Bu foruma yazan her üye, forum kurallarını okumuş ve kabul etmiş sayılır. Bu kurallara uyulmadığı takdirde mesajlarınız silinebilir, taşınabilir ve siteden uzaklaştırılabilirsiniz.
Yüxexes dergisinin içinde dört sayfalık özgür edebiyat alanı... Altay Öktem'in gençlerle birlikte hazırladığı Karakalem Ocak'ta 7. sayısına ulaştı. bu sayıda:
Şempanze Asla Aynı Muzu İki Kere Yemez'le Altay Öktem
Yazı'larıyla: İlker Beşken, Merve Güven
Şiir'leriyle: Ali Hikmet Eren, Uluer Oksal Tiryaki, Onur Tekin, Sıla Aydın, Demet Han
Karakalem Bi Dünya'da: Tim Burton (Çev: Nurduran Duman)
Büyülü Sözlük'le: Zeynep Çolakoğlu var...
içimizdeki karanlığın karakalemle kara sayfalara aktarılması olayıdır karakalem bölümü.ben 2 aydır farkettim ve takip ediyorum diğer sayılara ulaşabilme yolunu biliyosanız yardımcı olursanız sevinirim..
1de 2ödüllü 1 sayfadır kendisi !! _________________ YüZüMüZ GöRüNMeZDi RuHuMuZuN KaRaNLıĞıNDaN..! <yoksa tam tersi mi !?>
yeni bir haber... karakalem nisan ayında 80 sayfa, mevsimlik (3 aylık) bir dergi olarak yayın yaşamına atılıyor... yeraltıyla yerüstü arasında sıkışıp kalanlara, rock'n roll edebiyatının izini sürenlere, karanlıktaki ışığı sezenlere kapısı sonuna dek açık.....
karakalemin dergi olacağına çok sevindim ama ben 2 aydır yüxexesi bulamıyorum umarı karaklemde de aynı durum olmaz çünkü arşivlik bi dergi olacağından eminim ve hiçbir sayımın eksik olmasını istemem
Tarih: Cum 20.04.2007 1:10 Mesaj konusu: eylül'de bomba gibi bir dergi
karakalem, eylül ayında bomba gibi bir dergi olarak çıkıyor piyasaya... güven erkin erkal'la altay öktem beraber kolları sıvadılar bu defa...
ilk sayının bazı başlıkları... tim burton, the crow, poe, bukovski, can yücel, neyzen tevfik, dürrenmatt, marilyn manson ve daha onlarcası.... kapkara şiirler, öyküler, yazılar, çiziler...
yüxexes akımı edebiyata damgasını vurmaya hazırlanıyor....
Tarih: Çrş 09.07.2008 14:34 Mesaj konusu: Karakalem Yüxexes Sayı 1
KARAKALEM…
Genel yayın yönetmenliğini Altay Öktem’in yaptığı Karakalem’in ilk sayısı Turgut Berkes’in William S. Burroughs’un Kızıl Gecenin Kentleri kitabının ithafından çevirdiği Yakarı’yla başlıyor.
Seray Şahiner, Yeraltı Edebiyatını baştan sona inceliyor Karakalem’de.
Dünya ve Türk edebiyatının yeraltından akan mecrasını tüm yönleriyle ele alan bu yazının dışında, edebiyat tarihimizin belki de en aykırı ismi olan Neyzen Tevfik için, bugüne dek benzeri görülmemiş dev bir dosya yer alıyor. Neyzen Tevfik’in ölümünden iki gün sonra, 30 Ocak 1953 tarihinde Vatan Gazetesi’nde yayınlanan son yazısı, ayrıca ölümünün ardından Hakkı Suha Gezgin ve Mahmut Yesari tarafından kaleme alınan anma yazıları da Neyzen Tevfik dosyasında okunabilir.
Şimdiye kadar yalnızca alkolik ve kadın düşkünü bir yazar olarak anılan Bukowski'nin Kirli Gerçekçilik'le bağlantısını Marksist bir bakış açısıyla yorumlayan Tamas Dobozy'in çalışması da Bukowski'yi sevenler ve daha yakından tanımak isteyenler için müthiş bir fırsat yaratıyor.
Gotik edebiyatın temel taşlarından olan Edgar Allan Poe da Karakalem'de her yönüyle incelenen bir başka yazar.
