıdan şaşırtıcı değil. Öyle ki, ben artık stüdyo yerine konser kayıtları dinlemeyi tercih eder oldum. Müzisyenlerin çatır çatır dakikalarca emprovize çaldığı 70'lerin hard rockındaki enerjiyi bugün artık rock müzik içerisinde bulmak mümkün değil, çünkü müzik yapmak için başka insanlarla temas etmek ZORUNLU DEĞİL artık.
Zamane müziğinin neden büyük ölçüde ruhsuz ve mekanik olduğunu bu çok iyi açıklıyor bence. Canlı performans denilen şey, büyük ölçüde kayıt performansının AYNISININ yakalanmasını gerektiriyor. O zaman da konsere gideceğimize mp3 dinlemeyi tercih ediyoruz!
İlk mesajınızda yazmış olduğunuz (ve benim cevabımda yer verdiğim) sahne meselesini de belki böyle değerlendirmek lazım. Müziğin amacı, onu "canlı" icra edip "canlı insanlarla" paylaşmak olmayınca da (bkz: youtube gitaristleri), sahnenin de içi boşalıyor tabii:) "Youtube virtüözleri" dediğim pek çok gitaristin kariyeri youtube ve ders videolarından ibaret. Bir albümleri bile yok çoğunun, ama bunu kimse yadırgamıyor. Olacak iş değil, ama gelinen nokta bu...
 
#14
Bu sorunun bende de olduğunu düşünüyorum. 16 yıl -> 1 klasik gitar, 3 bass gitar, 6 elektrik gitar, 1 ukulele, minnoşum :)

Böyle düşünmemin sebebi şu: Geçenlerde EMG X serisi (EMG'nin en kötü serisidir muhtemelen) manyetikli PRS Custom 24'üme bir güzellik yapıp Fishman Fluence Classic taktırdım. Tondan inanılmaz memnunum, Axe FX 2'ye Axe FX 3'ten port edilme firmware gelmiş (inanılmaz bir firmware, anlatılmaz, çalınır), her şey çok güzelken, gözüm satmayı düşündüğüm Schecter Blackjack SLS C-1'in sap arkasına takıldı. Mat, dolayısıyla kaygan finish. Hani sanki ben bir virtüözüm de, o sap kaygan olsa çalamayacağım şarkı kalmayacakmış gibi, şu an en mükemmel halini almış PRS'imde yine bir kusur buldum.

Gitar yaptırmayı da deneyeceğim sanırım, ve onun her şeyini kafama göre yaptırdıktan sonra, eğer bir kusur bulursam veya yıllardır yaptığım hata olan çalmak yerine ayar yapmaya yoğunlaşırsam, gitarı da, prosesörü de satacağım. Dinleyici olarak metal aleminde varlığımı sürdüreceğim. 10 yıl öncesinden çok daha kötü çalmak cidden canımı sıkıyor. :(
 
Son düzenleme:
#15
Aslında dijital prodüksiyon üzerine odaklanmak, sadece belli bir tarzın ve belli bir kuşağın eğilimi.
Başka bir yerde daha yazdığım üzere (galiba çok yakın zamanda açılan Andy Timmons başlığında), bu kafadaki gitaristler ne yazık ki backing track üzerine çalarak gelişiyor.
İnsanlarla etkileşmeyi pek zor (masraflı, verimsiz, egosuna zararlı...) bulduğu için bilgisayarla müzik yapmayı yeğleyenler de var. ("Egosuz müzisyen arıyoruz" şeklindeki gülünç ilanları her yerde görebilirsiniz. Bunu yazan sersemler kendi egolarının ne kadar baskın olduğunu itiraf edemeyen farkındalık yoksunları bu arada...)
Mesele yine bir başka sahte kontrol hissi meselesi yani... Kayıt ve miksten anlamak gerçekten faydalı bir beceri, ama başka insanlarla müzik yapmanın yerini tutmak için kullanıldığında, durum sorunlu hale geliyor. Bir grupla çalma şansı hiç olmayan insanlar için bir yere kadar anlamlı olsa da, belli bir noktadan sonra gerçekten müziğin içi boşalıyor. Bırakın teknoloji yardımıyla müzisyenlerin yerini tutmayı, kanal kayıt dediğimiz şey bile ancak belli bir yere kadar doğallık içeriyor ve aslında (çok da şaşırtıcı olmayarak) tüketim müziğinin de belkemiğini oluşturuyor.
Tüm müzisyenlerin canlı çalmasının ve birlikte kaydedilmesinin halen standart sayıldığı caz gibi türlerde spontanlığın günümüz pop-rock-metaline göre çok daha üst düzeyde olması bu açıdan şaşırtıcı değil. Öyle ki, ben artık stüdyo yerine konser kayıtları dinlemeyi tercih eder oldum. Müzisyenlerin çatır çatır dakikalarca emprovize çaldığı 70'lerin hard rockındaki enerjiyi bugün artık rock müzik içerisinde bulmak mümkün değil, çünkü müzik yapmak için başka insanlarla temas etmek ZORUNLU DEĞİL artık.
Zamane müziğinin neden büyük ölçüde ruhsuz ve mekanik olduğunu bu çok iyi açıklıyor bence. Canlı performans denilen şey, büyük ölçüde kayıt performansının AYNISININ yakalanmasını gerektiriyor. O zaman da konsere gideceğimize mp3 dinlemeyi tercih ediyoruz!
İlk mesajınızda yazmış olduğunuz (ve benim cevabımda yer verdiğim) sahne meselesini de belki böyle değerlendirmek lazım. Müziğin amacı, onu "canlı" icra edip "canlı insanlarla" paylaşmak olmayınca da (bkz: youtube gitaristleri), sahnenin de içi boşalıyor tabii:) "Youtube virtüözleri" dediğim pek çok gitaristin kariyeri youtube ve ders videolarından ibaret. Bir albümleri bile yok çoğunun, ama bunu kimse yadırgamıyor. Olacak iş değil, ama gelinen nokta bu...
Sahne düşünmeyen ve kendi müzik turume uygun sadece eğlence belki beste grubu bulsam girerim. Ama kendi yaş grubumda insanlar çok heyecanlı işin sonu sahneye dönüyor. Müzisyen arkadaş grubum ve biraz zaman sorunum olduğu için mecbur backing tracklerin üzerine çalıyorum. Kendi kayıtlarımıza mixledigim davul ya da ensturmanlarin üzerine alıyorum. Bir acıdan iyi bir acıdan kötü. Bir kere uğraşması çok zevkli hele ki gerçekten armoni düşünmeden o an gelen ezgiyi uygun alt yapıya sokmaya çalışmak, çıkan eserin sadece sana ait olması. Güzel duygular ama her zaman grup eksikliği oluyor. Sonuçta davulcu değilim.
 
