Analog Ve Dijital Kayıt

plağın CD den ses kalitesi açısından daha iyi olduğu ile ilgili kesin bir araştırma ve sonuç varsa paylaşırmısınız.
her ikisinden de doyurucu bir keyif alabilmek için ciddi bir yatırıma ve kaliteli ekipmalara, monitörlere ihtiyacınız var.
İşin içine burada extra ses ekipmanlarını katmıyorum. Bu işin sonu yok zaten. Sadece CD ve plak formatları adına konuşuyorum. Her plak iyidir diye bir kaide de yok zaten. Ama işin fiziği olarak CDye kaydedebileceğiniz ses dalgasının belirli bir limiti vardır. CDnin analog sese göre kaybı çoktur. tabi bunun ne kadarını algılayabiliriz o da önemli. Kullanılan enstrümanların kaydedilirken kullanılan bas-tiz tarzları da önemli bence.

Is the sound on vinyl records better than on CDs or DVDs?

Burada kısaca bahsetmektedir analog ses ve CD formatından.
 
Artık günümüzde dijital sesin analogdan farkı kalmamıştır ya da şöyle diyelim insan kulağı bu farkı ayırt edemez AMA, burada büyük bir ama olmasının nedeni bahsedeceğim dijital sesin henüz yaygınlaşmamış olmasıdır, konuyu kısaca anlatmaya çalışayım.
Djital kayıt teknolojileri, mesela bir CD kaydı, PCM denilen Pulse Code Modulation tekniği ile alınıp kayıt edilir, bu elimizdeki orjinal analog sesin kopyalanması işleminde forumdaki arkadaşların da anlattığı gibi kayıplar olur.

Yani ses dalgası şu resimdeki gibi, (kırmızı renkteki) bir dalga şeklinde olup, dijital ses ise orada görmüş olduğunuz üzere, köşeli ve orjinal sesi taklit eden ve bu taklit sonucu bir çok kayba uğramış yapıdaki gibidir, yani bu bize CD olarak gelen kaynaktır. 16 bit ve 44.1 kHZ dediğimiz olay yani.


Şimdi de dijitalin analogdan artık farkı kalmamıştır ya da insan kulağı artık bunu ayırt edemeyecek noktadadır dediğim kısma gelelim.
Patentini Sony ve Philips'in birlikte ellerinde tuttukları sistem DSD yani Direct Stream Digital yöntemi, artık PCM sistemdeki kayıplar yoktur. Sample rate oranı mHz seviyesine çıkmıştır.

Artık DSD ve SACD (Super Audio CD) kayıtlarında 44.1 khz yerine fotoda da gördüğünüz gibi mHz oranında sample rate'e (örnekleme) ulaşılmıştır. 120 desibele varan dynamic range ve 100 kHz'ye varan frekans aralığı da elde edilebilmekte.

Zurnanın zırt dediği yere geldik o da şu, aslında analog sesin o kadar iyi olması ya da DSD teknolojisinin analog frekansları bu kadar iyi ve yüksek değerlerde neredeyse birebir vermesi pratikte bir işe yaramamaktadır(20kHz üzeri için), çünkü insan kulağının kapasitesi belli ve sadece o belirli frekans aralığındaki sesleri algılayabiliriz (20Hz ve 20 kHz.)yalnız CD'den daha iyi olduğunu kesinlikle anlarız, enstrümanlar konusunda da sıkıntı yok her ayrıntıyı, her enstrümanı, elimizdeki sistem uygun ve kulaklarımız da sağlıklı ise anlarız, duyarız. (frekans dahilinde)

DSD teknolojisinde ne olabiliyor, o analogdan aldığımız sıcaklık, alan genişliği, sahneyi görme tabir ettiğimiz, enstrümanları ayrı ayrı yerinde duyabilmek vs. tabi işin içinde iyi bir mix ve mastering'i yapılmış olan eser olduğunu da varsayıyorum, yoksa günümüzde bile normal CD olarak kayıtları çok iyi yapılmış eserler dolu, aksi yönde ise analog olmasına rağmen plakdan da ve iyi bir hi-fi sistemden de dinleseniz kötü olan analog kayıtlar da var.

Şimdi olayın bir de şu boyutu var, SACD'ler yaygın değil, hâlâ klasik PCM teknolojisi ile kayıtlar alınıyor, sistem tüm ulaşılabilir eserlere uygulanabilir durumda değil, ama bir Super Audio CD çalar alırsınız, zor bir şey değil ya da kaliteli bir Hi-Fi set alırsınız, hani şu tek kolonunun giriş seviyesi fiyatı 2000 liradan başlayanlardan(o da dolar yükselmeden önceydi sanırım), o zaman bu sesleri duyabilirsiniz.