Ayrıca Poe'nun Kuzgun adlı şiirini çizgiye döken büyük usta Gustave Dore'nin bu eşsiz yapıtına da yirmi altı sayfalık özel bir bölüm ayrıldı Karakalem'de.
Yazının ve trompetin tılsımlı sesi Boris Vian'ı şiirimizin genç seslerinden Kaan Koç ele aldı. Romanları dışında şiirleriyle de tanıdığımız Vian’ın Ölmek İstemezdim Asla adlı şiiri, yine Kaan Koç’un çeviriyle yer aldı Karakalem’de.
Gerçeğin büyülü dünyasına uzanan Tim Burton'un gotik ucubelerden stop motion animasyonlara uzanan çılgın dünyasıyla tanışmak ya da o dünyaya daha yakından bakmak isteyenler için Melike Aslı Şahinsoy, görsellerle desteklenmiş geniş bir Burton dosyası hazırladı.
Bir rockstar'ın karga olarak portresini ise Özlem Gürel’in müthiş kaleminden okuyabilmek gibi bir ayrıcalık bekliyor Karakalem okurlarını. Sözünü ettiğimiz, James O’Barr’ın çizgi romanından Alex Proyas’ın filmleştirdiği Karga (The Crow) elbette.
Sırtında Crow dövmesi taşıyan, sadece şarkılarıyla değil, sahne şovuyla da benzersiz bir performans sergileyen Hayko Cepkin’le Deniz Durukan baş başa verdiler, Hayko’nun kargalarını ve korkularını konuştular Karakalem için.
Ersan Erçelik ırkçılığa, kapitalist sisteme, tüketim toplumuna ve orduya eleştiri oklarını gözünü kırpmadan gönderen usta yönetmen George A.Romero’nun filmleri çerçevesinde Ölüler Ülkesi’ne doğru ürpertici bir yolculuğa çıkartıyor bizi.
Kesmeşeker'den ve solo çalışmalarından tanıdığımız Cenk Taner ise şiirin karanlık sesi William Blake'in kendindeki yansımasını anlatıyor.
Deniz Durukan, zirveye doğru inmesini başaran, görkemli bir hayattan sokak aralarına doğru hızla ilerleyen, tarihimizin Son Yalnız’ı, bir zamanların efsane ismi Cahide Sonku’yu oldukça yakınlaştırıyor Karakalem okurlarına.
Marilyn Manson’ı sadece bir müzisyen değil, bir tür etikçi olarak gören Altay Öktem, Manson gerçek mi, yoksa sadece bir imaj mı diye soruyor ve bu hassas sorunun cevabını da veriyor yazısında.
Karakalem Bir Dünya adlı bölümde ise Frank Zappa lirkleri, Erkut Tokman’ın Türkçesiyle yer alıyor.
Genç yaşta kaybettiğimiz sevgili arkadaşımız, değerli yazar, çizer, fantastik sinemanın ve B tipi filmlerin vazgeçilmez ismi Metin Demirhan’ın "Türk Sinemasında Tehlikeli Kadınlar" adlı incelemesinin, yazdığı son yazı olacağını hiç kimse bilemezdi. Karakalem’i göremeden aramızdan ayrılan Metin Demirhan yola çıkmadan önce o muhteşem kadınlarla bir kez daha vakit geçirmemizi sağladı…
Ana akım edebiyatın dışında duran ama ana akımı sarsacak kadar da güçlü olan bir çok şiir, öykü, deneme, hatta on altı yaşındaki yazarımızın kaleminden çıkma müthiş bir masal da okunmak üzere sizleri bekliyor Karakalem'de.
Sibel Torunoğlu’nun Şizofren Günlüğü’nden Suat Başkır’ın İlkçağ felsefesi biçemiyle kaleme aldığı “bu çağa cuk oturan” felsefi metinlerine, tenini kaldırmaktan çekinmeyen Handan Ateş’in cinselliğe ve kadınlara bakışına, suç kavramının detaylarına inen Rafet Aslan’ın yazısına, Mehmet Şenol Şişli’nin şiirlerine kadar uzanan zengin içeriğiyle ve simsiyah sayfalarıyla, karanlığın estetiğini gözler önüne seriyor ve gerçek ışığın nerden doğduğuna dair önemli ipuçları veriyor KARAKALEM.
