Ece Ayhan

#1
Aşk İki Kişiliktir

Evet aşk iki kişiliktir.bu işi,hele bir kavgadan sonra oluyorsa,batıda ki zenciler gayet iyi bilirler.

Bir öyküde bir cinayetten ötürü az sonra idam edilecek zenci bir gence ana-babasını sorarlar,'iki kişiydiler' der (Faulkner'in İn Musa İn ilahisi).

Kavgadan sonra ki güzelliği kavramak için ise 'Çukur' mahallesinde ve Ayakonstantinos Kilisesi'nin arka taraflarında yazılmış bir romana bakılacak!

Keskin aşkın yine batıda,şimdilik iki çeşidi vardır.Birincisi birbirine çırılçıplak kenetlenmiş 'çift kıçlı' tek bir varlık görünüşlü.Bir tür olarak şair Shakespeare Beyaz Zambak Desdemano ve zenci kökenli Othello için böyle der ya da İago ya böyle dedirtir.

İkincisi ise 'iki gümüş kaşık gibi içiçe'.Mim Kaf Agayef'in ilginç bir şiir kitabı.Ölmeden kısa bir zaman önce yazmıştı.Dikkat edilirse arkada ki zencidir.




eserleri ilk okunduğunda pek anlaşılamayan şair.sözlük bile yapılmış şiirleri için.
 
#6
Ece AYHAN benim sevgili okulumun yetiştirdiği büyük şairlerden birisi...
aşkı tartışacaksanız aşk tabiki tek kişiliktir arkadaşlar,iki kişilik diyene anti tez olarak Yılmaz Odabaşı,aşk tek kişiliktir ve Nazım Hikmet,Tahir ile Zühre meselesi derim ben... ;)
 
#7
Asıl adı Ece Ayhan Çağlar’dır. 1931 yılında Datça (Muğla)'da doğdu. Ailesinin asıl memleketi ise Çanakkale'nin Eceabat ilçesine bağlı Yalova Köyü’dür. İlk ve orta öğrenimini İstanbul’da gördü. 1959 yılında Siyasal Bilgiler Fakültesi'nden mezun oldu. 1962-1966 yılları arasında Gürün, Alaca ve Çardak ilçelerinde kaymakamlık yaptı. Sonra İstanbul’da çeşitli yayınevlerinde redaktörlük ve editörlükle uğraştı, bir süre Türk Sinematek Derneği’nde çalıştı. Üç yıl süre ile İsviçre’de tedavi gördü. Dönünce bir süre İstanbul’da ve Bodrum-Gümüşlük’te yaşamını sürdürdü. Çanakkale’ye yerleşti. 12 Temmuz 2002'de İzmir'de hayata veda etti.

Kapalı ama gizli olmayan, kuraldışı ama gelenekseli soğurmuş, toplumsal tarihi ve insanı inanılmaz bir eleştiri cenderesine sokan, dilin uçlarında dolaşan, ortalamaya ve sıradanlığa teslim olmamayı ilke edinen ve aykırı biçim taşıyan şiirleri, Ece Ayhan’ı İkinci Yeni akımı içinde en çok sözü edilen şairlerinden biri yapmıştır.


yazayım dedim
 
#8



birde şiiri

KILIÇ

Ey serseriliğin denizleri! Ey ahtapotları atılmışlar kıyıya mutsuzluğun! Bir kraliçedir oğlum kanatlarını açmış. Örtünür canfes. Unutur gitgide yıkılmış babası büyücü. Selanik'te geçirir kışı.

Gelmiş bir kadınla konuşur. Mısrâyım'den. Yorgunluğu kusursuz bir at mor.Uyuya kalmış kayalıklarda. Yükselir niçin bilinmez deniz. Ey batık gemiler! Ey sürgün karaltıları! Ağlıyan bir melez ben.

Anlatılmaz bir kılıçtır kuşanmış taşırım belimde karaduygululuk.

