Demirhan Baylan Röportajı

'Haberler & Etkinlikler' forumunda UnusuaL tarafından 25 Şubat 2004 tarihinde açılan konu

  1. Kendisine yakışır yeni albümü ‘Anlamlı Hatalar'la, bir kez daha karşımızda Demirhan Baylan.. Hep yenilik peşinde,arayışlarda.. Adı üstünde ‘Deneyevi' Stüdyosu var :) ve burada hazırlıyor çalışmalarını.. Amaçları, hayalleri, müziği ve müziğinin deneyselliği hakkında konuştuk Demirhan Baylan'la.. Mutlaka okunması ve üzerinde durulması gereken şeyler söyledi.

    Uzun süredir müzikle uğraşıyorsunuz.. Hayallerinizi gerçeğe ne derece dönüştürebildiniz bu süre içerisinde?

    Hayaller ve amaçlar birbirlerinden farklıdır. Amaçladığım bazı şeylere ulaştım diyebilirim ama hala koşturuyorum... Hayallere gelince... Adı üstünde hayal. Gerçekleşmeleri büyük trajedi olurdu. Hayal olarak kalmaları çok daha güzel. Hayallerimi gerçekleştirme çabam olduğunu düşünmüyorum. Amaçlara gelince... becerdiğimi düşündüğüm şeylerden biri şu; hala "kendi müziğim" diyebileceğim bir takım seslerim var. Hayatımın en büyük lüksü. İnsanlar artık kendi eserlerimi ortaya koymam ve ödün vermemem için daha fazla destekliyorlar beni. Bu çok iyi bir duygu... En başından beri amaçlarımdan biri buydu. Beni dinleyenler bir "bilgi" sahibidirler. O "bilgi"yi onlara ben vermedim. Onlar ya zaten o "bilgi"ye sahiptiler ve beni kabullendiler veya bir vesile ile anladılar. Zamanla bu insanların saysı arttı ve artmaya devam ediyor. İşte bu iyi bir amaçtır.

    Müzikle nasıl tanıştınız?

    Klasik olacak ama çocukken tanıştım. Bağlama ile başladım müziğe. Daha sonra Bach girdi kanıma ortaokuldayken. Kısa bir dönme trompet dersleri aldım. Daha sonra Jimi Hendrix ayarttı beni. Rock dinlemeye başladım. Ama bas gitar daha cazip geldi. Bir süre sonra da Frank Zappa afallattı beni. Şarkılar yazmaya, kaydetmeye başladım.

    Parçaların yaratılış sürecini anlatır mısınız?

    Her parçanın kendi hikayesi var. Standart bir üretim sistemim yok. Bazen şarkı tüm sözleriyle ve müziğiyle geliyor ve on dakika içinde olması gerektiği gibi şekilleniyor. Bazen haftalarca takıntı haline gelmiş sözlerin ve/veya temaların peşinde koşuyorum. Senelerden beri hayat geçiremediğim ufak tekek bir yığın müzik fikirlerim var. Olgunlaşmalarını bekliyorum diyebilirim. Eğer kaydederek çalışıyorsam bazen yirmi saatin üzerinde sürekli çalışıp, yorgunluktan iflas ettiğim oluyor. Ama o andan yaşadığım duyguları tarif etmem çok zor. Dünyadaki herhangi bir hazdan çok daha büyük.

    Baştan aşağı tezatlarla dolu bir albümle karşımızdasınız.. Nasıl tepkiler geldi yeni albümünüze?

    Şarkı yazarlığı işi oldukça ilginçtir. Temelde yapmaya çalışabileceğiniz iki kavram var. Ya derdinizi anlatmaya çalışırsınız, ya da potansiyel dinleyicilerinizi tatmin etmeye. Bu ikisinin kesiştiği anlar nadirdir. Pop müzik tabir edilen müzikler dinleyiciyi tatmin etmeye yöneliktir. Bu sebeble de bilinen temalar, tehlikesiz hikayeler tercih edilir. Gerçek tezatlardan uzak durulmaya çalışılır. Ama insanların derinlerde daha köklü sorunları vardır. Sadece eğlenmek için bir yapıtla baş başa kalırsanız elbette ki temel dertlerinizin suratınıza vurulmasını istemezsiniz. Ben de bu ikilemi çok yaşıyorum. Anlamlı Hatalar biraz vaktinden önce öten horoz oldu sanırım. Aldığım tepkiler bunu gösteriyor. Bir kaç sene sonra layık olduğu yere varacak gibi... Hem rock hem de caz dünyasıyla yakın ilişkilerim var. Tabii ki bu garip karşılanıyor. Rockçılar beni cazcı zannedip ilgilenmiyor, cazcılar da rockçı : ) Bu durumu komik buluyorum. Ama Einstein'ın da dediği gibi önyargıları kırmak atomu parçalamaktan daha zor.