Grotesk'in Tükenmez Kahramanı: Friedrich Dürrenmatt
Filmin Dahisi: Stanley Kubrick
Uyumsuz İsyankar ve Öfkeli: Fikret Kuşkan
Müziğin Suratına Atılan Faça: Sid Vicious
Kadıköy Felsefesi ve Ayışığında İki Cinayet
GECE'nin içinden BİLGE KARASU
Karamsar Kötümser Bir Düşünür: Schopenhauer
Maddi Haller Cetveli ve Derisizler'le Hakan Günday
Mülakat'la Ece Ürkmez
Red Kişot Çağrışımlı Poetika Sözlüğü'yle Pali Canon
Yedi Ölümcül Günah'la Mehmet Semih Apaydın
Şizofren Günlüğü'yle Sibel Torunoğlu
Jacques Rigaut'un efsanevi metni: İntihar Bir İştir
G. Sesil Sar'ın kaleminden Nilgün Marmara
Endülüs'te Serin Bir Yaz Akşamı: Mehmet Şenol Şişli
Handan Ateş: Bana Dokunmadan Seviş
Halil Gökhan'ın Renkler'i ve Kentler'i
Karakalem Bi Dünya'da Sting
Ve... Gustave Dore'nin Melekleri
Şiirleriyle:
İsmail Uyaroğlu
Deniz Dengiz
Kaan Koç
Kübra Gedikli
Oğuz Ateşoğlu
Hasan Gülsaçan
Kemal Gündüzalp
Demet Han
Şirin Erdilek
Cihan Küçük
Mustafa Burak Sezer
Mevsim Kahlıoğulları
Serkan Engin
Seda Eriş
Fikret Kuşkan
Nursel Türkemiş
Tuçe Köngül
Sandi
Adnangül
Yelda Karataş
Işıl Tezer
Uluer Oksal Tiryaki
Öyküleriyle:
Marquis De Sade
Ceren Öztep
Aslı Akarsakarya
Merih Günay
Ezgi Gürsoy
Ruhşen Doğan Nar
Ahmet Yüce
Onur Bayrakçeken
Sami Özer
Sadık Yemni
Serpil Öztaş
Tarih: Çrş 09.07.2008 15:08 Mesaj konusu: KARAKALEM Yüxexes Sayı 4
KARIN BOŞLUĞU / Hakan Günday
Daim, bacaklarındaki acıyı unutmak için onunla ilgilendi. Karganın havalandığını gördü. Gözleriyle arasında bir karış uzaklık olan tel örgünün baklavalarından izliyordu. Ancak karganın, tam karşısına denk düşen baklavadan geçerken görünmediğini saniyenin yarısı kadar süren bir anda algıladı. Karganın yeniden belirmesi için devamındaki baklavaya bakması gerekmişti. O gece dövüldü. O gece soyuldu. Ama ne o tel örgüyü, ne o garip baklavayı ne de kargayı unuttu…
ZAYIFLIĞIN YARATTIĞI DEHA: FRANZ KAFKA / Suat Başkır
Yazma eylemine duyduğu tutkunun bir sonucu olarak, her ne kadar büyük bir özlem duysa da, evlilik karşısında da şiddetle direnmeyi seçmekteydi. Ama bu direniş zayıf ve yorgun bir organizmanın direnişiydi. Direnişine karşın bir evliliğin hazırlıkları ileri aşamaya vardığında, Kafka ilk kanamasını geçirir. Yakın dostu Brod’un anlattığına göre Kafka, bu olayı, kendisini zorlayan çözümlere sık başvurmasının bir sonucu olarak görmüş ve oldukça dindar olan Brod’a tanrı hakkındaki bir şarkıdan alıntı yaparak yakınmıştır: Onu daha hoşgörülü sanırdım…
SÜRGÜN BİR HECCAV: ŞAİR EŞREF / Ali Esen
18 Mayıs 1910’da Halley adındaki kuyruklu yıldızın dünyaya çarparak her yeri mahvedeceği söylentisi çıkmıştır ve Şair Eşref de oğluyla korkudan bir köşeye büzülmüş, kuyruklu yıldızla ilgili bir şeyler yazmıştır. Bu yazdıklarında Abdülhamit’in memleketi harap edişini kuyruklu yıldız aracılığıyla hicvederek bu fırsatı da kaçırmamıştır. Sanki Eşref insanları hicvetmek için dünyaya gelmiş; hicvinin bereketinden de şöyle bahsetmiştir: Benim hicvim dua makamındadır. Hangi hayırsız ve kötü insanı hicvettiysem ömrü arttı mansıbı yükseldi…
UMAY UMAY’dan…
gecelerim yaylım ateşine tutulmuş bir şiirin içinde geçip gidiyor
aç bi domuz gibi sendeliyorum
göksüz kalmış alnımı sessiz yatağa dayıyorum
oluk oluk akan vajinamın içinde kertenkelelerle oynuyorum
tutunmadan yükseldim
güneşi bile geçtim
karanlığın gözlerini çaldım
vahşetim bundan...