#16
Bende de dipten beslenme hastalığı var. Hayatta Gibson Fender falan merakım olmadı (ki elimde bi Amerikan Fender HM Strat ve Kore Fender La Brea akustik var, neyse) ama nerde bi Japon akustik ya da ne bileyim 1960 1970 civarı üretimi klasik gitar falan görsem dayanamıyorum, hele bi de kelepirse. Şu an yolda Japon Yamaha G-65A klasik var mesela. Bütün maaşımı bunlara veriyorum nerdeyse. Ev çer çöp doldu. =) İşin buraya kadarısı kabul edilebilir kısmı, işime yaramayanları ya da sıkıldıklarımı yenisi gelince satıyorum falan zaten, kendini çeviriyo onlar ama sıkıntı gitarların bakımına verilen paraya çok acıyor olmam. 3 5 sene bakım yaptırmayıp o haliyle arkadaşlara sattığım gitarlara denk geliyorum bazen, kemik eşik, manyetik modifiyesi falan yaptırılarak bendeki halinden iki kat iyi ses alıyolar. Bense 300 TL verip gitara bakım yaptıracağıma gidip o fiyata bi gitar daha alıyorum, onun da sorunlarını yaptırmayıp içime sinmeyince gelecek ay bi tane daha... Ne yaman çapraz döngü... Elimde şu an perdeleri değişmesi gereken, potansları çalışmayan, sapı atmış, bracing çıtaları koyvermiş 10dan fazla gitar var ama hala Sahibinden'den gitar bakıyorum sabah kalktığımda ilk iş olarak.
 
#17
Ben kendi adıma fikrimi söyleyeyim biraz daha 40 yaşını geçtikten sonra insanın ufku açılıyor mu diyeyim :D Fazla gitarın,ekipmanın alınma sebeplerinden biri ( genelleme yapmıyorum ama bu durumun etkili olduğuna inanıyorum ) de yalnızlıktır. Müzik yapan bir bireyin kendi ekipmanı dışında en çok ihtiyaç duyacağı başlıca şeyler :

1 - Birlikte çalabileceği başka müzisyenler.
2 - Yaptığı müziği iletebileceği dinleyici insanlar.

Bunlar eksik olduğu zaman insan o boşluğu başka bir şeyle veya şeylerle doldurmak istiyor. Çözümü başka yerde arıyor olabilir... Bu arada İnsanlar yalnız olmayı tercih gayet edebilir ve ediyor da. Bunun nedeni geçmişten gelen insanlardan beklenen beklentilerin gerçekleşmemesi en büyük nedenlerden biri olabilir ama bu ihtiyacı değiştirmez. Mesela ESP Explorercı o eski meşhur arkadaş o kadar pahalı gitar kesmemiş olacak ki en sonunda grup kurmaya çalışıyordu :D . Gayet normal.
 
#18
Bak bu güzel analiz .... benim dandik bir Squier ve Unkapanı'ndan alınma markasız davulla grup kuran arkadaşım var ... öte yandan ben evde tek başıma en ucuzu 6-7 bin liralık gitarlarla açtım bir viski, efkarla tek başıma takılıyorum .
Cidden ... yani viski ve gözyaşı hariç kısmı doğru, katılıyorum sana.
 
#19
Bak bu güzel analiz .... benim dandik bir Squier ve Unkapanı'ndan alınma markasız davulla grup kuran arkadaşım var ... öte yandan ben evde tek başıma en ucuzu 6-7 bin liralık gitarlarla açtım bir viski, efkarla tek başıma takılıyorum .
Cidden ... yani viski ve gözyaşı hariç kısmı doğru, katılıyorum sana.
E viski açmıçsın çağırmıyorsun efkar sana az bile :D
 
#20
@grungie abi yukarıdaki mesajınızda çizik görmekten bahsetmişsiniz. eğer gitarınızın cilası polyester ise rahatlıkla araba-motosiklet için olan pasta cilaları kullanabilirsiniz. sonax tavsiyemdir.
 
Üst