    Alt kültüre ilgi duyuyorsunuz sanırım..

    Alt kültürler insan doğasını daha doru yansıtıyor. İnsanolu halen kabileler halinde yaşıyor aslında. Bir kabilenin nüfusu da yüz kişiyi geçmez. Milyonlar satan bir albüm bile yine bir kabilenin ürünüdür. Milyonlarca kişinin nasıl güdülebileceğini bilen, güçlü bir kabilenin. Ama hayatta peşinde koşulabilecek çok daha ilginç kavramlar var... insanlara gitmekten başka.

    Neden deneysel öğeler?

    Arayış içinde olmayacak idiysem bu mesleği seçmemeliydim. Üstelik her yeni buluşta yeni hazlar, mutluluklar var. Denemekten korkarak yaşamak, yaşamak değil. Bir üçüncü dünya ülkesinin müzisyeni olmam illa ki "takipçi" olamamı gerektirmiyor. Yenilik peşinde koşmaya hem hakkım, hem de gücüm var. Bu durumun tadını çıkarıyorum.

    Bir çok albümde sizinde parmağınız var.. Bu tarz yeni projeler var mı? Katkıda bulunduklarınız arasında en beğendikleriniz neler?

    Çalıştığım bütün projelerde kendi adıma mutlu olabilmek için elimden geleni yapıyorum. Yani sonuna kadar tadını çıkarmaya çalışıyorum. Son zamanlarda kayıtlarını yapmış olduğum Cengiz Baysal'ın albümü çok keyifliydi. Feridun Düzağaç'ın albümünde de çok keyifli anlar yaşadım. Doğrusu ya hemen hemen çalıştığım bütün albümlerden keyif aldım. Ama en beğendiğim hangi diye baktığımda Oğuz Büyükberber'in "Canlı" albümü hem bir konser albümü olarak nefis, hem de naçizane kendimi de bir basçı olarak beğenme cüretini gösteriyorum :)))

    Hush isimli ilk topluluğunuzun yeri nedir müzik yaşantınızda?

    Kendi bestelerimi yapma cesaretini gösterebildiğim ilk grubum. Şu anda o gruptan hala müzisyen olarak devam eden sadece Pelin Özülkü (Özvardar) (Direnen Mızıkacılar) var. O yıllarda (-ki 80'lerin sonları, 90'ların başları oluyor), kardeş grup Metafor'la beraber bir yığın konserlere çıkardık. Gençlik enerjisiyle karışık mutlu kabul edilebilecek yıllardı. Mahrumiyetin verdiği merak ve heyecan tabii ki büyük faktördü. Müzik piyasasının bugünlere kıyasla sefalet içinde ve rock müziğin kontrolünün tamamen gençlerin elinde olduğu ilginç yıllardı. Artık zenginlik var ama kontrolün kimde olduğu da aşikar.

    Peki ya Anlamlı Hataların?

    Anlamlı Hatalar kendi firmamı kurmak zorunda kalarak piyasaya çıkardığım ilk albümüm. Dört senelik bir çalışmanın seçmelerinden oluşuyor. Benim için tarihsel bir önemi var. Seneler sonra baktığımda önemi daha da artmış olacak. Zira ne olacağını tam da kestiremediğim bir maceranın ilk ürünüdür. Ve bu macera iyiye de gitse, kötüye de bu albüm sürekli önem kazanacak diye düşünüyorum.

    Şimdi ne yapıyorsunuz?

    Çarşamba geceleri Kadıköy Shaft'ta kendi grubumla kendi müziğimi yapıyorum. Kesmeşeker'de elektrik gitar çalıyorum. Cenk Taner ve Kaan Altan'la beraber akustik gitar triomuz oluştu. "Kadıköy Sound" yani : ) Yıldız Üniversitesinde yarı zamanlı olarak derslere giriyorum. Mart ayında Çağlayan Yıldız Quartet ile bir turneye çıkacağım. Boş vakitlerimde de müzik çalışıyorum. Yeni bestelerin, sözlerin peşinde koşuyorum.