şu eski oyun:
sanki hiç biyerim ağrımamış,,,,,,
JACK KEROUAC: YAŞAM, HİÇ DURMADAN
DENİZE DOĞRU GİTMEKTİR / Veysel Çolak
Yolda’da yarı otobiyografik bir dille Beat yaşamının özgürlük ruhunu ve kaygısız davranışlarını yazdı. Bilincin, aklın delikli süzgecinden geçerek akıp gittiği ve gerçek hayatın görsellikleriyle süslü bir öykünün nesnel anlatımı olarak görebileceğimiz bir romandı Yolda. Rock kültürü henüz filizlenmekteyken Big Bad Caz’ın uyuşturucuyla olan randevu yeri gençlerin damarlarından başka bir yer değildi. Yüzyılın tam orta yerinde ABD’yi bir uçtan diğerine dolaşma kararı alan bir yazarın kurguladığı öykü gerçek yaşamda vuku buldu. Haiku seanslarına girmediği ve annesinin dizinin dibine uzanmadığı zamanlarda bahçenin diğer ucundaki ağacın altına çadır kurup bedeni evin içindeyken ruhunu bambaşka yolculuklara çıkardı. Yanında daktilosuyla ayak parmaklarını yemyeşil çimenlerde dans ettirdiğinde, gözleri yıldızlarda gezinir ve başka bir yerde olmayı düşlerdi…
BARON MAVİ SAKAL (GILLES DE RAIS) / Merve Dipcin
Mavi Sakal gerçek hayatta 15. yy Fransa’sında yaşamış bir seri katil… Gerçek adı Gilles de Rais olan Mavi Sakal, Fransa’daki Machecoul Şatosu'nda doğdu. Köklü ve soylu bir ailesi vardı. Dokuz yaşındayken babasını kaybeden Gilles dedesinin yanına gönderildi. Kadınlardan uzak, sadece erkeklerin yaşadığı bir ortamda büyütüldü. Genç yaşta kuzeni Roger de Brigueville ile eşcinsel bir ilişkiye girdi. Sonraki yaşamına egemen olacak sapkınlık ve sadizm eğilimi yavaş yavaş ortaya çıkmaya başlamıştı bile…
VASCONCELOS’UN PİÇLERİ / Türev Sarıkurt
biz vasconcelos yüzünden başladık eşyalarla konuşmaya... şeker portakalı yüzünden...
önce sekiz yaşında klozette otururken sıkıntıdan çamaşır makinesiyle, şofbenle edilen küçük sohbetlerle başladık. yatarken anne ve babadan sonra yastığa dilenen “iyigeceler”le, saatlerce bahçedeki şeker ceviziyle yapılan konuşmalarla devam etti... karanlıktan korkmayı bırakmıştık artık. üstümüze çekiyorduk ördekli yorganımızı, olay bitiyordu. O, bizi tüm hayvanattan, cinlerden, levent kırca’nın çernobil’den sonra çay içen, freddy’ye benzeyen bakanlı skecindeki bakandan, önce cinler sonra da medyum memiş tarafından çarpılmış medyum keto’dan koruyordu. ailemiz büyüdüğümüzü düşünüyordu ama gittikçe çocuklaşıyorduk maalesef...