Yalnız aslında buradaki vahim durum şudur, biz bu kadar analog dijital konuşurken, beğenmediğimiz dijital kayıtları bile, ki bu kayıtlar bile yurt dışında olanları, milyon dolarlık stüdyolarda kayıt ediliyor, 500-600.000 dolarlık mikserlardan geçiyor(daha pahalı olanları illaki var), bir çoğumuz bilgisayarımızda yer kaplamasın diye bu CD'leri alıp, milyonlar harcanıp, aylarca emek verilerek hazırlanmış eserleri mp3 denen çöplüğe çevirip dinliyoruz, burada çuvaldızı kendime batırıyorum, şimdi SACD'ler yaygın olsa ne olacak, tanesi en az 4,5 Gigabyte olan 8 şarkılık CD'lerden bahsediyorum, alıp FLAC'a çevirirsek ne âlâ.

Bu arada konuyu ben çok yüzeysel geçtim ve şu an sabah 07:32 dünden beri uyumadım, yanlış bir şeyler de yazdıysam şu an farkında değilim, ekleme ve düzeltme yapmak isteyen arkadaşlara açığım.

Sanırım şu grafikle noktalamak uygun olacak.
 
Son düzenleme:
Konu eski farkındayım ama birşeyler karalamadan yapamadım. Güzel tartışma olmuş.

Son 10 yıl içersisinde, daha duygusal daha iyi müzik bulma/dinleme çabalarımın son durağı 60 lar ve 70 ler oldu. Kararı onda kıldım. Bana daha duygusal geliyor. Kelimelere dökmekte zorlandığım bu farkı yeni yeni dile getirmeye ve üstünde düşünmeye başladım. Böyle başlıklar da bana yardımcı oluyor.

Tam tarih veremesem de , sanırım 90 lar sonrası müziğin kayıt aşamasında ve müziğin algılanışında , geri dönülemez bir kırılma yaşanmış. Müziğin, sesin hamurunda birşey değişmiş. Müzik sessizleşmiş, dijitalleşmiş. Artık müzik yapay bir sessizlik içinde. Müziğin duygusuzlaşması tam bu noktada start alıyor ve günümüze geliyor.

Müzikle birlikte insanlar da değişmiş. Duygularını daha az belli eden, sessiz, robot gibi hareket eden, soğuk birşeye doğru evrilmiş. Ve günümüze gelmiş. Geldiğimiz noktada bugün hem besteler hem vokal samimiyeti açısından, hem de kayıt tekniklerinin doğasındaki bir sebep yüzünden artık samimi olmayan bir müzik dinliyoruz.

Fakat bunun böyle olmasının sebebi var. İnsan buna ihtiyaç duymuş. Bu müzik tarzının alkolle ve uyuşturucuyla alakası da var. Bu maddeler psikolojinizde bir sanallaştırma yaratır. Farklı bir kafada yaşarsınız , sanallaştırır ve ertesi gün uyandığınızda bu etki gider. Nedense bu sanallaştırma insana cazip gelmiş ve onun peşinden gitmiş. Günümüzde elektronik müziğe ya da elektronik tabanlı müziğe bu derece önem verilmesinin sebebi bu bu sanırım.

Tekrar söylemek istiyorum 60lar 70ler hatta biraz da 80ler de insanlar hem daha samimiydi, hem de kayıt tekniği daha samimiydi. Yaşanan duygusuzlaşma bu ikisiyle aynı anda ilgilidir. Bu 2 faktör birbirini gazlamış ve yüksek bir noktaya çekmiştir.

Ben günümüz modern pop-rock-elektronik müziğini çok fazla dinledim, iyi müzik için çok çok fazla araştırma yaptım. Uyumadım hep aradım. Ve çok fazla zorlandım.

Artık 60 lar dinliyorum. Kayıtlarda gürültü var. Kayıtlarda günümüze kıyasla bir düzensizlik var ama olsun :) Duygu var. Kafam rahat.

Söylemeden edemeyceğim aslında benim bağlamak istediğim asıl konu şu: Müziğin 90 lar sonrası bu değişimiyle birlikte müzikte bir yarılma oldu. Müziğin duygusuz ama daha profosyonel olarak çalınması ve kayıt alınması birinci kol oldu,

ikinci kol ise daha duygusal çalınıp söylenmesi ama bu sefer de modernlik dediğimiz bir şey, enstruman zenginliğiyle akalalı birşey , sesin tınısının kalitesiyle alakalı bir şey eksik kaldı.