    Kadıköy Sound’dan biraz bahseder misiniz?

    Bu tabir on-oniki sene öncesinin bir muhabbet ortamında doğmuştu. Yıllar sonra dönüp de bizim (temelde benim ve Cenk Taner'in) üstümüze yapışacağını tahmin edemezdik. Ama böyle oldu. Müzikal bir ses anlayışından ziyade bir yaşam tarzına daha çok tekabül ediyor sanırım. Bu sebeledir ki bu kavramın içini doldurmak için konuşmak ve anlatmak yerine müziğe ve yaşam tarzıma ödün vermeden devam etmek ve kavramın tanımlanması işini de konuya meraklı, eli kalem tutan arkadaşlara devretmek daha mantıklı görünüyor. Eğer varsa bir değeri hiç şüphesiz ki yerini bulacakatır.

    Sona sakladığınız söz..
    Daha sona çok var : )

    Çok teşekkür ederim zaman ayırdığınız için.. Umarım iyiye gider maceranız..

    Tarih: 25.02.2004
     
  2. replicant

    replicant admin

    905
    122
    1,156
    Demirhan Baylan yaklaşık 1 yıl aradan sonra yeniden Turkrock.com'un konuğu oldu. Baylan'la bu kez Türkiyede'ki müzik anlayışından, amatör gruplara, medyadan memleket gündemine kadar pek çok konu üzerine uzunca bir söyleşi yaptık.

    Kuzey Avrupa ülkelerinin "viking metal ve modern caz" tarzına isim babalığı yapması, İngiltere orijinideki sound'un "Brit Pop- Rock" olarak sıfatlandırılması, Fransa kökeninden aksiyonla konsepte "rai, hiphop, enthnic tandency sound" gibi isimler yakıştırılmasına bağlı olarak bizim coğrafyamızın ruhuna denk düşen seslerin ve tarzların kendi müzik yaratınız içindeki karşılığını ifade edebilir misiniz? Özetle "Anadolu Rock" şeklinde kestirilip atılmaya yüz tutmuş müziğin 2000'li yıllarda karşılığı ne olmalı ne nasıl olmalı?

    Organik... hayatta herşey böyle. Hele hele bu isimler, sınıflandırmalar. Kaçınılmaz olarak bir kefeye girer insan. Sınıflandırılmayı seven sanatçı pek görmedim. Ama kaçacak bir yer kalmayınca tercihimiz hep vardır : ) Bir yandan beni kategorize etme derken, diğer yandan buna uygun ortamı oluşturur ve gizliden gizliye kendi kategorimizin lideri olmaya çalışırız. En iyi liderler de bile bile lades diyenlerdir. 2000'li yıllarda müzik nasıl olmalı gibi bir soruya yanıt vermeye çalışmak çok askeri bir mantık ister fikrimce. Hani askerler derler ya "geleceği bilmenin en iyi yolu onu oluşturmaktır" diye, işte böyle bir cevap onu andırır. Yapabileceğim gerçeğe en yakın projeksiyon kendiminki olacaktır. Yani Demirhan Baylan nasıl bir müziğin peşinde... Bunun dışında sonsuz faktörlerden oluşan bu garip kompleks içinde hele ki müzik gibi bir kavrama rol biçmek akıllı adamın yapacağı bir şey olmasa gerek. Kavramlar dünyasında aslında hep önce isim var gibi... Çocuğun adı konduktan sonra büyümesini seyredersiniz. Anadolu Rock diye bir isim olduğuna göre vardır bir hikmeti diyorum. Bir kere ismi duyunca aklıma bir yığın imge ve müzisyen geliyor.Demek ki mantıklı ve tutarlıdır. Moğollar, Cem Karaca, Barış Manço yapı taşları... Bugünse Haluk Levent ve Kıraç bunun ağır topları olarak görünüyorlar. Hepsini çok seviyorum. Benim yaptığım müziğe Anadolu Rock demeyecektir kimse. Çünkü her isim tanımlarıyla beraber varolmuştur. Bu tanımlara çok uyduğum söylenemez belki. Oysa ben de tam bir Anadolu çocuğuyum aslında : )) Diğer yandan tanımlanan şey çoğu zaman miyadını çabuk doldurur. Hele hele tanımlarını zaten geleneklerden alıyorsa. Kalıcılığını ispatlamış kavramlardan (bu örnekte türkülerden) yeni bir heyecan yaratma çabası çok uzun soluklu olamaz gibime geliyor. Ama çok faydalıdır... şöyle ki; zaten bunu seven insanlar yığınının onayını almak ve başarılı bir hayat geçirdiği hayaline kendini kaptırmak hiç şüphesiz ki herhangi bir insanın ğazının suyunu akıtacaktır. İşin ucunda dünyevi her ödül mevcuttur. Bununla yetinenler, bununla yetinirler. Başka bir faydası da müzik yapma alışkanlığının, bunun dinamiklerinin devamı ve gelişmesi için çok önemlidir. Herhangi bir toplumda hiç şüphem yok ki (müzikal ve dünyevi anlamda) en önemli insanlar starlardır. Konuyu daraltıp Anadolu Rock'a bakarsak bugün çoğu müzisyen aslında Haluk Levent'e, Kıraç'a, Feridun Düzağaç'a ve bir çok arkadaşa çok ama çok şey borçludur (buna ben de dahilim). Çünkü onlar sistemin lokomotifleri olarak bize paranın ne yönde aktığını gösteren liderlerdir. Para da bilindiği üzere bizi açlıkla terbiye eden sistemin vazgeçilmezidir. Bugün Moğollar'ın ya da başka insanların üzücü bir şekilde yeteri kadar ilgi görmemesi de yine aynı kavramla anlaşılabilir. Moğollar bize paranın nerden nereye doğru aktığını öğretmekten uzaktır. Benim müziğimde de bununla ilgili herhangi bir bilgi mevcut değil sanırım... Hayatı öğrenmek isteyenler starları dinlesin. Ben dinliyorum.