BALDIRI ÇIPLAK SİNDRELLA / Nilüfer Açıkalın
Sincap teri döküldü sırtından. Hemen dört ayak üzerine durdu, saçları mermer sunağı süpürüyordu. Ayakları çıplaktı. Ayakkabılarına bakındı, bir teki üç beş basamak yukarıda... Topuğundaki çatlaktan kulenin tepesinde dalgalanarak yanan meşalenin ışığı yansıyor.
Pençesini fakir kızlara özgü yabani bir hareketle savurdu ayakkabıya doğru, yakaladı çatlak cam topuktan, kendine doğru çekti, ellerinin is içinde olduğunu o an fark etti.
Küle dönmüştü işte yine, rüya bitmişti…
JOHN CONSTANTINE: ÜÇKÂĞITÇI, SOYTARI, HIRSIZ
VE BÜYÜCÜ / Mehmet Apaydın
Üçkâğıtçı, soytarı, hırsız, büyücü... Bırakın başka şeyleri, arabanızı bile teslim etmeyeceğiniz türden bir adam. (Zaten kullanmayı da bilmiyor) Ancak kimsenin kollarını sıvayıp da girişmeyeceği pisliklere balıklama dalıyor, tanrının yüzüne tükürüp cehennemin kapılarında kahkahalar atıyor. Bunları yaparken de işleri eline yüzüne bulaştırıyor. Kurtulmak için arkadaşlarını satıyor, insanları, şeytanları, hatta tanrıları kandırıyor. Sonra yüzünde gülümsemesi, elinde sigarasıyla karanlıklara karışıyor; başka bir doğaüstü ya da kanlı olayla karşılaşana kadar…
MOR KADIN: LALE MÜLDÜR / Onur Çeğil
Eni ve boyu olmayan soğuk geceler, beyaz ülke, bir görünüp bir kaybolan tarih, Ortaçağ’ın puslu atmosferinde şömine başı sohbetleri gibi yazılmış görünse de henüz başlangıç şiirlerinden itibaren cisimlerin metaforlar içinde eğilip bükülebildiği o çocuksu gizi kaybetmemiş şiir-metinler ve özellikle Tanrısal lirizmle örülü depresif durumlar bu yazıda da ağırlıklı olarak üzerinde durulan Kuzey Defterleri’nin ana eksenini oluşturuyor. Diğer önemli bir nokta da Kuzey Defterleri’nden önceki şiirlerde yoğunluğu pek hissedilmeyen didaktik öğeler...
ÖMÜRÇELEN; JEROME DAVİD SALİNGER / Kaan Koç
Salinger, kitaplarında birçok filozofun anlaşılmaz makalelerle anlattığı çoğu varoluşsal, toplumsal, ahlaki ve psikolojik öğeyi oldukça yalın bir dille dökmüştür ortaya. Tıpkı Bukowski’nin bir öyküsünde bizimle tanıştırdığı, bir vitrin mankenine âşık olup sevgilisi tarafından terk edilmeyi göze alan arkadaşı gibi. Salinger’ın örnekleri ve kahramanları da bu denli basit, gülünç ve hayatın içindendir. Bırakın tanrısal kelamları, asla anlaşılmaz cümlelerle uğraşmazlar. Karakterlerin psikolojisini incelemek size kalır, yerse… Buna kalkışırsanız muhtemelen kafatasınız birkaç kontağa maruz kalır. Ama bunu yapmazsanız da bir ölüden farkınız olmaz…
TEOMAN, DENİZ DURUKAN’A ANLATIYOR…
Otuzundan sonrasını düşünmediğim için oralarda kaldı duygularım. Hatta otuzu bile bulamam diye düşünüyordum. Şimdi kırk yaşına geldim. O zamanlardan beri kırk yaşına gelmiş bir adam ne yapar diye düşünmediğim için, garip bir şekilde o şarkıda söylediğim “büyümeyen adam sendromu bu, ama yaşlanıyorsunuz” dediğim kişi o. Bir türlü büyüyemiyor, olgunlaşamıyorum. Hala Holden Caulfield’ı okuyorum veya John Fante’nin Arturo Bandini karakterini kendime çok yakın buluyorum. Hep genç kahramanlar ilgimi çekti. Gerçi Gabriel G. Marquez’in Benim Hüzünlü ***larım’daki doksan yaşındaki adamı da sevdim. Zaten o adam da aslında on sekiz yaşında. Demek ki büyümeyen adam sendromu daha büyük yaşlarda da oluyor. En azından yalnız değilim…