Yabancı ve daha çok amerikan bazlı müzik bahsettiğim duygusuz ama profosyonel 1. KOL dur.
Türkiye'de insanlarımızın hala daha ölmemiş samimi taraflarından mütevellit yapılan (yapılmaya çalışılan) müzik 2. KOL dur. Samimiyiz ama enstruman kullanımı zenginliği ve sound un modern liğiyle alakalı birşeyde bence hala yerimizde sayıyoruz. (tam tarif edemiyorum, ya da şöyle diyim, 1.Kol diye bahsettiğim müzik şeklinden öğreneceklerimiz var diyeyim)

Son olarak bu saydıklarımı olabilecek en genel şekilde aldım. Türkiye dışı samimi müzik yapan gruplar hatta çok sevdiğim gruplar var. Ama bunları keşfetmeniz için bir hayli çaba sarfetmeniz gerekmekte. Yine aynı şekilde Türkiye (hatta bize çok benzeyen Yunanistandan) çıkan son derece modern sound lu gruplar var, vardır.

Değinmek istediğim herşeye sanırım değindim, bıraksanız 1 ay aralıksız konuşabilirim konu hakkında.
Siz neler düşünüyorsunuz?
 
Güzel yazı. @dm01 Müziğin kırılma yaşadığı dönemler hep teklonoji ile ilgilidir aslında.
Jazz müzik LP lerin icadı ile uzun doğaçlamalar içermeye başlamış, bir çokları için ve ÖnderFOCAN ın tabiri ile; özünü ve doğallığını kaybetmiştir. Çünkü ilk başta plaklara 2,5-3,5 dk dan fazla kayıt yapılamıyordu.
80 lerde ise Yamaha DX7 nin piyasaya sürülmesi ile birlikte Programlanabilir Syntlar müziğe çok fazla girdiler. Canlı orkestra kaydı yapmak yerine maliyetsiz daha kolay ve zahmetsizdi. Bu trend, kool the gang ler, Duran duran lar, MC hammer lar, New kids on the block lar, Run DMC ler ..... ve elektronik müzik kültürünü yarattı. Duygusallığı , samimiyeti kaybetme meselesi burdan itibaren başlıyor bence, çünkü müzik günümüze doğru gelen süreçte ortaklaşa yapılan bir şey olmaktan çıktı.
90 lar ise nasıl toparlanırız derdine düştü, fakat onu da daha güçlü syntlar ve computer teknolojileri ile yapmaya çalıştılar.
 
Son düzenleme:
Konumun üzerinden oldukça zaman geçmiş ancak bende üç beş cümle yazmak istiyorum. Günümüzde dijitalin hakkını hem biz dinleyiciler hemde sanatçılar veremiyor. Eskiden kayıt maliyetli bir şeydi emek ve uğraş vardı. Günümüzde ise imkanlar kolaylaştı. Emek azaldı. Önüne gelen stüdyo kurdu. Ve daha sibilans sorununu aşamayacak kadar dandik ve modern(!) sanatçılara yerini bıraktı. Tabi bu durum Türkiye için geçerli yurt dışında bunun tam tersi bir durum mevcut ancak kayıt kalitesi yüksek olan yabancı şarkılarda ise devreden sanatçı etkeni çıktı ve devreye dinleyici etkeni girdi. Özellikle 3 5 dolarlık dac çipleri kullanarak ve sıkıştırılmış müzik dinleyerek dijitalin bize sağladığı imknaları suistimal ediyoruz. Allah aşkına günümüzde kaçınız gerçekten kaliteli müzik dinlemek için para harcadı. Çok iyi hatırlıyorum bundan 15 sene önce bilmem kaç yüz dolarlık müzik seti almıştım. Belki günümüz parası ile 3000tl harcama yapmıştım. Hayır yani 15 sene önce hangimizin evinde düzgün bir müzik seti yoktu ki! Acaba günümüzde kaçımız mp3 kalitesinin bile üzerine çıkamayan spotify'a kaliteli müzik için para harcadı. Eskiden en az ayda bir kaset alırdık. Şimdi iste tidal gibi dsd kayıt sunan servislere verilen parayı çok buluyoruz kaçak müzik dinliyoruz. 10 yıl ònce dinlediğimiz ses sistemlerinde en sağlamından amfiler mevcuttu. Ancak günümüzde insanlar amfiyi sadece ses yükselten gereksiz bir alet olarak görmeye başladı. Halbukisi amfi sese o dolgunluğunu veren sahneye derinlik kazandırıp genişleten o telefondan dinleyipte analogda bulamadıkları şeyi sağlayan donanım olduğunu unuttular ve buralar sağlam ekipmanla dijital kayıt dinlemeyen ancak geçmişte farkında olmadan hayal dahi edemiyecekleri kadar sağlam ekipmanla müzik dinleyen insanlarla doldu...
 
Üst