    Kullandığınız enstürmanların alt yapı değerlerini dışavurmak anlamında alınan akademik ve usta- çırak ilişkisiyle edinilen eğitim sürecinin dengesi ve buna bağlı olarak sanatçı üzerindeki yaptırım değeri sizce ne olmalı? Sazın sözü sözün sazına sahnede ya da kayıtta denk düşmeli mi yoksa herşey "altın oranlar" ve "doğuştan yetenekler" arasında gidip gelen bir metronom çubuğu serbest salınımı mıdır?

    Kişisel olarak ben tam bir ortada kalmış adam klasiği kabul edilebilirim. Alaylı olarak başlayıp, eğitimimi (batı normlarıyla) onradan aldım. Bas gitar konusunda ustam vardır diyemem. Sadece hayran olduğum albümler vardı. Ama müzikal olarak Nejat Yavaşoğulları ve Akın Eldes çok önemlidir. Ama onlar da oturup bana şu şudur demediler. Yaşayarak gördük. Okul keşfedilmiş kıtaları gösterdi. Ve yeni bir sorumluluk yükledi; yeni kıtalar keşfetmek. Alaylı müzisyenlerin genelde böyle bir verdi olmaz. Deminki cevapta da bununla ilgili bir iki kanıt var sanırım. Ama bendeki sorun şudur: aldığım eğitim batı eğitimidir. Yani ne kadar farklı çalışmalar yapabilirsem, kapıları ne kadar zorlamaya çalışırsam uzatılan havuca o kadar yakın düştüğümü sanıyorum : ) Anadolu için büyük yanılgı. Bu toprakların binlerce yıllık geleneğinde durum hiç hir zaman yenilikçilik olmamıştır. Organik uyum her zaman önde gelmiştir. Ancak 80 sonrasının müzisyeni olarak Türkiye'nin ne kadar hızla batılılaştığını görebiliyorum. Bunu da şöyle anlıyorum; benim müziğimin değeri artmaya başladı. Eğer Türkiye tam tersi bir yöne meyederse benim için durum vahim : )) Saz söz konusuna gelince... hikaye anlatmayı tercih etmiş insanlarda benim beklentim, sözleri kendi kontrolleri dışında (bu önemli) deforme etmemeleri. Senelerce ingilizce şarkı söylediği ve o melodilerin kafasına yapışmış olmasından dolayı (kendi isteği dışında) ingilizcem-trak söyleyen arkadaşlar beni "canım böyle istiyor" palavrasıyla kandıramazlar. Ama şurası da beir gerçek ki ben çoğu zaman onların hedef kitlesine girmiyorum : ))) Olur böyle vakalar... Kuralları yıkmak için önce onları bilmeniz gerekir derler ya (-ki ben pek katılmıyorum bu lafa) burada yaptığım yorum biraz ona benzedi. Çoğu zaman kurallar ya bilmeden yıkılıyor, ya da yıktığınız kuralların aslında bizzat sizin tarafınızdan konulmuş olduğuna şahit oluyorsunuz. "Altın Oran" ne kadar da batılı bir yaklaşım : ) Tüm evreni matematikle anlayabilceğini sanan bir felsefenin ürünü... Benim de eğitildiğim dünya böyleydi.