BAUDRİLLARD’IN ARDINDAN:
KALAN BİZLER VE FACEBOOK / Aslı Akarsakarya
Kuşkusuz ki bunu, iletişim araçlarının en popüleri olan televizyonda daha net gözlemleyebiliriz. On yıl kadar önce, kusursuz bir pazarlama zekası, ikinci jenerasyon televizyon programlarını tasarladı. Bu programlarda artık sonuca izleyici olarak bizler karar veriyorduk. “Peki Zeki Müren de bizi görecek mi?” rüyasının gerçek olduğu bu safha, “Biri Bizi Gözetliyor” tarzı yarışmalarla gücünü pekiştirdi. Oynayan bizdik, senarist bizdik, jüri bizdik, izleyici yine bizdik…
ÇOCUK RUHLU SAMURAY: TAKESHİ KİTANO / Çağlar Can Cengiz
Takeshi Kitano’nun filmlerinin en göze çarpan unsuru kurgu. Kitano hangi sahnede çok iddialı konuşsa, ardından gelen planda söylediğinin tam tersi gerçekleşiyor genellikle. Mesela Kikujiro filminde iki serseriyi haklayacağını haykırdığında, bu coşkun sözün hemen ardından, bir saniye sonra keskin bir geçişle, bankta kafası gözü dağılmış bir şekilde, hayal kırıklığı içinde oturduğunu görürüz. Ya da sert mizacına ters düşen bir renkli gömlek giymişse onu kameraya yüzünü dönmüş ve boy planda izleriz. Hiçbir şey söylemez. Aslında bu teknikle bize “ne kadar komik görünüyorum değil mi?” diye sorar. İroni Kitano sinemasının vazgeçilmez tekniğidir…
ŞİİRDE ŞEYTAN, SATAN, LUCİFER! / Ersan Erçelik
Kendimizi berbat hissettiğimiz, kimsenin bizi anlamadığını düşündüğümüz, nedensiz yere moralimizin bozulduğu, çatacak bir yer aradığımız zamanların şiirleri de yazılmıştır elbet. Mayasında isyan olan şiirler, köklerinde derin üzüntüleri ya da büyük öfkeleri barındırır. Adem’le Havva’nın yasak meyveyi yemeleri karşısında Tanrı'nın cennetinden kovulmaları, kadın ve erkeği birbirine düğümleyen aşk; Tanrı’nın varlığını sorgulamak ta buralara dayanır. Bu sorgulamayı yapanlardan biri de Servet-i Fünun şiirini yaratan Tevfik Fikret’tir. Şiirlerinde sağlam bir nesir yapısı, kendinden önceki şairlerde görülmeyen iç ve dış yenilikler, toplumsal konular, biçim ve kafiye özgürlüğü, ustalıklı bir aruz görülür…
DAVID BOWIE MÜZİĞİNDE POST- KOLONİCİLİK
VE ORYENTALİZM / Melike Aslı Şahinsoy
80’lerin erken dönemleri göz önünde bulundurulduğunda, özelikle Amerika’da, Batılı adama Asyalı gelinler ayarlanan profesyonel servislerin ortaya çıktığına şahit oluruz. Bu milyon dolarlık endüstri, zengin Batılı erkeklere Jewels of the Orient (Doğu’nun İncileri) veya Lotus Blossoms (Nilüfer Çiçekleri) kataloglarıyla, geleneksel eş görevlerini mutlu bir şekilde, şikâyet etmeden yerine getirebilecek Asyalı kadınlar sunuyordu. Çinli kızlar oldukça masum ve utangaç, babalarının sözünden çıkmayan egzotik kızlardı ve beyaz adama istediği hazları tattırabilecek, boyun eğen bakirelerdi. Batılı kadınların kaybettiği taze dişilik onlarda hala mevcuttu. Böylece geleneksellik Doğu ile özdeşleştirilirken, Batı modernizm ve medeniyet tanımlayıcısı konumunun altını bir kez daha çiziyordu. Ve egzotizm satışa çıkarılarak pazarlanıyordu…
ŞİZOFREN GÜNLÜĞÜ / Sibel Torunoğlu
