
Kara Film (Bölüm 1)
Tarih: 14.02.2005 Saat: 12:09 Konu: Sinema
 |
Kara Film üzerine bir yazı çok aramıştım zamanında, bulamayınca oturup kendim
yazdım. O yıllara ait bilgileri ve Kara Film'in ne olduğu konusunu araştırınca bir de üstüne çok fazla etkisinde
kalınca böyle bir şeyler çıktı işte ortaya... Yazılanlar, uzman görüşü ya da kısmen ispatlı bir belge olmayıp
tamamen okuduğum, öğrendiğim ve kafamda tasarladıklarımdan ibarettir.John Huston kimdir, Bogart'ın karizması
nereden gelmektedir, David Lynch, filmlerini kimse anlamasın diye mi çeker, Godard'ın derdi neydi...? |
|
Tarihinden
başlayıp tekniğine biçimine, konusundan müziğine, oyuncularından yönetmenlerine, kült karakterlerinden olmazsa
olmaz sembollerine, eleştirisinden taklitlerine kadar enine boyuna Film Noir dosyası ve bakalım kimlermiş bu
yılanın başları. |
|
Kara Filmin ne olduğunu 1997 yılında "Sinema Estetiği, Senaryo Yazımı,Karakter
Çözümlemeleri..." ve türevleri gibi dersleri çalışmak zorunda olduğumda öğrendim sanırım ilk kez. Ve daha ufacık
topacıkken TRT2 kanalında oynayan siyah beyaz genelde "altyazılı" ve doğal gizemli filmlerin aslında Film Noir
olduğunu anladım. O filmler garipti hatta ne idüğü belirsiz bile denebilirdi o yaşlarda... Fonda iç gıcıklayıcı
tül gibi uçuşan bir müzik, karanlık odalar, genelde fettan bir kadın, upuzun sigaralıklar, ortada hiç havalanmayan
duman altı görüntü, yıkılmış bitmiş yılmış bir adam, baş ağrısı, sinir krizleri, siyah eldivenler ve insanı uyuz
edip "konuşsanıza be" dedirten bir sessizlik... Beni asıl etkileyense Kara Filmin karanlık olmasının sebebi
aslında bilinçli olarak "izleyiciyi kör edelim"den çok, ekonomik koşulların ve aydınlatma sorunlarının yönetmenler
üzerindeki çaresizliğinden kaynaklanmış. Elde imkan yok, kısıtlı para ve olanaklarla yine de sinema endüstrisine
katkıda bulunmaya çalışıyorsun ve bu koşullarda ortaya çıkan şey çok beğenilip hatta başlı başına bir tür oluyor.
Gerçi filmler çekilip insanlarca sevildikten sonra Kara Filmlerden epey para kazanılıp aydınlatma konusunda boyut
bile atlamışlardır ama artık Film Noir oluşmuştu bir kere...
Film Noir demişken sesli sinemanın nasıl doğduğuna
da bakmak gerekiyor aslında zira sesli sinemanın oluşması da ilginç... Amerika'da ekonomik bunalımın oluştuğu
yıllar sesli sinemanın ortaya çıkmasına öncülük ediyor bir anlamda. Çünkü 1930'ların başında Amerikan seyircisi
toplumsal sorunlarla boğuşadursun insanları biraz rahatlatmak ve streslerini almak amaçlı hizmetler sunmak
gerekiyordu. Ve bunu en iyi Müzikaller başarıyordu. İnsanlar sessiz filmin sessizliğinden bıkmış olacaklar,
müzikalde kelebek gibi uçuşan dans eden kadınlar erkekler sadece uçuşmakla kalmıyor bir de şarkılar söyleyip
insanları şenlendiriyorlardı. Toplumsal sorunlarla boğuşan insanlar da müzikallerde eğlenip memnun kalıyorlardı.
Bu düşüncelerden hareketle artık sinemanın da sesli olması gerektiğini düşünmüşler ve sesli sinemanın ilk adımları
atılmış. Ancak "sansür" o zaman bile sinsi sinsi gülüyor yapımcılara... Sansürcü baskıların temelinde sinemanın
"insanları eşitsizliğe özendirdiği" mantığı yatıyordu. Yapımcılar bu söylemlerle çok zor durumda bırakılmışlar.
Çünkü çekilen filmlerdeki karakterler elbette toplumda her zaman rastlanabilecek ya da özdeşebilecek tipler
değillerdi. Ve sansür bir kez daha kazandı... 1930'lu yılların sonlarına doğru filmlerde kullanılan marjinal
karakterlerin yerini daha sıradan, normal insanlar aldı, gangster tipi aile adamı oldu. 1934 yılında bu
denetleyici baskılar yepyeni bir anlayışı getirdi: "Çöküşün Lejyonerleri". Bu kısıtlama elbette yönetmenlerin
beyinlerini kısıtlayamıyordu. Mesela gangster bir ara normal gibi gözükse de gangstere alternatif "özel dedektif"
karakteri kullanıldı. Bu olumlu gözüken özel dedektif tipi karşıt olan olumsuz gangster tipine özenir, ondan
esinlenir ve kötü bir ruh hali taşımaya başlar; şiddet, rizikoyu sevmek gibi... Zaten sonraları da gangster
filmleri gözden düşmeye başladı ve yapımcılar polisiye filmlere yöneldi. O zamanlar polisiye film, Kara film
olarak adlandırılıyor.
|
 |
İnsanlar oturup düşünüyorlar; iyi hoş güzel bir filmler çekiyoruz da bu Hollywood filmleri sanki biraz fazla
iyimser olmuyor mu diye... İyimserlik bittabi iyidir, halkın zaten yeterince stresi var ancak elalemin derdine
merhem olacak gibi de bir misyonu yok sinemanın esasında, gerçekçilik nerede kaldı o zaman... E diğer taraftan ne
manası var durduk yerde insanları rahatsız edip psikolojilerini bozmanın? Sinema dediğin şenlendirir ortamı,
izlesinler gönüllerini hoş etsinler... olur- olmaz- olur- olmaz der iken yapılan değerlendirmelerin sonucu Kara
Film ortaya çıkarılmış. İyi mi edilmiş kötü mü edilmiş bilinmez ancak bir film yapımının da insanı yekten
iyimserliğe ya da kötümserliğe itmesi kabul edilebilir değil aslında.
|
|
Film Noir'in temelinde karanlık yatar. Zaten içerik ve ruh olarak karanlıktır. Hiç bir şey göründüğü gibi
değildir. Özellikle bu filmlerdeki kadınlara hiç güvenilmez (genel olarak kadınları başka bir platformda irdeleriz
) Kahramanların ortak özellikleri hepsi de serttir, alaycıdır ve bir o kadar da bezgindir. (her daim cool ve loser
yaşayan karakterler) Ve Kara Filmde asla mutlu son yoktur!
Kara Filmin işi gücü toplumsal huzursuzlukları yansıtmaktır, izleyici mide krampları geçirir
sinir krizine girer: "Ya tamam bunları biz de biliyoruz da alenen anlatmayın be bittim" dedirtir insana. İşsizlik,
ekonomik durum, ezilen insanlar, çaresizlik, dibe vuruş... feci şekilde üzer insanı..
Devam edecek...
|
|
|