    Türkiye'deki rock konseptini 'ground- overground ve underground' isimleriyle ayırabilir miyiz? Eğer ayırabilirsek bu tanımları karşılayan ülkemiz rock gruplarını ve müziğini örnekleyebilir misiniz?

    Elbette ki ayırabiliriz. İstemesek de ayrılıyor zaten. Ben ayırmamayı tercih ederdim. Ama hiyerarşi her yerde. Sistemin döngüsü böyle... zamana yayılmış olarak bir takım insanlar yeni bir şeyler yumurtlayacaklar, bazılarının bunu duyması, anlaması vakit alacak ve halkın kullanması için yeniden üretilecek... ama bu zaman alacak... vakti gelince de o fikri ilk üretmiş kişi bambaşka bir nokta da olduğu için yine çöpe atılacak. Malı *****ürmeyi kafasına takmış kişi de "bu mavi gökyüzü altında yeni hiç bir şey yok" diyecek. Olacağı bu... buna direnmek için yaptığına sevgiyle bağlanmaktan (ya da çaresizlikten) başka yol yok. Ve ne güzel ki ülkemizde böyle insanlar var. Ama örnek vermeyeceğim. Onları yalnızlıklarıyla başbaşa bırakıyorum : ))) Ne demek istediğimi çok iyi biliyorlar.

    Medyanın "satanizm, uzun saçlı boş gezerler, toplumun kültürel artıkları" şeklinde körüklediği müzikal iştahını ve püriten müzik heyecanını bir iki sözcükle farklılaştırabilir misiniz? Sizce tanımlamalara karşı olarak geliştirlebilecek yeraltı ya da üstü konseptler bulabilir miyiz? Bulsak bile bunlar bu camia için yeterli ve efektif sonuçlar doğurmaya yeterli olabilir mi? Neden?

    Herhangi bir kavramı bir iki sözcükle farklılaştırabileceğimi sanmam : )) Ancak bu sorunda karamsarlık hissediyorum. Ben o kadar karamsar değilim. Müzikal macerasına 1987'de başlamış bir insan olarak ortamın ne kadar değiştiği çok yakından biliyorum. Ve gidişat kesinlikle kötü değil. Sadece düşe kalka gidiyoruz. Doğaldır. Kendi kavramlarımızı yaratmaya çok yeni başladık. Bazı arkadaşlarımız bu sürece para kazanarak (sistemi çalıştırarak), bazıları müzikleriyle/dergileriyle/siteleriyle ve bazıları da hiç bir şey yapmadan katkıda bulunuyorlar. Medyada çıkan her haberin de toplumsal infial yaratacığını beklememek lazım. Bu arada "toplumun kültürel artıkları" lafı hoşuma gitti. Demek ki bayağı bir değer üretiliyor ki artıkları da var : )) Şimdilik hiç birimiz "para"nın getirdiği baskı ve yönlendirmeden kurtulamayız... Kapitalist sistemin tümden ortadan kalkması gerekir... bunun için sizce bir umut var mı? Alternatif olarak da sanatımızın (!) yüceliğin abarta abarta anlatıp zenginlerden yardım istemek zorunda kalıyoruz. Onlar da aslında gaza gelmek için olay arıyorlar. Biz gazı vermezsek "gaz" dışardan ithal ediliyor. Verelim gazı : ))) Yeni hareketler yeni ihtiyaçlar ve toplumsal olaylarla geliyor ancak... Yakında ilginç gelişmeler bekliyorum.