Omega’ya dört yıldır aşığım. Üç senedir radyoculuk yapıyor, bu süre içinde genç kızların idolü haline geldi. Onun eşcinsel ve kadın satıcısı olduğunu öğrense dehşete kapılacak olan binlerce düzeysiz kızla beraber hiçbir şeyden haberi olmayan saftirik kızlar, bir de reytingi artırmak için fahişeliğinden dinleyicinin haberi olmadığı kızlar katılıyor programına. Mesela programı dinleyen genç erkekleri memnun etmek amacıyla hiç durmadan minik kızlar gibi kıkırdayıp hepimizin klitorisiyle oynamayı düşünen sözde babasının cep telefonundan kontör çalan kızlar var…
O KADIN IAN CURTIS’E SIRILSIKLAM ÂŞIK / Sandi
Joy Division sanayi devriminin bütün çürümüşlüğünün acımasızca hüküm sürdüğü, yıkık dökük sokaklarında lağım kokusunun eksik olmadığı Manchester’da 1977’de kurulduğu sıralarda, İngiltere`de işçi sınıfının içinde bulunduğu bunalıma bir de kilisenin dayatmaları ve kraliyetin ağırlığı eklenmişti. Toplum giderek daha da derin bir umutsuzluğa sürükleniyor ve bütün umutları ellerinden alınmış olan gençler kendilerine yeni çıkış yolları arıyorlardı…
VE DAHASI…
Ruhaltı’yla: Bahadır Baruter
Öyküleriyle: Ali Bozdemir, Zeynep Kınlı, Fatih Kaynak, Handan Gökçek, Nazan Bilen, Sadık Yemni…
Şiirleriyle: İsmail Uyaroğlu, Çiğdem Sezer, Taner Cindoruk, Sabahattin Umutlu, Nefise Karatay, Yelda Karataş, Seda Eriş, Demet Han, Jan Ender Can, Mustafa Berkay Işık, Deniz Dengiz…
Yedi Ölümcül Günah ve Büyülü Sözlük’le: Zeynep Çolakoğlu
Çeviri Şiirleriyle: Cody Walker
Kitap, albüm, film tanıtımlarıyla: Deniz Durukan, Kaan Koç, Merve Çolakoğlu
fabrikasyon dergi gibi duruyor. aynı şablonu uyguladıklarından olsa gerek. dergideki işlenen konular güzel fakat yazıların içi boş. keşke farklı tarafından işlenilse, ne bileyim bilindik bilgiler olmasa... şiirler ve öyküler de güzel ayrıca.
Tarih: Cmt 12.07.2008 22:10 Mesaj konusu: KARAKALEM&Barbuni Kara Şiir Antolojisi 2009
KARAKALEM&Barbuni Kara Şiir Antolojisi 2009
- KARAKALEM&Barbuni Kara Şiir Antolojisi 2009, bütün şairlere ve yazarlara açıktır.
- Antolojiye 31 Aralık 2008 gününe kadar ayda en çok 3 şiir, nesir şiir ve deneysel metin gönderilebilir.
- Antolojide yer alacak 100 şairin eserlerini editoryal kurul seçer.
- Seçilen her şairin sadece bir eserine antolojide yer verilir.
- “Kara Şiir” tanımı bu antolojide en geniş anlamıyla “gotik, fantastik, sürrealist, marjinal, aykırı” kavram ve sıfatlarıyla verildi. Bu anlamda Edgar Allan Poe’dan Beat Kuşağı şairlerine, Sevim Burak’tan André Breton’a kadar geniş bir etkilenme ve esinlenme alanı mevcuttur.
- Bu antoloji yeni ve özgün olması bakımından Türk edebiyatında bir ilktir.
- Antolojinin yayın tarihi Şubat 2009’dur.
- Seçilen şairlerin eserleri Ağustos-Aralık 2008 ayları boyunca KARAKALEM’de yayımlanacak; katılan diğer şiirlerden seçilenlerse barbuni. com’daki özel bölümde düzenli olarak sergilenecektir.
- Antolojide şiirler tematik ve bütünsel açıdan bölümlenecek, her bölüm başına kara şiirin ustalarından örnekler, kitap için yapılan özgün desenlerle verilecektir.
Bu forumda yeni konular açamazsınız Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız