Evet abiler bakınız, dikkatle bakınız; yalnızca 17 saniyede tamam bu iş...
True Romance,
Geçen hafta yeni izlediğim klasiklere bir yenisini ekledim. Tarantino yazmış, Tony Scott yönetmiş. Christian Slater oynuyor başrolde, biliyorsunuzdur zaten, fakat ben bilmiyormuşsunuz gibi bahsedeyim yine. Brad Pitt'in toy zamanları, gerçi toy diyorum ama bu filmden 1 sene öncesinde River Runs Through It filminde başrolü var, o nedenle bu filmde toplasan 10 dakikalık rolü olan kafası güzel ev arkadaşını oynaması enteresan geldi bana. Ev arkadaşı olduğu kişi de Michael Rapaport (Rapaport'u anınca filmlerinden ziyade Boston Public dizisi gelir aklıma, hani bir okul üzerine çevrilmiş belki de en güzel dizi bence, eski dizi, bulmak epey zor). Ha unutmadan, yukarıda Ironclad'ı yazarken Paul Giamatti için "psikopatlığın Gary Oldman ile birlikte en çok yakıştığı adam" demiştim; valla onun üzerine bu filmde Gary Oldman'ın triplerini görünce ne kadar haklı olduğumu anladım. Onun rolü de Pitt gibi kısa ama süper eğlendiriyor adam, müthiş oynuyor. Gerçi kısa rol enteresan diyorum da epey tanıdık simanın kısa rolleri var bu filmde; Samuel Jackson (gerçi o tarihteki her filmde var), James Gandolfini (Alabama yengeyle kapışma sahneleri müthiş) ve Christoper Walken bile öyle. Neyse efenim işte Slater bu Oldman'ı vurunca mekandan kokoyu da aşırıyor ve bunlar hatunla birlikte başlıyorlar kaçışa, film o şekil kopuyor. Ama esas dikkat çekmek istediğim nokta şu ki, Christoper Walken'ın Slater'ın babasını sorguladığı bir sahne var, böyle 15 dakikalık filan. Ulan adam rol kesiyor be, hayran hayran izlemekten başka yapacak hiç bir şey yok... Herhalde o kazanacak milyonları, ben mi kazanayım?
Arn Tempelriddaren & Arn Riket Vid Vagens Slut,
Evet sırf bu filmler için Norveççe ve İsveççe öğrendim desem... Evet evet desem... Arkadaşlar benim şöyle bir zayıf noktam var; film ne kadar kötü olsa da, kılıç-kalkan-şovalye-12/13. yüzyıl öğeleri etrafında dönüyorsa izlerim. Kısacası çok severim bu dönem filmlerini. Bu Arn'ı da yeni duydum, esasında romanmış, Jan Guillou yazmış, kitaplar 3 cilt olsa gerek, filmler ise 2007 ve 2008 olmak üzere 2 adet. Tapınak şovalyesinin çocukluğundan başlayarak tüm hayatını anlatıyor. Kudüs savaşı yılları, Selahaddin Eyyübi filan var... Yavaş bir seri fakat diyorum ya işte, ben seviyorum, bunu da severek izledim. Fakat özellikle 2. filmin alt yazıları konusunda biraz araştırma yapmanız gerekebilir, bu konuda en sık kullandığımız malum sitenin alternatifleri yetersiz, "İngilizcem iyi, koy götüne alt yazının" demeyin; zira filmde İngilizce, İsveççe, Arapça, Fransızca ve Latince kısımlar var. 2. filmde bunlara Norveççe ve Danca da ekleniyor. Bizim Parreira zamanındaki gözlüklü çevirmen abiye bile bu filmler için alt yazı şart yani anlayacağınız.
The Town,
Genelde yakışıklıkları ve ilişkileri ile insanların farkına vardıkları aktörler yönetmenliğe filan geçtiklerinde sıçıyorlar fakat Ben Affleck bu kervana katılmadı. Son dönemlerdeki filmlerinin çoğu kalburüstü. Bu da bence gayet güzel bir soygun filmi. Boston'da geçiyor, meğer burada soyguncular yetiştirmesi ile ünlü bir semt varmış, bunlar oranın çocukları olarak bazı profesyonel işlere kalkışıyorlar, sonra Mad Men'deki abi FBI ajanı kimliği ile peşlerine düşüyor. İzleyin mutlaka, filmin gideri bence tartışılmaz... Bir başka şey söyleyeyim; filmin kadrosuna bakınırken üzücü bir detay fark ettim, hani biliyorduysam da unutmuşum; Usual Suspects, In the Name of the Father, Amistad, Last of Mohicans gibi filmlerden bildiğimiz Pete Postlethwaite abi bu filmden yalnıca 1 sene sonra, 2011'de vefat etmiş. Bu film de sondan bir önceki filmi... Pete abi değişiktir, görüp hatırlayınca "evet" diyeceksiniz; pek kendini hissetirmez ama çoğu filmden hatırlarız onu, güzel yan rollerin adamıdır... Bu filmde de vurgulu İrlanda aksanı ile çiçeği ayıklayıp Ben Affleck'e ayar verdiği sahnesi takdire değer. Huzur içinde uyusun diyelim.
Kendisinden bahsederken saydığım filmlerden biri, In the Name of the Father, mutlaka daha önce yazmışımdır bu başlıkta fakat belki görmeyen/aramıza yeni katılan arkadaşlar filan vardır diye tekrar yazayım istedim... Benim hayatımda izlediğim en güzel ve etkileyici filmlerden biri. Filmi bitirdikten sonra, "bu başrole Oscar vermeyeni skerim" dedirten filmlerden biri. Daniel Day Lewis'in belki de en unutulmaz performansıdır benim için. İzlemeyen varsa izlesin diye 2. kez yazıyorum bakın.
Gerçi bir filmi bu kadar fazla övmek de iyi değil lan... Bir kaç hafta önce kafası kıyak bir kesim arkadaş grubuna "Death at a Funeral izleyelim, ben çok güldüm" dedim, herifler 25. dakikada oflayıp kapatalım dediler, beynini sktiklerim. Allahtan güldüm derken "ben güldüm" kısmını vurgulayıp, sizi bilemem demiştim, oradan kurtardık. Herifler sabredemedi lan : )