    Rock müziğine bağlantılı olarak "çizgi roman, tırnak içinde entel takısı, gotik makyaj malzemesi" kültürünün hortlamasına yorumunuz nedir? Acaba, bu kimlik arayışı içinde kavrulup giden dinleyici ve üretici kesim kontrol edilmesi ya da beklenilir anlamda kontrol dışına çıkarılması gereken ya da gerektirilen bir prototipe doğru manipüle mi ediliyor? Örnek verecek olursak "punk alt kültür savaşını yaratan çivili, hızmalı, iğneli, ekoseli profil acaba yarı saydam tekstil endüstrisinin mi yoksa gerçekten bu müzikle birlikte kendine olumlu bir şiar edinmeye yatkın bir akımın tek tip benzeri yapılanması mıdır? Kültür modasını daha ne kadar kovalayabilir?

    Sorularında bayağı bir tepki var : )) Sırayla... çizgi roman'dan hoşlanırım. İlkel çağlara bakarsak bunun insanlık tarihi kadar eski olduğunu görürüz. Çok güçlü ve gerçek bir sanat dalıdır. Takılar da keza insanlık tarihi kadar eski ve özeldir. Şaman gelenekleriyle çok yakın bağlantılıdır (herhangi bir sanat gibi). Ama belki de bunlardan bağımsız olarak bu söylediğin kültürden bahsetmek gerekir. Hortlayabilmek için bir zamanlar yaşanmış ve ölmüş olması gerekir. Oysa bence olduça yeni bir şey... arkasında 20 sene bile yok. Velhasılı kelam ben rahatsızlık duymuyorum. Aksine hoşuma gidiyor. İnsanların arayış içinde olmaları ve belki akımlara ait olmalarını doğal karşılıyorum. Herkes zaten bir takım yöntemlerle manipüle ediliyor. Manipülasyon yoksa zaten sosyal hayat olmazdı bile diyebiliriz. Etkiler, tepkiler... Elbette ki bir takım aklı çalışanlar bunu kullanacaklardır. Bir kaç sene içindeki oluşumlara bakarak ne insanı ne de toplumu anlayabiliriz. Bakacaksak tüm insanlık tarihine bakamaız gerekir. Öyle baktığımda da bu eleştirilerinin öz için çok da önemli olmadığını düşünüyorum. Kültür modasını biz varoldukça kovalayacaktır. Zira bu işten bir yığın kişi ekmek yiyor. Bu böyle olmasın diyorsan o kadar insana hayatta kalmaları için yeni bir değer ya da anlam sunmak zorunda kalırsın. Bunu başaramazsan da o binlerce kişi seni yer : )) Vahşi doğa... Bu sebeptendir ki modaya karşı değilim. İyi giyinmeyi ben de severim. İyi giyinebileceğim, iyi müzik yapacağım, iyi yemek yiyeceğim, iyi insanlarla takılacağım vs.vs... bir hayat. Bir bakış açısıdır. Bu tezi çürütmesi ne kadar kolay değil mi? : ))) O kadar insan açlıktan ölürken dediğin anda bütün kristal saray çöküveriyor.... hayat : ))

    200 binin üzerinde satış yapmış olan, Bostancı Gösteri Merkezi'ni 'Laila kapısı önüne' çevirebilmiş bazı bir takım grupların rock ve pop arasındaki med-cezir seyrine yaklaşımızın nedir?

