Spinoza ve Siyaset

'Forum Meydanı' forumunda pitch-dark tarafından 1 Nisan 2005 tarihinde açılan konu

  1. Etienne Balibar, 'Spinoza ve Siyaset'te dönemin felsefi tartışmaları ışığında Spinoza'nın çok katmanlı felsefesini irdeliyor.

    (Etienne Balibar, Çeviren: Sanem Soyarslan, Otonom Yayınevi, 2004)

    "1960'lar sonrası yeniden ve farklı okumalarla gündeme gelen ve bilgi yapılarındaki baskın paradigmaları yerinden eden üç düşünürden Spinoza'ya (diğer ikisi Nietzche ve Marx) ilişkin çalışmalardan biri daha Türkçeye kazandırıldı: Spinoza ve Siyaset. Spinoza, Türkiye'de belki de en az tanınan filozoflardandır. Gerek Spinoza metafiziğinin güç ve karmaşık görünen yapısı, gerek entelektüel çevrelerin ilgisizliği bu eksikliğin giderilmesini her ne kadar geciktirdiyse de, Spinoza çalışmalarının yakın okumasına kendisini adamış Etienne Balibar, A. Negri ve G. Delueze gibi felsefecilerin katkıları, Spinoza'nın temel argümanlarını anlamak açısından önemli başvuru kaynakları.
    (*)Spinoza'yı yaşadığı dönemin sığ tartışmalarına hapsedilemeyecek derecede önemli kılan modern felsefenin ve buna mukabil modern dünyanın algı biçimlerini, tanrı, doğa, toplum ve birey tanımlarını tersyüz etmesi.(*) Elbette baş yapıt niteliği kazanmış bütün metinler gibi onun çalışmaları da farklı yorumlara maruz kalmıştır. Ancak Althusser'in ünlü vecizesini hatırlayacak olursak 'masum okuma yoktur'.
    Nitekim Etienne Balibar bu farklı okumaları iki kategori altında toplayarak ('Metafizikçiler' ve 'Siyaset Bilimcileri') filozofun asıl toplumculuk çözümlemesinin es geçildiğini vurguluyor. Örneğin Spinoza'nın eserleri laisizm perspektifinden teoloji eleştirisi gibi algılanmaya oldukça müsaittir. Ancak onun metafiziği bütün indirgemeci tanımlardan (spiritualizm, panteizm vb) çok daha ince polemiklerle yüklüdür. Spinoza düşünce tarihinin önde gelen isimleriyle ortak (Machiavelli, Freud vb) ve çoğu kez çatışan (Descartes, Kant, Rousseau, Hobbes vb) fikirler öne sürmüş ve Platon, Aristo ve Descartes'ın argümanlarına karşı doğa, birey ve toplum arasındaki hiyerarşileri geçersiz kılmıştır.
    (*) Günlük hayatta üzerinde pek az düşündüğümüz ve dilimize yer etmiş birçok kavram ('ben') ve inancın ('duyguların esiri olmak' gibi) temelindeki beden-ruh ayrımı ikiliğini sorgulayan Spinoza, kadir-i mutlak varlıklar olarak insan doğasına göndermede bulunan (Descartes, Kant) ve davranış kalıplarına dönüşmüş alışkanlıklarımızı sorgulamaya yardımcı olacak bir düşünce sistemi kurar. (*)Spinoza, birey-toplum gibi ikili ayrımları yadsırken 'arzu insanın özüdür' ibaresiyle her öznenin kendi arzusunun farklılığı açısından indirgenemez, çatışmalı ve karmaşık doğasına işaret eder. Bu noktada Balibar filozofun bireyselliklerin aynılıklar üzerine kurulduğu ya da atomize bireylerden meydana gelen bir sistemi kastetmediğini ısrarla hatırlatır. Böylece farklılıkların bir arada hareket edebildiği ortak bir beden politikasının felsefi temelleri atılmış olur. Bir başka deyişle bu yapı A. Negri'nin de her fırsatta gönderme yaptığı çok başlı canavarın özgürleştirici varlığıdır.

    Spinoza külliyatının habercisi :
    Balibar, Spinoza'nın kuramsal serüvenini aktarırken aynı zamanda yukarıda adı geçen düşünürlerle ilişkisini ve bu düşünürlere hangi noktalarda karşı savlar ürettiğini açıklıyor. Dolayısıyla Spinoza ve Siyaset, bu düşünürle henüz tanışmamışlar için bir giriş kitabı niteliği taşımakta. Balibar, Fransız felsefesinin şematizmine düşmeden filozofun soy kütüğünü yalın bir dille aktarıyor. Kitap sadece dönemin felsefi tartışmalarını aktarmakla yetinmeyip tarihsel veriler ışığında tartışmanın toplumsal, politik, ekonomik arka planını gözler önüne sererek Spinoza'nın çok katmanlı felsefesinin boyutlarını gösteriyor. Örneğin Spinoza'nın Calvinizmle hesaplaşmasının arka planı, Hıristiyanlık ve din üzerine yorumları aktarılırken ilk çalışmalarıyla olgunluk eserleri arasındaki bağlantı ve geçişlere de yer veriliyor ve tüm bunların filozofun düşünce sistemi içerisinde nereye oturduğu aktarılıyor. Bununla birlikte Spinoza'nın kuramsal serüveninin bölümler şeklinde ele alındığı metinin ana gövdesini tartışmaların odağındaki Etika oluşturmakta.
    Murray Boockhin'in de dikkat çektiği gibi, Spinoza felsefesinin her ne kadar Kıta Avrupası ve ABD'de panteist argümanları dolayısıyla mistik bir felsefe arayışını kışkırttığı kısmen doğru da olsa, kendi serüvenlerinin izinde koşarken başkalarıyla aynı yolda yürümeyi arzulayanlar için, günümüzün şişkin egolarına, kendini tekrarlayan mekanik açıklamalarına karşı tatmin edici yanıtlar arayanlar için Spinoza kitaplığının birinci kitabını oluşturan söz konusu çalışma köklü bir külliyatın habercisi niteliğinde. "
    Kitabı henüz aldım.Radikal gazetesinde okuduğum bu yorum yazısında,ilgi çekecek bazı noktalar bulunmakta.İlgilenenler için (*) işareti ile belirttim.Kitabı okumanız ve keyif almanız dileğiyle..
     
  2. spinozanin hep aklimin bir kenarinda duran bir sözü vardır..'bir seyi iyi saydigimiz icin ona yönelmeyiz , ona yöneldigimiz icin onu iyi sayarız' aslında hemen hemen tüm hayatimizi birebir kaplayan bir söz.yani einstein 'ben olaylara karisan tanriya deil herseyi oluruna bırakan spinoza'nin tanrisina inanirim ' dediyse bir bildigi vardır belki..ama spinoza tanrı icin 'tanrı eger heryerde varsa hic bir yerde yoktur' demis..komik gelmisti bana bir zamanlar..
     

Bu Sayfayı Paylaş