25th Hour

'Forum Meydanı' forumunda Purgatory tarafından 18 Şubat 2008 tarihinde açılan konu

  1. Bir arkadaş şöyle özetlemişti ben izlemeden önce:

    "Edward filmde boktan bir hayat sürüyor. Çevresindeki insanların (Göçmenler, dostları, ailesi) kendi hayatına nasıl etkilediğini gördükçe bunalıyor, (İç buhranı izleyiciye güzelce yansıtılmış) uyuşturucu satmaktan ihbar ediliyor, hapse girmeden son gününü iyi geçirmek istiyor"..

    Bu film, son 20 küsür dakikada köşeden köşeye yatırdı beni; bu ne ulan Kova Yaşar'a döndüm.. Gayet başarılı bir film ve adam o son 20 dakikada ne konuşmuş arkadaş; yoksa gözlerim mi yaşardı ne? Yok artık.. Ayrıca nefretini kustuğu dakikalarda koltuğa mıhlandım kaldım, bacaklarımın pozisyonunu filan değiştirsem sanki bana da giydirecek gibi geldi.. Spike Lee onca basketbol oynayan insan görüntüsünü ekrana yansıtmışken nasıl bir Knicks ayarı vermemiş; filmde eleştireceğim tek nokta budur.. : ) Başlarken konu bakımından hiç bu paralelde bir film beklemiyordum açıkçası.. Resimlerine filan bakınca sanki "Hayat güzeldir, yaşayın arkadaşlar, la la laaa!" imajı verirmiş gibi duruyor..

    Son olarak; Edward Norton'ın kötü bir filmini bilen varsa lütfen yazsın.. Bir de öyle bir filmde görmek isterim kendisini. Tabii ki beğeniler uymayabilir ve bu film de size kötü gelebilir ama hakikaten kötü olduğunu düşündüğünüz bir filmi varsa paylaşın.
     
  2. Epey oldu izleyeli, o yüzden hatırlayamıyorum çok net ama Edward Norton'ın bar tuvaletinde aynaya bakıp, her şeye sövmesi hakikaten etkileyici bir sahneydi. Filmi unutmama rağmen, orası aklımda kalmış.
    Norton'la ilgili söylediğine katılmamak da elde değil. En son Rounders'ı izledim, belki şaheser değil ama kesinlikle ortalamanın çok üstünde bir film.
     
  3. gerçekten de bu film kıyıda köşede kalmış olan süper filmlerden biri. çok etkileyici bir film. sonunda neye karar verdiği belli olmasa da çok güzel bir sonu vardı filmin. izlemeli, izletmeli.
     
  4. Güzel bir filmdi hele edward'ın kız arkadaşı süper bişeydi :p
     
  5. Rosario Dawson mı?Sin City'de de oynamıştı.Çekici bir hatun.
     
  6. Kötü denir mi bilemem de kanımca oldukça vasat olan The Score'u söyleyebilirim. 3 nesilden efsaneyi; Robert De Niro, Edward Norton ve Marlon Brando'yu bir araya getirmesine rağmen, gayet sıradan bir yapımdı. Performanslar kurtarıyordu desem yalan olmaz hatta sanırım.. :?
     
  7. Şimdi o soruma ithafen ilk mesajında yazdığını okuyordum ve "The Rounders"ı aramaya başlamıştım. İkinci önerini de aramaya başlayayım, en azından kadro için evet.
     
  8. Evet o , allah sahibine bağışlasın :D
     
  9. Gerçekten de dediğin gibi.Babasının barındaki tuvaletteki aynaya bakıp kendisiyle yüzleşmesi,yaşamı sorgulaması filmin ana temasıdır bence.Aynadaki "fu*k you" yazısını silmeye çalışıyor ama yazı gitmiyor.O da bir mesajdı kendisine.
    Bu arada filmdeki şişman,zenci polisin "shiiiiitttt" deyişi çok süper :D
     
  10. Hapishaneye gitmeden önce arkadaşına yamult beni demesi ve kavga etmeleride güzeldi,köpeğinede hastayım adamın :p
     
  11. Filmin sonunda geçen gayet faşoca Edward Norton'un nefretini kustuğu bi diyalog vardır.Onun dışında çok izlenilesi bir filmdir..
     
  12. Bu filmde bir de melez manita ile sarışın kankanın yaklaşık şöyle bir diyaloğu vardı ki, bence harikadır:

    Manita: You dont know what you're saying. You're drunk.

    Kanka: Im Irish, I cant get drunk.
     
  13. elot

    elot

    92
    0
    300
    fuck you monoloğu için bile izlenebilir film ki ana karakterin geçmişini sorgulayışı insanı filmin içine çekiyo...
     

Bu Sayfayı Paylaş