    Bazıları çok yakın arkadaşım. Hepsini çok seviyorum ve yaptıklarını destekliyorum. Yukarıda anlattığım bir yığın faktör sonunda giren/çıkan bilançosunda (kapitalist yapalım) çıktı çok ağır basıyor. Ne yapıyorlar ediyorlar "grup" kültürünün yerleşmesine neden oluyorlar. "İmece", "beraber iş yapmak"... Türkiye'nin en zorlandığı konular. Bu derdi yakinen biliyorum zira ben de 80 sonrasının uyumsuzlarından biriyim. Genç gruplar bizim bu beceriksizliğimizi yıkıyorlar. Ayrıca kendi jenerasyonumdam şöyle örnekler vereyim... bizim bizi beğenme hakkımız yoktu. Bu başka bir konu, buna girmeyeyim. Müzikal anlamda zayıf bırakılmış bir mirasın üzerine yeni bir yapı kuruyorlar. Elbette ki hataları olacak. Ama sadece şu işbirliği bile alkışlanmaya değer. Ve onların sayesinde yeni gelecek gruplar için yeni kapılar açılacak. Bunu hayatta kalmanın iyi bir yolu olarak görüyorum. Bu sebeple bu hayat savaşında bazı üçkağıtlar açmalarını genel gidişat içinde doğal (hatta gerekli) buluyorum. Bu neresinden bakarsanız bakın bir savaştır. Kültür değişimi savaşıdır. Şavaşta da hile olmaz. Ona taktik denir. "Eğer böyle düşünüyorsan sen niye yapmıyorsun?" diye sorabilirsin... Demin söyledim, benim jenerasyonumda işbirliğinin kuralları böyle çalışmıyor. Bu başarı daha gençlere nasip oldu : ))) Ve elbette ki benim jenerasyonumun hayat bilgisiyle gerçekleşiyor bu. Umarım müzikal olarak da bir şeylerimiz paylaşılmaya değer bulunmuştur. Kişisel olarak benim ilgi alanım elbette ki müziktir.

    Anadolu'yu karış karış dolaşan binbir cefa çekmek zorunda kalan ve bu süreçte 40-130 kişiye konser verme durumunda kalan amatör ağırlıklı rock gruplarına önerileriniz nedir? Bu pazar ekonomisinin ağırlığı altında daha ne kadar tutunabilirler?

    4 sene Amerika'da yaşadım... ve şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki Türk müzisyenler (kapitalizme dair) daha bir şey görmüş değiller. Şartlar uygundur. Hemen herkes müzisyen olabilir. Bu gittikçe zorlaşıyor tabii... Piyasada hiç müzik çalışmadığı halde serseri karizmasıyla hayatta kalan bir yığın çalgıcımtraklar var (yalan mı?). Kapitalizm tam otursun bakalım piyasada "adam gibi çalmasına izin verilmeyen" bir yığın virtüözden başka kim kalacak? Üstelik 40 kişiyi bir arada gördüğünüz zaman üzülmek yerine, o 40 kişinin ne kadar değerli olduğunu da daha iyi anlayacağız... zamanla : ))

    Örnek verecek olursak; "MezarKabul" gibi daha sert söyleme ve müzikal yapıya sahip grupların gündeme ve iktidar 'soft'luğuna paralel olarak nabza şerbet metal müzik yapmasını onaylıyor musunuz? Yoksa sizce bu müzik içinde evrilmesi doğal bir devinim süreci midir?

    Bu soruya demin cevap verdim sanırım. Pentagram herkes gibi hayat savaşı veriyor. Dışarıdan bakınca idolleştirmek istediğimiz insanların bize göre "hataları" çok batar. Onlar insandırlar... şartlar ortadadır. Normal bir müzik dinleyicisinden bu konuda derin anlayış bekleyemeyiz. Zira o kişinin de bambaşka dertleri vardır. Ancak müzisyenler kendi aramızda biraz daha barışçıl bir tavır gösterebiliriz. Ticari anlamda hayatta kalmayı başarmış yegane metal grubundan bahsediyoruz. Burada öğrenecek çok şey var. Şu anda küçük de olsa bir metal pazarı varsa bunun en önemli yapı taşlarından biri Pentagram'dır. Ortada böyle bir gerçek varken ve bunun ne kadar zor bir iş olduğunu bilirken "nabza şerbet" demek vakit kaybı bence. Doğrudan olmasa bile, dolaylı olarak benim dahi hala müzik yapmaya devam etmeme sebep olan gruplardan biridir. Zira devam etmenin, hayatta olmanın hala bir anlam taşıdığına ve aslında yalnız olmadığıma bir işarettir (bazen hayali bile olsa).

    Keman, darbuka, kanun gibi oryantal kökenli enstrümanların post punk, alternatif, grunge, gothic tarzı müzikle randevusuna yorumunuz nedir? Replikas, Necropsy, Fairuz Derinbulut ve Direc-t gibi grupların "davullu zurnalı arayışı" sizce orijinden bir kayma mıdır?