Ece AYHAN
 
#10
burada bu kara mermerin altında....

beni en çok etkileyen iki şairden biridir, diğeri için bkz. Asaf Halet Çelebi


vedhalar şiiri nedir öyle yahu türk dilinde yazılmış en yaratıcı ve en sıkı şiirdir diye ilan ediyorum bunu...


Vedhaların Birinde


-Kumarcı Musa

Vedha´lardan birinde Musa kumar oynuyor
Peygamberlik bir meslek oldu
Bozuk radyo ne demişti ağustosta
(Ben karımın fotoğrafını isterim sizden)
Dördüncü duvarda ben bulunuyorum

Vedha´lardan birinde bir küçük tanrı
Küçük işler için
(Ben görmemiş olayım)
Nasılsa tanımadığım bir toprakta öleceğim
Burada sakal uzatıp
Taranmış saçlarıyla
(Siz kendinizin kaçıncı peygamber olduğunu sanıyorsunuz)
Hangi rejim için
(O kadar çabuk değişiyorlar ki)
Birinci katları dinamitlenmiş evlere benzer yıkılıveririz
Sokak başlarında görür ve fotoğraflarını çekeriz
(Vedha sana ne dedi)
(Dedi ki)

II- Amatörler ve Profesyoneller

(Kaçıncı Vedha´da vardı bu)
Bir ay vardı
Ay çıkınca gitmeliydim oysa
Gidin unutun diyorlardı
Vrangel´in orduları bile unutuldu masaların başında

Viski bize bir profesyonel orospu kadar pahalı geliyor
Sokakta şapkalarımı çıkarıp selam veriyordum
(Numarasını bilmediğim Vedha´lardan birinde)
Artık kendilerini bir eşya ile karıştırmaya başlayan orospular
Çok iğreti duruyorlardı düşecek gibi oluyordum
Bunlar da bizim Vedha´larımız
Vedha belki hiç doğmamıştı
Ne denebilir belki hiç doğmamıştı

III- Got´lar ve Genç Vedha

Bir Got sürüsü için
Genç Vedha anlamsız bir Vedha´ydı
Vizigot Kralı Alerik - takma adıyla - Ayıların ayısı tütün sarar
(Çağının en kötü tütün saran kralı)

IV- Duba´dan Laternacı

Hiç bakmasa bu kadar dikkatli
Laternacı geçiyor azınlıklardan arta kalanı
Çaldığı havayı ne tanır ne sever benim gibi

Adamlar geldi denizden ölmüş
Kimin şansı yoksa bırakmış ellerini dubadan
İşe yaramayanların felsefesi bunlar
Bir uşak üçüncü katın balkonundan aşağı attı kendini
(Çocukluğumu saklasaydım benim de ellerim olurdu dubada)

V- Ayşe Dolley´in Bulunmadığı Bölge

Kim bu adamlar ayakları üzerinde duruyorlar
Başlangıçta dinleniyorlardı
Sonraları hiç yorulmadılar
(Vedha çok gençti)

Deniz tuzu kokan saçlarını yıka sararıyorlar
Bir takım unutulmuş yüzler gibi
Sigara içiyorlar çok ve ölümü kullanıyorlar

Artık onları ben bile tanımıyorum
Romanyalı pembe gözlü şeytan
- Yahudi soyundandır biraz -
Harita bilmeyen bir Vedha´yı
Bir ağacı yakıp içer gibi öpüyordu
Eski takvimleri seve seve kullanır

Ben ikinci gözümü bir kurşunla değiştim
Ne denebilir benim gözüm maviydi

VI- Vedha Vedha Vedha

Denizden uzaklaşmaksızın birbuçuk ama değişen birbuçuk
İnançlarını nerede bırakmıştın sen
Aradığın şehirleri taşıdı trenler
Pabucumun bir teki ırmağa düşmüştü
Göğün ta kendisi o zaman geldi
Gel biz gidelim buralardan yalınayak (Vedha´m gitmiş)
Vedha Vedha Vedha ne diyordu (diyordu ki) .
 
Üst