    Çok doğal karşılıyorum. Beni şaşırtmıyor. Şaşırmayınca da ilginç bulmuyorum : ) Ama... ya bu kadar deneme arasında aklımızı başımızdan alacak bir şeye denk gelirlerse??? Ve daha da önemlisi denemeden bunun hiç olmayacağını hepimiz adımız gibi bilirken??? Müziğin orijini insancıkların seslerle hikaye anlatmalarından başka nedir ki? O halde orijinden nasıl kaymış oluyorlar anlayamadım...

    Deneyimli bir müzisyen olarak yeniden bu konsept üzerinden bütün ısrar ve yakıştırmalara karşın ellerine gitar, bas, anfi gibi aletler almaya çabalayan amatör müzisyenlere ensrüman seçerken nelere dikkat etmeleri konusunda bizlere kısaca önerilerde bulunabilir misiniz? Örnek verecek olursak "Elektroniğe geçmek için önce klasiği hatmetmek lazım" ya da "distortion'lı gitardan ne ses çıksa müzikal bir değer tuttururuz" biçiminde karşılaştırılması gereken iki ayrı ve fakat çarpık gelirgeçer ve ancak hepimizin içinde yara olan basmakalıp duvarları nasıl yıkacağız? Sonuç olarak, o yaşam kadar uzun olan yolculuğa çıkmadan önce sizin başucu kitabınıızdaki "abece- elifba" bir nedir?

    Herkes bir takım geleneklerle müziğe başlar... bazıları eğitimle, bazıları özentiyle vs.vs. Ama hepsi geleneklerdir. Bu gelenekleri ne kadar iyi bilirsek toplumsal pozisyonumuzun da o kadar sağlam olacağına dair derin bir inaçla uğraşıp dururuz. Ancak çoğu zaman da ilerleyen yıllarla beraber bizim de değişeceğimiz gerçeği bekliyor kapıda. Hangi enstrümanı seçeceğini bilmek çoğu zaman bir "bilgi"den ziyade şartlarla orantılı. Bu noktada yine de gelenekselci takılayım... Müzik aletleriyle ilgilensin gençler. Sampler'lar, davul makineleriyle değil... Onlar yardımcı aletlerdir ve büyük ihtimalle modaları geçiyor. Günün modalarına göre tercih yapmak uzun vadede ciddi vakit kaybı olabilir (kime göre?neye göre? ::))))) İnsanlar için değişmeyen tek şey var; Önemli olan her zaman insandır. Bu sadece biz bile olsak. Eninde sonunda iyi bir kemancı herhangi bir aletten çok daha iyidir. Zira en kötü ihtimal sizi konuşarak ikna eder : )) Buna daha çok ihtiyacımız vardır. Ama şunu rica edeceğim... lütfen aklında bir takım fikirler olan insanlar korkak davranmasınlar. Cesurca koysunlar fikirlerini ortaya... bu demek değildir ki eleştirilmeyecekler. Batı eğitimi aldım dedim ya :)) anca böyle akıl verebiliyorum. Ama oraya fikir koyarken de dünyaya ve Türkiye'ye ait bir bakış açısı çevresinde düşünmek lazım. Yoksa işin sonunda ağır yalnızlık vardır... biline : )) Sistem adamı açlık ve yalnızlıkla eğitir... bunun panzehiri de aslında bellidir. Ama unutuyoruz hep. Müziğin kişisel olarak ne kadar baştan çıkarıcı ve tatmin edici olduğunu biliyorum. Bunun bağımlısıyım zaten. Eminim her müzisyenin de gizli dünyasında bir takım böyle zevkler var... anlaşılmayı bekleyen. Anlaşılmayı beklemeyin derim ben. Zira böyle bir kavram yok. Anlaşılması gereken tek şey müziğin size verdiği duyguların kişisel olduğudur. Bunun ancak küçük bir parçasını aktarabilirsiniz ama buna değer. Benim başucu kitabımda hayatta bana ihanet etmeyecek tek şeyin müzik olduğu yazıyor. Şimdiye kadar hiç yanlış çıkmadı. Ben ne kadar çalışırsam o da o kadar karşılığını verdi. Vücudum arada su kaynattı ama müziğin bunda bir suçu yok. Müzikal olarak herkesi tatmin edemedim (hatta çok az kişi diyebilirim). Ama bunda da müziğin bir suçu yok. Zira bana verdiklerini kelimelerle anlatamam. Yine müzikle anlatmaya çalışıyorum... anlayan var mı? : )))

    Tarih: 13.02.2005
     

Bu Sayfayı Paylaş